23 MAYIS, CUMA, 2014

Yıldız ve Ay Çizimleri

William Blake 'Algı Kapıları' kitabında eğer algılarımızı sonuna kadar açabilir, aslında bir açıdan daha objektif ve yeniliklere açık olmayı başarabilirsek “şeyler”i olduğu/olması gerektiği gibi yani en saf hallerinde deneyimleyebileceğimizden bahseder. Barbara ve Zafer Baran’ın “Yıldız ve Ay Çizimleri” sergisi izleyiciye işte tam da bu deneyimi sağlıyor. 

Yıldız ve Ay Çizimleri

Zihin, algı, doğa ve teknolojinin iç içe geçtiği eserlerde çizim ve fotoğraf arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor. Mikro düzeydeki küçük mikroorganizmalar ve makro düzeydeki gökyüzü arasındaki görsel farklılıkların anlamını yitirmesiyle yeni bir bütünlük anlayışı oluşuyor.

Ay ve yıldız sanat tarihi boyunca pek çok sanatçı tarafından kullanılmıştır. Farklı kültürlerde farklı anlamlar ifade eder. Örneğin Çin geleneksel sanatında uzunca yıllar “ev”i temsil eden ay, Japon geleneksel sanatında “insan kalbinin yalnızlığı”na bir gönderme olarak kullanılmıştır. Yıldız ise dini anlamlar, birlik, ideoloji simgeleri olarak yer bulmuştur. Baranlar eserlerinde antik ışık kaynağı olarak ay ve yıldızı farklı bir açıdan ele alıyorlar. Önceki eserlerine sadık kalarak gündelik hayatımızın sıradan bir parçası haline gelmiş iki kavramın en doğal hallerini gözler önüne seriyorlar. Bunu başarmak için de fotoğraf çekerken yükseklik ve açıyı belirleseler de gözleri kapalı, hissederek ama görmeden elde ettikleri görüntüleri izleyiciye sunuyorlar.

Sanatçılar uzayın iki önemli kahramanını güzelliği anlamak ve eleştirmek için kullanıyorlar. Günümüz insanının kozmetik – cerrahi - makyaj üçgenine sıkıştığı bir dünyada onlar bu iki önemli kahramanı gündelik hallerinde, makyajsız fotoğraflıyorlar. Kimi zaman ayın hareketleri deniz ve rüzgarın müdahaleleriyle mükemmelliğini yitiriyor, böylece sanatçılar kusursuz olanın güzelliğini gözler önüne seriyorlar. Yaratılan bu evrende hataları saklama çabasına yer kalmıyor. Sonuçta geçen zaman yıpranma ve dönüşümü içinde barındırıyor. Ay ressam oluyor denizin üzerine kendi hayalindeki resmini çiziyor, yıldız elinde fırçası fotoğraf karesini istediği gibi şekillendiriyor. Bu haliyle eserler Baranlar’ın eserlerinde genelde yer alan çürüme ve ölüm gibi doğanın doğal kusurlarına odaklanan konseptlere paralellik gösteriyor.

Baran çifti ay ve yıldız üzerinden geceye de gönderme yapıyor. Onlara göre alacakaranlık gece ve gündüz arasında ama tam olarak hiçbiri değil. Karanlık uzaklığın tahminini zorlaştırırken belirsizlikler artabilir, bu da izleyende korkuya ve huzursuzluğa yol açabilir. Karanlık arttıkça bilinçaltı daha da açığa çıkar. Gece ayrıca çok önemli bir ikiliği de içinde taşır. Karanlığın içinde ay ve yıldızın yaydığı ışık kontrast oluşturur. Gece rüyayı da kabusu da içinde barındırır. Gece iyi haberlerin de kötü haberlerin de habercisi olabilir. Karanlıkta gölgede saklananın ne olduğundan asla tam olarak emin olamayız. Bulutsuz havalarda ay gökyüzünde sessizce salınır ve yeryüzünün sırlarına tüm gece şahit olur. Ay bilinmez olandır, sessiz olandır. Sabah yerini sessice güneşe bırakır. Bu durum çiftin eserlerinde sıklıkla yer alan geçicilik ve dönüşüm temalarına paralellik gösterir.

Doğadaki bu hareketlilik sanatçıların eserlerinde ön plana çıkıyor. Fotoğraflarında ölü bir doğadan ziyade yaşayan bir doğaya yer vermeyi tercih ediyorlar. Bir seri için doğadaki varlıkları inceleyecek olurlarsa en az müdahalede bulunmaya ve incelemeden sonra onları doğaya geri bırakmaya önem veriyorlar. Bu alışkanlıklarının bu sergide de devam ettiğini görüyoruz. Sanatçılar ay ve yıldızın dinamizmi ve hareketleri üzerinden doğanın durağanlığından ziyade ritmini vurguluyorlar. Deneysel eserlerinde doğanın kazaya açık varlığı üzerinden beklenmeyen karşısında soğukkanlı kalabilmenin önemini de sergiliyorlar.

Baranlar’ın eserlerini daha iyi anlayabilmek için geçmişlerine göz gezdirmek lazım. Eserlerinde kişisel deneyimleri ellerinin altında olan malzemeler üzerinden önemli bir rol oynuyor. Neredeyse bir çocuğun katıksız merakı ve bir bilim insanının bitmek tükenmek bilmeyen öğrenme isteğiyle her gün gündelik hayatta yanından geçip gittiğimiz pek çok varlığa daha yakından ve derinden bakıyorlar. Örneğin, Zafer Baran’ın babasının 1960’larda astronomi departmanı için rasathanede yaptığı çalışmaları bu sergi için oldukça büyük bir etki yaratmışa benziyor. Çocukluğunda dağın gizemli atmosferi içinde incelediği Satürn ve Samanyolu belki de o zamandan Yıldız ve Ay Çizimleri serisinin temelini atıyor. Yakın zamanda İstanbul Modern’de karşımıza çıkmış olan “Rasathane 7” adlı fotoğrafta gözbebeğine benzeyen obje ise çiftin aynı rasathaneyi yıllar sonra ziyaretinde bahçedeki ağaçtan yere düşen bir elmaya ait. Londra’nın Güneybatı kesiminde geniş park alanlarına yakın yaşamaları “Turner’s view”, “Weeds” ve “Toxic Forest” gibi serilere ilham olabiliyor. 

Baran çifti bu kişisel deneyimleri iki farklı algıdan değil de tek, uyumlu bir algıdan çıkmış gibi sergilemeyi çok iyi başarıyorlar. Öyle ki izleyenler beraber çalışan iki kişinin fikir ayrılığı ve düşünce çatışmasından doğabilecek huzursuzluğu hiç hissetmiyor. 1980’lerin Londra’sında Goldsmith’de okurken tanışan ve o zamandan beri beraber ve ayrı ayrı çeşitler işler üreten Baran çifti, çift olarak çalışmanın avantaj ve dezavantajlarının farkında. Fikir ayrılıklarının zenginlik kattığını ve ayrılıkların da eserlerinde öne çıkan görsel berraklığa önayak olduğunu öne sürüyorlar. İkisinin algıları farklılık gösterse de minimalist bir anlayışta buluşmayı başarıyorlar.  Bunun bir sonucu olarak da asgari post prodüksiyon kullanmaya çabalıyor ve sadeliğin gücünü vurgulamış oluyorlar. 

Eserlerinde “basit, sıradan, minimal” olanı görselleştiren ve algılarımız için yeni ve alışılmadık bir hale sokan sanatçılar eserlerini “yarı soyut” olarak tanımlıyorlar ve “anlamanız için yaklaşmanız lazım” diyorlar. Siz de korkmayın eserlere yaklaşın, algı kapılarınızın aralandığını hissedecek, kendinizi ay ve yıldızın kontrolü elinde tuttuğu yeni bir gezegende bulacaksınız. Eserleri sadece gözlerinizle görmeyecek ayrıca 5 duyu organınızda duyumsayacaksınız. Eğer yeterince dikkatli dinlerseniz denizin dalgalarının veya yıldızların hareketinin sesini duyabileceğinizi hissedeceksiniz. Sergiyi 13 Şubat-15 Mart arasında Galeri Mana’da ziyaret edilebilirsiniz.


0
2720
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle