22 ŞUBAT, CUMA, 2019

Bir Mit Ustası Olarak Cezeri

Zamanı aşan fikirleri, bakış açısı ve felsefesiyle modern mekaniğin babası kabul edilen, Artuklu Sarayı'nın 26 yıl başmühendisliğini yapan, Anadolu’nun en büyük mucidi Cezeri'nin olağanüstü makineleri, 15 yıllık titiz bir çalışmayla 800 yıl aradan sonra yeniden bir sergi vesilesiyle canlandı.

Bir Mit Ustası Olarak Cezeri

Merkezine Cezeri’yi yerleştirerek mekanik tarihinin görkemli hikâyesini ilham verici bir şekilde sunan “Cezeri'nin Olağanüstü Makineleri Sergisi”, 15 Şubat Cuma günü UNIQ Expo'da kapılarını açtı. Cezeri’nin 13. yüzyılda yazdığı kitabı Kitab-ül Hiyel'deki tarife uygun ve çalışır vaziyette üretilen makinalarını karşımıza çıkaran sergi, adeta bir bilim tarihi arkeolojisi sayılabilecek yapısıyla dünyada bir ilk olma özelliğini taşıyor.

Serginin küratörü Mehmed Ali Çalışkan ile “Cezeri’nin Olağanüstü Makineleri” sergisi üzerine konuştuk.

Önemli bir sergiye ve kitaba imza attınız. Uzun zamandır üzerinde çalıştığınız, düşündüğünüz bir sergiydi Cezeri projesi, ara ara haberlerini veriyordunuz. Hikâyenin başlangıcını anlatır mısınız? Bir yönüyle aile projesi Cezeri sizin için zannediyorum. 

Cezeri ile tanışmamız üniversite yıllarına gidiyor. 1995 yılında İTÜ’de ağabeyim Selami ile beraber bir bilim tarihi sergisi yapmıştık. Orda tanıdım ben. Daha sonra kitabının Türkçeye çevrilmesi için İhsan Fazlıoğlu ile iş birliği yapmıştık, mühendislik tarafı da bize aitti. Ama altından kalkamadık ve babamı devreye soktuk. Babam kitabın ilk sayfasını açtığı günden bu yana başından kalkmadı ve yirmi yıl sonra 2015’te İhsan ve Şükran Fazlıoğlu çevirisini babamın her aleti detaylı ele aldığı teknik açıklama hesap ve çizimlerle bastık. Ardından babam bu aletleri üretmek ve mekanik ve bilim eğitiminin bir parçası hâline getirmek istedi ve İstanbul Cezeri Müzesi girişimi bu şekilde ortaya çıkmış oldu. 2018’de vefat edene kadar babam konu üzerinde durmadan çalıştı, ardından son bir yılda biz de geceli gündüzlü çalışıp merkezinde Cezeri olan bir mekanik tarihi hikâyesi şeklinde sergiyi hazırladık.

Bugüne kadar Cezeri'nin hikâyesini ezberlemiş olmalıydık... İlk çalışma sizinki diyebilir miyiz, yoksa daha önce de bir takım çalışmalar yapılmış mı Cezeri'yi  odak noktası olarak alan?

Yayın olarak elbette çeşitli çalışmalar var, Cezeri’yi Alman, İngiliz ve Araplardan sonra Türk kamuoyuna tanıtan değerli hocalarımız da var. Babamın yayını sadece Türkiye’de değil tüm dünyada bu konuda yapılmış en detaylı ve kapsayıcı çalışmaydı, eski incelemelerin hatalarını da düzeltecek şekilde, Cezeri’nin mühendisliği ve makineleri hakkında hiçbir karanlık nokta bırakmayan bir çalışma oldu. Benzer şekilde “Cezeri’nin Olağanüstü Makineleri” sergisi de, onun çalışır rekonstrüksiyonlarıyla birlikte dünyada ilk Cezeri sergisidir diyebiliriz.

Diyarbakır Müzesi'nde Cezeri için güzel bir bölüm ayrılmıştı, tabii İstanbul'daki sergiyi gezdikten sonra eklenebilecek çok şey olduğunu, fazlasıyla eksik kaldığını görüyorum. Farklı müzelerle de birikimlerinizi paylaşmayı, destek vermeyi düşünüyor musunuz?

Elbette, ancak bu çalışmanın arkasında çok büyük bir emek ve yatırım var. Kamu kurumlarının toplumun tarihsel gelişiminde rol almış değerlerine sahip çıkması çok önemli. Ne yazık ki bu kapsamdaki kültürel faaliyetler kamu kurumlarının birincil öncelikleri olamıyor. Özellikle yerel yönetimlerin, belediyelerin vereceği destek, o ilin sadece kültürel gelişimine değil, ekonomisine önemli bir katma değer sağlayacaktır.

Cezeri'nin Kitab-ül Hiyel'iyle ilgili bilgi verir misiniz bize, Türkçeleştirilmesi, devamında dünya dillerine çevrilmesi ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Cezeri’nin bu kitabı Yunan mekaniğini tevarüs ederek İlm-i Hiyel bilimini kuran Müslüman mekanisyenlerinin geleneğine ait. 1206 yılında Diyarbakır Artuklu Sarayında kaleme alınmış, 50’den fazla düzeneğin detaylı anlatımını içeriyor. İngilizce olduğu gibi Türkçe çevirileri de var, ancak bizim hedefimiz kitabı ve içindeki düzenekleri herkesin anlayacağı şekilde yayınlar yapmak. Bu amaçla ana metin çevirisi ve mühendislik açıklamalarının olduğu ilk kitabın yayınından sonra sergiyle paralel olarak “Cezeri’nin Olağanüstü Makineleri: Herkes İçin Cezeri” kitabını yayınladık. Bu kitabı hem Avrupa dillerine, hem bölgemizdeki dillere çevirip her ülkede yayımlamak için kolları sıvamış durumdayız.

Sergi bir yönüyle de mekanik tarihi müzesi. Antik Çin, Mısır, Yunan ve çağdaş Batı medeniyetlerinin bilim insanları da mekanik tarihinden çeşitli örneklerle karşımıza çıkıyor. Seçki nasıl yapıldı, bu isimler nasıl seçildi?

Bizce bilim evrenseldir. Cezeri’nin hikâyesi de evrensel bir hikâye. Kendi tarihimizde bilime yapılan katkıları, genel bilim tarihinden ayırmadan büyük hikâyenin bir parçası olarak okumalıyız. Biz sergide Yaşam-Kalım bölümünde Cezeri’nin etkilendiği medeniyetlere ve mekanisyenlere daha fazla yer verdik, bir anlamda zamanı ölçmek için gösterilen teknik çaba ve felsefi farkın anlaşılmasını sağlamak için. Yunanlar güneşe uyabilmek için kadranları değişken yapıyorlar ama Cezeri saatin ibresine hükmederek onu güneşe uyduruyor. Zamana bakıştaki bu farkı gösterebilmek gerekir, suyun akış hızına müdahale ederek zamanı güneşe paralel olarak yavaşlatıp hızlandırmak aynı zamanda ileri derecede bir felsefi kavrayış gerektirir. Cezeri dönemini “sanat ve teknik” olarak hikâyeye yerleştirdik, nitekim bu dönem insanın hayatta kalmak için makine ürettiği bir anlayıştan artık hikâye anlatmak ve sanat yapmak için makine ürettiği bir döneme geçiyoruz. Cezeri sonrası “Saldırı” döneminde ise iki izlek takip ettik. İlki Cezeri’nin etkilediği mekanisyenler, diğeri zamanın ölçümünde çok daha büyük bir dışsallık yaratan sarkaçlı mekanik saatler. Yine bu bölümde de insanın artık savunmadan kurtulup yeryüzünü zamanı da içerecek şekilde dünyalaştırmasını konu almış olduk.  

Cezeri'nin şifreli, dört sürgülü kapı kilidi, şifreli kasası, dünyaca ünlü filli su saati, anıt su saati, tarihin ilk insansı robotu olan içecek sunan çocuk otomatı... Ejderhalar, filler, devasa varlıklar... Fantastik edebiyata çok da fazla konu olmamış olması şaşırtıcı, yalnızca birkaç isim Cezeri'nin dehasından faydalanmış edebiyatında.

Evet, Cezeri gerçekten de bir mit ustası. Bugün modern robot ve yapay zeka teknolojisi nasıl edebiyat ve sinemadaki mitten besleniyor veya en azından ilişkiliyse, Cezeri de robot fikrine bir mit kurmak isterken ulaşmıştı. Bir hikâye anlatmak isterken, insanlığa adeta bir şaka yapmak istedi. Bize çok benzeyen ve mesela bize içecek sunan bir şeyi görüp insan sanalım, sonra olmadığını fark edip gülelim diye. Aslında sadece Cezeri’nin bu kurmak istediği mit bile edebiyat ve sinema için bulunmaz nimet. En önemlileri İhsan Oktay Anar olmak üzere Cezeri’den etkilenen çeşitli yazarlar olduğunu da biliyorum, hatta bence Şule Gürbüz de çeşitli romanlarında dolaylı olarak etkilenmiş bu masalsılıktan. Ne var ki Cezeri çok daha fazla sayıda yazarı etkileyebilir, hikâyesi daha fazla bilindikçe.

Sırada ne var? Cezeri'nin dehasını yaygınlaştırmak, anlatmak için okullarla birtakım çalışmalar düşünülüyor mu?

Sergiyi büyüte büyüte tüm ülkede ve dünyanın önemli merkezlerinde dolaştırmayı, sonra İstanbul merkezli olmak üzere birkaç Avrupa şehrinde sabit müzeler kurmayı düşünüyoruz. Bu müze sayesinde Cezeri’yi bir ilham merkezine dönüştürmek, eğitim sistemiyle yaratıcı kesişmeler icat etmek, bilim ve mekaniğin, sanatın, tarihin temel ilkelerini Cezeri’nin harikalar dünyasında öğretmek gibi hedeflerimiz var. Başladık bile, MEB ve İBB ile ortak olarak 100 bin öğrenciyi buraya taşıyıp Cezeri aracılığıyla ilham vermeye çalışacağız.

Birçok bilim adamı için 13. yüzyıl mucizevi yüzyıl olarak adlandırılıyor. Ortaçağ, Karanlık Çağ isimlendirmelerini tekrar gözden geçirmeli mi bu noktada?

Elbette. Sadece Doğu için değil, Batı için bile karanlık çağ abartılı bir ifade. Haçlı Seferleri yüzünden Avrupa’nın tökezlediği bir dönem ama insanlığın ışığı hiç sönmez. Evet, Türkler ve Araplar milenyumun başlarında Avrupa’dan daha ileriydi, bizim hikâyemizin geçtiği Mezopotamya’da da Haçlılarla karşılaştık. Onlardan savaş teknolojisi aldık, karşılığında da kendi bilim ve teknolojimizi verdik. O dönem hem Avrupa’da hem Akdeniz’de çok renkli bir dünya vardı ve hiç de karanlık değildi. Ama tarım ve ticaretin refahı ile zenginlik içinde yaşayan Müslüman toplumlar elbette veba ile kırılan Batı şehirlerinden daha yüksek kalitede bir yaşam sürüyorlardı. Hatta savaş ve politik kaos Moğol saldırıları dışında şehirlerin refahını çok etkilemezdi. Artukluları düşünün, iki arada bir derede, çok büyük bir politik kaos içinde, kılıç ve nal sesleri altında yaşayan bir devlet, ama hem halk refah içinde, az vergi çok üretim var, hem de bilim, sanat ve mimari muhteşem şekilde parıldıyor. Cezeri de bu politik atmosferdeki kaosun dünyasında kendi düzen arayışını mekanikte buluyor aslında.

13. yüzyıl bilim adamlarıyla karşılaştırdığınızda Cezeri dönemi için nerede duruyor? 

13. yüzyıl, İslam medeniyetinin 8-9. yüzyıldan itibaren çeviriler ve arkasından telif eserler yoluyla Yunan felsefe biliminden içselleştirdiği ve iç örgüsünü tamamladığı bir bilimin artık Batı’ya çevrildiği döneme denk geliyor. Tercümeler neredeyse tamamlanmış ve Roger Bacon gibi Müslüman alimlere duyduğu saygıdan dolayı derse sarıkla giren bilim adamlarının çağındayız. Hristiyanlık ve İncil bağlamında Yunan felsefesini yeniden işlemek için İbn-i Rüşd’ten metot öğrenen büyük aziz filozoflar var. Avrupa, Müslümanları ve onların arkasındaki Yunanları keşfetmiş ve Rönesans’ın bilimsel birikimi için tohumlar ekiliyor. Cezeri de benzer şekilde hem Yunanlardan hem de kendi medeniyetinden gelen bilimsel birikimden etkileniyor ve pratik ile teorik bilginin birleştiği bir dünya kuruyor. Cezeri’nin etkisini Avrupa’da tam olarak görebilmek için ise bir kaç asır sonrasını bekleyeceğiz, özellikle Endülüs üzerinden Rönesans mekaniğini etkiliyor. Bu açıdan Cezeri zor zamanlar için birikim yapan biri gibi düşünülebilir. Onun, soyutlama yeteneği çok yüksek mekaniği sayesinde, büyük bir birikim oldu ve bu birikim kendi döneminden ziyade mekaniğin endüstriye daha yakın olduğu geç dönemde çok daha fazla işe yaradı. Eşapman, krank mili, tıkaçlı şamandıra ile birlikte teknoloji tarihine armağan edilen geri besleme fikri gibi, bunlar Cezeri’nin birikiminden hayata geçirilenlerin sadece küçük bir kısmı.

Cezeri'yi dünyaya nasıl anlatacağız? Kitap fuarlarında, uluslararası buluşmalarda Cezeri için özel alanlar yaratabilir miyiz? Yayıncı kimliğinizi ve birikiminizi Cezeri projesiyle belirli noktalarda birleştirmeyi düşünür müsünüz?

Evet, Cezeri çalışmaları konusunda belki de en geri ülkeyken, son yıllarda yapılan çalışmalar ile Türkiye adeta bir Cezeri merkezi oldu. Bunu dünyaya taşımamız gerekiyor. Kitaplar, sergiler, müzeler ve elbette fuar stantları. Biz Cezeri’yi anlatan kitabımızı tüm dünyada ve birçok dilde ulaşılabilir hâle getireceğiz ve evrensel mirasa katkıda bulunmak adına Cezeri’yi dünyanın gündemine taşıyacak her yolu deneyeceğiz. Elbette kamu kurumlarımız bunu aynı zamanda bir Türkiye tanıtımı fırsatına çevirmek isterse, çok katmanlı iş birliklerine de hazır olduğumuzu söylemek isterim.

0
2896
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle