Advertisement
09 HAZİRAN, CUMA, 2023

Lâle Müldür’den Bir Parçalı Yapı(t): “Nova Roma’da Gece Güneşi”

Lâle Müldür’ün evini, semtini, arkadaş ortamlarını, toplumu, ülkeyi, felsefeyi, dini ve siyasi gelişmeleri kendi kurmacası içinde anlattığı kitabı Nova Roma’da Gece Güneşi üzerine bir yazı.

Lâle Müldür’den Bir Parçalı Yapı(t): “Nova Roma’da Gece Güneşi”

Louis Aragon, edebiyat estetiğini açıklarken yapıtlarındaki süreksizlikten, bütünlüklü değil, parçalı bir yapının hâkim oluşundan bahseder ve bu yapıyı ifade etmek için kullandığı “kopukluk” kavramı, hem onun hem başka yazar ve şairlerin yapıtlarını incelerken kullanılan “kopuk yapıt/kopuk yazı” kavramlarının oluşumuna zemin hazırlar. Kubilay Aktulum, bu adı taşıyan kitabında Aragon edebiyatını süreksizliği üzerinden irdeler. Parçalılığı, tamlığı bir mecburiyet olarak ele alan klasik yazma biçiminin karşısında bir yazma biçimi olarak tanımlar kısaca [1].

Lâle Müldür, kırk yılı aşan edebiyat yaşamında Aktulum’un sözünü ettiği klasik yazma biçimine aykırı yapıtlar üretti ve özellikle şiir kitaplarının dışındaki, düzyazıya yaklaşan yapıtlarında parçalı yapıları çıkardı okurun karşısına. Şiir, bu yapıtlarında da hep vardı ama bunun yanı sıra deneme, günce, hatta akademik referanslarıyla bilimsel metinlere yaklaşan, farklı türdeki metinler bir araya geldi.

Yakın zamanda okurla buluşan Nova Roma’da Gece Güneşi, anlatı üst başlığıyla sunulsa da yine parçalı bir yapının şifrelerini çözme denemeleri bekliyor bizi. 24 Nisan – 2 Haziran tarihleri arasında yazılmış bir günce gibi okunmaya başlanan metin, bu yönüyle kurmaca ve metin dışı dünya arasındaki çizgiyi siliyor ve anlatıcı kendisi, geçmişte kaleme aldığı metinler başta olmak üzere Nilgün Marmara, Hümeyra, İlhan Berk, Hür Yumer, Fatih Özgüven gibi farklı sanat dallarından tanıdığımız kişileri – güncenin yazıldığı tarihleri kapsayan dönemle sınırlı kalmayarak – anlatısına dâhil ediyor. Öykü, roman vb. kurmaca metinler için hep tartışılan gerçeklik meselesinin karşısına bütün tartışmaları boşa düşürecek bir yapı koyuyor böylelikle.

Müldür’ün metninin günce türündeki parçalarının bir başka özelliği ise hem o tarihlerin hem de öncesinin politika ve sanata dair güncel konuları üzerine gözlemlere yer vermesi. Yazarın bir otobüs penceresinden ya da bir kahvehanede gözlemlediği insanlarla yahut politik gelişmelerle ilgili yazım esnasında bile değişen, dönüşen görüşleri, iç monolog ve bilinç akışı tekniğiyle yazılmış bir metin gibi süren, bir tür “sesli düşünme”yi andıran pasajlarıyla koşutluk gösterirken yapıtın genel parçalı yapısına da denk düşüyor.

Kopuk yapıtlarda dikkati çeken metinlerarasılık, Nova Roma’da Gece Güneşi’ni biçimlendiren temel yazınsal ölçüt olarak karşımıza çıkıyor. Az önce sözünü ettiğim, Müldür’ün önceki yapıtlarına anıştırma yoluyla kurulan bu ilişki, kitabın daha ilk satırlarında göze çarpıyor ve sözgelimi “kumru” imgesi, “Saatler/Geyikler”in “ormanda bir kuş hızla dönüyordu. / âşık olduğumuz zaman / yürek denen ormanda / ya da orman boşluğunda / bir kuş anormal bir hızla döner / ve kaçmamız gerektiğini söyler bize / çünkü her şey çok fazladır / kendi etrafında nefes kesici bir biçimde / dönen bir kuş kendini ve etrafındakileri / yaralar, tehlikedir onun adı / bunun için aşkı hiç kimse / insanın kendi arkadaşları bile / istemez. / kumrular sakindir bir tek. / ben kumru değilim. / sen de. / bunun için birbirimize yaklaşamayız.” [2] dizelerini hatırlatıyor ve metnin devamında da görülen kumru ve kuğu imgeleri, yine Müldür’ün bir başka kitabı Bizansiyya’nın adının geçtiği bölümler, anlatının metinlerarasılık temelinde çözümlenmesine olanak veriyor.

Anlatının metinlerarası ilişkileri yalnızca Lâle Müldür metinleriyle sınırlı kalmayıp Nilgün Marmara’nın bir şiirine, bir sinema filmine ya da Hervé Vilard’ın bir şarkısına yapılan atıflarla çok sesli bir yapıya dönüştüğünü görüyoruz. Bir pasajda Ruhi Su türküsü duyulurken bir başka yerde Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi”siyle Ahmet Haşim’in “Merdivenler”i de parçalanıp birleşerek metindeki yerini alıyor.

Lâle Müldür

Metnin sinema filmlerine gönderimleri, aynı zamanda hem metin türü hem de metinlerarasılık bağlamında başka bir ilişkiye zemin hazırlıyor. Müldür okurlarının iyi bildiği Deleuze ve Bergson, zaman-imge ve hareket-imge kavramlarıyla beraber bu kitapta da sesini duyuruyor. Önceki parçalarda anlattığı gündelik olaylardan birden uzaklaşıp bir sinema filminde planın ne olduğunu, nasıl oluşturulduğunu izah etmeye girişen anlatıcının Deleuze ve Bergson okumaları, gerek bu anlatının gerekse metinlerarası ilişki kurduğu sinema filmlerinin çözümlemeleri için okurlara bir anahtar daha veriyor. Öte yandan kitabın bu bölümleri, metin türü olarak – verilen referanslarla beraber – adeta akademik metinlere dönüşüyor.

Benzer metinlerarası ilişkileri, yalnızca sinema bağlamında değil, Müldür’ün yapıtlarında önemli yer tutan ruhbilimsel kaynakların adlarının anıldığı bölümlerde de görüyoruz. Bir Messenger konuşmasında tartışılan şizofreni konusu, devamında bu alanda çalışan Laing’in önemli kitaplarından Bölünmüş Benlik’e bağlanıyor örneğin; yahut Freud’un yaşam içgüdüleriyle yıkıcı içgüdülerin iç içe olduğunu ortaya koyan Eros ile Thanatos kavramlarına ilişkin açılımları, “Vücudunu vücuduma yapıştırmak. Tenini hissetmek  […] Kanını hissetmek, arzulamak, dudaklarını…” [3] ifadelerinde yankısını buluyor. Böylece yapıt, bir yandan da onu çözümlemeye koyulacak okura kaynakçasının bir kısmını açıktan ya da anıştırma yoluyla ilk elden veriyor.

Müldür’ün edebiyat anlayışına bağlı olarak metinlerinin kendini kolay ele veren yapıda olmadıklarını söylemek mümkün. Bu anlayış, yeni anlatısında da devam ediyor. Edebiyat yapıtlarına haz alma amacıyla yaklaşanların epey zorlanacakları türde bir metin. Müldür de bu anlayışa karşı çıktığını “Sanatı zevk ve tatmin kapsamında değerlendirmek, onu bir ‘beğeni meselesine’ indirgeyecektir” diyerek ortaya koyuyor ve ekliyor: “Sahte bir dünyada bütün haz sahtedir”[4]. Sonuç olarak okuru farklı bir okuma deneyimiyle baş başa bırakıyor kendisi de Nova Roma’da henüz okumadığımız başka yapıtlar yazmayı sürdürürken.

[1] Aktulum, K. (2008). “Parçalılık/Süreksizlik/Kopukluk”. SDÜ, Güzel Sanatlar Fakültesi Hakemli Dergisi. S. 1. s. 10.
[2] Müldür, L. (2017). Apokalips / Amonyak: Toplu Şiirler II (1990 – 2012). Yapı Kredi Yayınları: İstanbul, s. 121.
[3] Müldür, L. (2023). Nova Roma’da Gece Güneşi. Yapı Kredi Yayınları: İstanbul, s. 60.
​[4] Müldür, L. (2023). Nova Roma’da Gece Güneşi. Yapı Kredi Yayınları: İstanbul, s. 19.

Başlıktaki görsel Lâle Müldür'ün 22.9.2020 - 27.11.2020 tarihleri arasında Yapı Kredi Kültür Sanat'ta gerçekleşen "Milat" sergisinden alındı.

0
3805
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage