15 TEMMUZ, ÇARŞAMBA, 2015

Oto Sanayi 181 Numara

Atatürk Oto Sanayi'de bulunan atölyesinde Günnur Özsoy’un çalışmaları ve gelecek planlarına dair bir söyleşi gerçekleştirdik.

Oto Sanayi 181 Numara

İstanbul gibi bir büyük şehirde artık kent merkezlerinden her ne kadar bahsedemesek de atölyeniz bilinen noktaların dışında bir yerde. Ne zamandan beridir bu atölyedesiniz?

Bir yılı geçkin süredir bu atölyedeyim. Anadolu yakasında yıllarca oturdum. Atölyem de oradaydı. Oğlumun okulunu değiştirince Avrupa yakasına taşınmak zorunda kaldım. Bir dönem evim AvrupaYakası’nda  atölyem ise AnadoluYakası'ndaydı. Ta ki Atatürk Oto Sanayi'de kendime bir yer bulana kadar. Şu anda Emirgan’da yaşadığımdan dolayı buradaki atölyeme ulaşımım çok rahat. Fakat burayı da kolay buldum diyemem. Çünkü Atatürk Oto Sanayi'yi bu civarda atölyesi olan çok sevdiğim arkadaşım Berkant Aksoy ile keşfettim. Berkant Aksoy’u atölyesinde ziyaret ettiğimde bana hep şöyle derdi :“Günnur gel sana da burada bir yer ayarlayalım.” Çünkü burası o zamanlar  bomboştu. Bazı sanatçıların atölyeleri olmasına rağmen pek revaçta değildi.

Yıllar sonra tekrar bu bölgede atölye bakmaya başladığımda epey popüler bir yer haline gelmişti. Ben de bir emlakçı vasıtasıyla bu bölgede atölye arıyordum. Uzun arayışların herhangi bir sonuç vermeyeceğini düşündüğüm bir anda değerli bir mimar dostuma atölye aradığım söyledim. Tesadüfen onun da bir arkadaşı atölyesini boşaltıyormuş. Ben de buraya, bir yıldır kullandığım bu atölyeye taşındım.

Burası bir sanayi bölgesi, fakat şöyle karşılaştırmalar yapabilirim belki. Son bir seneye kadar Anadolu Yakası'nda oturup Anadolu Yakası'nda atölyesi olan bir sanatçıydım. Atölyem Maltepe’deydi. Daha ziyade sayfiye yerini anıştırmaktadır benim gözümde Maltepe. Oldukça izole bir hayat yaşıyor, evden çıkıp doğrudan oraya gidiyordum. Oysa burası bir taraftan da sanayi alanı, adı üstünde Atatürk Oto Sanayi. Şehrin dışı gibi algılansa da Taksim’den metro sayesinde rahatlıkla ulaşılabilecek bir alan. Ayrıca birçok  sanatçı burada hem ikamet eder hem de çalışmalarını gerçekleştirir. Şimdiye kadar yaşadığım ve her seferinde dingin bir balıkçı kasabasına gidiyormuş gibi hissettiğim Maltepe’den dağlar kadar fark vardı. Burada sabahları "Günaydın" der esnaf hayırlı işler gibilerinden... Ve de çok güzel bir sosyallik var burada.

  • Mehmet Kahraman ve Günnur Özsoy ©Korhan Karaoysal
  • Günnur Özsoy ©Korhan Karaoysal

Günnur Özsoy ©Korhan Karaoysal

Peki mesela bu bölgede atölyeleri olan sanatçılarda var onlarla diyaloğunuz nasıl? Atölyesi olan diğer sanatçılarla bir araya gelme şansınız oluyor mu?

Oluyor! Mesela atölyemin sol yanında Emre adında genç bir sanatçının atölyesi var. Metal ile çalışan bir heykeltıraş. Çalışmalarını bir dergide veya sergide görmesem pek tanışmazdık. Ama burada komşum olduğu için diyalog kurmamız daha kolay oluyor.

Daha önceki dönemlerde görülen, sanatçıların birlikte zaman geçirme ve üretim yapma durumu artık söz konusu değil. Fakat farklı yaş grubunda ve üretim ritminde olan sanatçıların bir arada olması güzel diyaloglara da vesile olabilmekte. Benim için güzel olan başka bir tarafı ise normal şartlar altında ulaşımın bu kadar tehditkar olduğu bir kentte, yakınlarımda üretimlerine devam eden sanatçıların hâlâ olmasıydı.

Yaptığınız çalışmalar mı  yoksa sizin özel tercihiniz mi uzak olma hali? 

Zaten bir heykeltıraşın kolay kolay bir atölye bulması pek mümkün olmuyor. Benim ilk heykel yapmaya başladığım zamanlarda atölyem yoktu ve o zamanlar Dudullu'da bir dökümhanede çalışıyordum. Sonra atölye aramaya başladım. Ufak boyutlu bir şey yapsan da heykel söz konusu olunca çok fazla alet edevat gerekebiliyor. Dolayısıyla apartman dairesi standardında bir yerde çalışmak pek mümkün olmuyor.

Bir dönem Çubuklu’da bulunan çok eski bir ahşap evde de çalıştım. Çubuklu iskelesinin üstünde olağanüstü bir boğaz manzarası vardı. Eskiliğinden ötürü yaşanabilecek bir alan değildi, aşırı rutubetli bir yer olmasına karşın benim için rüya gibi bir yerdi. Sonradan anıtlar kurulundan izninin çıkmasıyla renovasyonuna başlandı. Dolayısıyla oradan çıkıp Maltepe’deki atölyeye taşındım. Atölye değildi tabii ki orası. Müstakil bir evdi ve orayı atölyeye dönüştürmüştüm. İçeriye küçük bir kamyonet girebilir  hale geldi. Heykelle uğraşıyorsan çeşitli malzemeler gerekli. Bugün resim yaparken bile büyük mekânlarda çalışmanın geri dönüşü ve sanatçıya verdiği konfor daha farklı oluyor. Aynı şeyler benim gibi birçok heykeltıraş için de geçerli. Tabii ki her şey imkânlar dahilinde. Sorunun başına dönersek eğer evet burası o manada uygun büyüklükte. Fakat alt yapısı konusunda bazı problemler olduğu için işlerin taşınmasında sıkıntılar oluyor. 

  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal

©Korhan Karaoysal

Nasıl bir periyotta çalışıyorsunuz? Eskizler halinde çalışmalarınızı  oluşturduktan sonra mı döküme veya heykel formuna dönüştürüyorsunuz?

Bir kere sürekli çalışıyorum. Çalışmanın kendi içinde farklı biçimleri var. Düşünme evresi de bir anlamda üretim sürecinin başlangıcı. Yoğunluğum ise kişisel sergi programıma bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Eğer ki kişisel sergim var ise hiçbir zaman sergi tarihine yakın bir sürede çalışmalarımı üretmeye başlamam. Belli bir planlamaya göre öncesinde çalışmalarımı oluşturmaya başlarım. Ürettiğim işlerin atölyede demlenmesini isterim. Sergilenmeden önce işlerimi yakınımdaki bir kaç kişiye gösterip üstünde tartışmayı severim. Ayrıca sergiyi ilgilendiren diğer önemli konuları da, metin ve fotoğraf çekimi gibi sergi öncesinde programlamayı tercih ederim.

Yarattığınız formlar bu denli mekân içerisinde başka alanlar yaratıyorken üstüne bir de renk ekleyerek algıyı dönüştürmek neden? 

Kullandığım malzemelerle ilişkili aslında. Benim polyester kullanmaya başlamamın iki sebebi var. Birincisi polyester kullanmadan önce ağırlıklı bronz alüminyum döküm işler yapmıştım ve bu işlerin boyutları belliydi. Dolayısıyla polyester bu manada daha öldürücü ve hızlı. Bronz işlerimle karşılaştırdığımda polyester bu sefer de o kadar sönük ve metalin derinliğinden uzak kaldı. O suniliği fark ettiğim anda boyamaya karar verdim. Renk olarak ilk beyaz ve tonlarını kullandım. Sonrasında da turuncu vb.  gibi renkleri de çalışmalarıma dahil ettim. Rengi yoğun bir şekilde kullanmaya başlamam ile birlikte fark ettim ki rengin kendisi çalışmalarımı ele geçirdi. Özellikle bu renklerden Ferrari kırmızısını yoğun bir şekilde kullandım. Bir diğer renk olan, gotik bir his yaratan bordoyu ise bir depremden sonra kullanmıştım. Çok ilginçtir ki birbirimizden haberi olmayan sanatçılarla, bir galerinin o seneki sergi programında hepimizin kullandığı renkler bordo çeşitlemeseydi. Ben heykeltıraş olarak kimisi ressam olarak birbirimizden habersiz aynı rengin tonlarını çalışmalarımızda kullanmıştık.

Kulllandığım başka renk ise patlıcan moru dediğim, siyah gibi duran ama ışığın yoğunluğuna bağlı olarak morluğu belirgin bir şekilde görülebilen bir renk. Beyaz ise  zaten benim formlarımı ve soyut dünyamı çok iyi yansıtan bir renk. Hepsi birtakım gerçekliklerle hayatıma girerek heykellerimi kaplayıp bana mâl oldular. Özellikle bahsettiğim o kırmızı benimdir!

Renk ile tema ve form arasında nasıl bir ilişki var?

Ürettiğim organik form yüzeylerindeki beyaz renk ışığı çok iyi yansıtıyor. Form yüzeyinde kullandığım renklerin röflelerleri ışığın yüzeye yansımasına bağlı olarak farklı algılar oluşturuyor. Kullandığım renklerin yoğunluğuna bağlı olarak formlar da bir karaktere sahip oluyor. Rengin kendisi bir açıdan röflesini de değişime sokuyor. Beyaz dışındaki diğer baskın renkler mesela kırmızı, turuncu ve son dönem yaptığım işlerde kullandığım petrol renkleri ışın yansımasına göre bulunduğu mekânda bir anlam kazanıyor. 

  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal

©Korhan Karaoysal

Bulunduğu mekânı aslında kendi içine hapsediyor gibi ya da mekânın bir parçası oluyormuş gibi ... 

Evet ama bu bir ayna gibi değil tabii ki. Burada bir belirsizlik söz konusu. Bir aynadaki yanılsama da başka bir şey ama burada hep böyle ışık oyunları mevcut. Beyaz işlerimin bulunduğu mekânlardan biliyorum sabah ışığı ile akşam ışığı başka oluyor. Diğer renkli işler daha farklı, ona göre onlar da gerçekten içlerinde var olan pigmentlerin derinliği ile birtakım kavramlara daha yakın durabiliyorlar. Son sergimde kurşun rengi çalışmalar yaptım. Onun bana göre bir hikayesi var. Biraz çocukluktan biraz büyüklükten ve heykel yapmaya başladığım zamanlarda yaşadığım, o dökümhaneye de giden gelen orada kullandığımız grafik tozunun bana verdiği hayranlık hissi. Bir türlü ona ulaşamamak  ve onun sonuç olarak suni boyada satılan bir şey olması.

Bazı işlerin formun etkisi ve renk uyumunun birlikteliği ile sizin de dediğiniz gibi kişiden kişiye değişen bakış açısına göre çok estetik ve daha ağır başlı olma hali var. O bir soyutlama olduğu için kendi içinde hem heykel olarak hem de heykelin bütünleştiği renkler olarak bir çok farklı yoruma açık olabiliyor. 

Zaten çok açık olmalı güzelliği burada, işin sırrı da. 

Günnur Özsoy©Korhan Karaoysal

Günnur Özsoy©Korhan Karaoysal

42 Maslak’ta Atölye Maslak adı altında yapılan ‘Maker Culture’ sergisi Maslak Oto Sanayi’deki atölyelerde çalışan tasarımcı, sanatçı, fotoğrafçı, dijital medya uzmanı ve ustaların eserlerini bir araya getirdi. Sergide yer alan yerleştirmenize dair ne söyleyebilirsiniz?

Bu sergide iki adet eserimi tavandan sallandırarak sergiledim. Organik formlu kurşun rengi bu heykellerim "Boşluğun Işığı" isimli heykel serimin parçaları. Boşluğun ışığı serisi kurşun dökme adetinden yola çıkarak başladığım bir seridir. Çocukken annemin bana döktürdüğü kurşunları hatırlayarak bu adeti hem yerine getirmek hem de kurşun döken birinden el almak istedim. Şansım yaver gitti ve çok sevgi dolu birinden el aldım. Sonrasında atölyemde gaz maskesi takarak kurşun dökmeye başladım. O tarihlerde maalesef bu maskeyi sokaklarda da kullanmak zorunda kaldım. Bu süreç, yani hızla eriyip donan kurşunları izlemek, boşluğun ışığı serisinin eskizleri gibiydi. Bu seride esas ana rengim kurşun rengi oldu. Formlarım ise kurşun maddesinin akışkanlığı ve kırılganlığını işaret eder nitelikte meydana geldi. Sergilenen bu iki heykel hem kafamda oluşan kavramları hem de bana ait olan organik form dünyasını temsil eder. 

Önümüzdeki dönem ne yapmayı planlıyorsunuz var mı yeni projeler?

Aralık ayında Tophane’de bulunan Pg Art Gallery’de ve Mart ayında Ankara’da Siyah Beyaz Galeri’de kişisel sergilerim olacak. Ayrıca çalışmalarımın sergileneceği fuarlar var. 

0
2597
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle