26 TEMMUZ, ÇARŞAMBA, 2023

Okyanuslar Aslında Kime Ait?

Hannah Gold’un insanların doğaya verdiği zararı ve bunun sonuçlarını bir çocuğun balina ile ilişkisi üzerinden anlattığı kitabı Kayıp Balina hakkında bir yazı.

Okyanuslar Aslında Kime Ait?

Nil Kıyısı olarak tabii ki ekoloji ve çevre konularına değinen kitapları çok seviyorum. Hannah Gold’un bir önceki kitabı Son Ayı’yı da çok severek okumuştum ama Kayıp Balina hem verdiği bilgiler hem değindiği çevre problemleri hem de kurgusu açısından beni gerçekten çok etkiledi.

11 yaşındaki Rio’nun annesi zihinsel sağlığı kötüye gittiği için yardım almak amacıyla hastaneye yatıyor ve Rio da dört haftalığına Kaliforniya’ya, anneannesinin yanına geliyor. Annesinden ayrı kalacağı için oldukça mutsuz olan Rio’nun bu ziyareti onu “derinlere” bir yolculuğa çıkarıyor.

Kitapta ilk dikkatimi çeken şey, gürültü ve ses simgeleri oldu. Rio, havaalanına indiğinde dikkatini çeken ilk şey “gürültü” oluyor ve zaten sonra alıyoruz ki Rio, yüksek seslerden çok fazla hoşlanmayan bir çocuk. Arabadan indiği anda da ilk fark ettiği şey okyanusun sesi oluyor ve bunu şöyle tanımlıyor: “Muhteşem, güçlü bir kükremeydi. Yalnızca olağanüstü, fevkalade güçlü bir şeyin çıkarabileceği türden bir sesti. Duyduğu, okyanusun kükremesiydi.” Ve bu sesin gücünü vücudunda hissediyor ve bu gücün, içindeki gerginlik ve mutsuzluğu atmasını istiyor. İlk sabah uyandığında derin uykusunu bile “sanki okyanusun derinlerine batmak gibi” diye tanımlıyor.

​İşte bu noktada okyanusla olan bağı kuruluyor Rio’nun; okyanusun iyileştirici gücünü, onun sesi aracılığıyla fark ediyor. Ve okyanus, ilk günden itibaren büyülendiği, vazgeçemeyeceği, yeri geldiğinde tutunacağı bir şeye dönüşüyor. Onu kurtarmak isterken asıl kendini kurtaracağını bilmeden…

Rio’nun ilk amacı aslında annesini iyileştirmek, neşeli günlerine tekrar döndürmek. Bugüne kadar aslında hep annesine bakan o olmuş, kendi çamaşırlarını bile kendi yıkamış. O yüzden de onu iyileştirme görevinin kendisinde olduğunu düşünüyor. Annesinin “neşe kutusu”nu bulması, onu adım adım bir zamanlar annesini yüzünde güller açtıran gri balinalara, özellikle de Beyaz Gaga’ya yaklaştırıyor ve gri balinalara ulaşırsa annesini de iyileştirebileceğine inanıyor. Babası ile birlikte balina izleme turları düzenleyen Marina ile arkadaş olması ise Rio’nun tüm hayatını değiştiriyor.

Kitap; balinalar ve okyanus kirliliğine dair çok önemli bilgiler de veriyor ve yazar bunları aralara o kadar iyi serpiştirmiş, hikâyenin içine o kadar güzel yedirmiş ki insanın bu kitabı okuduktan sonra bu konulara duyarsız kalması bence imkânsız, çok güzel bir farkındalık oluşturma yöntemi. Ayrıca Marina’nın babasının da dediği gibi, “Farkındalık, değişimin en önemli kısmı.”

Kitapta Pasifik kıyı şeridinin, gri balinaların ana göç yolu olduğunu ama gri balinaların nesli tükenmekte olan bir tür olduğunu öğreniyoruz. Ayrıca insanların gri balinalara tarih boyunca ve günümüzde neler çektirdiğini de… Geçmişte balinaların etleri ve yağları için avlandığını, hatta kemiklerinden korse yapıldığını öğreniyoruz. Tam bu satırları okuduktan sonra tesadüfe bakın ki Queen Charlotte dizisinin ilk sahnesinde de Charlotte’un altı saat kıpırdamadan oturduğunu, çünkü giydiği elbisenin balina kemiğinden bir iskeletin üzerinde olduğunu görünce ben iyice şok oluyorum!

​Bunun dışında kitapta okyanuslardaki plastik kirliliğine ve iklim krizine de değiniliyor. Balinaların ve diğer canlıların bu plastikleri yiyecek sanarak yemeleri… Artan okyanus sıcaklıklarının, gemi çarpmalarının, nükleer testlerin, petrol bulmak için yapılan yer altı sondajlarının balinaları öldürmesi… Onlarla aynı sesi çıkaran gemilerin yön duygularını bozması sonucu balinaların karaya vurması… İnsanlar olarak doğal yaşamı kendimizin sanarak aslında onu nasıl da mahvettiğimiz gerçeğiyle bir kez daha yüzleşiyoruz.


Rio okyanusta vakit geçirmeye başladıkça, okyanusun ona nasıl iyi geldiğini hemen fark ediyoruz. Daha önceden içinde var olduğunu bilmediği, muhtemelen de bastırdığı duygularının gevşediğini hissediyor mesela. Daha önce hissetmediği bir sevinç hissediyor, orada olmak ona enerji veriyor, damarlarındaki elektrik gibi akıp gidiyor. Ve bu kitabın başından beri dikkatimi çeken “gürültü” ve “ses” simgeleri sonunda bir sonuca varıyor ve -spoiler alert- Rio’nun balinaların sesini duyabilme yeteneğine sahip olduğunu öğreniyoruz.

​Bu duyu yetisi sayesinde ise Beyaz Gaga’yı bulup kurtarıyor. Tüm bu yolculuğa aslında annesini kurtarmak için çıkan Rio, okyanusun aslında bir ayna görevi gördüğünü, kayıp balinayı ararken, aslında kendini bulduğunu anlıyor. Evet, zaten annesini iyileştiremeyeceğini biliyor ama Beyaz Gaga’yı kurtarırken kendi kalbinin etrafındaki ağların da çözülmesini sağlıyor ve kendinden daha büyük bir şeyin parçası olma hissinin verdiği gururla okyanusları ve balinaları kurtarma mücadelesine daha sıkı sarılıyor.

0
3377
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage