10 MART, PAZAR, 2013

Tahmini Hava Raporu 2013

Güncel Sanat Notları her ay güncellenecek imajların, kısa okumaların ve keskin analizlerin izleyici/okur ilişkisi ile birlikte incelendiği deneysel ve eleştirel bir yazı alanı/mekanı olarak tariflenir. 

Tahmini Hava Raporu 2013

1.Kamusal anlamda bir yeniden tarif: Performansın Bereketi  

2013 yılı, performans ve performatif yaklaşım konusunda bir dönüşüm yılı olacak gibi. Marina Abramovi?’in ‘Artist is Present’ (MOMA, 2010) sergisinin; Performa, Tate Live ve birçok farklı alanın etkisiyle dönüşen; 'performans nasıl kavramsal bir pratik geleneği haline gelir, mekanlaşır ve bir koleksiyon dahilinde tarihselleşir' sorusu başka kurumsal bağlamlarda yeniden üretiliyor. 2012 yılında Almanya’nın saygın müzesi Museum Ludwig’in, Kunsthaus Bregenz ve the Getty Research Institute (Los Angeles) ile işbirliği ile birlikte ürettiği Yvonne Rainer retrospektifi, sanatçının Avrupa’daki ilk büyük sergisiydi. Yüklü programı, Rainer ile Abramovi? arasında yaşanan polemik ve serginin şiirle performans arasında bağlı kuran kataloğu epey konuşulmuştu. Performansın sadece üretildiği andan ibaret bir sunum ya da event olarak konumlanmasından farklı olarak, ziyaret saatlerinde izleyicinin ulaşabileceği ve objeye, imzaya ya da yerleştirmeye dair bir değer taşıması artık herkesi meşgul eden bir soru haline geldi.

21 Ocak 2013’a kadar açık olan Philadelphia’daki  (Museum of Art) ‘Dancing Around the Bride’ sergisi, 2009 yılında kaybettiğimiz Merce Cunnigham’in pratiğini Cage, Johns, Rauschenberg, Duchamp ve Parrreno gibi başka isimlerle yanyana sergileyerek, sanat tarihsel bir temel oluşturacak bir perspektif koymaya çalışıyordu.

Sergi için, MCDC (Merce Cunningham Dance Company) kapsamında beraber çalıştığı dansçıları performans sahnesindeydi. Bence yılın en iyi müze sergisi olmaya aday bu serginin, hazır nesne geleneği ile performans tekniği açısından bedeni ve koreografiyi birbirine yakın bir çizgide hizalaması uzun vadede üzerine düşünülecek yeni sorular için bize eleştirel bir alan açıyor. Sonuç olarak, Cunningham, Abramovi? ya da Rainer’den kalan metodik sorular, performans geleneğin kavramsal dönüşümüne yön verecek açılımlar olarak görülebilir fakat asıl ilginç tartışmalar başka tarihsel ve kültürel bağlamların kanona eklemlenmesiyle daha açık bir hale gelecek. Mesela Performa’nın organize ettiği bir konferansı ve gelecek yayınını (‘Get Ready for the Marvelous: Black Surrealism in Dakar, Fort-de-France, Havana, Johannesburg, New York City, Paris, Port-au-Prince, 1932-2013’) çok merak ediyorum; zira tarihsel olarak Sürrealizmi ve Afrikan diasporasını temel alıyor olması alternatif bir sanat-tarihsel algı ortaya koyacak gibi. 

2. Kamusal alana müdahaleler: Feminist Dalga

Sonunda 13. İstanbul Bienali, kavramsal çerçevesini açıkladı. Başlığını, şair Lale Müldür’ün düz yazılarına ismini veren ‘Anne, ben barbar mıyım?’ adlı kitabından alan bienalin küratörü Fulya Erdemci, basın toplantısında kentsel dönüşüm bağlamında vatandaş ve izleyici ilişkisini açarak, kamusal olana-alana odaklanacağının altını çizdi. Bienalin tartışma programı ise, Londra’da yaşayan ve önemli sanat okullarından Goldsmiths’de ders veren Dr Andrea Phillips’in eş küratörlüğünde gerçekleşecek. Philips’in daha önceki araştırma projesi, Erdemci’nin direktörlüğünü yaptığı, Hollanda’da bulunan SKOR/Foundation for Art and the Public Domain tarafından desteklenmiş ve ‘Actors, Agents and Attendants’ başlığıyla sanatın sosyal rolüne odaklanmıştı.

Temel olarak, var olan iktidar algısı ve vatandaş olmanın performatik kimliğiyle ilgili olarak açılacak birçok potansiyel tartışma var. Buradan tekrar “burjuva devletlerinde sembolik gücün depoziti konumundaki sanatçı rolüne kadınların layık görülmemesi tümüyle bir iktidar sorunudur” diyen Müldür’e geri dönersek, Uludere katliamından kürtaj tartışmasına uzanan bir süreçte, bienal etrafında üretilecek eleştirinin içinden çıkacak feminist duruşun tonunu, kuşağını ve etkisini merak ediyorum...  İstiklal Caddesi’nin zamanın siyasi ikilimine uygun olarak, sağ ve sol şerit halinde çizdiği yeni kurumsal haritalarda cumhuriyetçi ve İslamcı kutuplaşmasının eksenini değiştirecek en etken perspektif, kadın bakış açısından ve feminist örgütlerden gelecek. Bienalin de bu potansiyele odaklanacağı apaçık.

3. Yeni kuşak galericiler ve koleksiyonerler:
Köprüden önce son çıkış


​Art Basel’in -Art Miami’den sonra- Hong Kong sanat fuarının yüzde 60’ını satın alması ve Londralı uluslararası sanat fuarı Frieze’ın New York’ta da gerçekleşmeye başlaması, çılgınca parsellenen sanat piyasasının en gözle görünür dönüşümleriydi. Giderek küreselleşen bir beğeni ve daha çok birbirine bağlanan/benzeyen bir pazar talebi ile ortaya çıkan yeni bir koleksiyoner profilinden bahsedebiliriz. Diğer yandan, koleksiyonerler sanatsal araştırma ve üretim süreçleri ile daha yakından ilgili. Türkiye’den SAHA, Collectorspace ya da SPOT gibi yeni kurumsal çerçeveler, küratörlerle ve sanatçılarla dirsek temasında çalışan bir koleksiyoner resmi çiziyor. Aynı zamanda karşımızda, dikkatli bakışlarla ve kabaca tariflenebilecek yeni bir galerici kuşağı da var. Prodüktör kimliği ile beraber çalıştıkları sanatçıların dev projelerine kaynak yaratan, küratörlerle işbirliği içinde çalışan ve sergi üretimi konusunda alternatif ve deneysel yaklaşımlara açık bu canavar kuşağı bekleyen en acil soru: Galeri dünyasının eski numaraları, prensipleri ve formülleri kriz sonrası yeniden şekillenen sanat piyasasında nasıl dönüşecek? Eğer bu kuşak da hala, arka depodaki dekoratif resimleri satarak kira ödeyecek ve ‘güncel’ projelerle basından ilgi avına çıkacaksa, vay halimize... Yaratıcı emeğin ve ürünün yeni dünyada yeniden düzenlenen haklarını ve pozisyonlarını takip edip, buna ayak uyduran ve yeni finansal çözümlerle gelenler bizimle yola devam edecek gibi...

3. Yeni kuşak galericiler ve koleksiyonerler:
Köprüden önce son çıkış


​Art Basel’in -Art Miami’den sonra- Hong Kong sanat fuarının yüzde 60’ını satın alması ve Londralı uluslararası sanat fuarı Frieze’ın New York’ta da gerçekleşmeye başlaması, çılgınca parsellenen sanat piyasasının en gözle görünür dönüşümleriydi. Giderek küreselleşen bir beğeni ve daha çok birbirine bağlanan/benzeyen bir pazar talebi ile ortaya çıkan yeni bir koleksiyoner profilinden bahsedebiliriz. Diğer yandan, koleksiyonerler sanatsal araştırma ve üretim süreçleri ile daha yakından ilgili. Türkiye’den SAHA, Collectorspace ya da SPOT gibi yeni kurumsal çerçeveler, küratörlerle ve sanatçılarla dirsek temasında çalışan bir koleksiyoner resmi çiziyor. Aynı zamanda karşımızda, dikkatli bakışlarla ve kabaca tariflenebilecek yeni bir galerici kuşağı da var. Prodüktör kimliği ile beraber çalıştıkları sanatçıların dev projelerine kaynak yaratan, küratörlerle işbirliği içinde çalışan ve sergi üretimi konusunda alternatif ve deneysel yaklaşımlara açık bu canavar kuşağı bekleyen en acil soru: Galeri dünyasının eski numaraları, prensipleri ve formülleri kriz sonrası yeniden şekillenen sanat piyasasında nasıl dönüşecek? Eğer bu kuşak da hala, arka depodaki dekoratif resimleri satarak kira ödeyecek ve ‘güncel’ projelerle basından ilgi avına çıkacaksa, vay halimize... Yaratıcı emeğin ve ürünün yeni dünyada yeniden düzenlenen haklarını ve pozisyonlarını takip edip, buna ayak uyduran ve yeni finansal çözümlerle gelenler bizimle yola devam edecek gibi...

3. Yeni kuşak galericiler ve koleksiyonerler:
Köprüden önce son çıkış


​Art Basel’in -Art Miami’den sonra- Hong Kong sanat fuarının yüzde 60’ını satın alması ve Londralı uluslararası sanat fuarı Frieze’ın New York’ta da gerçekleşmeye başlaması, çılgınca parsellenen sanat piyasasının en gözle görünür dönüşümleriydi. Giderek küreselleşen bir beğeni ve daha çok birbirine bağlanan/benzeyen bir pazar talebi ile ortaya çıkan yeni bir koleksiyoner profilinden bahsedebiliriz. Diğer yandan, koleksiyonerler sanatsal araştırma ve üretim süreçleri ile daha yakından ilgili. Türkiye’den SAHA, Collectorspace ya da SPOT gibi yeni kurumsal çerçeveler, küratörlerle ve sanatçılarla dirsek temasında çalışan bir koleksiyoner resmi çiziyor. Aynı zamanda karşımızda, dikkatli bakışlarla ve kabaca tariflenebilecek yeni bir galerici kuşağı da var. Prodüktör kimliği ile beraber çalıştıkları sanatçıların dev projelerine kaynak yaratan, küratörlerle işbirliği içinde çalışan ve sergi üretimi konusunda alternatif ve deneysel yaklaşımlara açık bu canavar kuşağı bekleyen en acil soru: Galeri dünyasının eski numaraları, prensipleri ve formülleri kriz sonrası yeniden şekillenen sanat piyasasında nasıl dönüşecek? Eğer bu kuşak da hala, arka depodaki dekoratif resimleri satarak kira ödeyecek ve ‘güncel’ projelerle basından ilgi avına çıkacaksa, vay halimize... Yaratıcı emeğin ve ürünün yeni dünyada yeniden düzenlenen haklarını ve pozisyonlarını takip edip, buna ayak uyduran ve yeni finansal çözümlerle gelenler bizimle yola devam edecek gibi...

0
1277
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle