07 MART, ÇARŞAMBA, 2018

Göçebe Ruhların Sonsuz Yolculuğu

Köklü geçmişimizin unutulmaya yüz tutmuş taraflarını bize tekrar hatırlatan sanatçı Ramazan Can ile “Evvel Zaman İşi” adlı sergisi kapsamında, Şamanizm kültürünün günümüze yansımaları ve bu yansımaları çalışmalarına nasıl taşıdığına dair sohbet ettik.

Göçebe Ruhların Sonsuz Yolculuğu

İçeri girdiğiniz ilk andan itibaren geçmişle bir köprü kurduğunuz ama asla “şu ana” sırtınızı dönemediğiniz “Evvel Zaman İşi” sergisinin ev sahipliğini ise Anna Laudel Contemporary üstleniyor.

Ramazan Bey, öncelikle şunu sormak istiyorum, “Evvel Zaman İşi” adlı serginiz Şamanizm kültürü üzerinden gelişiyor. Şamanizm kültürü ile nasıl tanıştınız?

Yörüklerin yerleştiği bir bölgede doğdum, büyüdüm. Benden iki üç kuşak öncesi ise göçebeymiş, daha sonra yerleşik hayata geçilmiş. Bunun yanı sıra küçük yaşlarda geçirdiğim ufak tefek rahatsızlıklardan ötürü, ailem beni bu bölgedeki sağaltıcılara götürmüştü. Onlar da uyurgezerliğimi tedavi edebilmek adına birkaç ritüel uygulamışlardı. Yaşım ilerledikçe, bu ritüellerin İslamiyet’ten önceki bir inanışa dayandığını öğrendim ve böylelikle bu alana ilgim başlamış oldu. İslamiyet’te olmamasına karşın hâlâ tekrar eden ritüeller olduğunu, aslında hayatımıza gelenek hâlinde yerleştiklerini gördüm. Yüksek lisans tezim Şamanizm (kamlık inancı) ile ilgili olduğu için pek fazla okuma yapmak durumundaydım.

O zaman batıl inanç olarak atfettiğimiz çoğu alışkanlığımız aslında İslamiyet’ten önceki inanç sistemimize dayanıyor diyebilir miyiz?

Büyük kısmı için evet, aslında batıl inanç atfında bulunulabilir ama zamanla İslamiyet ile sentez içerisinde olan durumlar da var. Mesela ölünün ardından okunan duaların yedisi, kırkı gibi gün sayımlarına ayrılması… Hâlâ bunlar devam ediyor, tabii toplumun geneli tüm bunların Şamanistik bir kökenden geldiğini bilmiyor.

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Çağdaş sanatın içerisinde bu motiflere rastlıyor muyuz?

Evet, özellikle Joseph Beuys bu konuda önemli çalışmaları olan bir isim. Onun da hikâyesi çok enteresandır. Askerdeyken, Tatar bölgesine düşen uçağından yaralı bir şekilde kurtuluyor. Anlatısına göre, o bölgede bulunan bir şifacı, şaman, onu keçelere, yağlara sarıyor ve iyileştiriyor. Döndüğünde ise bunun üzerine çağdaş sanat pratiği çerçevesinde çalışmalar yapıyor.

Sergide yer alan işleriniz Şamanizm kültürü çerçevesinde gelişmesine rağmen onları çağdaş sanat unsurlarıyla birleştirmişsiniz. Serginizin adı bu nedenle mi “Evvel Zaman İşi”, bu tezatlığı mı vurguluyorsunuz?

Aslında evet, bu tezat durum arasında bir bağ kurmaya çalışıyorum. Ama esasen giriş katta bulunan Yüklük Serisi’nde yer alan dokuma halıları akrabalarımdan toplarken, “Ne yapacaksın bu evvel zaman işlerini?” diye bir soru ile karşılaştım. Bu parçalar, onların sandıklara ve yüklüklere kaldırdıkları, miadı dolmuş gözüyle baktıkları dokumalardı. Serginin ismi de böyle şekillenmiş oldu.

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Halı dokuma, çok eski bir kültür kökenine dayanıyor. Özellikle Yüklük Serisi’nde bulunan neon ışık ile çerçevelenmiş olan çalışmanız dikkat çekici. Dokuma halıları, dökümlerin içine yerleştirerek bu yozlaşmış kültüre nasıl bir atıfta bulunuyorsunuz?

Neonlu işte, halının, yörük kültürü içinde doğmasına rağmen zamanla bir sermaye hâline gelmesini dile getiriyorum aslında. Endüstrileşmeye atıfta bulunuyorum diyebiliriz. Diğer işlerde ise; Göçebe Yörük kültürüne ait dokumaların, kent kültürünün vazgeçilmez malzemesi olan betonun içine hapsederek yörüklerin bir takım nedenlerle göçebe kültürden yerleşik düzene geçişlerine bir gönderme yapmaya çalışıyorum.

Hayvan iskeletleri, özellikle boynuzlu hayvanlara ait olan kafataslarına çok fazla yer vermişsiniz. İkonografik olarak nedir Şamanizm’de karşılığı?

Sergiyi görenlerin çoğu aslında bu hayvan kafataslarına bir yerlerden aşina olduğunu dile getiriyor. Köylerde kapıların üstünde gördüğünü söyleyenler bile oldu. Sebebi, bu durumun Anadolu’da hâlâ yaygın olan bir anlayış olmasından kaynaklı. Kafatasları, o aileyi ya da o evin içerisinde bulunan insanları kötü ruhlardan veya nazardan korumayı simgeliyor. Temeli, Şamanizm- Göktanrı inancına dayanıyor. Bu kafataslarının biçimsel ve plastik olarak gönderme yaptığı noktalar da var tabii.

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Anna Laudel Contemporary

©Anna Laudel Contemporary

Peki, her gördüğümüz kafatası gerçek mi yoksa siz mi yaptınız?

Oda içerisinde seri halinde gerçekleştirdiğim kafatası yerleştirmeleri el yapımı ama geri kalan çalışmalarımda kullandığım kafatasları gerçek. Tilki, köpek ve dana kafatasları yer alıyor. Hatta kafataslarından biri hâlâ kemiksel olarak canlı, kurt üretiyor. Galeriye yerleştirdikten sonra bile birkaç defa ilaçladık.

Çalışmalarınızda çok sık gördüğümüz bir başka simge ise üçgen. Üçgen neyi temsil ediyor?

İç içe geçmiş iki üçgenden söz edilir. Şamanizm ile ilgili yapılan çoğu okumada da buna rastlarsınız. Ying-yang gibi aydınlık ve karanlık, iyilik ve kötülük, dişi ve erkek gibi zıt unsurları ifade eder. Aynı zamanda tüm bunlar bir araya gelince evreni temsil ediyor. Bu nedenle üçgen simgesini kullandığım çalışmalarımı Evren Serisi olarak adlandırdım.

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Anna Laudel Contemporary

©Anna Laudel Contemporary

Demirleri eriterek oluşturduğunuz hayvan figürlerini bir oda içerisinde spiral hâlde görüyoruz. Özellikle mi oda içerisine bu şekilde yerleştirildiler?

Spiral döngü yine aynı şekilde kozmosu, evreni ve sonsuzluğu temsil ediyor. Aslında bu sadece Şamanizm özelinde değil, Mayalardan Sümerlere, Mısırlılara kadar bu böyledir. Bitmeyecekmiş gibi bir döngünün oluşturulması Türklerde de özellikle dokumalarda görülür. Bu heykelleri özellikle demiri eriterek yapmamdaki neden ise Şamanizm’in ateşin kontrolüyle başladığı düşünülmesi. Burada ki ateşin kontrol edilmesi durumu demirin ateşte kızdırılarak dövülmesi  işlemi. Bu yüzden ilk Şamanların (kamların) demirci olduğu varsayılır. Bir sürü oluşturmamdaki neden ise mağara duvarlarına yapılan hayvan tasvirleri. İlk insan ava çıkmadan önce bu hayvan tasvirlerini yaparak tasvirini yaptığı hayvanın gücünü ele geçirdiğini düşünürmüş.

Çalışmalarınız oldukça ince işçiliğe sahip olmasına rağmen, sergide hazır nesne kullanımına da yer veriyorsunuz. Bu durumun Şamanizm ile bağdaştırdığınız bir noktası var mı?

Bu sergiden önce aslında bir dönem hazır nesne atıklarıyla çalıştım, buradan kalan bir alışkanlığım da mevcut. Ama bu sergi özelinde, Şamanizm’de her nesnenin bir ruhu olduğuna inanılması düşüncesiyle ilerledim. Artık kullanılmayan eşyaları bu sergide kullanarak, bir sanat nesnesi hâline getirerek tekrar canlandırmak istedim.

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Anna Laudel Contemporary

©Anna Laudel Contemporary

Serginin kuşkusuz ki en dikkat çeken çalışmalarından biri tabut yerleştirmeniz. Nasıl gelişti bu çalışmanız?

Tabutun sergilendiği odanın duvarında bir eskiz mevcut. İlk o eskiz üzerinden planlamıştım bu çalışmayı, ölüm üzerine bir seri yapmak istedim. Tabutla ilgili hâlâ aklımda birkaç iş de mevcut. Tabut ile olan ilk yakınlığım ise 14 - 15 ay önce yakın bir arkadaşımın motosiklet kazasında vefat etmesine dayanıyor. Tabut yerleştirmesinde kullandığım neon ışıklar “Işıklar içinde uyusun” cümlesinden kaynaklı. Bu cümle halk arasında yaygın olarak ölen kişinin arkasından söylenen iyi bir temenni nur içinde yatsın gibi, tabutun içerisine yerleştirdiğim sarmaşık ise ölümden sonra tekrar yaşamın olacağı durumuna işaret ediyor. Yani aslında inanç sistemimiz değişse dahi, bazı anlamlar sadece isimsel olarak farklılık gösteriyor. İslamiyet’te cennet - cehennemin, ahiret inancı durumu olarak şekillenmesi gibi.

Sergide yer alan Okuma isimli sanduka üzerinde gördüğümüz motif çalışmalarınızın bir olay örgüsü mevcut mu?

İlk oluşumu şöyle oldu; yüksek lisans döneminde okumalar yaparken küçük küçük notlar alırdım. Daha sonra bunları tek bir düzlem üzerinde birleştirmek istedim. Aldığım notları, ilgili küçük eskizlerle ve motiflerle birleştirince bir kurgu yakalamış oldum.

  • ©Anna Laudel Contemporary
  • ©Anna Laudel Contemporary
  • ©Anna Laudel Contemporary

©Anna Laudel Contemporary

Peki bu okumaları yaparken, hangi noktadan sonra okumalarını üretim pratiği haline getirmeye başladınız? Bu durum kendiliğinden mi oldu yoksa tetikleyici bir durum mu yaşadınız?

Beni rahatsız eden güncel bir sorunla karşılaştığımda okumalar yaparak ilkellerin bu tip sorunlar karşısında nasıl bir çözüm yolu izlediklerini öğrenmeye çalışıyorum. Türk hakanlarının toplu ağaç dikimleriyle oluşturdukları korulukların o bölgedeki halkın koruduğuna inanılması ve korumak  fiilinin kökeninde bu durumun yer alması. Koruluk isimli bu sergimde yer almayan yaklaşık 400 parçalık bir işi oluşturdu. Ritüel şeklinde yapılan toplu ağaç dikimlerinin yaşanıldığı ilkel dönemlerden günümüze devlet eliyle yapılan toplu ağaç  kesimlerine iyi bir gönderme olabilir diye düşünmüştüm.

Duvar boyunca sıralanan kolaj çalışmalarınızda hep aynı kafa motifini görüyoruz? Bunlar da eskiz çalışmalarınızla mı gelişti?

Küçük küçük eskizler hep alıyordum dediğim gibi ama bunları bu şekilde sergileme düşüncesini planlamamıştım. Eskizlerim kayboluyor diye bunları atölyede bir duvara tek tek bantlamaya başlamıştım, sonraları çerçevede girince işin içine, atölyedeki o samimi ortamı yaratabilmek adına bu çalışmaları o şekilde sergilemeye karar verdim. Aynı kafa motifine gelecek olursak, ruhun betimlenmesine dayanıyor. “Dışarıdan gördüğümüz derimiz olmasaydı insan nasıl görünürdü?” diye bir eleştiri getirerek iyilik ve kötülük üzerinde basit bir arayışa girdim.

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Anna Laudel Contemporary

©Anna Laudel Contemporary

Sergide yer alan son çalışmanıza gelecek olursak, bir şamanın hayatını anlattığınız çalışmanızın en son alanda yer alması bir özet niteliğinde. Şamanizm’e göre nasıl doğar bir şaman? Ve nasıl ölür? 

Şaman İkonu eski bir çalışmam, 2013 yılına ait. Bunun temsili ise direkt yaptığım araştırmalara dayanıyor, metinleri alıp resmettim. Misal anlatımlara göre, çelik kanatlı demir pençeli bir kartal; çam, gürgen ya da kayın ağacının üstüne bir yumurta bırakır, şaman o yumurtanın içinde büyür. Ruhlar büyüyen kişiye, onun şaman olduğunu anlatır. Tabii bu anlatımlar şaman olacak kişinin rüyasında gerçekleşir. Ardından şaman olduğunu ispat etmek için bedenini parçalarlar ve normal bir insana göre bir tane fazla kemiği vardır. Gerçekten şaman olduğu anlaşılınca ruhlar tarafından kıyafeti sunulur. Davul çalınır, davul önemli bir unsur şamanlar için, diğer alemlere olan seyahatlerinde de hep davul kullanılır. Davul çalınır ve şaman seyahat ritüellerini gerçekleştirir. Eserde de gördüğümüz son sahne, şamanın ölümüdür. Ölen şaman deriye sarılarak bir çam ağacına asılır. Etler kemiklerinden ayrıldığında, bir lahit şeklinde takozlarla tabutun havada durması sağlanır.

©Anna Laudel Contemporary

©Anna Laudel Contemporary

Şamanlar genellikle kadın olarak bilinmesine rağmen, sizin şaman figürü tasvirlerinizde bir cinsiyet ayrımı yok. Bunu özellikle mi tercih ettiniz?

İlk şamanların demirci olduğu öne sürülür aslında ama iyiyi temsil eden yani kara büyüyle uğraşmayan şamanların kadın olduğu varsayılıyor. O yüzden çoğunu cinsiyetsiz resmetmek gibi bir uğraşım vardı. Tabii, biraz hayvani olma durumunun da etkisi oldu. Şamanların diğer alemlere yaptıkları seyahatlerde canlının, don değiştirme dediğimiz başka bir bedene ruh olarak geçmesi durumu vardır. Boğa, kurt, geyik, at gibi hayvanlar özellikle. Bu nedenle figürlerimi oluştururken bu iki durumu da göz önünde bulundurdum.

Ramazan Can’ın “Evvel Zaman İşi” adlı sergisi, 13 Nisan tarihine kadar Anna Laudel Contemporary’de görülebilir.

0
5660
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle