17 OCAK, ÇARŞAMBA, 2018

Popülist Renklerin Arasından Damlayan Köklü Hiciv Geleneği

Gazi Sansoy’un Anna Laudel Contemporary’de açılan “Dönemler” adlı sergisi, sanatçının figüratif resim dilini izleyiciyle buluşturuyor. Ailesinden gelen köklü hiciv geleneğini resimlerinde sürdüren sanatçı, Doğu-Batı sentezini sıklıkla çalışmalarında kullanıyor.

Popülist Renklerin Arasından Damlayan Köklü Hiciv Geleneği

Köklü ailesinin izlerini üretimine yansıtmaktan geri durmayan Gazi Sansoy, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde siyasi hiciv alanında ün salmış isimlerin olduğu bir aileden geliyor. Eleştirel dilinde kalıtsal etkilerin görüldüğü, muhalif dedelerinden esinlenen Sansoy, çok katmanlı üretim tarzıyla dikkat çekiyor. Sergi kapsamında sanatçının 10 yıllık üretimi, 5 farklı başlık altında izleyici ile buluşuyor.


Serginin üst katlarına yayılan eserlerde çoğunlukla karşılaştığımız minyatür ögeleri, çıkış noktasını Lale Devri’nin ünlü ressamı Levni’nin minyatürlerinden alıyor. “Levni ile ilk karşılaşmam Surname-i Vehbi kitabını görmemle birlikte oluyor. Surname-i Vehbi, III. Ahmed’in dört oğlunun 1720’de gerçekleşen ve 15 gün süren sünnet şenliklerini anlatan ve şair Seyyid Vehbi tarafından kaleme alınmış bir kitap. Vehbi tarafından yazılan kitabı Levni resimlemiş. O resimleri gördükten sonra bunlarla mutlaka bir şey yapmam lazım dedim. O ifadeler ve kompozisyonlar o kadar hoşuma gitti ki.” sözleriyle bu minyatürlerle karşılaşma hikâyesini anlatan Sansoy, bir olgunlaşma sürecinin ardından bu resimler üzerinde çalışmaya başladığını söylüyor. Detaylara baktıkça içine daha çok girdiğimiz çalışmalarda bambaşka hikâyelerle karşılaşıyoruz. Sansoy’un Levni etkisindeki Minyatür Pop adlı serisinde karşımıza üç temel unsur çıkıyor: Ana kurgunun belirleyicisi Levni imgeleri, Batı resim geleneğinin ünlü ressamlarından figürler ve son olarak erotik, dişil magazin imgeleri.

Sanatçının Minyatür Pop serisinde bikinili seksi kadınları, Osmanlı askerleriyle aynı karede görebiliyoruz. Fikirtepe’nin Sonu ve Fikirtepe Meydan Muharebesi adlı çalışmalarda Fikirtepe’deki kentsel dönüşüm eleştirilirken, bu dönüşüm ve yıkıntının içine katılan popülist, magazinsel ve sarıklı, atlı figürler bu dönüşüme farklı bir bakış açısıyla bakmamızı sağlıyor. Futbol oynayan seksi kadınlar, yine futbol oynayan türbanlı kadınlarla bir arada konumlanıyor, at üzerindeki Osmanlı erkeklerinin karşısında at üzerindeki üstsüz seksi kadınlar yer alıyor. Yine bir başka karede, ponpon kızların hemen arkasında türbanlı kadınlar sıralanıyor. Rönesans figürleri köylü kadın temsilleriyle iç içe geçiyor, İsa da Madonna da bu resimlerin öznesi olabiliyor. İstanbul’un Gazisi, Gezi resminde, kaleler arası bir savaş sahnesine tam savaşın ortasında yer alan bir toma eşlik ediyor. Tabii bu sahnede popüler figürler yine eksikliğini hissettirmiyor; sambacı kızlar, Batman ve Femen figürleri resimdeki yerlerini alıyorlar. Ancak resmin tam ortasında konumlanan, bence en dikkat çekici figür; Gezi’nin en güzel renklerinden biri olan: Gaz Maskeli Derviş. Sansoy’un ayrıntılarda gizlediği, direkt gözümüze sokmadığı figürler sayesinde resme bakarken bir bulmaca çözüyor hissine kapılıyoruz. Aynı zamanda bir kültür karmaşası yaşayıp, farklı dönem ve toplumların spesifik ögelerini aynı potada eritiyoruz.

Yüzsüzler ve Yüzsüzler Pop Gravür serilerinde ise sanat tarihinin önemli resimleri Sansoy’un boya dokunuşlarına maruz kalmış bir şekilde karşımıza çıkıyor. Orijinallerinde karanlık ve kasvetli bir havanın hüküm sürdüğü resimlerdeki figürlerin yüz ve vücutları pop renklerle buluşuyor. Rönesans resimlerine yaptığı ironik dokunuşlarla dikkat çeken sanatçı, Peter Paul Rubens Raffaello Sanzio, Tiziano Vecellio ve Jan Gossart’ın tablolarına fosforlu pembe, kırmızı, mavi, turuncu gibi canlı renkler ekliyor. Böylece sanat tarihinin önemli eserlerini ve eserlerin önemli figürlerini kimliksizleştiriyor.

​Gazi Sansoy’un Kutsal Süt isimli işleri sergiye eşlik eden bir diğer seri olarak karşımıza çıkıyor. Serideki çalışmalar, Rönesans ressamlarının resimlerinden detayları bir araya getiriyor. Tüm masumluğunun yanında hınzırca gözlerimizin içine bakan figürler, Sansoy’un dikkat çekmek istediği bir nokta olarak seride kendisini belli ediyor. 

  • ©Kayhan Kaygusuz
  • ©Kayhan Kaygusuz
  • ©Kayhan Kaygusuz
  • ©Kayhan Kaygusuz
  • ©Kayhan Kaygusuz
  • ©Kayhan Kaygusuz

©Kayhan Kaygusuz

Sergide dikkat çeken diğer işler arasında yer alan Bereket Tanrıçası Anadolu Artemisi, Boyacı Sandığının Metamorfozu ve Deliler Ülkesi ise sanatçının heykel çalışmaları olarak karşımıza çıkıyor. Deliler Ülkesi heykeli, betonerleşmeye atıfta bulunuyor ve sanatçının eleştirel tarzı çalışmadaki nazar boncukları olarak kendini gösteriyor. Ihlamur ağacından dönüştürülen Bereket Tanrıçası Anadolu Artemisi, kadının gücünü sergilerken Boyacı Sandığının Metamorfozu ise bir boyacı sandığının adeta evrimleşmiş versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Orhan Veli’nin Karmakarışık şiirinden ilhamla ortaya çıkan Boyacı Sandığının Metamorfozu adlı çalışma, sanatçının öğrencilik yıllarındaki fikrine dayanıyor. Bir kadın figürünün etrafında savaşan onlarca erkek sembolünü andırıyor.


Bir okla yaralı kalbim

Boyacının sandığında;

Güvercinim kâğıt helvasında;

Sevgilim kayığın burnunda;

Yarısı balık, Yarısı insan;

İn miyim?

Cin miyim?

Ben neyim?


Orhan Veli


Dün, Bugün, Yarın İstanbul serisinde ise siyah beyaz çalışmalar bizi karşılıyor. Ancak sanatçı üretim tarzıyla eşleşen renkliliği tamamen bir kenara atmıyor, aralara yerleştiriyor. Eski İstanbul sokaklarını yine Rönesans’tan imgeler ve popüler figürlerle harmanlayan sanatçı, sıklıkla melek figürlerini yerleştirdiği resimlerinde İstanbul’un dönüşümünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Çıplak ve Örtülü Öyküler ve Arabex serileri, sanatçının 2008-2010 döneminde ürettiği ve genel olarak kendi çektiği fotoğrafları ya da buluntu imgeleri bir araya getiriyor. Sanatçının farklı medya kanallarında gördüğü imgeleri, kendine özgü bir teknik ve üslupla anlattığı işlerini içeriyor. Çalışmalarda sanatçının alışık olduğumuz canlı renkleri hüküm sürüyor.


Sergiye aynı zamanda fotoğrafçı, video sanatçısı ve besteci olan Balamir Nazlıca’nın Unconcealment adını verdiği kısa film serisi eşlik ediyor. Nazlıca’nın geçmişte birçok sanatçıyla çalıştığı Unconcealmen serisi, sanatçıların üretim aşamalarını ve icra ediş süreçlerini izleyiciyle buluşturuyor. Nazlıca, sergi kapsamında yer alan kısa filminde sanatçıya müdahale etmeden, onun psikolojisine odaklanarak, çalışırken nasıl bir ruh haline büründüğünü izleyiciye sunuyor.


“Dönemler” 16 Şubat 2018 tarihine dek Anna Laudel Contemporary’de görülebilecek.

0
4207
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle