02 HAZİRAN, ÇARŞAMBA, 2021

Piyano Tuşlarının Ardındaki İnci

Göknil Özkök’ün okulla, piyano dersleriyle ve evlerinin karşısındaki gizemli köşke dair düşlerle günleri geçen İnci’nin klasik müzik bestecimiz Ahmed Adnan Saygun ile kesişen hikâyesini anlattığı, Başak İşbilir’in resimleriyle hayat verdiği eseri İnci’nin Kitabı üzerine bir yazı. 

Piyano Tuşlarının Ardındaki İnci

Suskunluk, duyuların yoğunlaşmasına yol açar - insanlar arasındaki sessizlik, iletişimin çoğalmasını sağlar. Çünkü sessizliğin içinde, ikimizden ya da üçümüzden daha büyük olan bir şeyi paylaşırız.” Gündüz Vassaf - "Cehenneme Övgü"

Kuşların ötüşündeki yalın ezgilerde ya da dev bir orkestranın seyrinde… Müziğin içinde kaybolmak mümkün her zaman. Melodilerin içimizde uyandırdığı duygular daha ilk notadan gerçekliğin dışına taşıyabilir bizi. Müzik hayatın içindedir. Kimileri için bir tutku, nefes almak gibi bir ihtiyaçtır.

Gösterişli, ışıltılı “yeni ama hikâyesiz binaların” arasında bir köşk var tüm sessizliğiyle bir köşede duran. Artık yeniçağa hitap etmeyen, çalınmadığından unutulmaya yüz tutmuş bir bestenin notaları gibi. Her zaman kilitli olan o büyük kara kapısının açılıp, nota sehpasına konulup piyano tuşlarıyla can bulmayı, duyulmayı, yeniden keşfedilmeyi bekliyor bu ev. Ta ki notalara tutkun İnci, onun sırrını keşfedene kadar.

Sessizlik üzerine düşünebilmektir asıl meziyet. Sessizlik de müziğe dâhildir. Müzik ses kadar sessizliktir de. Coşku kadar gizemin de farkında olmaktır. Tıpkı İnci’nin yeni evlerinin yakınında, hatta tam da kendi odasının karşısında olan bu gizli evin merak uyandırıcı çehresini her gün sabırla seyretmesi gibi. Pencerenin önünde usulca durup, şehrin tekdüzeliğinden uzak bu köşkü hayalleri için yarısı boyanmış bir tuval gibi kullanır İnci. Evin bilinmeyen yönlerini, yani tuvalin boşluğunu her gün yeniden doldurur kafasında.

Öyle ki doyasıya eğlenmek için onlarca arkadaşa, oyun parklarına ya da sayısız teknolojik alete ihtiyacı yok İnci’nin. Sadece kedisi Üzüm, köşkün manzarası ve piyano tuşları…“Bahçede dolaşan birkaç kedi, bahçe kapısına konan serçeler ve rüzgârla sallanan ağaçlar” onu neşelendirmeye yeter. Çünkü kafası ve ruhu zaten sanatla ve duygularla dolu…

Siyah tuşlar, İnci için “yeryüzünün seslerine kapı açan anahtarlardır”. Bir nevi piyanosu olmadan dünyayı anlamlandırmak olanaksız... Çalmaya başladığında, kâğıt üstündeki o şekillerin sese dönüşmesiyle, küçük yolculuklar bekler onu.

Küçük kızımız İnci, her müzik aşığı gibi dünyanın tasvirini ezgilerde, melodilerin karşılığını da dünyada buluyor. Birbirinin yansıması oluyor bu iki evren adeta. Sanatta ve felsefede uzun yıllardır karşılık bulan bu düşüncenin temeline gidersek Antik Yunan filozoflarından Aristoteles’i hatırlayabiliriz. Ona göre mimesis (taklit), doğa ve insan davranışının sanatta ve edebiyatta taklide dayanan temsilidir. Sanatın başlı başına rolü de doğayı taklit etmektir. Öyle ki sanatçı, adeta tabiatın eksik bıraktığı şeyleri tamamlar. Buna bakarak minik sanatçımız İnci’nin bir gramofon sesi ve bir köşk manzarasıyla kurduğu hayaller onun sanatçı ruhuna mana vermek için yeterli bile

İnci’ye bu yolculuğunda tarihe adını yazdırmış bir isim de eşlik ediyor. Asırların yok edemeyeceği sanatçımız Ahmed Adnan Saygun günümüze konuk oluyor, İnci’nin sevgi dolu ve gizemli hikâyesinin bir parçası olarak. Cumhuriyet’in ilk yıllarında sayısız eser vermiş, ilk kez “devlet sanatçısı” unvanına layık görülmüş olan bestecimizin, vefatının ardından geçen senelere meydan okuyarak hâlâ müzikseverlerin kalplerinde iz bıraktığını görüyoruz. Böylece farklı nesillerin hayatlarında gezinirken zaman ve mekân sınırlamaları müzikle aşılıyor. Ölümünün 30. yılı olan bu senede de Saygun’u genç nesillerle buluşturmak yazarımızın ince düşüncesinin ürünü.

Gerek aldığı eğitimlerle, gerekse ülkemize kazandırdığı başarılarla kendisi de müziğe gönül vermiş yazarımız Göknil Özkök, müziğin derinliğini bir çocuğun hayal gücüyle yansıtıyor bu kitapta. Hâlihazırda MSGSÜ Devlet Konservatuvarı’ndaki viyola eğitmenliğine devam eden sanatçı, kelimelerle müziği belki de en yetkin şekilde harmanlayan cevherlerimizden biri. Öyle ki yazarın diğer kitapları da müzikten besleniyor. Bu kadar sanatla iç içe olan bir ruhun, sanatın farklı dallarını edebiyatla yoğurması da her sayfayı değerli kılıyor.

İnci’nin Kitabı öyle bir eser ki, satırlarını okurken dingin bir parça dinler gibi sakinlikle, ormanı seyreder gibi de bir huzurla doluyor içiniz. Kelimeler, notalar, resimler… Sanatın bu çeşitli elementleri bir araya toplanmış yalnızca sayfalarının çevrilmesini bekliyor. İlk sayfayı açtıktan sonra gerisi dingin bir macera…

0
803
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage