
Seda Hepsev’in “Büyülü Kaçış” başlıklı kişisel sergisi 28 Şubat’a kadar x-ist’te sanatseverlerle buluşuyor.
“‘Büyülü Kaçış’, masal ve mitlerde kahramanın sihirli bir dönüşüm aracılığıyla tehlikeden kurtuluşunu anlatan bir anlatı motifidir. Bu sergi, kaçışın dramatik anına değil; dönüşümün gerçekleştiği bir hâlden diğerine geçişin belirsiz ve askıda kalan eşiğine odaklanır. Seda Hepsev’in işleri, büyülü kaçışı bir kurtuluş anlatısı olarak değil bedensel, mekânsal ve zihinsel bir dönüşüm hâli olarak ele alır. Bu eşik, tamamlanmış bir varıştan çok süreklilik, geçicilik ve hareket fikri etrafında şekillenir.
Üretimde kullanılan kumaşlar, çoğunlukla bağış yoluyla ya da Zürih’teki ikinci el pazarlarından temin edilir. Bu pazarlardan birinde yaşanan bir anekdot, serginin kavramsal çıkış noktalarından birini oluşturur: 6-7 yaşlarında bir kız çocuğunun çizdiği kanatlı figür, sanatçı tarafından kelebek, annesi tarafından ise ‘peri’ olarak adlandırılır; oysa çocuk bir sinek çizmiştir. Bu durum, kanatlı figürlere yüklenen toplumsal cinsiyet ezberlerinin ötesinde, göçmen bir çocuğun zihninde sinek gibi dirençli ve uyumlu bir varlığın yer etmiş olmasına işaret eder. Bu karşılaşmanın ardından sanatçı, kumaşları ağırlıklı olarak göçmen gruplardan, aile bireylerinden ve yakın çevresinden toplamaya başlar. Bu süreçte kurulan ilişkiler ve paylaşılan hikâyeler üretimin (ayrılmaz-buna gerek yok sanki) bir parçası hâline gelir. Kumaşlar, yalnızca bir malzeme olarak değil; geçmişe, bedene, eve ve dile ait taşıyıcılar olarak sergide yer alır. Geçmişe ait kumaşların yeniden biçimlendirilmesi, göçmenliğin mekân, beden ve dil ile kurduğu ilişkilerin yeniden düşünülmesiyle paralel ilerler.
Sergideki formlarda bilinçli olarak kesinlikten kaçınır. Sabit bir temsile yerleşmek yerine, dönüşüm ve geçiş hâllerini çağrıştıran akışkan yapılar olarak var olurlar. Kumaşın mekân içinde askıda kalma hâli, tamamlanmış bir varıştan ziyade süreklilik ve hareket fikrini öne çıkarır. Burada dönüşüm, sonuca ulaşan bir eylem değil; devam eden, kesintiye uğramayan bir süreç olarak düşünülür. Serginin kavramsal ekseni de bu durmaksızın süren hâl değişimi içinde şekillenir. Bu yaklaşım, Georges Didi-Huberman’ın da işaret ettiği üzere, hafızayı yalnızca geçmişe değil, geleceğe ve yeniliğe açılan dönüştürücü bir güç olarak ele alır.”