25 HAZİRAN, ÇARŞAMBA, 2014

Gençlerin Cephesinde Değişen Bir şey Yok!

Çağdaş Türk sanatının en uzun soluklu süreli sergisi ünvanını taşıyan Günümüz Sanatçıları Sergisi bir süredir İstanbul Resim Heykel Müzesi Derneği ve Akbank (Aksanat) işbirliği ile gerçekleştiriliyor. 

Gençlerin Cephesinde Değişen Bir şey Yok!

İlki 1980’de, İstanbul Resim Heykel Müzesi Derneği’nin girişimiyle 8. Uluslararası İstanbul Festivali çerçevesinde yapılan serginin kuşkusuz önemi çok büyük; özellikle süreklilik anlamında bir çok kuruma ve etkinliğe örnek olacak nitelikte. Keyfi bir biçimde açılıp kapanan, devam ve içerik problemlerini bir türlü aşamayan çağdaş sanat ve kurum ilişkilerimiz bağlamında Günümüz Sanatçıları Sergisi’nin direncini göz ardı etmek pek mümkün değil.  Öte yandan, gerçekleştirildiği ilk günden bu yana, Hisarbank, Pamukbank, Garanti Bankası ve son olarak Akbank gibi özel sermaye ile kurmuş olduğu ilişki bağlamında da etkinliğin sanat ve özel sektör ilişkisine dair küçük bir kesit sunduğunu unutmamak gerek.  

Süreklilik elbette bu türden etkinliklerin sadece işlev kısmına işaret eden bir olgu. Ama daha önemlisi, bu türden sergilerin, özellikle de adının başında “Günümüz Sanatçıları” olan bir etkinliğin sanat ortamına katkısının niteliği… Elbette genç sanatçılara üretimlerini sergileyebilecek bir platform sunması bağlamında bu sergi ilk yapıldığı günden bu yana büyük bir boşluğu dolduruyor. Mezun ya da henüz mezun olmayan sanat öğrencilerinin kendilerini gösterebilecekleri mecraların bugün dahi sınırlı sayıda olduğunu, ilişkiler ağının her zamankinden daha yoğun bir biçimde yürüdüğünü düşünürsek 80’ler gibi hayli manidar bir zamanlamanın ortasında bu türden bir serginin düzenlenmeye başlaması dikkate değer… Ancak, nitelik konusuna geri dönecek olursak, sanırım söyleyecek birkaç önemli nokta var: Günümüz Sanatçıları Sergisi’nin 2000’lerin ortasına kadar jüri gibi hayli geleneksel bir model ile sürdürülmüş olması pek çok bakımdan olumsuz bir tınıyı da beraberinde getiriyor. Teoride hayli önemli bir temsil alanı olabilecekmiş gibi görünürken, bu denli uzun süredir gerçekleşen bir serginin, pratikte, ödül kazanan ya da sergilenen işlerinin çağdaş sanatın güncel dinamiklerini net bir biçimde gösterdiğini söyleyebilmek çok da kolay değil. Hemen her jürili sergide olduğu gibi Günümüz Sanatçıları Sergisi’nde de jüri isimleri seçilen ve kazanan isimlerin niteliklerini belirliyor ve bu sisteme göre kimi yıl daha nitelikli bir sergi düzenlenirken, kimi yıl etkinliğin adına hiç de uymayan “geleneksellik”te işler sergileniyor.  

Sanat okullarının atölyelerinde kimselerin görmediği ya da gençlerin kendi olanaklarıyla sürdürdükleri “yeni” sanata ilişkin önemli bir kesiti göstermesi kâğıt üzerinde hayli havalı duran bir misyon ancak, artık jürili değil de küratörlerle –hatta mutlaka yabancı bir küratörle- ve mekânın danışmanlarıyla birlikte karar verilen sanatçı ve ödül kazanan isimlerin jürili sistemin bir alternatifi olarak düşünmek mümkün mü? Gerçekten kökten bir değişim mi bu? Yoksa sadece jüriden, küratöre ve sergi tasarımcısına doğru evrilen görünürde bir değişiklik mi? Açıkçası, sanat ortamını kökten değiştirmek gibi gerçeküstü bir misyonu bu sergiye yüklemek doğru görünmese de, özellikle sergileme biçimleri açısından da alternatif önerilere açık olması gerekmez mi?
25 Temmuz’a dek Aksanat’ta açık kalacak olan 2014 Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi’ni izlerken, etkinliğin tüm bu tarihini ve misyonunu da düşünerek değerlendirmek gerek. 

Berat Işık, Ayşegül Karakaş, Gizem Karakaş, Alican Leblebi, İhsan Oturmak, Burcu Yağcıoğlu olmak üzere altı sanatçının ödül kazandığı bu yılki serginin Katia Anguelova, Sara Raza ve Fatoş Üstek olmak üzere üç sergi tasarımcısı var. Sergi tasarımı beklentilerinizi yükseltmesin; zira tasarım denilen, bu altı sanatçının işlerinin Aksanat’ın alt katına gelişigüzel yerleştirmenin ötesine gitmiyor. Hatta, eskinin karma sergi mantığında gördüğümüz “duvara asma” eyleminin çok da dışında bir tasarım değil bu… Misyonunu gençleri desteklemek, özellikle de para ödülüyle teşvik etmek olarak belirleyen serginin, artık günümüz sanatının en önemli ayaklarından birinin “sergi tasarımı” olduğunu görmezden gelmesi neyle açıklanır, bilemiyorum… Oysa, bir süredir eski yapısından sıyrılarak çağın öngördüğü biçimde yeni bir yapılanma içine giren serginin, seçiciler üzerinden kurduğu yenilenmeyi tasarım üzerinde de gerçekleştirmesi gerekmiyor mu? Yılda zaten bir kez Aksanat gibi bir kurumda işlerini gösterebilme imkanı kazanan bu genç sanatçıların yanı sıra belki bu “sergileme” işini de gençlere bırakmaları gerekiyor. 

Gelelim serginin ödüllü ve sergilenmeye değer bulunan işlerine… Açıkçası, Gizem Karakaş’ın “Dikkat! Dikkat!” başlıklı 4 kanallı video yerleştirmesi para ödülü kazanmamasına karşın diğer işlerin önüne geçiyor. Gizem Karakaş’ın videosu, sanatçının özellikle de genç sanatçıların hemen her gün kafa sesleriyle yaşadıkları ikilemi ve sanat ortamına tutunma çabalarına ironik ve çarpıcı bir ayna tutmasıyla diğerlerinden ayrılıyor. Galerici, koleksiyoner, basın mensubu ve izleyiciden oluşan dörtlüyle bir genç sanatçının, herkesin bildiği ama somutlaştırmaktan kaçındığı, gerçek ilişkiyi aktarıyor.

Karakaş’ın videosu, adeta, bugünün genç sanatçılarının bir belgeseli niteliğinde. Öyle ki, sanat ortamının ve endüstrisinin hangi dinamikler çerçevesinde geliştiğini, bu yapının içindeki her aktöre uygun farklı ideolojilerle davranma gerekliliğini çarpıcı bir dille ele alıyor. Karakaş’ın yapıtı her ne kadar ironik gibi görünse de, sergilendiği yerin yarışmalı bir serginin tam da ortası olması ve gerçekliği bağlamında dramatik... Özellikle genç sanatçıların sanat ortamında yer edinmeye çalışırken, olağanın dışında bir varoluş mücadelesi verdiklerini gösteren bu çalışmasıyla Karakaş, yer edinmenin, görünür olmanın yapıtın dışında, çoğu zaman tesadüfi bir biçimde ortaya çıktığını bize hatırlatıyor.  Gençliğini ve henüz ucuz olduğunu hatırlatarak koleksiyoneri; salt ona özel ve ait olduğunu, böylece kişisel bir sergi ihtimalinin kapılarını aralamaya çalıştığı galericiyi; portfolyosuna koyacağı birkaç satırlık yazı ile basın mensubunu ve belki de en az ihtiyaç duyduğu aktör olan izleyiciyi tavlamaya çalışıyor. Genç bir sanatçının ortamdaki mücadelesini anlatacak daha bir çok monitöre ihtiyaç var aslında. Küratöründen kurumuna, eleştirmeninden jürisine değin kendini ifade etmek zorunda olduğu ve hepsine de farklı bir rol bürünerek ulaşmak, uzlaşmak zorunda olduğu karmaşık bir sistem bu…  

Yarışmanın birincilik ödülünü alan Burcu Yağcıoğlu’nun sergide videosu ve kâğıt işleri yer alıyor. The Land adlı videosunda sanatçı, koyun ve manzara gibi kimi imgeleri kolajlayarak gerçeküstü ve algılarımızla oynayan görüntüler aktarıyor. Sanatçının The Wonder Book of Animals başlıklı serisinden Tall Story ve Excite adlı kâğıt işleri ise, 60’larda İngiltere’de yayınlanmış hayvanlar ansiklopedisinden alıntılanan fotoğraf ve metinleri içeriyor. 60’ların söylemini içinde taşıyan bu ansiklopedinin sınıflandırma ve damgalama ayrıntılarını işlerine aktaran sanatçı, üstten bakan bu “insani” bakış açısına dikkat çekiyor. 
Berat Işık’ın Oasis adlı videosu bir direniş belgeseli… Güneydoğu’da yaklaşık 30 yıllık süreç içinde yaşanan korkunç drama ilişkin, Reşit Zengin’in kişisel tarihi üzerinden belgeselci bir okuma gerçekleştiriyor sanatçı. 30 yıldır süregelen kayıpların, ideolojik, siyasal ve insani baskıların, dönüşüme uğrayan değerler ve elbette kentsel sistemin, göçün ve ekolojinin naif ama güçlü bir kesitini sunuyor.  Reşit Zengin’in sözel tarihi neredeyse bütün kuram ve teorilerden daha çok gerçeğe dokunuyor. 

Ayşegül Karakaş’ın resimleri ise figürü doğal ortamından koparıp, neresi olduğunu tam olarak kestiremediğimiz bir mekâna taşıyarak düşsel bir fantezinin içine oturtuyor. Bir yandan portre geleneğini devam ettirirken öte yandan izleyene tekinsiz bir mekânsızlık hissi aktarıyor. Gerçekle gerçekdışı birbirine karışıyor.

Günümüz Sanatçıları Sergisi’nin son iki sanatçısı ise Alican Leblebici ve İhsan Oturmak. Sanat tarihinin sanatçılar tarafından en sık kullanılan temalarından biri olan portre ve oto-portreyi temel aldığı işlerinde Leblebeci, alışılmış olanın tersine bir döngü kuruyor. Oto-portresini, başkalarının portreleri üzerinden kurgulayarak, görünmeyen, benzemeyen üzerinden kendilik temsilini oluşturuyor. Son olarak, İhsan Oturmak’ın tuval üzerine yağlıboya ve tebeşir ile gerçekleştirdiği 5 parçalık çalışması var. Biriciklik ve seri kavramlarından yola çıkarak bu iki kavram çiftini sorgulamaya çalışan sanatçı, toplumun ve bireylerin tektipleşerek ideolojinin bir parçası olma durumunu sorguluyor.
Bu yılın günümüz sanatçılarının ortaya koyduğu kavramlar, problemler ve durumlar aslında uzun süredir çağdaş sanatın üzerinde düşündüğü olgular. Bu da gösteriyor ki, gençlerin cephesinde uzun zamandır değişen bir şey yok, bir süre daha olacağa benzemiyor. 


0
1447
0
Yazar:
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle