10 EYLÜL, PERŞEMBE, 2020

Hans Op de Beeck ve Tayfun Serttaş’ın Sergileri ile Sezon Açılışı

PİLEVNELİ Gallery, yeni sezona iki yeni sergi ile başlıyor. 8 Ekim – 22 Kasım 2020 tarihleri arasında Belçikalı sanatçı Hans Op de Beeck’in “Süzülme / Drifting” adlı kişisel sergisine ve Tayfun Serttaş’ın “Saptanamayan / Undetectable” başlıklı son sergisine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 

Son dönem çalışmalarında insanoğlunun uykuya dalışını ve içinde bulunduğu gerçeklikten kopuşu fikrini kendisine temel alan Hans Op de Beeck, sergide insanın hayatın içinde âdeta süzülmesine, daha iyiye, kadere, kontrol edemediklerine teslim olmasına ve dikkatinin dağılmasıyla gün içinde kurduğu hayallere dalmasına odaklanıyor. Süzülme hâlini uyku ile özdeşleştiren sanatçı, gerçek âlemle rüya âlemi arasında oldukça sıkı bağlar kuruyor ve bu geçişkenliği eserleri üzerinden izleyicilerin beğenisine sunuyor. Sanatçının temel düşüncesini yansıtan ve sergisinin ana temasını gözler önüne seren “My bed a raft, the room the sea, and then I laughed some gloom in me” (2019) başlıklı çalışma, bu açıdan oldukça dikkat çekiyor.

Tayfun Serttaş, “Saptanamayan / Undetectable” başlıklı bu sergisini geçtiğimiz aylar boyunca sistematik nefret kampanyalarına maruz kalan Türkiye LGBT+ topluluğuna ithaf ediyor.

Serttaş, özgürlük meselesi üzerine düşünüyor. Bir kişinin özgür olabilmesi için en az iki kişi gerekir. Bu bağlamda özgürlük; ne salt bir ideoloji, ne de salt önermedir. Bireyselleşme tek başına özgürlükle mükâfatlandırılamaz. Özgürlüğün çekirdeği, topluma rağmen toplumsal ilişkideki asimetriye dayanır. Undetectable (Saptanamayan) mikrobiyoloji literatüründe karşımıza çıkan bir olgunun, toplumsal alana çekilmesiyle şekillenen bir dizi olasılığa işaret eder. Veriler, istatistikler, rakamlar ve polemikler arasında geçirdiğimiz dönem, sanatçı açısından kamusal katmanlar arasındaki saptanamamazlığın iz düşümüdür. Virüs kamu düzeniyle oyun oynamaktadır ve ortaya çıkan tablo, öznesi birey olan sosyal bilimlerin süregelen krizini alabildiğine derinleştirmiştir. Salgın zorunlu bir bireyselleşmeyi beraberinde getirirken, aynı zamanda insanlığı hiç olmadığı kadar ortak kaygılarda buluşturur. Kamu güvenliği, özgürlük-otorite dengesi ve olağanüstü hal’e dair kavramsal çerçevenin yeniden çizilmekte olduğu günümüzde, birey kültü yeni bir yapıbozum ile karşı karşıyadır. 

Modern birey, daimi bir aylak, evrensel yabancıdır. Ortak davranış reçetelerine uymaz. Bundan dolayı onu hiçbir sistem bağrına basmaz ve tam olarak temsil edemez. Öngörülemez özellikleriyle diğer toplumsal katmanlardan ayrılan bireyler, konumlandıkları sisteme itaat vadetmezler. Bu bağlamda birey tanımı gereği tekinsizdir. Onaylanmış kabileler vadetmekten başka seçeneği kalmayan günümüz popülist baskı rejimleri, bireyselleşmeye karşı tarihte izlenmemiş bir yumuşak baskının öncüleridir.  

​Baskı rejimlerinde sanatçılar ‘süresiz tatil’ dönemine girerler. Müphemleşirler. Türkiye’de sanatçıların salt pratiklerini icra edip çekilmek gibi bir konforları hiç olmadı. Sanatın neden olduğu, nasıl uygulanacağı, sunumun incelikleri ve temsilin sorumluluğuna değin birçok görünmez misyonu üzerlerinde taşıdılar. Bu bağlamda sanatçıların üretimden ziyade, üretimin doğurduğu/doğuracağı problemlerle yüzleşmek gibi coğrafyaya özel bir yorgunluğu oluştu. Halbuki sanat, tüm bu prosedürlerin kurumsal olarak aşıldığı noktada bir miktar gerçek anlamına yaklaşabilirdi... Pratiğimizin yarın ne anlam ifade edeceğini hala tam olarak kestiremiyoruz. Bildiğimiz, bir direniş metodu olarak sanatın varlığına dair bütün pozisyonlarımızı sürdürmemiz ve hakikat arayışında ısrarcı olmamız gerektiğidir.

0
1348
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage