23 ŞUBAT, PAZARTESİ, 2015

Bir Gezginin Günlüğü

Resimsel anlatım dili ve içeriksel birlikteliğe önem veren sanatçı Mahmut Celayir ile sanatsal üretim sürecine ve gelecek planlarına dair bir söyleşi yaptık.

Bir Gezginin Günlüğü

Öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz? 

Benim Bingöl’den kalkıp Tatbiki’ye girdiğim zaman amacım, özgür bir şekilde sanat yapmaktı. O zamanki Tatbiki, (şimdiki MGSF) çok özel bir yerdi. Geldiğim coğrafyanın tarih ve doğa dokusu beni sanat alanında bir şeyler anlatmaya zorluyordu. Bu yüzden bende ressam veya yazar olmak tutkusu oluşmuştu. Bir ara ikisi arasında kararsız kaldığım zamanlar oldu. En sonunda resim yapmakta  karar kıldım. İlk yıl  hem tatbiki hem de akademiye yaptığım başvurular olumlu sonuçlanmadı. İkinci yıl hazırlanarak yeniden başvurduğumda İstanbul Devlet Tatbiki Sanatlar Yüksek Okulu’na girdim. Orada serbest grafik okudum . Benim için aslında grafikten çok  okulun ortamı çok önemliydi. Özellikle Balkan Naci, Ergin İnan ve Mustafa Pilevneli ile çok iyi diyaloğum vardı. Süreç içerisinde grafik dilinden uzaklaşıp resme kendimi daha yakın hissettiğim çalışmalar ürettim.

Tatbikideki sanat ortamının daha rahat ve serbest üretime açık bir yapısı vardı. Politik olarak da çok hareketli bir dönem içerisinde olan okulun yapısı; aslında öğrencilerin inisiyatifine göre değişkenlik gösteriyordu. 

Manzara resimleri olarak tanımlanabilecek olan çalışmalarınıza baktığımda ıssız coğrafyalar, uzak diyarlardaki unutulmuş köylerin yalınlığı dikkat çekiyor. Bu sakin anlatımınızla izleyiciye tam olarak ne anlatmak istiyorsunuz?

Aslında benim resmimin ana konusu doğa. Geldiğim yerdeki henüz bozulmamış, tahribata uğramamış doğa ve arkaik ilişkilerin kendisini kollektif bir hafıza çerçevesinde resimliyorum. Zamanla içinden çıktığım bölgenin tarihsel olarak belleğini (Şeyh Said isyanı ve Ermeni tehciri gibi...) doğa algısı ile buluşturduğum kompozisyonlara dönüştü çalışmalarım. Tabii ki özellikle vurgulanan şeyin kendisi resmin kendisidir. Her ne kadar  tarihsel birikim olarak ağır bir coğrafyanın kendisini resimlerime taşısam da, resimsel dilin kendisinden de ödün vermeden üretimimi oluşturuyorum.

Ülkemizde resim sanatının doğaya yaklaşımını çok sorunlu buluyorum. Hepimizin bir kırsal geçmişi var sonuçta ama bunu sanata taşıyıp  çağdaş bir dil oluşturamadık. Benim için doğa; hem biçim hem de içerik yönünden kişisel serüvenimle birlikte kollektif bir sorgulama alanıdır. Mesela manzara resimlerimde özellikle siyah beyaz  renkleri seçmemin nedeni; bir yabancılaşmayı, yitirilenin ardındaki hüznü anlatmak olarak düşünülebilir.

Doğanın alan ve mekân dışında bir hafızası var, geçmişi var. Kral Yolu serisinde özellikle bu mekân ve zaman vurgusuna önem veriyorum. Büyükannem iki gün yürürdü bu yolları kullanıp Bingöl’den Elazığ’a varmak için. Büyük İskender de bu yoldan geçmiş. İran ve Yunan arası yollar bunlar, Doğu ve Batı’nın, aşk ve nefretin yolları. Görsel izler ve geçmişin dokuları. Bunu çok resimsel buluyorum...

  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal

©Korhan Karaoysal

Sanat hayatınızda uzun bir süre olan Almanya süreci var?

Almanya’ya gittikten sonraki süreçte de sanatsal üretim biçimimde, ordaki ortama adapte olabilmek adına biraz zamana ihtiyaç duydum.  Bu süreç içerisinde  Alman ressam Caspar David Friedrich üzerine yaptığım araştırmadan dolayı Berlin’de oturma izni aldım.

Etrafındaki üretim şekillerine baktığında yaptıklarına ve kendine dair fikirlerin değişiyor. Şunu özellikle söyleyebilirim ki orda olduğum zaman diliminde kendi malzememin anlamını daha iyi gördüm. Bu süreçte kendi üretim biçimime ve konu ettiğim malzemeye bakışımın netleştiğini söyleyebilirim. Bu da geldiğim bölgenin toprağına, bu  kozmik boşluk içindeki hafızasına daha dikkatli yaklaşmamı ve bunu çağdaş bir resim dili içinde yoğurmamı sağladı.

©Korhan Karaoysal

©Korhan Karaoysal

Yakın zamanda üzerinde çalışmayı düşündüğünüz projeler neler? 

C.A.M. sanat galerisinde 2 Nisan’da açılacak bir kişisel sergi hazırlığı içindeyim. Toprakla olan ilişkimi ortaya koyan kişisel serüvenimle ilişkilenerek anlattığım bir sergi kurgusu oluşacak. Bingöl’de bulunduğum coğrafyada, özellikle yaz aylarında doğa içinde yolculuklarım olur. Serginin kavramsal çerçevesini bu yolculuklarda edindiğim izlenimler oluşturuyor. Bu görsel malzemeyi farklı açılardan sorgulamayı deniyorum. Sergide ayrıca bir video çalışmam yer alacak . Bu videoda yine resimlerimin oluşma süreci içinde, yakın dünyamda beni kuşatan ve resimlerimin oluşma sürecini etkileyen insan ve doğa ilişkilerini sunmaya çalışacağım.

0
2371
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle