18 ARALIK, PAZARTESİ, 2017

Bir Bavula Sığacak Olsam?

90’lar kuşağı Türk resminin yenilikçi isimlerinden biri, New York sanat dünyasında adı sık anılan bir Türk ressam, sadece tuvalleri değil dokunduğu her nesneyi resimleştiren bir sanatçı: Yiğit Yazıcı. Sanatçı ile bir araya gelip dahil olduğu çokça sergi ve projeyle birlikte çok yönlü sanatçılığı üzerine konuştuk.

Bir Bavula Sığacak Olsam?

Geçtiğimiz haftalarda 42 Shops’ta bir atölye açan Yiğit Yazıcı’yı, yeni atölyesinde ziyaret ettik. Sanatçıların yaratıcılıklarının arka bahçesi olarak bilinen atölyelerini ziyaret etmek kaçırılmayacak bir fırsattır, Yazıcı’nın atölyesi için yolunuzu 42 Shops’a düşürmeyi unutmayın.

Türk ressamlar içinde, adını hem Türkiye’de hem de yurt dışında pek çok mecrada duyuran bir sanatçı olarak tanıyoruz sizi. Sanat hayatı uzun soluklu olan sanatçıların hep bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorum. Var mı bir dönüm noktanız?

Daha çok dönüm noktaları olacak hayatımda diye düşünüyorum ve umut ediyorum. Yapmak istediğim çok fazla çalışma var ama haklısın dönüm noktalarım oldu tabii. İlk dönüm noktam 1992 yılında gerçekleşen bir sergiydi. Amerikan ve Türk ressamların bir arada olduğu “İstanbul – New York” sergisi. Okuldan yeni mezun olmuştum, iki üç ay sonra böyle bir projeye katılmıştım. Hatta bir banka resimlerimi almıştı, Finansbank… İlk defa bir banka koleksiyonuna girmişti çalışmalarım.

​1998 yılında da dönüm noktası diyebileceğim bir iş olmuştu. Akmerkez’de “Ayakkabı Dolapları” sergisini açmıştım. Heykelimsi resimler yaptığım fonksiyonel mobilyalar ürettim. Daha sonra yurt dışına gittiğimde bunun bir akım olduğunu gördüm. Böylece fonksiyonel sanat olarak tanımlamaya başladım. İlk anılmaya başlandığı zamanlar Türkiye’de çok ilgi görmüştü, resimde bir tabu kalktı aslında. Sanat eserine dokunulmaz ama bu eserlere dokunulabiliyordu. Yaşayabiliyordun eseri. Bu çalışmalarla adım çok fazla duyulmuştu.

İlk defa New York’a gidip oradaki sanatı tanımak, hissetmek, varlığını görmek bana büyük bir katkı sağlamıştı. Askerlik döneminde de bir eskiz defteri bitirmiştim, askerliğimi dağda yaptım, farklı bir deneyimdi benim için. Dönüm çok aslında, her gün insan için bir başka dönüm noktası…

Sadece tuvali değil pek çok şeyi boyayla birleştiriyorsunuz, dolapları, masaları, sandalyeleri, çantaları ve hepsi birbirinden farklı. Bu çeşitliliğin tercihi nedir?

Çok küçük yaşlarda maket uçaklar, gemiler yapmaya başlamıştım. Ben beş yaşındaydım, abim sekiz yaşındaydı bunlarla oynardık. Evimizde atölyemiz vardı, marangozhane gibi. O yaşlarda öğrendim çivi çakmayı. Objeler bizim hayatımızda hep vardı. Babam bir süre seramik üretti, vazolar, heykeller… Resimle ilişkim daha doğrusu yaratıcılıkla ilişkim böyle başladı. Devamında da okulda en iyi dersim hep resim oldu. Ama sonra yirmili yaşlarda eskiz defterlerine başladım. İnsanın içinden akan o yirmili yaşlar. Çok, çok kıymetliler.

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

Bir de eskiz defterleriniz… Yiğit Yazıcı denilince akla gelen o renkli eskiz defterleri. Her biri birbirinden farklı. İlk defterle son defter arasında nasıl bir farklılık var peki?

Bunlar niyesi olmayan, niyesinin cevabı olmayan sonuçlar aslında. 1990 - 1992, 1992 - 1995 süreçlerine ait eskiz defterlerim. Birtanesi ne yaptığına dair bir fikri olmayan gencin, diğeri biraz daha aklı başına gelmiş okulda bir parça bir şeyler öğrenebilmiş birinin… Gerçi okulla pek fazla ilişkim yoktu. Ama arada tabii bir bilinç farkı var. İkinci defterim daha sorgulamaya başladığım döneme ait. “Ben ne yapıyorum? Ben kimim?” sorularının daha çok olduğu… Kim olduğunu arama dönemi. Birinci defterde kim olduğuma dair hiçbir fikrim yokmuş ama yapmışım. Ama ne güzel ki yapmışım, onlar daha sonra benim için altın değerinde oldular. Şu an, o defterlere bugün arasında 25 sene var neredeyse. 25 sene önceki hayatımla, hislerimle ilgili bir yüzey var ve buna bakma şansına sahibim.

Hayallere Ayna Olmak, Mutluluk Bir Seçimdir, Güneşin Gözü adlı üç kitabınız var. Hepsi doğaya ve yaşam enerjisine olan hayranlığınızdan bahsederek başlıyor, ardından resimleriniz cümlelerinizi tamamlıyor. Yaşamı resminizle nasıl özdeştiriyorsunuz?

Düşünen bir insanın hayatla ilgili sorularından çıkıyor bunlar. Kendini anlamaya çalışan, anlamlandırmaya çalışan bir insan var. Yaşam düşüncelerinden kaynaklı aslında. Düşünerek yaptığım şeylerin tabii açıklaması olmayabiliyor kimi zaman. Çünkü gerekçe olarak hislerinizi gösteriyorsunuz. Yani yalnızca ne düşünce ne de his. Yaşamı ikisinden doğduğu için seviyorum, işlerime bunları yansıtıyorum. Farklı türlü bir derinlik yaratma ihtiyacımı bu sevgi karşılıyor. Resmimde en çok şaşırtmayı seviyorum ve en çok da kendimi şaşırtmayı. Yaşam buna elverişli. Ne kadar çok şaşırırsam o kadar çok heyecan duyuyorum, bu heyecan beni yeni resimler yapmaya itiyor.

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Bu kitaplara bir yenisini eklemeyi düşünüyor musunuz?

Evet, yapmak istediğim bir kitap var aklımda ama tabii bunu ya bir galeri ya bir enstitü iş birliği ile gerçekleştirmeyi istiyorum. Yakın zamanda pek gündemde değil.

Bugün bizi 42 Shops’ta açılan yeni atölyenize konuk ettiniz… Girer girmez içeri, bizi bu sene Venedik Bienali’nde sergilenen Sanatçının Bavulu adlı işiniz karşılıyor. Oldukça ilgi çekici. Nasıl doğdu bu çalışma?

Venedik Bienali zamanı bir grup Türk tasarımcı ve ben, -bir ressam olarak- bir araya geldik. Göç etme konusunu ele aldık. Ben buradan göç etmek istesem ve bir bavula sığacak olsam, o bavulun içine ne koyarım diye yola çıktım… Çalışma 6 ay orada kaldı, bayağı da ilgi gördü.

Atölyeniz açıldığı günden bugüne nasıl deneyimler yaşadınız, herkese açık bir atölye sonuçta. İnsanların tepkileri nasıl oldu?

Çalışılacak rahat bir alan arıyordum ve yeni de bir deneyim. Önceden Nişantaşı’n da bir atölyedeydim, burası daha farklı. Tamamen kapıları kapatmadan hem çalışıyorum hem ziyaretçileri ağırlıyorum. Bu yüzden sevdim diyebilirim, insanlarla konuşmak anlatmak keyif aldığım bir şey.

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Daha yolun başında olan genç sanatçılar için bir iki cümle öneri alsam sizden…

Hayatta en önemli şey ne istediğini bilmek. 30’una kadar sanırım hayatta her hata mübah ama bir süre sonra ne istediğini bilmek hayata başlamanın tek yolu. Bizim yaptığımız şey, ne olduğunu bilmediğimiz bu hayata, anlam katmak. Sanatçının vazgeçmemesi lazım, gerçekten istiyorsanız mutlu olmayı aramaktan vazgeçilmemelisiniz.

Yakın zamanda bir sergi ya da proje planınız var mı?

Paris’te “Meet My Project” adlı bir haftalık bir sergi olacak, ona katılacağım. Şerif Kaynar ve  İbrahim Okumuş adlı iki kişinin Ayvalık’ta Barbara Evi adıyla oluşturacakları bir sanatçı programları olacak yaz için de ona katılmayı planlıyorum.

0
2142
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle