18 MAYIS, SALI, 2021

Şimdi Hepimize Musallat: Bir HAYALET OĞUZ Kitabı

Kaya Tanış’ın yaşamı ve yaptıkları hep bir efsane etrafında anlatılan, Türk edebiyat ve kültür sahnesinin en ünlü “bohem”i Oğuz Halûk Alplaçin namı diğer Hayalet Oğuz hakkındaki kapsamlı çalışması Burası Orası Değil – Hayalet Oğuz Kitabı üzerine bir yazı.

Şimdi Hepimize Musallat: Bir HAYALET OĞUZ Kitabı

Neredeydi bu Hayalet? Kimdi, kimin nesiydi? Var olmuş muydu gerçekten? Olmuştu tabii, o da bu felekten geçip gitmişlerden biriydi. Tezer Özlü, Orhan Duru, Sezer Duru, Leylâ Erbil gibi önemli kalemlerin ucunda, sanat ve edebiyat camiasının tam ortasında dimdik ayaktaydı. Hayalet kökünden kayıptı ama fazlasıyla vardı. Arayış sona erdi. Biri Hayalet’i bıkıp usanmadan aradı, buldu ve şimdi bizimle tanıştırıyor. O hâlâ saklandığı yerden kıs kıs gülerken, biz onu yakından tanımanın fırsatını kaçırır mıyız hiç?

​Kaya Tanış’ın kaleme aldığı Burası Orası Değil – Hayalet Oğuz Kitabı inatla, tutkuyla ve ısrarla iz süren bir okuryazarın dev hizmeti. Nisan 2021’de Kırmızı Kedi Yayınevi etiketiyle biz ölümlülerle buluşan, dünya gözüyle ilk basımına tanıklık etmekten büyük heyecan duyduğum bir yapıt. Tanış’ın yaptığı muazzam kazı çalışması salt hayranlık uyandırmakla kalmıyor, belleğimizi avucunun içine alarak Hayalet’in yanına fırlatıyor bizi. 

1. Hayalet Oğuz- Ankara Ortaokulu, 1940-41 öğretim yılı
2. Hayalet Oğuz, Rize Ortaokulu'nda (1941-42)

Yeniden Aramızda Bir Yerlerde

Titizlikle didik didik edilen koleksiyonlardan, tezgâhları yazarın parmak izleriyle kaplanan sahaflardan, Hayalet’in mekânlarını bulmak için atılan yüz binlerce adımdan, yaşayan tanıklarla yapılan derinliğine röportajlardan, kütüphanelerde ve arşivlerde geçirilen senelerden bir daha doğuyor yaşamımıza Hayalet. Kaya Tanış’ın yıllar yıllar boyunca hem Hayalet’le hem onu tanıyanlarla (ve/veya bir Hayalet takipçisi olanlarla) teşriki mesaide bulunarak, (okuduğunuzda anlayacağınız üzere) sabır icap ettiren, bin bir eziyetli sınavı (Hayalet’in kendisini kerelerce şaşırtmasına, tuzaklara düşürmesine rağmen) muvaffakiyetle vererek peşinden gittiği bu müthiş yaşam öyküsünü derleme mücadelesinde elbette en ufak bir hak iddia edemeyiz. Fakat okur olmak öyle konforlu, boş beleş bir mesai değildir (olmamalıdır; bknz. bir önceki cümlenin uzunluğuna). Bu nedenle hazır olun. Hayalet’in elinin kitaptan uzanıp sizi yamacına almasına gıkınız çıkmasın. Zira direnirseniz bu kitabı, Hayalet’i, yazarın seyrini içselleştirmeniz pek olası değil. Bu noktada yazarın kitaptaki “Giriş” metninden şu cümleyi iğneleyelim:

“(...) Kısacık hayatı boyunca büyük bir dirençle kendini saklayan bir kişinin hatırasına ihanet edecek kadar onu önemsiyor ve yeniden hayatımızda olmasını, yeniden aramızda bir yerde dolaşmasını istiyordum...”

Çevirileri, senaryoları, şiirleri, yeniden yazma üretimleri, sert ve alaycı mizacı, müstearları, kimliksizlik / köksüzlük / mülksüzlük / mekânsızlık ilkesi ve bulanık sırlarıyla Hayalet’i aramıza salıyor Tanış. Az buz bir üretimden bahsedilmiyor kitapta; 113 çeviri, tam sayısı henüz saptanamayan senaryolar, şiirler, 58 telif kitabı, dergilerde yayımlanan 120’nin üzerinde çeviri metin. Kaya Tanış için Hayalet Oğuz araştırması sona ermiş değil, kim bilir daha neler koyacak önümüze. Beklerken okuyalım, aydınlanalım, Hayalet’i anlama gayreti sarf edelim.

1. 1955-1957 / Hayalet otuzlarına yaklaşırken - Fotoğraf: Duygu Sağıroğlu

2. Hayalet tek başına - Fotograf: Utku Varlık

Kırk Altı Yıllık “Büyülü Gerçekçi” Bir Ömür

Büyülü gerçekçilik ve varoluşçuluk, bu gerçek (üstü) yaşam öyküsünün her safhasında karşımıza çıkıyor. Sıklıkla bir kurgu okuduğunuz hissi yaşatan bir hayat Hayalet’inki; bazen çok teatral, zaman zaman bağımsız bir filmin kirli sarı kareleri, sıklıkla köklerini yitirmiş, huzursuz, kendine yabancı, topluma yabancı bir adamın hiç beklenmedik anlarda ve durumlarda suskunlukla, belki de iç monologlarla anlattıkları.

Kaya Tanış’ın benimsediği üslup yılankavi (az aşağıda bu tasvirin açıklaması var). Kendisinin bir romanı ("Kurdeşen", Edebi Şeyler) ve bir öykü kitabı ("Ari Erk Cetveli", Edebi Şeyler) olduğunu da anımsatalım; kalemin mahirliği, kurguya hâkimiyet bu eserlerin ardından gelen bu kurgu dışı yaşam öyküsünde gövdeli bir şekilde görülüyor. Yazarın sesi ana metin haricinde dipnotlarda da var; hiçbiri atlanmazsa bu sesi de içten ve yalın bir şekilde duyuyoruz.

Oğuz Halûk Alplâçin (Hayalet Oğuz’un kafa kâğıdı ismi). Doğum yılı: 1929. Ölüm yılı: 1975. Geçmişindeki, bilhassa aile köklerindeki gizem perdesini yazar kaldırıyor. Varlıklı bir aileden geldiğini, annesinin ortadan kaybolduğunu (bu kayboluş bir muamma, detaylar kitapta), 17 yaşında ailesiyle bağlarını kopararak İstanbul’a geldiğini öğreniyoruz. Lakabın (hikâyesi esasen başka) kendisine anneden miras kaldığını düşündürüyor insana. Kitapta aile hayatına özel bir yer atfedildiğini belirtmeliyiz. Kaya Tanış belli ki Hayalet’in mazisine dair üretilen ve yıllar geçtikçe katmerlenen rivayetlere ve mitlere de son vermek, bu istisnai yaşama yapılan haksızlığı bitirmek istemiş. Bu çabada pür sevgi, saygı ve zarafet var. Bunlarla sarmalanan okur olarak, yazarın Hayalet’i yazmaktan çok ona eşlik ettiğini düşünmekten kaçmak zor. Zaten kaçış yok, kapıldık gidiyoruz bir kere.  

1. Hayalet Oğuz dost masasında. Yanında Hayalet'in cenazesinde anne adını kimse bilemeyince onu Havva'nın oğlu diyerek uğurlayan Dürnev Tunase
2. Gençlik Hülyaları filminin seti (1962). Soldan ikinci Hayalet Oğuz

- SEN KİMSİN?
​- HİÇBİR ŞEY!

Hayalet Oğuz, o incecik bedeniyle, yazarın tabiriyle “Geride yılankavi bir yaşam bıraktı.” Darıdünyada kısa süreli misafir olan bu renkli şahıs kimdi, kimlerdendi, kimlerin yanındaydı, kimlerin yanında değildi? Kimlere suspus, kapı duvardı? En çok hangi mekânlara uğrar, hangi masalara teşrif ederdi? 1950’lerin ve ‘60’ların sanat, yayıncılık ve edebiyat çevrelerinde nasıl bu denli etkili oldu varlığı (ve de yokluğu)?

“Oğuz Halûk Alplâçin, kişiliği ve edinemediği kimlikleriyle kısa yaşamı boyunca en uzun zamanını geçirdiği ve öldüğü İstanbul’da, en çok da Beyoğlu’nda bir dönemin sanat ve edebiyat dünyasının karanlık ama renkli bir köşesinde yaşadı.” (s.69)

Beyoğlu’nun, hatta İstanbul’un tüm sanatçı mıntıkalarının o yıllardaki bohem, entelektüel, marjinal masalarına, odalarına, evlerine, sokaklarına, duvarlı veya duvarsız her türden ortamına sıklıkla sızıyoruz biz okur da. Kimler kimler yok ki buralarda? Ahmet Oktay, Arif Keskiner (Çiçek Arif), Aziz Nesin, Bülent Oran, Demir Özlü, Duygu Sağıroğlu, Ece Ayhan, Erden Kıral, Ergin Ertem, Ertem Eğilmez, Halit Kıvanç, Metin Eloğlu, Oğuz Aral, Onat Kutlar, Selahattin Hilav, Tezer Özlü, Yılmaz Güney ve daha nice isim. Bu isimlerin tümüyle ahbaplık etmemiş Hayalet; kimi ile atışmış kimi ile mesafesini her daim korumuş. Bu kadar çok biri olmuş, olabilmiş kişi arasında bir görünen bir kaybolan Hayalet’in kendi varoluşuna dair çarpıcı bir döküm de var kitapta.

“(...) ‘sen kimsin?’ sorularına verdiği Hayalet’in verdiği gelişine yanıt sarsılmaz: ‘hiçbir şey!’” (s.93)

Dünyanın en kısa ve sarsıcı tiradı olabilir pekala. Hiçbir şey! 

Yılmayan, Böbürlenmeyen, Şık Bir Kafa İşçisi

Hayalet Oğuz’a dair birçok rivayeti ve efsaneyi yanıtlayarak, hakkındaki yanılgıyı ve önyargıyı da sağlam kaynaklardan aldığı bilgiler ve etraflı araştırmalar ışığında düzeltiyor yazar. Örneklerle ifade edelim ne demek istediğimizi:

Her zaman şık ve özenli giyindiğini, misafir olduğu evlerde (çok fazla hane mevzubahis olan) varlığını hiç hissettirmediğini, yanında kaldığı dostlarına karşı verici ve güler yüzlü, kadınlara karşı her zaman zarif olduğunu, hem sevilen hem de kızılan ilginç bir İstanbul bohemi siması (Haldun Taner’in deyişiyle) olduğunu, lakabı “Hayalet Oğuz”un Selahattin Hilav tarafından takıldığını, kısa süreli bir nişanlılığı olduğunu ve bu nişanlının daha sonraları Halikarnas Balıkçısı’nın oğlu Sina Kabaağaç ile evlendiğini yazarın ortak anılara sahip kişilerle yaptığı görüşmelerden, arşiv taramalarından öğreniyoruz.

“Oğuz Halûk Alplâçin bütün yaşamını hatsız bir kayıt dışıkla var ederken, ‘yaşamının çeyrek yüzyılını elliye yakın dostunun evinde’ geçirirken de sadece belleklerin tuttuğu bir hizayı belirleyecektir.” (s.207)

Evsizliği benimseyen Hayalet’in katiyen bir aylak adam olmadığını seyrediyoruz okuma boyunca. Kaya Tanış’ın “yılmadan ama böbürlenmeden, kafa işçiliğiyle ama kol gücüyle daima çalışan” tasvirini ince ve yoğun ayrıntılar, dönemin başarıyla resmedilen manzaraları eşliğinde hafızamıza yerleştiriyor.

​Fotoğraf Albümü, Bibliyografya, Dizin ve Kaynakça ile 566 sayfalık bir seyir Hayalet Oğuz kitabı; kâh fırtınalı kâh sütliman, görünüşte bol tayfalı ama esasında hep yalnız bir kaptanın seyri. Bu yüzyılın insanına (en azından bana ve bibliyofilliğini iyi bildiğim birçok eşe dosta) “eksik okur olma” diye fısıldıyor da usulca. Bu dostane mırıldanış kıymetli. Çünkü...

Sadece bu çok başka karakteri anlatmıyor bize, dönemin yayınevleri, dergileri ve sosyokültürel iklimine dair veriler de sunması kayda değer bir diğer cazip sebep. Film setleri, yok olan (ve edilen) mekânlar (evler, oteller, meyhaneler, pasajlar, pastaneler, stüdyolar vb.), dergiler, yayınevleri de geniş yer tutuyor bu anlatıda. Hayalet, zamanının tüm sanat üretim alanlarında karşımıza çıkıyor ve çıktığı alanlardaki atmosferi yanındaymışçasına (peşindeymişçesine) soluyoruz. Mizah dergilerinde ağırlıklı olmak üzere yazı, fıkra, şiir ve çevirilerinin hiç de azımsanmayacak sayıda olduğunu öğreniyoruz. O dergilerin nasıl ve ne zaman yayın hayatlarının başladığını / sona erdiği bilgisine ulaşıyoruz. Nasıl senaryo yazdığını, kıvrak zekasının ürettiği emsalsiz metodolojiyi okuyoruz. Hikâyelerindeki sertlikle şiirlerindeki duygu yoğunluğunu nasıl bir gönlün taşıdığına, ne türden bir zihnin ürettiğine şaşırırken biraz da utanıp sıkılıyoruz. Meraka ve coşkuya hüzün de eşlik ediyor bu edinimlerde. Ah güzel İstanbul... Hayalet, bugün özlenen İstanbul’u yaşamış, hakkını da vermiş doğrusu.

Kaya Tanış

Burası Orası Değil

Kitapta Hayalet Oğuz’un yaşam öyküsünün yanı sıra Oğuz Halûk imzalı yaklaşık 30 şiiri, yine aynı imzayla çevirdiği üç şiiri; Dolmuş, Gölge, Taş, Taş-Karikatür, Tef, Pazar Postası gibi yayınlarda Alplâçin, Oğuz Alplâçin, Oğuz Halûk, O. Alplâçin gibi farklı imzalarla basılmış hikâyeleri; bir fıkrası; deneme-makale tarzı yazıları yer alıyor. Kitaba adını veren günümüzde baskısı bulunmayan Dünya Sarsılıyor Rock’n Roll adlı kitabı (Ekicigil Yayınları) da Kaya Tanış tarafından ilk kapağı ve ilk basım içeriğiyle (başka yerde bulmanız zor, epey zor) kitaba dahil edilmiş. “Yazdığı / Hazırladığı Kitaplardan Örnekler” ayrı bir bölüm. Hayalet’in çevirilerine Halûk Kâzım olarak imza attığı ama esasında yazdığı Mayk Hammer kitapları var bu kısımda mesela. İlaveten; İngilizce ders kitapları, sekizer ciltlik ansiklopediler de dikkat çekiyor. “Çevirdiği Kitaplardan Örnekler” bölümünde de sıklıkla Oğuz Alplâçin, bazen de O. Halûk imzasını kullandığını görüyoruz. Aralarında Agatha Christie, Vladimir Nabokov, Graham Green, Stefan Zweig, Guy de Maupassant, Mario Puzzo gibi önemli yazarların olduğu pek çok kitabı Türkçeleştiren Hayalet’in kim iddia edebilir bir kahraman olmadığını - soru olmadığından işareti de yok hâliyle.

Kitabın adının sırrını da Hayalet’in “Burası Orası Değil” adlı bir hikâye kaleme aldığını öğrendiğimizde çözüyoruz. Elimizdeki değerli kitapta da şüphesiz yer verilen, Taş-Karikatür’de 1959’da yayımlanan bu hikâyedeki nüktedanlık ve zekayı görmemek mümkün değil. Hayalet’in (belli ki üzerinde hiç mi hiç durmadığı) yeteneklerini kitapta geniş yer tanınan metinlerinden anlıyoruz. Tamam, bir şeyi çok net anladık: Hayalet ölmez, ölmeyecek.

Bedenen bu dünyadan giden Oğuz Halûk Alplâçin, onun hayatını süren ve bunca eseri bırakansa Hayalet Oğuz oldu. Kırk altı yılın sonunda gelen sadece ölüm değildi, ölüm en son sıralarda bile yer edinemedi kendine bu hikâyede. Zaten Tezer Özlü’ye emanet edilen o küçük valiz de aslında “buralarda kalıcıyım” demekti belki de. Hayalet bu, niyeti nedir bilinemez.

Kitabın en başında yer alan ithafı sona sakladık. Hayalet Oğuz bir şiirini (Rock and Roll, 1956) dostu Demir Özlü’ye (kendisini de birkaç ay önce yitirdik) ithaf ederek yayımlamış. Kaya Tanış da bu kitabı Demir Özlü’ye adıyor ve ithaf metnini şöyle tamamlıyor:

“Nihayetinde bir hayalete bir sürgünden kim daha yakın durabilir ki?”

0
3465
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage