16 EKİM, PAZARTESİ, 2017

“Zaman, Anlamlandırdığınız Yönde ve Hızda Akar”

Balkan Naci İslimyeli, 45. sanat yılını MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nin Beş Kubbe ve Tek Kubbe salonlarında aynı anda açılan “Hatırla” sergisiyle kutluyor. “Hatırla”, son 30 yılın seçkileriyle birlikte 15 yılın üretilmiş ama sergilenmemiş eserlerini bir araya getiriyor. Sergi vesilesiyle sanatçıyla buluştuk.

“Zaman, Anlamlandırdığınız Yönde ve Hızda Akar”

Balkan Naci İslimyeli, 45. sanat yılını kutladığı “Hatırla” sergisinde zaman, bellek ve anı temalarına değiniyor. Sanatçıyla sergi kapsamında buluşup, serginin teması, multidisipliner üretim biçimi, hatırlamanın biçimleri ve bellek/tarih ilişkisi üzerine konuştuk.

45. sanat yılınızı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür Sanat Merkezi’nde açılan “Hatırla” sergisiyle kutluyorsunuz. Sergi, son 30 yılın seçkileriyle birlikte 15 yılın üretilmiş ama sergilenmemiş eserlerini bir araya getiriyor. Sanat hayatınızın 45. yılında, geriye dönüp baktığınızda nasıl bir değişim ve gelişim süreci yaşadığınızı söyleyebilirsiniz?

Zaman, hayata verdiğiniz bir isimdir. Sizin anlamlandırdığınız yönde ve hızda akar. Zamanın bu gerçek adını siz değil de başkaları koymuşsa, akışta yavaşlama, yan yollar, kaybolmalar yaşanır. Bizde hayatlar yazık ki kendimizin değildir. Uysallıkla baş eğdiğiniz kararların hayatınızı elinizden alacağını bilemezsiniz. Akut bir mutsuzluk yaşam boyu sizi izler. Zaman zor ve ağır geçer. Bende böyle gelişmedi; işim benim ayrılmaz bir parçamdı ve başka bir beceride hiç gözüm olmadı. Bu kadar uzun sanat yaşamı, sarsılmaz bir bağlılıkla olası. Ben sanatın meşru çocuğuydum. Ama onu gayrimeşru yaşadım. Yani hem sevdim hem ihanet ettim. Kural tanımazlığım da aslında bu süreci uzattı. Her ilişkide gerilimler o ilişkiyi canlı tutar. İşimi çok sevmeme karşılık onunla mutlu oldum mu? Hayır; çünkü mutsuzluk, sorunlar ve sorunları çözme sorunları bu yaşamın kaçınılmazlarından, hatta temel malzemesi. İşte böyle; sevdiğim ve bu yüzden her acısını peşinen kabul ettiğim sanatla kırk beş yılım çabucak geçti. Bu tutkulu aşk beni hep canlı tuttu. İnsan çok üretince yaptıkları bencilleşiyor, görülmek istemiyor, ilişki aramızda kalsın istiyorlar. Bu yüzden sürekli sergi açmak anlamsızlaşıyor. Yaptıklarım da ben de bu süreçte birlikte bağımsızlık kazandık. Doğanızda merak, muhalefet, arayışlar ve kendi egonuzu kıracak bir iç şiddet varsa, bunların yarattığı itki, sizi olmadık yerlere sürüklüyor. Aynı mekânlarda kalarak büyük serüvenler yaşamak en büyük fantezi. Bu uzun yolculuklar sürekli yenilenmeyi ve arkaya bakmadan devam etme cüretini kazandırıyor size. Ben yola böyle çıktım ve o yolda yaşadıklarımla mutlu oldum.

Sergi adı olan “Hatırla” bu kıymetli yıllara da atıfta bulunur nitelikte. Yaşananları akılda tutmanın yolu ne olabilir sizce?

Hatırlamak geçmişin ve özel geçmişinizin bir tür sağlamasını yapmaktır. Hayat içinde örselenen ve biçimini, anlamını kaybeden gerçeklik, zamanın tozu oturduğunda çok daha açık seçik bir hâl alır. Oradaki silüeti yani yaşamakla hatırlamak arasındaki derin ayrımı geç de olsa fark ederiz. Bu netliği yaşadığımız güne taşımak ve son duruşumuzla yeniden temasını sağlamak başlı başına yaratıcı bir eylem... Zaman bu anı çöplüğünden resmî ahlakın denetiminde bir eleme yapar. Ama bu çok tehlikeli operasyona izin vermek hatırlamanın bir yüzleşme olduğunu unutmamak, aksine savunmacı bir tutumla üstü örtülmüş olanlara ısrarla açılmak gerekir. Sanat bu alanların korku ve tehlikelerini göze alarak onlarla yüzleşmektir. Kısaca hatırlamak; kronolojik ya da iradeniz dışında gerçekleştirilen zaman ayarlarınıza karşı yaratıcı bir direniştir. Bu açıklık ve netlik sanatın kendi gizemini, ruhunu öldürmez; aksine başkalarının onlara yaklaşabilme cesaretini arttırır. Bu tür oyuncaklarla oyalanmak, geçmişi günden uzaklaştırmak, aralarındaki yaşamsal bağları imha etmektir. Resmi tarih ya da ikinci el anlatılar içine kendinizi katamazsınız. Kattığınız an sürünün bir parçası olursunuz. Bu sanatın doğasına aykırı.

Hatırlamanın en yapıcı insani değer olduğunu söylüyorsunuz. Çalışmalarınız bellek ve tarih ile hangi noktada kesişiyor?

Bir bellek deposu içinde biçimleniyoruz. Her bir anı, bu inşanın yapı taşlarından biri. Hatırlamak bir nostaljik hezeyan ya da kaba bir zaman seçkisi değildir. Geçmişe aşağılayıcı anlamlar yüklemek yanlış. Gerçekte zaman yoktur. Akıp giden bu döngü içinde yalnız insanın hayatına ayarlı bir hırsızlıktır. Bu düzen içinde satılabilecek nitelikte yeni değerler oluşturulur. Zaman bir meta değil, öğretidir. Bellekle tarih arasındaki fark belleğin bireysel bir ayıklama olmasına karşın tarihin resmi, dayatmacı ve çoğu zaman gerçek dışı bir iktidar dekoru olmasındandır. Tarihin yaşayan, insanı kuşatan bir çerçeve olarak onunla ayrılmaz bir bütünlük içinde olması gerekir. Ancak koparılan ilişki nedeniyle tarih insan üzerinde korkutucu bir gölge haline getirilir. Kısaca tarih insanların değil devletin belleğidir.

Sergi, multidisipliner özelliğiyle dikkat çekiyor. Ayrıca şiir ve metinleriniz de sergiye eşlik ediyor. Bu çok yönlülük üretimlerinizi nasıl etkiliyor?

Hep söylediğim gibi ben malzeme sanatçısı değilim. Enstrümanlarla gerçekleştirilen virtüöziteye hayranlık duysam da pek inanmam. Bu bana üst düzey bir beceri olarak görünür.

Her sanatın içinde başka sanatlar gizlidir. Sanat tek ve bütünsel bir kavrayıştır. Hayatın içinde var olan her canlı ve nesne yaratıcının ona dokunmasını bekleyen bir malzemedir. Sanatçı bu ilhama layık olur ya da olmaz, bu onun sorunudur. Ama hayat alçak gönüllülük ve cömertlikle size milyonlarca “arzu nesnesi” sunar. Onlardaki geniş çağrışım ağını görebilirseniz, sizinle olur, size katılır. Bu bende yaşamla barışmak, kaynaşmak, birlikte üretmek neşesi yaratıyor. Anlamlarını çoğaltmak, değiştirip dönüştürmek, onlara bir saygı duruşu. Kuşkusuz bu malzemeler yaratım sürecimin içinde bulunan eski dostlarım. Şiir, metin, fotoğraf, drama gibi… Başrollerde görünmeseler bile perde arkasının gerçek kahramanları onlar. Yapıtın inşa süreci hepsinin katkılarıyla gelişiyor. Çizdiğim boyadığım kadar, yazıyor, fotoğraflıyor ve video çekiyorum. Başroller ondan sonra belirleniyor. Hepsini ya da birkaçını ya da yalnız birini öne çıkarıp ilişkilendiriyorum. Tıpkı yaşam gibi yapıt da içinde herkesin katkısı olan paylaşımcı bir biçimde ortaya çıkıyor. Şiir benim en eski aşkım. Sanatımın içinde en çok payı olan, hatta gizli başrol diyebileceğim konumda olan, yapıta ruhunu veren son nokta. Bu çok yönlü arayış ve birikim, yaşama daha derin hatta daha mahrem ziyaretlerimi sıklaştırıyor. Bu da bana daha geniş açılımlarla geri dönüyor.

İnsan ve bellek merkezli çalışmalarınızla tanıyoruz sizi. Üretimlerinizde sizi besleyen faktörler neler?

Sanatçıyı besleyen şey öncelikle içindeki açlıktır. Bilme, öğrenme, deneme ve imha etme açıklığı. Hep dediğim gibi sanat hayatta bir şeyin yerini değiştirebilmeli. Bu müdahale zamansız ve şiddetli de olabilir. Ancak sanatta sürekli değişim böyle oluşur. Yeni bir değere yer açmak için, içinizdeki ya da çevrenizdeki şeylerin yerini değiştirmeli, tozunu almalısınız. Bir bahar temizliği yapmadan bahar gelmez. Her çağ, her teknoloji önünüze yeni olanaklar sunar. Önemli olan bunların insanla olan bağlarını kaybetmeden sanatınıza katabilmektir. Yoksa hepsi gösterişli takılar olarak ortada kalır. Her yeni malzeme sanat için hem dayanak hem de tehdittir. Bu nedenle yapıtınızla, dünyanızla uyumsuz bir malzemede ısrar etmek bence yanlış. Her sanatçının uğraşı insan ve bellek etrafında yaratıcı, yenileyici bir algı biçimi geliştirmektir. Ben bu yolda ilerliyorum.

Son serginizi oluştururken hangi tema etrafında ilerlediniz?

Hep aynı olan ama kendi devamlılığı içinde yenilenen temalar, farklı dünyalar, farklı yerler ve düşler; zamanın parçaladığı insanlık, uzun bir yol üzerindeki serüvenler; karşılaşmalar, çatışmalar, yeni doğumlar, yeni özlemler... Özetle katettiği yolda kendi loş hayalini takip eden yalnız insan, yani sanatçı… İşte benim konularım bunlar.

Gelecek projeleriniz arasında neler var?

Bu sergi Ankara’ya ve kesinleşirse yurt dışına taşınacak. Baskıya hazır kitaplarım, şiirler, öyküler, ders notları var. Sinemaya hazırlıklarım ileri bir aşamada ve her gün aklıma gelen ancak yorgunluk nedeniyle zihnimden kovduğum onlarca proje... 

0
2886
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle