28 NİSAN, PAZARTESİ, 2014

Resimden anlamadan tiyatrodan anlamak zor

Küçükken evin duvarında asılı Hoca Ali Rıza eserlerinin iki santimetrelik detaylarını büyük ölçeklerle çizdi, işin detaylarda saklı olduğunu bilircesine. Ardından tiyatro sahnesinde kullanmaya başladı bu detaycılığını ve resme merakını. Usta sanatçı Ali Poyrazoğlu’yla resme merakını ve bunu sahne dekorunda nasıl kullandığını konuştuk.

Resimden anlamadan tiyatrodan anlamak zor

Geçmişe dönseniz ve sadece plastik sanatlar üzerine düşünseniz, aklınıza ilk neler geliyor?

Resim yapardım. Ciddi anlamda resme meraklıydım ve yapmayı da çok severdim. Annemden görmüştüm bu alışkanlığı. Tabii ayrıca evin duvarlarını Hoca Ali Rıza’nınki gibi pek çok klasik eserin süslemesinin de etkisi büyüktü. O dönemde, modern bir çalışma yaptığımı bilmeden, duvardaki o resimlere iyice yaklaşıp, bir detayını çizerdim kağıt kalemle. Tabii koca bir resimden iki santimetrekarelik bir alanı büyütüp çizdiğiniz zaman bambaşka detaylar çıkıyordu. Evdekilere gösterdiğim zamansa ‘Nedir bu yahu?” diye sorduklarında, duvardaki tablonun içinde gizli olan bir detay diye anlatırdım. Gizli olanı görmüyorlardı tablolarda. Ne yaptığımı, neyi çizdiğimi anlamayan çok olurdu.

Detaycı olma özelliğiniz küçüklükten geliyor o zaman...

Evet. Epey zaman resim çizdim, boyadım. Ama sonra uzaklaştım resimden ve oyunculuk girdi hayatıma. Resim yerine tiyatro dekorları yapmaya başladım. Bunun için de çizimi kullanmanız gerekiyor zaten. Hâlâ da yapıyorum. Örneğin son oynadığımız ‘Kaplumbağa’ adlı oyunun dekorunu da ben tasarladım. Özellikle yönetmenlik yapan tiyatrocuların çizim, desen ve resimle alakalı olması gerekir. Bilekleri sağlam olmalı.

Küçükken Hoca Ali Rıza gibi isimlerin eserlerinden esinlenerek çizimler yapmışsınız. Peki, sergi ya da müze gezer miydiniz bunun devamındaki gençlik döneminizde? Ne tür eserler etkilerdi sizi?

Sanatın içinde büyümüş, sanatın her dalıyla ciddi biçimde iletişimde olan ve onlardan etkilenen bir çocuktum. Opera, bale, resim, heykel... Bunlar hayatımın asal unsurlarıydı. Tabii ki çok fazla müze ve galeri de gezerdim. Klasik resim çok severim. Resim okuyan bir Alman arkadaşım vardı 20’li yaşlarımda. O tanıştırdı bana modern tabloları. Hediye getirdiği kitaplarda Willem de Kooning ya da Picasso’nun resimlerini gördüm, sevdim. Bir Avrupa gezisinde ziyaret ettiğim galeride Van Gogh etkiledi beni mesela. Beyoğlu’ndaki resim galerilerinde Adnan Çoker’i ilk gördüğümde çok etkilenmiştim. Bedri Rahmi Eyüboğlu da keza öyle. Daha ufak yaşlardaykense şehir tiyatrolarında stajyer olarak çalışırken, orada çok konuşulurdu resim üzerine. Turgut Atalay gibi sahne tasarımcısı isimler de Akademi çıkışlıydılar, ressamdılar. Sahne ressamıydı her biri. Onlardan da çok şey öğrendim. Resimden anlamadan, tiyatrodan da anlamak zor.

Neden?

Sahnenin üzerinde nasıl bir resmin içinde ve neresinde yer aldığını hisseden ve o resmi devamlı zihninde yaşayan adama oyuncu derler. Yönetmen de, kağıda yazılmış sözel dildeki malzemeyi görsel dile çeviren kişidir. Bunun için sahnenin üzerinde kullanılan görsel dil, direkt olarak resimle ilgilidir.

Bahsettiğiniz Willem de Kooning, Adnan Çoker ya da Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi isimlerin eserleri sizde nasıl etkiler yaratmıştı? Sanatınıza nasıl yansımıştı?

Yaklaşımları belirleyiciydi. Bedri Rahmi’nin yerelden evrensele doğru yürümeye çalışması, Adnan Çoker’in evrenselden yerelin ruhuna gönderme yapması çok önemliydi. Ferruh Başağa da çok etkilerdi beni. Ömer Uluç ile arkadaştım mesela. Ömer’in resimlerini çok zihin açıcı bulurum. Genç tiyatrocular olarak her şeyle ilgilenirdik biz. Resim, heykel, sinema, operayla... 

Televizyon dizisi genç oyuncularından değildik, farklı çocuklardık. Her şeyden beslenirdik. Mesela kitap okuyorsanız, zihninizde zaten sürekli resimler çiziyorsunuzdur. Müzik dinlerken de aynı şekilde...

Peki, tüm bu beslenmeler tiyatronuza nasıl yansıdı?

Pek çok ressamla çalıştım. Örneğin ‘Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım’ adlı oyunumuzun dekor tasarımını ve tüm eskizlerini Turhan Selçuk yapmıştı 1970’lerde.

O dönemde İstanbul ya da Türkiye’de bu şekilde çalışmak alışılmış bir şey miydi?

Hayır, zaten erişemezdiniz de... Benim tiyatromun müdürü Turhan Selçuk’un eşi Handan Selçuk idi. Bu sayede ortak bir çalışma yapmıştık. Çünkü çok önemli bir fikir ve çizgi adamı Turhan Selçuk. Değişen Türkiye ve İstanbul’un farklı dönemlerinin duvara yansıması gerekiyordu oyunda ve Turhan Selçuk’un karikatürleri bunu çok iyi yansıtacaktı. Hâlâ da o 60 karikatür bende duruyor. Ben, Turhan Selçuk ve Haldun Taner birlikte çalışmıştık. Haldun Taner’in yazdığı oyunu Turhan, farklı bir dekor konseptiyle tasarladı. Oyunu resimli roman haline getirdi. ‘Hoşçakal İstanbul’ adlı oyunda modern tasarım ve heykeller yapan Gürel Yontan ve ünlü ressamımız Mehmet Güleryüz’le birlikte çalıştık. Şimdilerde enstelasyon diye anlatılan eserleri, biz o zamanlar zaten yapıyorduk.

Kendinizi beslemek adına sergi, galeri gezer misiniz?

Vakit buldukça mutlaka takip ederim yeni açılan sergileri. Özellikle, iki yıl önce ‘Beni Yeniden Sev’ adlı oyunumuzun dekorunu yapan ressam ve heykeltıraş Çağdaş Erçelik’in sergilerini çok seviyorum. İzmir’de Lüsyen Arkas’ın müzesinde yeni açılan sergide cam işleri mevcut. Galle, Daum, Lalique gibi meşhur sanatçıların işleri vardı ve çok beğendim. Bu tür sergiler gezdiğinizde sizi ister istemez yaptığınız işle ilgili etkiliyor. Kendi resim koleksiyonum var bir de. 30 yıldır resim alıyorum. Son dönemde çok pahalı olduğundan pek alım yapmıyorum. Koleksiyonda yabancı empresyonistlerin eserleri, Türklerden modern eserler yer alıyor. 18. asırdan bugüne Osmanlı ve Türkiye’den işlerin yer aldığı 200 parçalık büyük bir kukla koleksiyonum da mevcut.

‘Kobay’, ‘Ben Eskiden Küçüktüm’, ‘Hoşçakal İstanbul’ gibi oyunlarınızda sahe tasarımları yaptınız. Son oyunlarınızdan Kaplumbağa’da da sizin imzanızı görüyoruz. Hem kuklalar hem de video art var.

Oyundaki öyküyü anlatma biçimi yavaş yavaş şekillenirken ortaya çıktı her ikisi de. Video art bölümü olması şarttı. 250-300 kasetten seçme yapıldı, bazı çekimler gerçekleştirildi. Kuklalar da, vahşet sirkinde geçen oyunda toplumsal çalkantılarda ya da esir kamplarında ölmüş insanları zihninde gördüğü için Kaplumbağa, kuklaları da yerleştirdik.

Daha önce kullanmış mıydınız video art?

Hayır kullanmadım. Kukla ve dans olmuştu daha önce eserlerde ama video yoktu.

Nasıl bir etki yarattı?

Herkes, ‘Sulu komediler tutar, böyle ciddi işlere kimse gitmez’ der ama her oyunu tıklım tıklım dolu oynadık.

0
1424
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle