10 ŞUBAT, SALI, 2015

İfadenin Yollarını Aramak

Marcus Graf, Damla Özdemir ile işlerinin şu anki durumu ve yakın zamanda Gallery Illayda’da gerçekleşecek olan sergisi KÜÇÜK SABOTAJ hakkında sohbet etti.

İfadenin Yollarını Aramak

Damla Özdemir bu günlerde, 5 Şubat’ da Gallery Illayda’da açılacak ve 1 Mart’a kadar devam edecek olan “KÜÇÜK SABOTAJ” adlı kişisel sergisine hazırlanıyor. Ben de onunla şu anda ilgilendiği biçimsel ve kavramsal konular üzerine görüşme imkanı buldum.

Sevgili Damla, işlerin biçimsel ve kavramsal olarak kolaj sanatı temeline dayanmakta. Seni bu sanatsal stratejiye iten dürtüler nelerdir? Neden kolaj?

Hep kendimi ifade etme yolları aradım. Sonradan da, birey olmaya çalıştığım sıralarda bastırıldığımı, bunun da kadın kimliğim üzerinden yapıldığını fark ettim. Çekirdek ailemizde ister istemez erkek egemen bir aile içinde büyüdüm. Geniş ailemizde kadınların da ataerkil mantıkla hareket ettiklerini yani soyun devamlılığını sağlayacak erkek bireylere önem verdiklerini gördüm. Maruz kaldığım bu büyüme ortamı, Türk toplumunun da diyebiliriz ama daha çok dünyaya hakim olan 'güçlünün' (buradaki güçlü, göreceli tabii ki ve aslında kapitalizm denebilir fakat artık kapitalizmin tek başına ezici bir güç olmadığını görebiliyoruz. Diğer birçok sosyolojik dinamikte ezici güç olabiliyor bir araya geldiklerinde…) ezebilme imkanını sağlayan sistemin küçük bir temsili gibiydi diyebilirim. Bu beni hep rahatsız etti. 

Özellikle kadın olma sorusu çevresinde şekillenen cinsiyet  odaklı kimlik sorunlarına odaklanmanın sebebi bu mudur?

Ergenliğimde, ben de ailede erkek gibi düşünen kadınlar veya erkeklerin yanında yer alarak kadın cinsine ait olmaktan rahatsız olurken, suçlu hissederken veya utanırken, olgunluk yaşlarıma eriştiğimde yani tam bir birey olduğumda ve şimdilerde, bununla gurur duyar hale geldim. Ve bu rahatsız olduğum durumu önce kendi ailemden başlayarak düzelttim ve şimdi de üretimlerimle, bu değişimi etrafa yaymaya çalışıyorum. 

Kolaja olan yolculuğun nasıl gelişti? 

İfade özgürlüğümü arama yolculuğumda önce çizdim, yazdım, şekil verdim, en son da gerçekliğe en yakın olduğunu düşündüğüm kolaja yöneldim. Öncelerde sadece bilgisayar ortamında (ben buna rüyalarımı yansıtma diyorum) üretirken, sonra bu ister istemez dışarı taştı ve 3 boyutlu kolajlar yapmaya başladım.

7 senedir kolaj yapıyorum. Kolaj, kendi gerçekliğimi yaratabildiğim, rahatça kontrol edebildiğim ve içinde yaşadığımız gerçekliğe çok yakın hissettirebilen bir sanat. Gerçek olan bir çok imgeyi sürreal bir ortama yerleştirebilme imkanı sunarken, oluşmuş kompozisyonu izleyen kişiye de, gerçeklik hissi verebiliyor. Ve tabii bir de biriktirmeyi ve biriktirdiklerimden zamanları geldiğinde kurtulmayı sevdiğim için, kolaj çok işime yarıyor. Kolajda herkese göre olan gerçekliği, kendi gerçekliğime göre kontrol etme imkanım çok fazla. 

İşlerinin konularını nasıl belirliyorsun? 

Aslında önceden belirlemiyorum. Bilinçli bir süreç işlemiyor. Çünkü bilinçli başladığımda bile sonucunda, başlangıçtaki kompozisyondan çok farklı bir sonuç çıkabiliyor. Sadece birikimi hissediyorum ve rahatlamak istiyorum. 

Yine de kadın kimliği sorunları ve erkek egemen bir toplumda kadın olmanın mücadelesi konuları önemli bir rol oynamakta.

Kadınlar güçlü varlıklar çünkü yaratıcılar, hayatı büyütenler. Sırf bu iç güdüyle bile kadınların başaramayacağı herhangi bir şeyin olduğunu düşünmüyorum. Sadece fiziksel gücün, güçlü olanı belirleyen bir geçmişten gelmiş olmak gerçekten acı. (bunu genel olarak bütün sistem için söylüyorum) Açıkçası erkeklerin bu kadar egemen olduğu bir anlayış içinde yaşamak bir kadın için ne kadar zorsa, erkekler için de o kadar zor olduğunu düşünüyorum. Çünkü ne kadın ne de erkek kimliği belli rollere göre belirlendiği için, bireyler varoluşunu doğal bir süreçle tamamlayamıyor. Birey, gerçek bir birey olamıyor ve sistemin istediği rollerden birine bürünerek içbenliğini ortaya çıkaramıyor.  Erkek güçlü olmak zorunda, kadın da güçlü olana boyun eğmek… Erkek izleyen, kadın izlenen. Ve kadın her zaman erkek varlığının altında kendini varetmeli…

Bu güç ilişkisi işlerine nasıl yansıyor?

Güçlü ne demek? Güç sahibi kişi, hatta Türkçe'de bir erkek ismi. Güç sahibi kişiler illa ki erkek cinsiyetinde olması gerekmiyor. Son yıllarda farkettim ki, gücü elde etmiş birçok kadın da erkek kimliğine göre ve ataerkil anlayışla hareket edebiliyor. Erkekleşmiş kadınlar diyorum ben onlara… Mesela Plaza'da patron olmuş bir kadın, altında çalışan kadın, erkek kim varsa, iktidarıyla ezebiliyor. Bana göre güç bu değil. Kadın gerçekten güçlüdür, ama erkek egemen sistemde yine erkek mantığıyla elde edilmiş güçle gücünü göstermek değil kasdettiğim.

İnanıyorum ki, şimdi dünyayı kadınlar yönetmeye başlasa, yaşam eşitlenecek, paylaşım eşitlenecek ve cinsiyet eşitlenecek. Güç benim için gücü elinde tutan kişinin gücü değil, adalet ve eşitliği sağlamaya çalışan ve bunu becerebilen kişinin gücüdür.

Kadınların özlerinde her zaman adalet, eşitlik ve denge arayışları olduğunu düşünüyorum ve tabii ki bunu hissediyorum. Erkeği de, kadını da yine bir kadın doğuruyor. Tabii ki ikisininde eşit şartlarda yaşamasını isteyecek. Bu bir içgüdü… Ama işlerimde cinsiyetteki dengeyi her zaman sağlamayı tercih etmiyorum. Çünkü her zaman üretiiğim işlerde hedef kitlemi aynı tutmayı sevmiyorum. Bazen hem kadın, hem erkek, hem de eşcinsel bir birey kullanırken, bazen sadece kadın kullanıyorum. 

İşin ve feminizm arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsun? İşlerinde, feminist eleştirel teorileri bir rolü mıdır?   

Bu soruyla çok karşılaşıyorum, feminizmin çok farklı çalışma alanları var. Tabii ki feminizme yakınım ve belki de en çok ondan besleniyorum ama bu spontane oluyor. Salt herhangi bir ideolojiye bağlı olarak işlerimi oluşturmuyorum.  Hatta tek bir ideolojiye bağlı olmayı da patriyarkal bir düşünce olarak görüyorum.

Erkek egemen ve kadın olmanın kimi zaman suçlu olmakla eşdeğer sayıldığı bir toplumda büyümüş bir kadın olarak bu baskıya başkaldırmak istiyorum tabii ki. Kadınlığımdan utanmak yerine bedenimin de zekamın da gücünü ortaya koymak istiyorum. Çünkü yapabileceklerimi gördüm, kendimin farkına vardım. Çünkü ben doğurganım, hayatı büyütenim, yeşertenim… Ve bunu sadece hayatın devamlılığı için yapıyorum...

Buna rağmen kadın kimliği tartışmaları senin işlerinde önemli bir rol oynamaktadır. 

Sadece kadın değil insan olduğumu gördüm. Kadın kimliğim üzerinden bana yapılan baskıyı gördüm. Toplumda sürekli izlenen ve hakkımda karar verilen bir birey olduğumu gördüm. Üstümdeki giysiden, başımdaki saçın açlmasına ya da kapanmasına, karnımdaki çocuktan, attığım kahkahaya, konuştuğum dilden, yediğime, içtiğime kadar karar veren merciler var. E bunun karşısında ben ne yapmalıyım, 'Aaa herseyi benim için düsünen erkekler var ne guzel, en iyisi ben de bu iyiliklerine karşılık onlara hizmet ediyim ve ne diyorlarsa yapıyım.' mı demeliyim? Bütün bunlar beni çok rahatsız etti. Ve yapabileceğim tek şey, özümü bulma yolumda, kendi tarzımda isyan etmekti.

İşlerinde güzelliğin ne gibi bir rolü vardır? 

Güzellik evet benim için hayatta da önemli, ürettiğim işlerde de önemli. Erkekleri etkilemek için izlenme objesi olarak kullanılmış kadınlarla empati yapıyorum ve onları işlerimde kendi anlayışıma göre daha da güzelleştirerek sunuyorum. Tabii ki kimi zaman toplumun güzellik anlayışına ters bir şekilde. Mesela bazen en alışıldık uzuvlarını kesiyorum, yok sayıyorum; vajinaları olmuyor, memeleri çoğalıyor, azalıyor büyüyor küçülüyor, kolları bacakları yarım oluyor. Çoğunlukla hiç yüzleri olmuyor, bazen bir çok yüzleri oluyor. Bazen izleyici konumundakiler rahatsız oluyor çünkü izlenen kendini izleyiciye göre oluşturmamış, izleyicinin algısından çok farklı bir konumda ama alışmaları kolay oluyor. Sanırım kadınlar ve gayler daha fazla sempati duyuyor işlerime. 

Sanat eserlerinde çıplaklığı nasıl kullanıyorsun? 

Kişinin kendinden utanmaması bedenini kabul etmesiyle paralel. 'Çıplaklığımla gurur duyuyorum' diyebilmek, çıplaklığını kendi istediği gibi kullanabilmek, tüketmek bir kadın için önemli diye düşünüyorum. Hatta bazen o kadar önemli ki, bu özgürlükle buldumcuk olabiliyoruz ve sömürene kadar tüketebiliyoruz kadınlar olarak. Hayalimde 'The Doors filminden bir sahnedeki kadın canlanıyor; kendinin farkında, gücüne ve güzelliğine inanıyor, dünya avuçlarının içinde, çırılçıplak dansediyor, kendini orgazma hazırlıyor. Bu kadın beni çok etkiliyor.

Erotizm  senin ve işlerin için önemli taşıyor mu? 

Erotizmden öte kadının cinsel kimligini sunması, bedenini sadece 'kendi istedigi' ölçüde şekillendirmesi ve ortaya koyması daha önemli. Erkek egemen bu toplumda yaşayan bireyler olarak kadın, özgürleştikçe bedeninin ve cinselliğinin farkına ve zevkine varabiliyor. Ne zaman kendi için yaşadığını anlıyor o zaman varolma süreci başlıyor ve haz alıyor, orgazma ulaşıyor. İşlerimde çıplaklığını, orgazmını, tatminini özgürce ve önce kendi için yaşayan kadınlar çoğunlukta...

Kolajların için imgeleri nasıl bulup seçiyorsun? 

Bilgisayarımda ve atölyemde birçok görsel koleksiyonu var. Bu süreçte onlara başvuruyorum. Birikim her neyse ona göre, spontane bir şekilde, görselleri ve renkleri seçiyorum. Bazen siyah beyaz ve siyah beyazın ara renkleri oluyor komple, bazen mutlaka bir kaç renk olabiliyor. Ve iş bitip sonucu gördükten sonra analizini yapabiliyorum.

Yine de her koleksiyon çoklu ya da heterojen bir kapsama sahiptir. Senin ilgini çeken imgelerin estetiğini nasıl tanımlarsın?

Benim de herkes gibi estetik anlayısımın arkasındaki ilk elek, toplumun estetik anlayısı, daha sonra toplumun bana kattıgı onyargıları yıkabildigim kadarıyla ortaya cıkan estetik anlayısı… Bu ikinci kısımda bahsetmek istedigim, tamamiyle her varlıgın dogasına ozdes bir estetik anlayısı. Yani birsey nasıl varoluyorsa onu o sekilde kabul etmek. bulundugu ortama gore.

Son dönemde çoğunlukla 1950’ler ve sonrasındaki Türk dergilerinde bulunan imgeleri kullanıyorsun. Neden?

Aslında 50'lerin Türk magazinlerinde anlatılan ve olunması istenen kadın modeli benim için çok naif ve günümüz dünyasına asla uymuyor. O nedenle günümüzde oluşturulmuş kadın rolüyle 50lerdeki 60lardaki kadın rollerini birbirleriyle harmanlayarak kullanmayı ve aradaki bu farka kinayeyle yaklaşmayı daha çok seviyorum. Ama genelde malzeme olarak kullandığım kadınlar, medyanın tavan yapmış yıllarında tüketilmek üzere topluma sunulan ve sonra yok olup yerine baskası gelmiş kadın profilleri oluyor.

İşinin biçimsel ve tenik tarafı hakkında konuşalım biraz da... İşlerini nasıl geliştirip tasarlıyorsun? (Bilgisayar, İmge Seçimi, Kolaj, Photoshop vs....) Üretim sürecini anlatabilir misin? Nasıl çalışıyorsun? (Çıktı, Kesik, birleştirme vb.) 

Öncelikle tabii ki Photoshop en önemli aracım. Beynimde birikenleri aktarmama yarayan en önemli araç. Yıllardır biriktirdiğim ve biriktirmeye devam ettiğim imajlardan seçiyorum ve imajları bütünleştirme işini Photoshop'ta yapıyorum. Kafamda net bir düşünce veya bir sonuç olmadığından, sadece kafamdakileri aktarma ve rahatlama amacıyla bunu yapmaya başladığımdan, tek bir kolajı çıkarmam uzun sürebiliyor. Ama bütün hali ortaya çıktığı zaman tabii ki bitmiyor işlem. Ona ciddi şekilde retouch yapmam gerekiyor. Bu, kullandığım fotoğrafları, imajları, kendi tarzıma uygun bi şekilde baskıya hazırlama kısmı.

Retouch kısmında sonra 3 boyutlu hale getirmek için imajların arkasına aynı o şekilde kesilmiş ahşap parçaları hazırlıyorum. Çoğu zaman teknolojik yardım alırken (CNC, lazer kesim…vs), kendim de elimle kesebiliyorum.(kıl testere, dekupaj…vs)

Ama teknolojiyle çalışmam kesinlikle yeterli olmuyor. Bir defa ahşabın görünen yerlerine mutlaka zımpara yapmam, boyamam, cila atmam, veya düzgün kesilmemiş yerleri kıl testere, dekupaj yardımıyla kesmem veya eksik kısımları macunla doldurmam gerekiyor. Yıllar içinde bütün bu işlemleri çeşitli ustalarla çalışarak öğrendim. Ve son bir kaç senedir sadece kendim yapıyorum ustalara ihtiyacım olmadan. Damla Usta oldum yani :)

Ahşap parçaları hazırladıktan sonra, aldığım baskıları dekupe edip, uygun olan parçalara yapıştırıyorum. Ve sonra hepsini bir puzzle gibi bir araya getiriyorum, montajını yapıyorum. Son olarak rötüş kısmı var ki en uzun süreni bu sanırım :)

İki boyutlu kolajlardan asamblaj ya da rölyeflere olan adımı nasıl tarif edersin? 

Genel olarak, alt malzeme olarak ahşabı tercih ediyorum. Çünkü ahşap çok değişken bir malzeme ve her çeşidi var; Sünger kadar yumuşağından, demir kadar sertine kadar. Suyu yediğinde daire şekline geleni de var, spiral şekline de… Kısacası müdahale edilebilen çok değişken bir malzeme.

Ama bilgisayar ortamında oluşturduğum kolajlarda bazen imaj yerine kullandığım çizgiler, geometrik şekiller veya başka görseller de oluyor. Ve genelde bunlar üst malzeme oluyorlar. Bu görselleri de bazen neon ışık, bazen gerçek taş, kumaş, gibi malzemeler kullanarak 3 boyutlu hale getirmeyi tercih ediyorum. 

İmgenin hangi bölümünün üç boyutlu olarak dışarıya çıkacağına nasıl karar veriyorsun? 

Açıkçası perspektif burada önemli bir rol oynuyor ama genel olarak perspektifle öne çıkıcak imajları belirlerken ise şöyle bir yol izliyorum; asıl vermek istediğim mesajı düşünüyorum ve onu bir objeye, kişiye, kişinin uzvuna dönüştürüyorum. Asıl ön planda olan o mesaj oluyor.

Bu son işlerin, heykel ya da yerleştirmeler oluşturmak istediğinin bir göstergesi mi?

Daha önce bir kaç tane heykel çalışmam olmuştu. Bir tanesi interaktif bir heykeldi. İşlerimin önce çerçevesinden, sonra da asıldığı duvardan çıkıp, özgürleşerek izleyen kişide canlanması benim için çok önemli. Ve evet tabii ki daha çok heykel yapmak istiyorum; özgürleşebildiği yere kadar, özgürleşebildiğim yere kadar…

En son olarak işlerinin geleceği hakkında bir içgörü almak istemekteyim. İşlerinin seni yönlendirdiği yer ile kavramsal ve biçimsel olarak nasıl gelişeceği hakkında ne düşünüyorsun?

Üretmek istediğim o kadar çok şey var ki, bazen ben bile korkuyorum içimdeki fabrikadan. Üreticeklerim bitmeden yaşamım biter diye… Ama düşünsel anlamda çok değişebiliyorum.

Ezilen azınlıklar, haksızlıkları yaratanlar, iktidar, hiyerarşi, adalet, eşitsizlik, özgürlük…vs gibi kavramlar temelimde hep beni harekete geçiren kavramlar. Ama harekete geçiş şeklim her zaman değişebilir. Sadece her zaman daha da canlı, iletişim kurabilen işler üretmek peşindeyim. 

0
1769
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle