12 ARALIK, PAZARTESİ, 2022

Kırmızı Bisikletin Tanıklığında

Bisikleti bir ulaşım aracı olarak kullanmanın ötesinde ona bir de misyon yükleyen Mehmet Yapar’ın onca zorluğun içinde mücadele etmeyi bırakmayan kadınların hikâyelerini bir araya getirdiği Kırmızı Bisikletim: Yaşanmış Kadın Hikâyeleri adlı kitabı üzerine bir yazı.

Kırmızı Bisikletin Tanıklığında

Bugün pek dile getirilmese de, kadın hareketinin tarihine baktığımızda, bisikletin hatırı sayılır bir önemi vardır. Keza bundan tam bir asır önce Batı’da kadınlar kitlesel olarak ilk defa hak ve özgürlük arayışına çıktıklarında, ne araba ne de başka bir binek aracı; bisikleti yaren bilirler, süfrajet hareketleri sırasında yapılan pedal çevirme eylemleri de bir hayli ses getirir.

Üstelik yalnızca kadın hareketinin membaı olan Batı’da değil, bizim topraklarımızda da bisiklet kadınlar için özel bir yere sahiptir. Nitekim 1895 gibi erken bir tarihte, Osmanlı Devleti’nde birinci dalga feminizmin izlerine rastladığımız Hanımlara Mahsus Gazete’de bisikletle ilgili yazılar çıkmaya başlar, kadınların görece daha özgür olduğu Meşrutiyet’ten sonra da bisiklete yönelik ilgi artar. Hatta öyle ki kadınların seçme ve seçilme haklarını elde ettikleri 1930’lu yıllarda artık bisiklet üzerinde poz veren kadın fotoğrafları her yeri süslemeye başlar. Kadın hareketi tarihine işte böyle bir tanıklığı vardır bisikletin; hem işlevsel hem de simgesel olarak.

Mehmet Yapar, geçtiğimiz günlerde Müptela Yayınları’ndan çıkan kitabı Kırmızı Bisikletim’de de işte bu minvalde kırmızı bir bisikletin tanıklığında rastladığı kadınların hikâyeleri arasında yolculuğuna çıkarıyor bizleri. Kırmızı bir bisiklet fersah fersah yol aşıyor, çeşitli meşrepten, sınıftan kadına rastlıyor, onların hikâyelerini dinliyor. Bu kadınların kabuklarını nasıl kırdıklarını, başlarına gelen onca şeye rağmen ayakta ve hayatta nasıl kalabildiklerini, kimi zaman da arzularının, hayallerinin peşinden nasıl gittiklerini bizlere taşıyor. Bu kadınların kişisel tarihlerine ışık tutuyor.

​Söz konusu kırmızı bisiklete ruhunu üfleyen Mehmet Yapar ise kaleme aldığı kadın hikâyelerine dair şu yorumu yapıyor: “Hikâyeler de anlatıcıları da farklı farklı ama ortak bir noktaları var: Yaşam muhteşem bir hediye. Umutsa zor günlerde ruhumuzun bir sığınağı.” Ve ekliyor: “Hayat sürprizlerle dolu. Güzel sürprizler kadar kötü sürprizler de var. Güzel sürprizin sonu kötüye varabilir; bizi üzen kötü sürpriz ise kurtuluşumuz olabilir. Ama kesin olan bir şey var ki, karşılaştığımız her olay bir şey öğretmek için yaşanıyor. O yüzden gelene de gidene de eyvallah diyebilmek lazım.”

Kırmızı Bisikletim’in ilk bölümünde söz konusu kadınların isimlerini vererek hikâyelerini bizlerle paylaşıyor Yapar. Onlarca kadının kimi zaman esef kimi zaman da ilham verici hikâyesini okuyoruz. Çorlu tren kazasında oğlunu ve eski eşini kaybettikten sonra yürüttüğü mücadele ile bizlerin yakından tanıdığı Mısra Öz de Yapar’ın kırmızı bisikletiyle tanıklık ettiği kadınların arasında yer alıyor. “Çaresizlikle ilk o gün tanıştım. Dünyadaki kıyametim de onun öldüğünü duyduğum an koptu. Ömürlük acımı yaşayamadan, daha oğlumun yasını tutamadan bir mücadele içine düştüm,” diyor Öz, o günden sonra yaşadıkları hakkında. Başka çocuklar ölmesin diye mücadele ettiğini vurguluyor. Kararlılığı ve direnci ile bu ülkedeki hukuksuzlukla mücadele eden başka kadınlara emsal oluyor.

Kırmızı Bisikletim’in tanıklık ettiği kadınlardan bir diğeri de, yokluklara ve zorluklara rağmen aldığı burslarla hatırı sayılır okullarda okuyan Dr. Bahar Eriş. Kendisi yazdığı kitaplarla ailelere ve gençlere yol gösteriyor ve kendi başarı hikâyesinden damıttığı tecrübelerle şu sözleri söylüyor: “Gençlere tavsiyem asla hayallerinden vazgeçmemeleri ve yönlerini çizerken kalplerine, kabiliyetlerine, karakterlerine uygun bir kariyer belirlemeleri. Çabanın sihrine inananlardanım. Çaba verdiğiniz her ne ise onu mutlaka büyütürsünüz.”

Kırmızı Bisikletim’de ismi geçen diğer kadınlara gelince… Kimi sahip olduğu bir engel ya da hastalık yüzünden hayata geriden başlamış kimi ise başına gelen felaketten… Kimine “Kadınsın yapamazsın” denmiş kimi ise hayatındaki her şeyi kaybettiği hâlde yaşamaya direnmiş. Keza çocukken geçirdiği havale sonucu sol tarafı felçli kalan ancak mücadele ederek büyük ölçüde iyileşen, fizyoterapist olup bu defa başkalarına şifa dağıtan Selcen Kankul; kulağına kaçan buğday tanesinin sebep olduğu tümörle mücadele eden, sağ kulağında işitme duygusunu yitirdikten sonra beden dilini öğrenen ve uzun yıllar Pandora dergisinde yazarlık yapan Beyhan Aral; yürüme engeli oluşan buna rağmen pes etmeyip hayata sarılan Tuğçe Erhan; Cizre’de yokluk içinde geçen çocukluğunda içinde kabaran müzik aşkının peşinde giden, öyle ki katıldığı yarışmalarda çeşitli ödüllere layık görülen, Türkiye’nin pek çok yerinde halk müziği konserleri vererek başarısını taçlandıran ve bu sayede doğduğu ilçede pek çok kız çocuğunun okula gitmesine yol açan Türk sanat müziği ve Türk halk müziği yorumcusu, aynı zamanda koro şefi ve müzik öğretmeni olan Derya Özer; geçirdiği Akdeniz anemisiyle birlikte saçları dökülen, yıllardır taktığı şapkayla “hayata gülümseyen”, kadınlara kapalı bir dünya olan inşaat işlerinde ustalık kazanan Sema Sırtıkkızıl; bomba yüklü kamyonunun yanı başında patlaması sonucunda ölümden dönen ve yaşadığı bu kötü olaydan sonra Türkiye’nin ilk ve tek kadın bomba arama köpeği eğitmeni olan Mefaret Sezen; geçirdiği beyin anevrizmasını yendikten sonra yeniden doğan, tahsil hayatına dönerek ortaokul ve liseyi tamamlayıp üniversiteye başlayan Fatma Uzkur; Gölcük depreminde enkaz altında üç gün bekledikten sonra kurtarılan, eşini, iki çocuğunu, sağ kol ve bacağını kaybettiği halde hayata tutunan ve bazı motivasyon seminerleri veren Asya Koşal; teşhis konulamayan bir hastalık sebebiyle yürüme ve konuşma engelli olan oğlunun hem bacağı, hem de dili olarak ona hayat veren Gaye Sinmaz; “Yapamazsın!” diyenlere rağmen inat edip yamaç paraşütü pilotu olan Elif Kurukütük; tıp eğitimi sırasında geçirdiği meme kanseriyle birlikte mesleğine bakışı değişen bütüncül tıp konusunda yeni yaklaşımlar getiren Şule Şahin Onat; evliliğinde şiddet ve ihanet yaşayan, tüm bu olumsuzluklara karşın yoga yaparak ve yazı yazarak hayatına yeni bir pencere açan Yıldız Ertan; nadir görülen hastalığıyla mücadele ettiği halde hayata iyimser bir haleyle gülümseyen Gülizar Haşıcı; anne ve babasını erken yaşta kaybedip hayatta tek başına kaldığı hâlde pes etmeyen, tiyatro eğitimi alan ve hayatını anasız babasız çocukları mutlu etmek için adayan Arzu Köylüoğlu; kanseri yendikten sonra motosikletle Türkiye turuna çıkan Yasemin Uluatam; yurt dışında askeri antropolog olarak çalışırken, mesleğini bırakıp kendisini ülkesinde, sulama yapmadan ve zirai ilaç kullanmadan tıbbi ve aromatik bitkiler üretmeye vakfeden ve kadınlara istihdam olanağı sağlayan Aynur Ece Onur; İstanbul Devlet ve Operası dansçılarından İlke Kodal; hem engelli eşine bakan, hem de çocuğuyla ayakta kalma mücadelesi veren Fatma Gargin; doğuştan görme engelli olmasına rağmen gözleri okumasına, hayatını kurmasına ve çocuk sahibi olmasına engel olmayan Gülden Nil; erkek dünyası olarak bilinen bir sektörde başarı kazanan Royal Motors’da genel müdür yardımcısı olan Hilal Aysal; çocukluk tutkusu olan sinemanın peşinden giden, bugün Warner Brothers’da yardımcı yönetmen olarak çalışan Melodi Tuna; “engellerine” rağmen sokak hayvanlarını besleme gönüllüsü olan Ayşe Kete; engelli olan evladına nefes olan, anneliğin insanı nasıl güçlü kıldığını bize anlatan Neşe Batmacı; kanserle mücadele ettikten sonra başka insanlara umut olmak için “aslidan_inciler” isimli bir blog yönetmeye ve dj’lik yapmaya başlayan Aslı Gençel; bir kaza sonucu boyundan aşağısı felç kalan eşinin hayata tutunmasını sağlayan Begüm Eken; zorluklar karşısında azmi bırakmayan “İsviçreli anne” ismiyle sosyal medyada tanınan Zeynep Jaggi; çocuk kitapları yazarı Defne Ongun; kızının yaşaması için varıyla yoğuyla mücadele eden Tülay Sarar; babasının sevgisizliğiyle mücadele eden Gözde Köse hikayesine vakıf olduğumuz kadınlar arasında yer alıyor.

Mehmet Yapar

Mehmet Yapar, kitabın ikinci kısmında ise ismini vermek istemeyen kadınların hikâyelerini aktarıyor bizlere. Bu kadınların pek çoğu ailesi tarafından gördükleri sevgisizliğin ve şiddetin onları nasıl yaraladığını anlatıyor; Sartre’ın “Cehennem başkalarıdır.” sözünü hatırlatırcasına, onlar ilk cehennemi ailelerinde yaşıyor, sonra da eşlerinin evlerinde. Aralarında mutlu sonla biten direniş hikâyeleri de var; hayatta kalma savaşında hâlâ mücadeleye devam edenler de… İbret ettirenler de var; kuvvet verenler de… Hepsi hayata dair, hayatın içinden… Kimi zaman bakışlarımızı kaçırdığımız kimi zaman da her şeyden habersiz selam verdiğimiz kadınlardan birine ait olabilecek hikâyeler bunlar…

​Çeşitli mecralarda kadınlar seslerini artık enikonu yükseltebiliyorken, buna rağmen ne çok kadının soluksuz ve sessiz kaldığını, çaresizlik içinde kıvrandığını okuyoruz Kırmızı Bisikletim’de.  Mehmet Yapar’ın kırmızı bisikleti ise onların seslerini bizlere duyurmaya devam ediyor; o sesler gök kubbede hoş bir seda olarak kalmasın, başkaları tarafından da duyulsun, duyulsun ki onlara da ilham olsun diye…

0
4027
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage