08 ARALIK, PAZAR, 2013

Efsane Olarak Kimlik

'Hiç bir şeyim orjinal değildir. 
Ben tanıdığım herkesin ortak çalışmasının ürünüyüm.'
(Chuck Palahniuk, Invisible Monsters)

<p>Efsane Olarak Kimlik</p>

                                                                                                         Marcus Graf*

Modernizm kişisel özgürlük, özgün kimlik ve kişiliğin yanısıra bireysellik, öznellik ve özgünlüğe güvene dair bir peri masalı yarattı. Bu peri masalı bugün bize kendimize inanmamızı, kendi dünyamızın yaratıcısı olmamızı, totalitarizmin ve mutlakiyetçiliğin tüm kurallarını aşmamızı söylüyor. NLP koçları ve kişisel eğitmenlerin yanı sıra reklam ve medya uzmanları da 'sadece yap'ınca (just do it) ve kendinize güvenince yapamacağınız hiçbir şeyin olmadığını iddia ediyorlar. Kulağa doğru geliyor, doğru gözüküyor. Fakat, kişinin “kendisi” nedir? Sosyal, politik ve kültürel anlaşma ve sözleşmelerin ezici gücü karşısında nasıl birey olabilirsin? Her şeyin gözlemlendiği, kaydedildiği ve paylaşıldığı mutlak görünürlük çağında kimse özgün olabilir mi?

Kimliğin mevcut düşünce ve anlamının anne babalarımız ve büyükanne ve dedelerimizinin düşündüklerinden farklı olduğu çok açık. Bugünün kimlik anlayışı akışkan ve sürekli değişim halinde. Bu yüzden ego ve ben kavramı, bireysel hikayelerin toplumsal tarihle birleştiği dinamik süreçlerle oluşuyor. Buna rağmen, biz hala aynaya bakıyor ve yansımasına güveniyoruz, çünkü bizim doğru görüntümüzü gösterdiğine inanıyoruz. İnsanlarla konuşuyoruz, sosyalleşmeye çalışıyoruz, bizim davranışlarımız hakkındaki değerlendirmelerine güveniyoruz. Bilgiyi ürettiğimiz, paylaştığımız, düzenlediğimiz sosyal medya dünyasında yer alıyor, bununla birlikte gerçeği yansıtan ona uyan ilgi çekici ama düzgün bir siber kimlik yaratmayı ümit ediyoruz. Fakat, gerçek nedir? Gerçeklik de yalnızca bir inanç, bedenimizin dışından gelen bir doğruya güvenmek değil midir ve dolayısıyla yalnızca bir halüsinasyon olamaz mı? Gördüğümüze inanmaktan başka çaremiz yok, fakat gördüklerimiz koca bir yalan, akıl oyunu da olabilir.

Genco Gülan “Kendi Portresi?” adlı serisinde kimlikle oyun oynuyor, kimlik, kişilik ve onların oluşumuyla ilgili sorular ortaya koyup onları sorgulatıyor. Eserler, sanatçının dünyaca ünlü sanatçılardan ilhamını aldığı çeşitli pozlarından oluşuyor. Bir açıdan sanatçı, orijinalleri her ayrıntısıyla taklit ediyor. Bu sebeple, eserler; Gülan’ın Warhol’u, Pollock’u, Paik’i ve daha birçoğunu taklit ettiği performatif oyunun son kareleri olarak yorumlanabilir. Fakat, Genco Gülan’ın parçaları ilhamını yeni medya ve internet sanatından alıyor, her resimde dikkatli izleyici ipuçlarını yakalıyor ve dijital çağın kalıntılarını buluyor. Bu yüzden absürd ve ironik bir şekilde Warhol-Gülan’ı cep telefonuyla, Paik-Gülan’ı televizyon yerine monitörle ve Pollock-Gülan’ı Pollock resim çizerken jazz çalan laptopla görebilirsiniz. Gülan’ın çalışmaları, kendi sanatsal çalışmasının kaynaklarıyla ilgili kişisel referans olarak düşünülebilir. Genco Gülan bu seriden önce de Vincent (2003), Osman Hamdi (2007), Zonaro (2010) gibi çalışmalarında sanatçıların otoportrelerini ele almıştı. Bu çalışmalarda; şimdiki fotoğraf serilerinden farklı olarak, video ve resim medyumlarıyla çalışmıştı. Belgesel özelliği taşıyan bu videolarda; hareket ve ses ekleyerek Van Gogh ve Osman Hamdi Bey’in tanınmış çalışmalarının alanlarını genişletiyordu. İki çalışmada da, Gülan, büyük ustaları; eserlerinden aşina olduğumuz eylemlerini ve pozlarını taklit ve yeniden yorumlama yoluyla inceliyordu. Bu eylemler; sanatçıların mit ve efsanelerin inşasına yol açmış bazı kişisel özelliklerini temsil ediyorlar.




Fakat buna rağmen, Gülan’ın çalışmasında her şey sahte ve yanılsamaya dayalı. Otoportreler; ne kendini ne de gerçek bir insanın portresini göstermediklerinden, kimlik ve karakter temsillerinin çarpıtılmış yansımalarına dönüşüyorlar. İnşa edilen imgeler aynı anda hem gerçek hem yanılsama olma özelliği taşıyor çünkü sergide gördüğümüz; bir taraftan sanat bağlamında ve birbiriyle ilintili fakat aynı zamanda bağımsız ve kendi kendisini sorgulayan bir çalışma.

Sonunda, Gülan’ın son serisindeki önemli boyut olarak bu fotoğraf çalışmaları; sanatçının kendi kimliğine bakan eleştirel düşüncesinin sembolik eylemleri ve göstergeleri olarak görülebilir. Bununla beraber kavram ve fikrin dışında, mizah ve ironi de çalışmalar da önemli rol oynuyorlar ve de görsel açıdan çekici ve oyuncu bir yolla serilerin içeriksel boyutuyla iletişim kuruyorlar. Örneğin Zonaro resminde sanatçı; palet olarak bir I-Pad kullanıyor. Foto gerçekçi resimsel üslupta kendini; büyük ressamın imgesinin yerine koyuyor. Dijital çağımıza gönderme yapan I-Pad; bu ciddi görünümlü resme mizah duygusu katıyor. Eleştirel ve kavramsal boyutların dışında, bütün çalışmalar büyük sanatçılara göndermeler taşıyor, böylece bu eser uyarlamaları bu sanatçılara saygı sunma anlamına da geliyor.

Ayrıca son serisindeki eserler aynı zamanda kendisinin değer verdiği ve ilham aldığı büyük sanatçılara hediyesi olarak da düşünülebilir. Fakat, onun eserleri bildiğimiz kendine mal edilmiş basit hediyelerden çok daha fazlasıdır. Gülan bir DJ gibi reprodüksiyonların kombinasyonunu yapıyor, orijinal fotoportreleri yeniden düzenleyip birleştiriyor ve yıkıcı kişisel referanslar içeren nesneleri ekleyerek kendi yorumunu formüle ekliyor. O, önce sanatçıların resimleri ve otoportrelerini yeniden inşa ediyor sonra da rol alıp onların gösterdikleri poza giriyor. Böyle olunca Genco Gülan iki portreyi birbirine karıştırıyor: Orijinal sanatçının resmi ve kendi resmi. Bu yüzden biz iki birey ve bir şekil içerisinde onların kişiliklerini görüyoruz. Bunun sonucunda izleyici de orijinal sanatçının yeniden düzenlemesi ve Gülan’ın tekrarının gözlemi arasında sürekli gidip geldiği şizofrenik bir etki oluşuyor. Biz kimi görüyoruz? Onun çalışmasında hangi resim orijinal? Hangi görsel tabaka baskın parametre?

Kimlik tüm sanatçılar için en önemli konudur çünkü o sanatsal üretimin kaynak ve itici güçlerinden biridir. Yeni serisinde, Genco Gülan aynı anda kendini hem ortaya koyuyor hem de siliyor. O, Warhol’u, Pollock’u, Paik’i, Beuys’i ve sanat tarihinin diğer devlerini oynuyor ama asla onlar olmuyor. Kendi imgesi, kompozisyonun yüzeyinde daima kalıyor. Sonuçta biz kimlik ve sanatsal kişiliğin eklektik, heterojen ve çoğulcu düşüncesini, onların Genco Gülan tarafından yaratılmış kurmaca ve belgesel yanlarının görsel keşfini gözlemliyoruz. Fakat, asıl soruyu unutmadan; kimdir Genco Gülan?

* Doç. Dr. Marcus Graf, Yeditepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sanat Yönetimi Bölümü öğretim üyesi ve Plato Sanat'da küratördür. Çeviri: Deniz Çelebi.
Examples of this series are exhibited at Lucca Art between Oct. 07 – Nov. 07, 2013

0
2348
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle