11 ŞUBAT, SALI, 2014

Bilinmeyen Bölgeye Giren İki Sergi

Depo 27 Aralık 2013-16 Şubat 2014 tarihleri arasında, aynı kuşaktan iki kadın sanatçının, Neriman Polat ve Mürüvvet Türkyılmaz’ın, birbirinden bağımsız kişisel sergilerine ev sahipliği yapıyor. Sanatsal üretimlerine 90’lı yıllarda başlamış bu iki sanatçının toplumsal göndermeler içeren bireysel hikayeleri etrafında şekillenen pratikleri farklı yollar izlese de zaman zaman kesişiyor. Kendilerinin de bu kesişme noktalarının ve benzerliklerinin farkına varmalarıyla ortaya Depo’daki eş zamanlı sergiler çıkıyor.

Bilinmeyen Bölgeye Giren İki Sergi

Neriman Polat’ın Zorunlu “Ev Nöbeti”

Tophane’deki eski tütün deposundan devşirme mekânın birinci katında Neriman Polat, kadına dair hiddetli gerçeklikleri izleyicinin önüne sererek, onları bir tür iç hesaplaşmaya itiyor. Sergi ismini, evi mermerden bir mezara benzeten “Ev Nöbeti” adlı duvar heykelinden alıyor. Buradaki ev-mezar metaforu Polat’ın çalışmalarında tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Sanatçı bir anlamda, kadınlara artık bu mecburi nöbeti terk etmelerini öğütlüyor.

Polat’ın sergisi, labirenti andıran bir kuruluma sahip. Ziyaretçiyi içine çeken fakat aynı zamanda çıkış için açık kapılar da bırakan bir labirent bu. Tıpkı sanatçının eserlerindeki kadın karakterlerin içinde bulunduğu ev içi labirentte olduğu gibi. Henüz küçük bir kız çocuğuyken dış dünyaya adım atmaya niyetlenen ve meraklı bir arayış içine giren kadın karakterler için bazı çıkış yolları bulunuyor. Peki üzerlerine yüklenen toplumsal cinsiyet rolleri, aileye karşı görevler ve yapay bağlılık duygularıyla daha da karmaşık hale gelen bu tekinsiz labirentten çıkan kadınlar kendilerini daha güvenli bir dünyada mı buluyor?

“Eşik” videosunda sıkıştıkları evi terk eden kadınların ardından çarpan kapılarla yaratılan kararlılık hali, içinde sorumlulukların ve bağlılıkların bulunduğu koca bir sırt çantasıyla çıkılan yolculuğun yarattığı tereddüt ve geri dönebilme ihtimali ile çelişiyor. Gitmeye cesaret eden kadınlar var burada; ama bu her şeyi geride bırakıp gitme hali değil. Yüklerini de sırtlarına alarak gidiyorlar. Belki alıştığından, onlarsız bir hayat düşünemediğinden, belki de bir gün geri dönebilme ihtimalini saklı tutmak için... Kapı çarpılıyor; fakat tam olarak kapanmıyor kadın için.

Yatak odasını kadının baskı ve şiddete yoğun olarak maruz kaldığı bir mekan olarak sunan “Özel Güvenlik”, ev işlerinin mecburi bir görev gibi kadın fertlere yüklenmesinin neden olduğu cinneti yansıtan “Kesmek Üzerine” çalışması sergideki çarpıcı işlerden. Eserlerinde sıklıkla kullandığı Azrail figürü ile ilgili “Benim için ‘Azrail’ serisinin karşılığı bir tür vicdan nöbetçisi olması. Doğadan gelen bir kahraman, ama kahramanımız cinsiyetsiz değil; Azrail kadın. Evdeki şiddetin, baskının, öldürülen kadınların bu dünyada intikamını almak üzere gelmiş.” diyor Neriman Polat. İzleyicinin kafasında uyandıracağı olumsuz çağrışımlar ve ön yargılara rağmen bu tanınmış figürü, bir nevi risk alarak kendince yorumlamış ve farklı bağlamlarda kullanmış sanatçı.

Neriman Polat farklı mecra ve yöntemlerle ürettiği çalışmalarında bireysel ve ailevi anlatılara yer vermiş, hatta zaman zaman kendisini konu etmiş olsa da, anonim hikayeler anlatıyor. “Ev Nöbeti” kadının maruz kaldığı baskıyı, dayatma ve şiddeti; sürekli tetikte olma, kendini kollama, bir şeyleri gizleme alışkanlıklarını gözler önüne seriyor. Polat’ın anlatımı öyle doğrudan ve net ki, izleyici için bu kodları algılamak, hissetmek ve içselleştirmek hiç de zor değil. Sanatçı bu etkiyi yaratmak, ziyaretçilerle bir bağ kurmak için için zaman zaman sert ifadeler ve rahatsız edici görseller kullanmaktan kaçınmıyor.

Mürüvvet Türkyılmaz’a Göre Çocuk Oyunları

Depo’nun ikinci katında Mürüvvet Türkyılmaz’ın üç bölüm halinde kurguladığı “Bilinmeyen Bölge, Gittiği Yere Kadar” adlı sergisi yer alıyor. “Sırlar Odası” ve “Dünveyi Oda”nın “Ortak Alan”da birleştiği sergide, Türkyılmaz’ın çocukluk yıllarından günümüze taşıdığı nesne ve hikayeleri, performatif unsurlara sahip yerleştirmeleri sakin bir hesaplaşmanın içine çekiyor ziyaretçileri. 

“Sırlar Odası”nda sanatçının çocukluk yıllarına ait, tanıdık nesnelerle gerçekleştirdiği kendine has yerleştirmeleri bulunuyor. Türkyılmaz bu odada kişisel gemişinden yola çıkarak, bir çocuğun dünyasına davet ediyor bizleri. Bu renkli dünyanın çocuksu ve oyunbaz özelliklerinin yanı sıra olgun ve sorgulayan bir tarafı da var. Belki de sergi boyunca ziyaretçileri çocukların uğraşlarını ve çözümlerini ciddiye almaları konusunda uyarıyor sanatçı. Öyle ki “Dünyayı Tutan Çocuk” adlı duvar yerleştirmesinde, yer küreyi elinde tutan ve ona istediği gibi yön veren çocuğu, yetişkinlere yaşam mücadelesinde bir rehber olarak sunuyor.

“Ortak Alan”ın ortasında kocaman, şeffaf bir çadır duruyor. Annelik, hamilelik ve doğuma göndermeler yapan bu yerleştirme, buluntu objeler ve “yazı-çizimlerle” donatılmış. Bir nevi beyin fırtınası esnasında şeffaf zemine dökülen yazılı ifadeler; figürlere, desenlere dönüşerek sanatçının yazı-çizimlerini meydana getirmiş. Diğer taraftan, performatif bir yöntemle oluşturulan bu eser hâlâ son halini almış değil. Sergi boyunca Türkyılmaz’ın “Şeffaf Çadır”a müdahaleleri devam ediyor. 2010 yılından beri Depo’da yürüttüğü “Açık Masa” adlı tartışma programıyla kamusallaştırdığı sanat dünyasında şeffaflık sorgulamarını, sıkça kullandığı şeffaf malzemelerle sergi mekânına da taşıyor sanatçı.

Sergiye adını veren, üzerinde led ışıklarla “gittiği yere kadar” yazan tekerlekli araç, bir direğe bağlı olarak, önceden belirlenmiş bir alanda, dairesel hareketini tekrarlıyor. Bu çalışma Doğu’nun kaderciliğine ve boş vermişliğin yarattığı, bireyleri bir girdap gibi içine çeken kısır döngüye dikkat çekiyor. Sergi alanının bir köşesinde yer alan “Dünyevi Oda” maddiyatın ağırlığını hissettiriyor izleyiciye. Alışveriş fişleri, bir çuval dolusu bozuk para, o paraların beyaz zeminde bıraktığı izler, yaşamın maddi değerler tarafından renksizleştirilen yönüne işaret ediyor. Sanatçının ağabeyi Kerim Türkyılmaz’ın para koleksiyonu kullanılarak tamamlanan yerleştirme, aileye ve hatıralara da gönderme yapıyor. Mekânı terk etmeden önce, son anda gözünüze çarpan videoda ise Türkyılmaz’ın çocukken annesinin ördüğü kazağı, yıllar sonra oğluyla beraber sökmesine tanık oluyorsunuz. Böylece sanatçı hatıralarını ve geçmişi bir nevi yapıbozumuna uğratıyor.

Altın renkli bir puseti İstanbul sokaklarında dolaştırarak kaydettiği görüntülerle kurgulanan bir video yerleştirmesinin de yer aldığı sergide, zaman zaman küçük bir çocuğun oradan oraya koşuşturduğu hissine kapılmanız mümkün. Elif Kamışlı’nın, sanatçının son 10 yılda ürettiği çalışmalarına yer veren “Bilinmeyen Bölge, Gittiği Yere Kadar” üzerine yazdığı metinde yer alan bir ifadesi, Türkyılmaz’ın sanatsal diline dair önemli bir ipucu veriyor: “Mürüvvet Türkyılmaz’ın samimiyet dolu çalışmaları kadın ve anne olmanın sanat üretim süreçleriyle ilişkisini irdelerken, 1970’lere uzanan anne olmuş kadın sanatçıların geliştirdikleri yeni dillere de referanslar veriyor.”

Bireysel Anlatılarla Toplumsal Göndermeler

Her iki sanatçının da bireysel anlatılarla kurguladıkları sergileri, aslında farklı yaklaşımlarla toplumsal olana göndermeler içeriyor. Mürüvvet Türkyılmaz ve Neriman Polat’ın eserleri bundan önce 2012’de İstanbul Modern’de gerçekleşen “Hayal ve Hakikat- Türkiye’den Modern ve Çağdaş Kadın Sanatçılar” ve 2011’de Depo’da yapılan “Ateşin Düştüğü Yer (Türkiye İnsan Hakları Vakfı 20. Yıl Sergisi)” gibi grup sergilerinde birlikte yer almıştı. Aile, çocukluk, annelik ve kadına dair anlatılar, hatıralarla şekillenen eşzamanlı sergiler 16 Şubat’a kadar Depo’da devam ediyor.

0
2211
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle