22 EKİM, PERŞEMBE, 2015

En Derin Yaraları İyi Niyetli İnsanlar Alırlar

Dünyanın diktatörlerin, zorbaların, faşistlerin, insanı hiçe sayan politikaların gazabı altında kaldığı dönemlerde tüm kavramlar temel anlamlarını yitirir. Kötülükler iyi diye, yanlışlar doğru, nefret sevgi olarak, savaş ve katliamlar barış adına sunulur kitlelere. Böyle zamanlarda arkadaşını ve ülkeni satmak onur gibi gösterilir, muhalif olmak küçümsenir. Böyle zamanlarda en derin yaraları en iyi niyetli insanlar alırlar. Çünkü en çok, hatta belki sadece, onların vicdanı yaralanır. Bir tuzak haline gelmiş dünyamızda, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği...

En Derin Yaraları İyi Niyetli İnsanlar Alırlar

Milan Kundera, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nde 1968 yılında Sovyet Rusya tarafından işgal edilen Çekoslavakya’da, işgal öncesi ve sonrasında yaşananları arka fonuna alarak, yaşama dair olası her şeye dokunuyor; aşka, devrime, komünizme, ideallere, inançlara, sanata, edebiyata, kadına ve erkeğe, doğaya ve hayvanlara… Kitabın iki ana karakteri Thomas ve Tereza’dır. Prag’da yalnız ve başarılı bir cerrah olarak yaşayan Thomas’ın düzeni, yaşamındaki kavramların anlamı, inandığı ve bildiği bir çok şey, küçük bir kasabada karşılaştığı Tereza’nın hayatına girmesi ile değişmeye, dönüşmeye başlar. Bu değişime bir de Prag Baharı’nın hüsranla bitişinin sonuçları eklenir. Varolmanın hafifliği ve ağırlığına dair düşünceleri de bu değişime tabiidir; hangisi olumlu hangisi olumsuz, hangisi tercih edilesidir?

Ağırlık ezicidir, çökertir, hareketlerimizi olduğu kadar yaşamsal bağlamda duygularımızı da kısıtlar. Diğer yandan “her çağda yazılmış aşk şiirlerinde, kadın erkeğin bedeninin altında ezilmeyi özler. O halde yüklerin en ağırı, aynı zamanda yaşamın sağladığı en şiddetli doyumun da imgesidir.” Diğer yandan haz, hafiflik ve özgürlük, insanı dünyadan, gerçeklerden uzaklaştırır. Hafiflik de çoğu zaman bir drama dönüşebilir, en olumsuz hali ile dayanılmaz olabilir…

Romanın temeli “Einmal ist keinmal” üzerine kuruludur, yani; “Bir kere olan şey hiç olmamış demektir.” Thomas’ın hayatında olanlar ve yaşadığı coğrafyada süregiden siyasi ve toplumsal çalkantılar tüm örnekleri ile bu tezi destekler.

Thomas, Tereza’ya aşıktır ama ondan önceki yaşamında olduğu gibi onunla iken de çok eşliliğini sürdürür, birçoğu tek gecelik olmak üzere, bulduğu her fırsatta başka kadınlarla birlikte olur. Bu durum onun için vazgeçilmezdir, Tereza içinse uyurken de uyanıkken de bir kabustur. Yine de birbirlerinden kopamazlar.


"Bir kadınla sevişmek ve bir kadınla uyumak iki ayrı tutkudur, sadece farklı değil aynı zamanda da zıt tutkular. Aşk çiftleşme arzusunda (sonsuz sayıda kadına kadar uzanabilecek bir tutku) duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur (tek bir kadınla sınırlı olan arzu)."


Ressam Sabina, Thomas’ın en uzun süreli sevgilisidir. Hatta Sabina ve Tereza tanışırlar ve Sabina Tereza’ya Prag’da ilk işini bulmasında yardımcı olur. Rus işgali sonrası Prag’dan ayrılan Sabina’nın, Cenevre’de yaşadığı dönemde Franz isimli bir akademisyenle uzun süreli bir ilişkisi olur. Kundera, kitapta geçen olayları ve yaşananları Thomas, Tereza, Sabina ve Franz’ın gözünden, farklı bakış açıları ile irdeliyor. Bu yaklaşımla, varoluşun hafifliği ya da ağırlığını, hangisinin olumlu hangisinin olumsuz olduğunu aynı olaylara farklı bakan ve farklı yaşayan karakterlerle anlatıyor.

Thomas ve Tereza içinde bulundukları aşkın iniş çıkışları kadar, yaşadıkları coğrafyanın siyasi çalkantıları ile de mücadele etmek zorunda kalırlar. O dönem Çekoslovakya’sında binlerce insanın başına geldiği gibi, Thomas meslekten uzaklaştırılır, ilişkilerinin ilk zamanlarında fotoğrafçı olarak hayatını sürdürmeye başlayan Teresa da mesleğini yapamaz. Prag’dan küçük bir kasabaya taşınmak zorunda kalırlar. Ruslar orada da onları rahat bırakmaz ve bir köye yerleşerek toprak ve hayvancılıkla uğraşırlar. Yaşam standartları her geçen gün düşer.

Kundera, Thomas ve Tereza ile onların hayatlarına girip çıkan insanlar üzerinden, yaşamı ve varoluşu sorgular. Zaman zaman anlatıcı kimliğinden sıyrılıp yazarın bizzat kendisi olarak söz alır:

“Romanlarımdaki kişiler kendime ilişkin gerçekleşmemiş olabilirliklerdir. Onlardan eşit derecede hoşnut olmam ve dehşete düşmem de bu yüzden. Her biri benim ancak kenarında dolaştığım bir sınırı aşmıştır. Bana en çekici gelen şey bu aşılmış sınırdır (ötesinde kendi ‘ben’imin sona erdiği sınır). Çünkü romanın sorguladığı sır o sınırın ötesinde başlar. Roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan yaşamının araştırılmasıdır.”

Kundera’nın kitapta üzerinde durduğu ve geniş yer verdiği kavramlardan biri de “kitsch”; savaş ve katliamlarla bezeli Çeklerin ve dünyanın tarihi masaya yatırılırken, uzun uzun “kitsch” kavramının yaşamdaki yansımaları anlatılıyor.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, Türkçe’de ilk kez 1986 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Bugüne kadar çok sayıda baskı yapan kitap Ağustos 2015’te Can Yayınları tarafından tekrar yayımlandı. Kitabın bu yeni basımında kapakta Kundera’nın çizgileri ile Thomas ve Tereza’nın köpekleri Karenin’e yer verilmiş. Roman yedi bölüme ayrılıyor ve son bölümün ismi “Karenin’in Gülümseyişi”. Okurken gözyaşlarımı tutamadığım bölüm. Bu nedenle kapak tasarımını çok anlamlı ve etkileyici buldum. Kundera, bu bölümü hayvanlara ithaf etmiş diyebilirim.

“Gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığı ile, özgürce ortaya çıkabilir. İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı, temel sınavı (iyice derinlere gömülmüş, gözlerden uzak sınavı) onun, merhametine bırakılmış olanlara merhametinde gizlidir: Hayvanlara. Ve işte bu açıdan insan soyu temel bir yenilgi yaşamıştır, o kadar temel bir yenilgi ki, bütün öteki yenilgiler kaynağını bundan almaktadır.”

Bazı kitaplar vardır, okuyup bitirdiğimizde okumasak hayatımızda bir eksiklik olarak kalacakmış, deriz. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği o kitaplardan. 

0
45183
6
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage