02 HAZİRAN, SALI, 2015

Hatırla(n)mak: 3. Uluslararası Mardin Bienali Üzerine

“Mitolojiler” başlıklı 3. Mardin Bienali üzerine bir inceleme.

Hatırla(n)mak: 3. Uluslararası Mardin Bienali Üzerine

3. Uluslararası Mardin Bienali, bu yıl farklı bir anlamı üzerinde taşımakta. Zira kadim Mezopotamya coğrafyasında belirli bölgelerin tekrar haritalandırılmak istendiği ve bunun üzerinden tabiri caizse halkların geleceklerini belirleyecekleri bir süreçle etkinlik tarihi çakışmıştı. IŞİD’in Kobanê’ye yoğun saldırıları ve tarih boyunca sürekli katliam girişimlerine direnen Êzidîlere karşı yine aynı örgütün saldırı girişimlerini hatırlayalım. O süreçte bienal organizasyon ekibi adına Döne Otyam, Ferhat Özgür, Fırat Arapoğlu, Mehmet Baran, Sait Tunç, Mesut Alp,  Fikret Atay, Hakan Irmak, Ferhat Satıcı, Hülya Özdemir, Claudia Segura Campins, Canan Budak ve Can Bulgu, özetle 2014 Ekim’inde coğrafyamızda halkların yaşadığı acılar nedeniyle bienalin ertelendiğini duyurdu. İleri bir tarihe ertelenen “Mitolojiler” başlıklı bienal, böylece bir yıl tarih atlayarak, 15 Mayıs 2015 tarihinde açılışını gerçekleştirildi.

Bienalin konseptini hatırlayalım: “Mitolojiler” başlıklı bienal, Mardin’in Mısır’dan Hindistan’a kadar uzanan antik uygarlıklar coğrafyasının merkezinde kurulduğunu ve son zamanlarında yaşadığı kültürel tahribata rağmen, yüzyıllara dayanan sembolik mirasa dair olarak ikonlar ve mitler evreniyle sanat ile edebiyatın izlerini devam ettirdiğini belirtiyordu. Mimaride ve etnografyada okunan bu izler, aynı zamanda gündelik yaşam sosyolojisinde rahatlıkla tespit edilebilmekte. Ali Artun’a referansla oluşturulan konsept metninde, örneğin, kendisinin yazılarında bahsetmiş olduğu “nadire kabinelerinin” şiirsel hallerini görebilmek olası. Böylece kapsayıcı bir dil öneren bienalin bu kavramsal önermesi dışında, pratik bağlamda da bir önermesi bulunuyordu. Bienalin küratörlerinin bazı sanatçılar, “esnaf ve sanatkarlar”, yazarlar, küratörler ve hulasa Mardinliler ve onlara paydaşlık edenler olması. Böylece egemen bir küratöryel tasarım ve sergileme pratiğinin bitmiş ve tamamlanmış bir geniş ölçekli sergi kurma refleksinin aksine, bienal belirli bir çoğulculuğa dayalı, Mardin’i bir tür “kültürel fona” indirgemeksizin, imeceyle işlerlik sağlayan katılımcı bir proje olarak tasarlanmıştı. Bunun ne kadar başarılı olup, olmadığının cevabını izleyiciler verecek.

Mardin Bienali’nde bu yıl on farklı mekan kullanılıyor. Bunlardan 1884-1933 yıllarında kadar kullanılan Süryani Mor Efrem Manastırı – ki ilk kez bu bienal ile kamuya açıldı – ve 19. yüzyıla tarihlenen ve bugün özel mülke ait olan, Alman Karargahı olarak bilinen İskender Atamyan Konağı, çok sayıda çalışmanın öbeklendiği merkez-mekanlar olarak kullanıldı. Bunların dışında kullanılan mekanlar, 6. Yüzyıl ortalarına tarihlenen Kırklar Kilisesi’nin avlusu, Keldani Katolik cemaatine ait olan kilisenin bahçesi ve Mardin Müzesi’nin sergi salonu. Ayrıca Metin Ezilmez’in antika koleksiyonun bulunduğu mekanı, Gabi’nin kuyumcu dükkanı, Revaklı Çarşı, kasetçi ve Ferhat Satıcı ve Hülya Özdemir tarafından yürütülen Videoist Mekanı da bienalin sergileme alanları arasında.

  • Açılış 2015
  • Alban Muja, “Benim Adım Onların Kentleri “fotoğraf, değişebilir boyutlarda, 2012
  • Nezir Akkul, Newroz, tuval üzerine yağlıboya, 255x525
  • Canan Budak, Medet, video, 2014
  • Şefik Özcan, Aynan Olacağım, yerleştirme

Şefik Özcan, Aynan Olacağım, yerleştirme

Birinci Cadde üzerinde yer alan mekanlardan, Diyarbakır Kapı aksından itibaren Mor Efrem Manastırı ile bienale tanıtıcı bir bakış atabiliriz. Açılışın gerçekleştirildiği Manastır’da on sekiz sanatçının yapıtları sergileniyor. Aikaterini Gegesian, Alban Muja, Haris Epaminonda, Iman Issa, Antonio Cosentino, Nadi Güler, Yavuz Tanyeli gibi sanatçıların işlerinin yer aldığı bu alanda video ya da video-yerleştirmeler, fotoğraflar, enstalasyonlar, resim ve heykel çalışmalarıyla yazılamalar yer alıyor. Metin Ezilmez’in antikacı dükkanında ise, farklı kültürlere dair eski eşyaların oluşturduğu bir tür nadire kabinesine şahit olunabilir. Bu arada bienal ana mekanları büyük afişlerle ve branda baskılarla vurgulanıyor, diğer mekanlar ise sticker’larla işaretli. Kırklar Kilisesi’nin bahçesinde Melih Apa’nın dekupe sözcüklerden oluşturduğu heykeli, Mardin Müzesi’nde yer alan Hakan Kırdar’ın disiplinlerarası “Rızık” yerleştirmesi ve Gabi’nin dükkanı ile devam eden hat,  ikinci ana mekanla devam ediyor: Alman Karargahı.

Alman Karargahında toplamda 31 iş bulunuyor. Video, fotoğraf, yerleştirme, ses-enstalasyonu, heykel, fotoğraf, katılımcı işler, dokümantasyon gibi çalışmaların yoğunlaştığı alanda Ahmet Elhan, Ani Setyan, Canan Budak, Deniz Aktaş, Fırat Engin, İbrahim Ayhan gibi isimlerden Babak Kazemi, Elena Bajo, Iratxe Jaio & Klaas Van Gorkum, Krassimir Terziev, Mike Berg gibi isimlere uzanan geniş bir skala bulunuyor. Bu noktada Mardin Bienali’nin bu kez fazlasıyla öne çıktığı bir özelliğini vurgulayabiliriz: Bölgeden katılan sanatçı sayısının artışı. Şefik Özcan, Aysel Alver, Canan Budak, İbrahim Ayhan gibi isimlerin varlığı, bölgesel temsiliyet konusundaki duyarlılığı akla getirmekte. Keldani Kilisesi bahçesinde Yaygara Güncel Sanat İnisiyatifi’nin çalışması ve Revaklı Çarşı ve Kasetçi’den sonra ise son mekana ulaışıyor: Videoist. Videoist’in dönem içerisinde çeşitli kişisel sergiler ve grup sergileri açılan ve atölyeler yürütülen mekanında, Özge Ersoy ve Claudia Segura Campins’in küratörlüğünde Barcelona Loop Festival’den seçilen sanatçıların işleri görülebilir.

Bienalde öne sürülen “imece”, “kolektivite”, “paydaşlık” olguları oldukça önemli. Çünkü iki temel yönelim var kanımca, geniş ölçekli ve kalabalık katılımlı sergilerde: “Kardeş olduklarını hisseden” ya da “kardeş olduklarını hissetmeyen” kardeşler diyebileceğim bu yönelimlerde, ortak paydaları bulmak hayati değer taşıyor. Sadece siyasal bir angajman değil kastettiğim, aynı zamanda sanat dünyası dediğimiz sosyolojik evren içerisinde batı ve doğu ikilemini aşma konusunda oldukça önemli bir paradigma değişikliğini işaret ediyor. Bunun bienalde en azından söylem düzeyinde dahi vurgulanması bir artı değer olarak kabul edilebilir. Belki bu yoldan daha da geniş perspektifli, daha katılımcı bir proje türeyecektir.

Bu bağlamda bienal acaba sonuca ulaşmak adına geçerli ve etkin hamleler yapabilmiş midir? Yoksa sanatçılar ve izleyiciler arasında bir orta saha maçı gibi, paslaşarak mı geçmiştir? Elbette bunun yargısını izleyiciler verecek, ama emek süreçlerini gözlemleyerek ve mümkün olduğu kadarıyla, Mardin’den yorum yaparak. Yoksa o uzaktan bakışın bildiğimiz “üstten bakan” retoriğinin aynısı üretilmiş olmaz mı? Ya da şöyle sorayım: Aynı otantizme düşme tehlikesi burada da yok mudur?

​​3. Uluslararası Mardin Bienali’nin ileri sürdüğü birçok farklı girişimi tespit etmek olası ve bunlar elbette eleştiriye açık olacaktır. Nasıl ki, siyaseti konu edinen her yapıt “politik sanat” kapsamında değerlendirilemeyeceği gibi, her “farklı” olduğunu iddia eden etkinliğin öyle olamayacağı da mevzu bahis edilebilir. Sanatçılar, küratörler, esnaf ve zanaatkarlar, öğrenciler, akademisyenler, sanat eleştirmenleri, mimarlar ve daha sayamadığım bir çok alandan isim bu etkinliğin bir parçası oldu; mitolojilerin, sanat ve edebiyatın izleri gibi, bu bienalin de “hatırlanmak” arzusu elbette var. Zira hatırlandığımız sürece hayatta değil miyiz?

0
2100
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle