15 MART, CUMARTESİ, 2014

Parçalanan Arşiv ve Değişen Anlatılar

 

SALT Galata, “Açık Arşiv” bölümünde 21 Ocak 2014’te açılan ‘Arşivi Parçalamak: Bir Osmanlı Ailesinde Temsil, Kimlik, Hafıza’ adlı sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, üç kuşağı kapsayan Said Bey Arşivi’nin 1900-1940 dönemine odaklanıyor. 

Parçalanan Arşiv ve Değişen Anlatılar
<p> </p>

Sergi, bir aileye ait özel arşiv üzerinden ele aldığı döneme bakarken, bunu aile bireylerinin kendilerini nasıl ifade ve temsil ettiği üzerinden yapıyor. Sergide yer alan yazı, defter, fotoğraf, müzik ve gündelik yaşama ait çeşitli nesnelerle dönemin bir yansıması gözlemlenebiliyor. Serginin sorunsallaştırarak tartışmaya açtığı kritik konularsa arşiv, biyografi ve tarih yazımı. Serginin bu sorunsal üzerinden dikkat çeken yönleriyse, ilkin serginin bir ‘aile arşivini’ nasıl parçalayarak sunduğu, ikinci olaraksa bu parçalı yapı üzerinden ele alınan döneme nasıl yaklaşılabilineceği ve bunu ne tür bir tarih bakışıyla yaptığı. Bu yapı içinde serginin ön plana çıktığını düşündüğüm özelliğiyse ele aldığı belgelerin ardında ve ötesinde, ki sergide yer alan herhangi bir nesne de belge olarak görülebilir,  gizli bir anlam aramaması ve tüm bu belgeleri iç ve dış ilişkilerin sistemi içinde ele alması. Dolayısıyla bu belgelerin bir dönemin zihniyeti veya bir bireyin tarihiyle ilgili olarak neleri ifade ettiği ya da edebileceği ayrı bir önem teşkil ediyor.

Sergide ilk akla gelen sorulardan birisi, neden bu tür bir incelemenin ne Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde önemli rol oynamış ne de siyasi konumu açısından önemli bir yerde duran bir aile üzerinden değil de dönemin gündelik hayatını ve yeni oluş(turul)makta olan yaşam kültürünü yansıtan bir aile ve onun arşivi üzerinden yapıldığı oluyor. Bir toplumun veya bir kültürün arşivinin her yönüyle betimlenemeyeceği açıktır, özellikle ele alınan bütün bir dönemin arşivinin. Arşiv bir yanıyla hiçbir zaman tam olarak betimlenebilir değildir ve sınırları tam olarak çizilemez. Serginin tartışmaya açtığı arşive dair tartışmalarda arşivin nerede başlayıp nerede bittiği kadar buna dahil edilen belgelerin neler olabileceği ve bunların sunum tarzıyla kurduğu anlatı da ön plana çıkıyıor.

Sergi dönemin günlük hayatını Said Bey Arşivi üzerinden ele alırken aynı zamanda arşivin sınırlarını düşünmeye yönlendiren yorumlamalarda da bulunuyor. Sergi mekanında kullanılan lavanta kokusu, arşivde yer alan Said Bey’in Berlin seyahatindeyken eşine yazdığı mektuplardan hareketle bu yolculuğun sergi için hazırlanan iki animasyonla görselleştirilmesi ve sergilenen plaklara eşilik eden, Cemal Ünlü’nün koleksiyonundan Makbule E. Hanım, Rast, “Horoz kanto” ve S… Bey, Mahur şarkı, “Mahpushane Türküsü” gibi müzikler bir arşivin sergiye dönüştürülmesi konusunda olası yorumlamaların farklı boyutlarını gösteriyor.

Buradan hareketle arşiv ve biyografiye atfedilen bütünsellik ve düzeni adından da anlaşıldığı üzere ‘parçalayarak’ irdeleniyor. Sergi, aynı zamanda kendi yapısını da fragmental bir şekilde kurarken, birbirleriyle yakın bir ilişki içinde bulunan ‘Biyografik İllüzyon’, ‘Ötekine Bakmak’, ‘Moderni Sergilemek’, ‘Ulusu Hatırlamak’, ‘Hafıza Fragmanları’ ve ‘Aile Hatıraları’ gibi bölümlerden oluşuyor. Peki, bu bölümler içlerinde ne tür belgeleri, bilgileri veya yaşam pratiklerini barındırıyor? Bu tür bir parçalama izleyiciye nasıl bir tarih okuması veya yazması sunabilir? Öncelikle bölümlerin içeriğine bakılacak olursa, ‘Biyografik İllüzyon’ örneğin, Said Bey’in özgeçmişi; Müttefiklerarası Sağlık Tahkik Komisyonu Emekli Sandığı’nın hazırladığı, Said Bey’in sandığa borcunu gösteren tablo; Said Bey’in satın aldıklarını, harcamalarını, gün içerisinde yaptıklarını not aldığı ajandalardan örnekler ve Said Bey’in kitaplarından örnekler gibi bilgileri içeriyor. Bir başka bölüm olan ‘Ulusu Hatırlamak’ bölümünde 1908 kutlamalarından bir görüntü ve Said Bey’in o yıl kullandığı, Rumi takvime göre olan ajandasından Meşruiyet’in ilanına dair notlar bulunuyor. Yine bu bölümde dönemin ruhunu anlamaya yönelik belgelerden biriyse Said Bey’in torunu Nesrin Bağana ile kocası Mehmet Ali Bağana’nın Ankara’da, Zafer Meydanı’ndaki heykelin önünde çekilmiş fotoğrafı ve bunun altında yazan “Genç cumhuriyetimizin gence ve dinç reis-i cumhuru abidesinin altında genç nişanlılar” notu. Sergi farklı belgeler üzerinden üç kuşaklık bir dönemin günlük hayatlarını yansıtırken, farklı olay katmanlarını görünür kılmasıyla aynı zamanda her kuşakla birlikte değişen sosyal ve politik değişimleri yansıtıyor. Böylece izleyicinin her kuşakla birlikte değişen günlük hayat pratiklerinin ilişkili olduğu toplumsal dinamiklerdeki değişimlerin de izini süresini sağlıyor.


Birçok fotoğrafın da kullanıldığı sergide Osmanlı’ya, yani serginin ele aldığı ilk dönemlere ait sembollerle, Cumhuriyet’e ait sembollerin iç mekanlardaki karşılaşmaları, kesişmeleri ve düzenlenmelerini görmek önemli bir yer tutuyor. Tüm bu fotoğraflar geçmişin kendisini şimdiki zaman içinde nasıl sürdürdüğü ve geleneğin yeniliğin gelmesiyle birden bire kaybolmayıp, nasıl bir ortak alan oluşturduğunu gösteriyor. Böylelikle izleyiciye belli bir döneme farklı olaylar üzerinden yaklaşma imkanı veriyor. Sergi, sunduğu arşivi ‘parçalarken’, bunun üzerinden bakılabilecek tarih kurgusu da farklı bir yerde duruyor.

Yirminci yüzyıla kadar tarihsel analizin hedefi temelde büyük ulusal bütünlerin geçmişini yeniden oluşturmak olmuştu. Buna karşın, serginin ele aldığı dönem olan 1900-1940 arası geç Osmanlı döneminden başlarken bunu Cumhuriyet’in kuruluşunun ardına kadar getirmesi farklı olay katmanlarına bakma imkanı sağlıyor. Örneğin, bu süre zarfında II. Meşrutiyet, I. Dünya Savaşı, Cumhuriyet’in ilanı ve alfabenin değişimi gibi Cumhuriyet’in toplumsal hayat üzerindeki çeşitli düzenlemeleri gerçekleşiyor. Dolayısıyla tarih ve dönemlendirme sorununu politik devrimlere bağlı noktalara ayrılan belirgin dönemlendirme çabasının yöntemini takip etmiyor ve zaten bunun en iyi ‘parçalama’ biçimi olmadığı da açıktır. Nitekim, tarihin konusunu oluşturan şey kadar alışılageldiği üzere dönemler, çağlar, uluslar, kültür biçimleri gibi bir tür ön kategorileştirme değildir artık. Zaten serginin bu arşiv üzerinden eğildiği konuysa “aile üyelerinin kendi hafızalarını nasıl oluşturduğu ve sakladığını; bu hafızanın erken cumhuriyetin kurulmakta olan ulusal anlatısıyla nasıl iç içe geçtiğini, kendi sınırlarını çizerek kimliklerini nasıl kurguladığını ve kimleri birer öteki olarak bu sınırların dışında bıraktığını inceleme olanağı sağlamak.”

Dolayısıyla tarihsel yaklaşımın merkezinde Osmanlı’nın çöküş dönemi veya Cumhuriyet’in kuruluşu gibi bir araştırmadansa, belli tarihler arasında ve bu sergi bağlamında, bir ailenin yaşamıyla ilgili tüm belgelerin incelenmesi bulunuyor. Tabii ki, ne serginin ne de bu tür bir tarihsel araştırmanın amacı, ele aldığı belgelerden hareketle Osmanlı-Cumhuriyet çizigisinde bir toplumsal dönüşümü anında deşifre etmek değildir. Tarihsel araştırmanın konusu, bu belgelerden yola çıkarak, bazı ilişkileri saptamaktır. Bu tür bir araştırmanın sonucunu oluşturan şey bu belgeler corpus’unun iç ya da dış ilişkileridir. Bu ilişkiler bağlamında tarih zamandan kurtulur ve bir süre olmaktan çıkar. Bu açıdan bakıldığından, tarih birbirleriyle iç içe giren ve birbirlerini kapsayan sürelerin çoğulluğudur. Bu sürelerin her biriyse belli tür olayların taşıyıcısıdır. Dolayısıyla çok çeşitli süre ve olay türleri tarihsel araştırmanın yapısını oluşturur.

‘Arşivi Parçalamak: Bir Osmanlı Ailesinde Temsil, Kimlik, Hafıza’ sergisi bir ailenin kendi içindeki ilişkileri ve bireylerin günlük hayatları üzerinden hareket ederken, arşivi salt bireysel ifadelerin toplamı olarak yansıtmaktan öte, bunu ele aldığı döneme dair söylemlerin birikmiş varlığı olarak ortaya çıkarıyor. Bu açıdan bakıldığında, sergi ve arşivde yer alan her bir belge kişisel olduğu kadar belli bir yapının parçası olarak da ortaya çıkıyor. 

0
1539
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle