12 EKİM, ÇARŞAMBA, 2016

"Nedamet Getirmek Bu Toplum İçin Bir Çıkış Kapısı"

“Affetmek, affedilmek, kamusal vicdan, şiddet toplumu, buna karşı bir özgürlük arayışı” üzerine yazılmış bir roman olan Nedamet'i yazarı Mehmet Cevat Yıldırım ile konuştuk...

Nedamet ismiyle de dikkat çeken bir roman. Nedamet sözcüğü hayatımızda ve kitapta nereye denk geliyor?

Fazla bilinmeyen bir sözcük nedamet. Pişmanlık duyup suçunu itiraf etmek ve bir daha yapmamak, tövbe etmek demek. Hayatımızda bütün bunların çok az yeri var aslında. Kolektif suçlarımızla, kusurlarımızla, bizi mükemmel olmaktan alıkoyacak her şeyle yüzleşmekten kaçıyoruz. Nedamet getirmiyoruz. Neden? Belki korkuyoruz, belki inat ediyoruz, belki kibirliyiz. Oysa bu toplumun “Evet, biz yanlış yaptık ve yaptığımızı bir daha asla yapmamamız gerekiyor” demeye öyle çok ihtiyacı var ki.

Kitapta insanların suç ortaklığıyla birbirine bağlandığı bir şiddet toplumu tasvir ediyorum. Viranbayır adında acımasız bir kasaba... Şiddet sarmalını o kadar uzatmışlar ki bu sarmalın içinde hapsolmuşlar. Nedamet getirmek bu toplum için bir çıkış kapısı. İçine düştükleri kısırdöngüden tek kaçış yolu. 

Peki Nedamet'te nasıl bir macera anlatılıyor, kısaca özetler misiniz?

Berber çırağı İlyas, Viranbayır’ın ileri gelenlerinin yıllar önce bir cinayet işlediğini öğrenir. Buna rağmen Viranbayırlılar bu kişileri el üstünde tutmaya devam etmektedir. Cinayet daha sonra bir kırıma vesile olmuş, öldürülen kadimî kızın ailesi ve daha sonra bütün kadimîler öldürülmüş ya da kaçırılmıştır. Kasabanın vicdansızlığından kaçan İlyas bir gemiye tayfa yazılıp uzaklara gitmek hayaliyle büyük şehre gelir. Burada tanıştığı Hasan’ın yardımıyla kendisine geçici de olsa bir hayat kurar. Günü gelip de denize açılabildiği zaman Viranbayır’la birlikte bu hayatı da geride bırakmıştır. Yıllar sonra Hasan’ın oğlu Viranbayır’a gelir. Kasabanın sırrını babasından öğrenmiştir. Çok uzun bir zaman boyunca kasabayı yönetmeye devam eden katilleri, suçlarıyla yüzleşmek zorunda bırakır. Bu yüzleşmenin sonucunda yöneticiler nedamet getirirken kasaba halkı da derin bir sarsıntı yaşayacaktır. 

Yunus Peygamber söylencesi bu hikâyeye nasıl girdi, buna dair bir roman yazmak aklınıza nereden geldi?

Affetmek, affedilmek, kamusal vicdan, şiddet toplumu, buna karşı bir özgürlük arayışı… Peşine düşmek istediğim bütün bu temaları Yunus peygamber öyküsünde buldum. Hayatlarımızda önemli bir yeri olan bu temaların çağlar öncesinde de insanları meşgul ettiğini bilmek çok şaşırtıcı değil mi? Her daim insanlık tarihinin en istisnai noktasında yaşadığına inandırılan bizim kuşağımız için, yüzlerce hatta binlerce yıl öncesine ait böyle bir mitosla karşılaşmak, zaman duygumuzu yitirmemize neden oluyor. Ayrıca Yunus Peygamber çok güçlü bir figür: İtaatsizliğiyle tanınan isyankâr bir peygamber. Yine de toplumunu Tanrı’nın gazabından kurtarabilen tek peygamber. 

Viranbayır’ın yöneticilerinin gerçek hayattaki karşılığı var mı sizce? Viranbayır zamana hapsolmuş bir coğrafya mı?

Evet, Viranbayır bir zaman hapishanesi. Romanımın konusu çok uzun bir zaman dilimini kapsıyor. Yine de bu süre boyunca Viranbayır’da neredeyse hiçbir şey değişmiyor. Hiçbir şeyin değişmemesini istiyorlar çünkü kurallarına ve âdetlerine yaşamsal kaygılarla sıkı sıkıya bağlılar. Viranbayır’ın yöneticilerini olabildiğince canlı tasvir etmeye çalıştım. Bu kişilerin çoğunun okura tanıdık geleceğini zannediyorum. Çünkü kendilerine vehmettikleri otoriteyle hayat bulan, yaptıkları bütün zorbalıkları yapmak zorunda olduklarına kendilerini inandırmış bu adamlar aslında ortak bir bilincin tasviri. Öyle ki bu kişilerin gösterdiği davranış bozukluklarını her gün ama her gün mutlaka kendi hayatımızda görüyoruz. Bu bazen bir yönetici, bazen sokakta karşılaştığımız birisi, bazen ailemizden birisi olabiliyor. 

Kadimiler kim mesela, Ermeniler ve Rumlar mı?

Kadimîler ismini ortak bir isim olarak düşündüm. Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Yahudiler, Yezidîler, Keldaniler, Filistinliler, belki Kürtler ve gadre uğramış başka birçok topluluk düşünülebilir. Kadimîler olarak düşünülebilecek toplulukların belirleyici özelliği kadim, otokton topluluklar olmalarıdır. Bildiğimiz ve bilmediğimiz, uzak ya da yakın birçok topluluk zulümle karşılaştı. Bu gözle bakınca Kızılderilileri bile kadimî olarak düşünebilirsiniz. 

İkinci romanınızı yayımladınız, gelecekte gerçekleştirmeyi planladığınız neler var? Mesela yeni bir roman olacak mı?

Düşmanına dönüşme üzerine bir roman yazmak istiyorum. 

Eser: Peony Yip

0
3791
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage