22 NİSAN, CUMA, 2016

Bir Gümrük Memurunun Geç Takdir Gören Başarısı

Fransız post-empresyonist ressam Henri Rousseau’nun eserlerinin yer aldığı geniş kapsamlı bir sergi,  22 Mart-17 Temmuz tarihleri arasında Musee D’Orsay’da görülebilir. Naif veya primitif üslupta resimler yapan ve mesleği sebebiyle “gümrük memuru” lakabıyla anılan sanatçı hayatı boyunca alaya alınmasına karşın, ölümünden sonra, yüksek sanat değeri taşıyan resimler yapmış ve kendi kendini eğitmiş bir dâhi olarak kabul edilmiştir. 

Bir Gümrük Memurunun Geç Takdir Gören Başarısı

Henri Rousseau sergisini ziyarete gitmeden önce, serginin ilk olarak 2015 Eylül ayında Venedik’te Dükalık Sarayı’nda açılmış olduğunu öğreniyorum. Akımlar üstü kabul edilen, zamansız, birçok sanatçıyı etkilemiş, modern resim sanatının şekillenmesinde hiç kuşkusuz büyük katkıları olan naif ressamın retrospektif sergisinin, kendi ülkesinden kilometrelerce uzakta dahi büyük bir başarıya imza atmış olması, Musee D’Orsay’in önünde uzanan kuyrukların sebebini açıklıyor.

1844 yılında Batı Fransa’nın Laval kentinde bir muslukçunun oğlu olarak dünyaya gelmiş ve hayatı ekonomik zorluklar içinde geçmiş olan Rousseau, arkadaşlarının kendisine Le Douanier (Gümrük Memuru) adını vermelerine neden olan memuriyetini emekli olana kadar sürdürmek zorunda kalmış. Ancak 50’li yaşlarına geldiğinde tam gün atölyesinde çalışmaya başlayabilmiş ve  sıradanlığın, günlük rutinin asla onu ele geçirmesine izin vermemiş bir doğa aşığı. Akademik eğitimi olmayan, tamamen kendi hayal gücünü fırçasına taşıyan, akademili ressamlardan çok farklı bir deha.


Tema olarak seçtiği tüm vahşi ve egzotik doğa detaylarına getirdiği yorum inanılmaz bir şiirsellik taşıyor. Oysa ki  Rousseau hayatı boyunca hiç Fransa dışına çıkmamış. Sık sık ziyaret ettiği Botanik Bahçeleri’nin onu çok etkileyen bitkilerini, dönemin resimli dergilerinde gördüğü ilüstrasyonları, orduda tanıdığı Meksika’da bulunmuş asker arkadaşlarının vahşi doğa hakkında anlattıklarını kendi hayal gücü ile birleştirerek ve pek çok kuralı yıkarak tuvallerine taşımış.

1910 yılında Henri Rousseau’nun Hayatı ve Eserleri’nin yazarı Arsene Alexandre’a:

“Dışarıya çıktığımda; parlayan güneşi, yeşil çayırları ve çiçekleri gördüğümde kendime tüm bunlar gerçekten benim olabilir mi diye soruyorum” diyebilecek kadar doğadaki her yapraktan, her çiçekten, her renkten ve her canlıdan etkilenen bir kişiliğe sahip. Diğer yandan bu duygu yoğunluğu içinde her gün gümrüğe gidip gün boyunca, yaratıcılıktan uzak bir rutini yıllar boyu hiç isyan etmeden sürdürebilmiş ve muhtemelen çevresindekilere iç dünyasına ilişkin hiç bir ipucu vermemiş. Gündüzleri bir maskenin ardında, iş dışındaki yaşamında ise rüyalarında yaşayan bir hayalperest…


  • Pier Loti’nin Portresi 1905-1906,Kuntshaus, Zurich
  • Rüya 1910, Museum of Modern Art , New York
  1. Rüya 1910, Museum of Modern Art , New York

İlk ürünlerini vermeye başladığında eleştirmenlerden aldığı acımasız yorumlar ve hayatı boyunca taşıdığı “Gümrük Memuru” lakabı dahi onu hayalleri ile çıktığı yolculuktan döndürme kousunda başarılı olamamış ve hiçbir zaman fırçasını bırakmayı veya başka bir tarza geçmeyi düşünmemiş. Yıllar sonra eleştirmen Andre Dupont’a atölyelerine gittiği, Felix Auguste Clemente ve Jean-Leon Gerome’un kendisine ısrarla stilini asla değiştirmemesi gerektiğini, resimlerinin  yaşadıkları yüzyıla ait olmayan bir doğası olduğunu  söylediklerini güçlü bir takdir duygusu ile ifade etmiş.

Sergideki tüm eserler, Rousseau’nun son döneminde en çok kullandığı tema olan vahşi orman temasını vurgular bir nitelikte duvarları koyu yaprak yeşiline boyanmış on ayrı salonda sergileniyorlar. Salonlar sırası ile ressamın kariyerindeki dönemleri irdelerken, bize  Rousseau’nun  modern resmin formasyonunun başlangıç aşamasına giden yolda  nasıl bir ışık tuttuğu ile ilgili de ipuçları veriyor.

Kendisini en çok portre-peyzaj ressamı olarak tanımlamayı seven Rousseau’yu, ünlü şair Appollinaire, manzara önünde yaptığı portreler dolayısıyla Rönesans öncesi ressamlar Uccello ve Giotto ile karşılaştırmayı uygun görüyor. ( Appolinaire Rousseau’nun sanatını ilk takdir eden, tanıdığı andan itibaren ressama destek veren Paris sanat camiasının en güçlü simalarından birisi. Rousseau ona olan minnet duygularını Appolinare ve karısı için yaptığı devasa Şair ve Ona İlham Veren Peri isimli eserinde ifade etmiş.)

Fernand Leger’in 1918 yılında yaptığı Mechanic isimli portresi ressamın Pierre Loti portresi ile  karşılaştırıldığında Rousseau’nun avant-garde tarzının modern resmi ne kadar çok etkilediğini gözlemlemek mümkün. Başında kırmızı fesi, elinde sigarası, sigarasını tutan elindeki yüzüğü ile Pierre Loti’nin portresini, Leger’in mekaniğinde bambaşka bir yorumla ama aynı sigara tutuş, aynı bıyık sitili ile yine endüstriyel hayatın fonu önünde görmek  bu etkiyi yoğunlukla hissettiriyor.

  • Mekanik ,Fernand Leger 1920, National Gallery, Ottawa
  • Otoportre-peysaj 1889-1890, Nerodni Galerie, Prag
  1. Otoportre-peysaj 1889-1890, Nerodni Galerie, Prag

Portreler ile devam eden sergide en etkilyeci, en çarpıcı olanlar çocuk portreleri… Alıştığımız, sevimli ve naif çocuk portrelerinden belirgin bir şekilde ayrılan, gerek proporsiyonları, gerekse ifadeleri itibari ile çok tuhaf olarak adlandırılabilecek bir duyguya sahipler. Buna ressamın çok küçük yaşlarda kaybetmiş olduğu çocuklarının üzüntüsünün mü, yoksa bir başka sebebinin mi yansıdığını anlamak çok mümkün gözükmüyor.

Bebekli Çocuk, 1904-1905, Paris, Musee de L’Orrengerie
  1. Bebekli Çocuk, 1904-1905, Paris, Musee de L’Orrengerie

Yıllarca, tüm akademik çevreler tarafından görmezden gelinen ve küçümsenen Rousseau’nun tuvallerindeki ışığı ilk keşfeden gözlerden bir tanesi Picasso. 1908 yılında şu anda Picasso Müzesi’nde bulunan ve yıllarca özel kolleksiyonunda yer alan Rousseau’nun Bir Kadın’ın Portresi isimli eserini satın aldığında henüz hiçbir platformda kabul görmemiş olan sanatçı için kendi atölyesinde bir davet vermiş ve onun sanatına olan güvenini tüm Paris sanatseverlerinin görmesini sağlamış.

Picasso Rousseau’nun iki portresi ile birlikte Notre Dame de Vie’deki stüdyosunda, Andre Gomes, 1965
  1. Picasso Rousseau’nun iki portresi ile birlikte Notre Dame de Vie’deki stüdyosunda, Andre Gomes, 1965

Salonlar arasında ilerledikçe ölü doğa resimlerinin Rousseau’nun yeni bir anlayış ile ele aldığı bir diğer tema olduğunu hissediyorsunuz.  Resimler; Cezanne, Picasso, Morandi gibi ustaların resimleri ile yanyana sergileniyorlar. Picasso, Rousseau’nun boyadığı ekmek somunlarından, Morandi ise onun pek çok ölü doğa resminden etkilendiklerini çeşitli röportajlarında özellikle vurguluyorlar.

En baştan itibaren Rousseau’nun işlerinden çok etkilenen ve onu destekleyen isimlerden olan Delaunay, ressamın çeşitli portrelerini yapmış. Picasso yukarıda kendi sütüdyosunda Rousseau’nun Delaunay tarafından yapılmış, iki portresi ile birlikte görülüyor.

Rousseau’nun çocuksu bakış açısını ilk keşfeden ve ona hayran olan bir diğer ünlü ressam ise Vasilly Kandisky. Kandinsky, Rousseau’nun görsel realizminin kendi stilini oluştururken olağanüstü bir ilham kaynağı olduğunu ifade ediyor ve Almanya’da Blaue Reiter adı verilen gruba dahil bir çok ressamında onun primitive-çocuksu-gerçekçi-sürrealist stilinden  etkilenmesinin çok üst düzeyde olduğunun altını çiziyor.

Son iki salonda yer alan Rousseau’nun son dönemlerine ait olan resimler adeta vahşi doğanın hayvanlar arasındaki savaşta bir tiyatro sahnesine dönüştüğü ama yine de bu vahşetin karşısında gözlerinizi renklerin parlaklığından çiçeklerin, yaprakların  güzelliğinden alamadığınız bir çekim gücüne sahipler.

Jaguar Tarafından Saldırıya Uğrayan At, 1910,The State Pushkin Museum of Fine Arts, Moskow
  1. Jaguar Tarafından Saldırıya Uğrayan At, 1910,The State Pushkin Museum of Fine Arts, Moskow

Bunlardan en önemlilerinden birtanesi, ünlü ressam Delaunay’ın annesinin Roesseau’yu yapması için görevlendirdiği ve 1907 yılında Bağımsızlar Salonu’nda sergilenen Snake Charmer – Yılan Büyücüsü isimli tablo. Bu tablodaki her detay resim tarihi açısından yenilikçi bir yaklaşıma sahip. Siyah bir Havva’nın baştan çıkaran kadın özelliğinden çok nazik, egzotik ve  kırılgan bir kadın olarak resmedildiği bu tabloda, alışılmışın dışında yılan ve orman da tehlikeli olmaktan çok adeta şiirsel ve sürreal bir havada algılıyoruz. Havva’nın havaya üflediği melodilerin güzelliği, adeta tüm ormanı bir an için zamanda durdurmuş hissi yaratıyor.

Yılan Büyücüsü,1907, Paris,Musee D’Orsay
  1. Yılan Büyücüsü,1907, Paris,Musee D’Orsay

Rousseau’nun Musee D’Orsay’de yer alan ve 17 Temmuz’a dek ziyaret edilebilecek olan sergisinin salonlarında dolaşmak; onun hayalinde yarattığı ormanın derinliklerinde kaybolmak, tuallerindeki dinginliğin, gerçeküstü bitki örtüsünün, devasa çiçeklerinin arasında gezinmek gibi… Tekrar gün ışığına çıktığınızda bir an için gördüklerinizin bir rüya olup olmadığını düşünüyorsunuz…

0
16722
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle