16 EYLÜL, SALI, 2014

Video, Radyo Yıldızını Öldürdü mü? 

1981 yılında MTV' nin ilk video klibi "Video killed the radio star" idi. Bu o zamanlarda kulağa, en doruk nokta ve abartı olduğu kadar gelecekten ve kehanetimsi gelmişti. Her ne kadar radyo halen önemli bir araç olsa da ve video, sanatçısını acıtmasına karşın öldürmediyse de, dünyamızı ve özellikle medya sistemini sonsuza kadar değiştirdi.  

Video, Radyo Yıldızını Öldürdü mü? 

Ekran, aynı anda hem kendi dünyamızı yansıtırken, hem de kendisininkini oluşturan bir çifte dünya haline gelmiştir.  Kitle iletişim araçlarından en güçlüsünün etkilerini tartıştığımızda reprodüksiyon, simülasyon ve yalanlar çok yakın bir ilişkidedir. Elbette dijital devrimden dolayı video da şeklen ve içerik olarak değişmek zorunda kaldı. Gerçi, yine de 60 yılı aşkın bir süredir filmin küçük erkek kardeşi gerçekliği bildiğimiz gibi şekillendirmektedir. 
Paik, Nauman, Graham ya da Viola'nın ilk olarak videoyu bir yapım aracı olarak kullanma girişimlerinden itibaren video sanat dünyasının bir parçası haline geldi. Bu yeni aracın olanaklarının araştırmaları başlangıçta daha çok deneysel ya da performansa dayalı işlere yönlenmiştir. Günümüzde video sanatı, global sanat dünyasının ana çekirdeklerinden biridir ve önde giden disiplinlerinden biri olarak sanatın tam merkezinde durmaktadır. Kendi kısa tarihinde daha şimdiden deneysel, kurgusal anlatım ve belgesel arasında değişen çeşitli şekilsel ve içeriksel yaklaşımlar geliştirmiştir.  Halihazırda sanatçılar, sayısız şekilsel ve kavramsal bir fikirler havuzundaki doğru anlatım yolunu bulmak için şiirsellik ve akla uygunluk arasında rahatça seçim yapabilmektedirler. Kısa bir süre sonra çok zengin bir sanat alanı haline gelmiştir.

Öyleyse, video sanatı neden ve nasıl bu kadar popüler oldu? Resim sanatını, 500 yılı aşkın durduğu sanatın merkezinden kaldırabilecek kadar nasıl güçlü hale gelebildi? Diğer güncel sanatlar arasında video sanatının çok katlı ve çoğulcu karakteri olmasından dolayı bu kadar hızlı yayıldığına inanıyorum. Bir video parçasında sanatçı imgelerle, ses ve zamanla oynayabilir. Açıkçası bir resim ya da fotoğrafta ses yoktur. Sesin resiprokal sistemlerimiz üzerinde farklı bir etkisi olduğundan, görsel veri ile birleştiğinde zihnimizde daha karmaşık bir duygu ve düşünce ağı oluşturur.

Ayrıca bir resim ya da fotoğrafta zaman yoktur. Zaman donar ve orada esir edilir. Temsil edilir ve resmedilir.  Bir video çalışmasında zaman kurgusal, temsil edilen ya da gerçek zamanda devam eder.  Orada zaman temelli süreçler gösterilebilir ve bu yüzden çalışma, geleneksel bir resimden gerçek bir deneyime yaklaşır.

İmge, ses ve zaman üçgeninden dolayı, video sanatı çok boyutludur ve bundan dolayı gerçekliğimizin karmaşık dizilimine cevap verebilir. Gerçeklik ve onun temsili son elli yılda artan biçimde yayıldıkça video, sanatçıya belli olayları yakalama, sunma ve üzerine yorum yapma ile gerçekliğin kendine ait yorumunu çoğulcu bir biçimde şekillendirme aracı olmaktadır. 

Sonuçta video sanatı, televizyonun geniş ve kitlesel dağıtımından ve Milenyumdan beri artan web videolarından dolayı popüler olmuştur.  Etki o kadar esaslı olmuştur ki medya dünyasından ikinci gerçeklik olarak bahsetmekteyiz. 

(1) Ç.N.: İngiliz, Buggles adlı müzik grubunun 1979 yılında çıkardığı müzik parçası.

Bu yüzden, kendi gerçekliğimiz zaten video imgelerinden derinden etkilenirken, sanatçılar onunla uğraşmak, çalışmak ve ona kritik olarak yanıt vermekle yükümlüdürler. Düşünün: İnsanlar günde kaç saat televizyon seyrediyorlar ve kaç saat resmi ya da bir heykeli inceliyorlar? Videonun neden önemli bir alan haline geldiği gayet açık. Aynısı bilgisayar ve internet, profesyonel ve özel yaşantımızda bilgisayar ve internetin bu kadar yaygın ve temel olduğundan beri bilgisayar, internet ve ağ sanatına da olacaktır. Gelecekte donanım, arayüzler ve programlama kolaylaşıp kullanışlı oldukça, dijital sanat işlerinin sayısı o kadar artacaktır ki video sanatı halihazırda dijital teknolojilerden zaten derinden etkilendiğinden, yüksek ihtimalle video sanatının yeni yöntemlerini oluşturarak bir gün sanat dünyasının merkezinde, video sanatının yanında yer alacaktır. 

Tartışmak istediğim son konu, yapımcı ve izleyici arasındaki ilişkidir. Geçmişte, sanat dünyası sadece ressamlar ve heykeltıraşlardan oluştuğu dönemde, sanatçılar ve izleyiciler arasında bir hiyerarşi bulunmaktaydı.  Teknik ve biçimsel yetenekler artı seçkin ortamın kendisi, sanatçı ve izleyici arasında bir bariyer oluşturmuştu. Eğer hayatınızda hiç resim ya da bir heykel yapmadıysanız, tüm resimler ve heykeller en azından özel, belki büyülü, genelde şaşırtıcı görünür. Dijital kameraların ve Akıllı telefonların olduğu bir dönemde herkes fotoğraf ve herkes video çekiyor.  Videonun yapımı ve prodüksiyon sonrası ucuzlayıp kolaylaştıkça, herkesin medyadaki rolü, imgelerin pasif alıcısından etkin bir yapımcı ve paylaşımcıya dönüşmüştür. Bu yüzden günümüzde video sanatçıları, seyirci kitlelerine ulaşmak ve izleyicilerin zihninde bir iz bırakmak için üç farklı görüntü yapımcısı grup ile yarışmaktadırlar.


Video sanatçıları, medya dünyasının üstesinden gelmek zorundadırlar. Televizyon, grafik tasarım ve reklam ajansları, video ve imgeleri 7/24 ortaya atmaktadırlar. Bunun yanı sıra video sanatının havuzu kuvvetle büyümektedir. Her gün daha çok sanatçı bu araç ile oynamakta ve video parçalarının sayısı şiddetle artmaktadır. Dolayısıyla sanatçı, çalışmasının kavramsal olduğu kadar mevcut yapımının her anında uygulamasını sorgulamalıdır. Sonuçta herkes video üretiyor ve paylaşıyorsa, sanatçı kendine sormalıdır: Benim farkım nedir? İşte tam burası sanat dünyasına olan ilginç yolculuğun başladığı yerdir!


Erdal İnci, Taksim Spiral

0
2320
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle