03 MART, PAZAR, 2013

Necati de Ordadır Çünkü...

Türk karikatür ve grafik sanatının önemli isimlerinden Necati Abacı, farklı tekniklerle gerçekleştirdiği fotoğraf karikatürleriyle de özellikle fotoğraf dünyasında büyük bir ilgi toplamıştı. 

Necati de Ordadır Çünkü...

Neredeyse 30 yıla yaklaşıyor. Belleğim beni yanıltmıyorsa, 1978  başları olmalı,  Gelişim Yayınları’ndaki  o küçük , soğuk ve güneşsiz odada biri genç bir şair, öteki genç bir Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu öğrencisi, beni görmeye geldiler. İlki, şair,  Hüseyin Sungur,  bir dosyayla gelmişti ve şiirlerini, benimle tartışmak istiyordu. Öteki, Tatbiki’de grafik öğrencisi, Necati Abacı... Hüseyin’in şiirleri üzerinde tartışırken, Necati’nin konuşmadığını ama dikkatle dinlediğini farkettim. Ona da, bu dikkatinden dolayı, ‘siz de şiir yazıyor musunuz?’ diye sorduğumu anımsıyorum, Necati, gülmüş ve ‘hayır!’ demişti. (Ayraç içinde belirteyim: Şimdi,  ünlü ve orta yaşlı şairlerimizden bir bölüğü, Nişantaşı’nda Şafak Sokak’taki o küçük, soğuk ve güneş görmeyen odayı anımsıyor olmalıdırlar: Tuğrul Tanyol gibi, Merih Akoğul gibi! Ama galiba, o yıllarda daha çok politikaydı bizi ilgilendiren. Ahmet Haşim ya da Behçet Necatigil’den değil, Marx’tan ve Althusser’den tutkuyla, heyecanla söz ettiğimiz günler...)

Necati’yi nedense tek başına değil de ya Hüseyin Sungur’la ya da Lalehan Uysal’la  birlikte anımsıyorum. Lalehan da Tatbiki’de öğrenciydi  ve  yanılmıyorsam, Necati’nin sınıf arkadaşıydı. Akşamları, Gelişim Yayınları’ndan çıkar, Nişantaşı’nda, Hadi Olca’nın ‘Akademi Kitabevi’ne  mutlaka uğrar, oradan da Valdeçeşme’ye kadar yürürdüm. Valdeçeşme’deydi evim o yıllarda. Akşamüstü bana uğradıkları zamanlarda Necati, Hüseyin ve Lalehan’la,

bazan müzikçi Faris de katılırdı, Maçka üzerinden Valdeçeşme yürüyüşleri yapardık hep birlikte... 

1982’de açtığı ilk sergisinden sonra izini kaybettim Necati’nin. (O ilk sergi’ye gidemedim, benim için acılarla kuşatılmış bir gündü 16 Nisan 1982. Necati’nin sergisinin açıldığı gün, annemi toprağa vermiştik  çünkü.)  Hüseyin Sungur, memleketine, Mersin’e dönmüştü; Lalehan, Mengü Ertel’in yanında çalışmaya başlamış; Faris, Kabataş Lisesi’nde müzik öğretmeni olmuştu. Necati’nin İzmir’e yerleştiğini, orada Üniversite’de  görev aldığını, sanırım Lalehan’dan öğrendimdi.

1985 yılında bir gün, Necati beni İzmir’den telefonla aradı. ‘Sanatçı Portreleri’ni sergileyeceğini ve benden iki ricası olduğunu söyledi. Sergi davetiyesi için bir yazıydı ilk isteği. Sonra, bana armağan ettiği ‘Hilmi Yavuz ‘portresini, o sergiye koymak üzere, geçici bir süre için ona gönderebilir miydim? Elbette, dedim, -‘Portreler’in tümünü, Necati daha İstanbul’dayken  görmüştüm zaten.

‘Necati Abacı’nın Sanatı Üzerine’ başlıklı o yazıyı, ‘HilmiYavuz’ portresi ile birlikte gönderdim Necati’ye. O ‘portre’, bendedir (Necati, sergiden sonra ‘portre’mi hemen iade etti bana) ve bir dostluğun anısı olarak duvarda durduğu kadar kalbimde de durur; -Necati de ordadır çünkü...



Fotoğraf: Merih Akoğul

0
2611
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle