NELER OLUYOR
  • 03-09-2020

    Marina Abramović'in 7 Deaths of Maria Callas başlıklı müzik tiyatrosu eseri dünya prömiyerini nihayet Almanya'nın Münih kentindeki Bavyera Devlet Operası'nda yapacak. Abramović, bu yeni çalışmasında Marko Nikodijević ile birlikte Amerika doğumlu Yunan sopranonun muhteşem hikâyesine ve onun hayatını çevreleyen trajik olaylara odaklanacak. Daha önce prömiyerinin 11 Nisan'da yapılması planlanan opera, Callas ile ilişkili yedi ünlü aryayı ve Nikodijević'in projeyle ilgili yeni parçalarını da içerecek. Çalışma, Burberry'nin muhteşem kostüm tasarımlarıyla birlikte gerçekleştirilecek.

    Burberry'nin Genel Sanat Direktörü Riccardo Tisci ile ilham verici performans sanatçısı arasında uzun süredir devam eden dostluk, sanatsal performansın en önemli özelliği olan ayrıntılı ve göz alıcı kostüm tasarımlarını doğuran bu iş birliği ile daha da güçlü bir hâle getiriyor. Tisci, konuyla ilgili olarak şu fadeleri kullanıyor:

    "Özümde tam bir romantik hayalperestim, bu yüzden de bu benim için kabul etmesi çok kolay bir projeydi. Buradaki ana unsur, ışıktan karanlığa kadar tüm biçimleriyle aşkın kendisidir."

    Abramović, "30 yıl boyunca 7 Deaths’e hayat vermek istedim,” açıklamasında bulundu. “Kalbi kırık bir şekilde ölmek, Riccardo ile olan ilişkim kadar, aşka ve onun formlarına odaklanan böylesi bir projede tüm operaları bir araya getirmek bağı kuran asıl ipliktir. Bu projyi gerçekleştirmek için bir fırsat yakaladığımda şu anki ekip haricinde birlikte çalışmak istediğim başka insanların olmadığını gördüm. Riccardo tüm kostümleri yapmak zorundaydı çünkü biz aşkız. O moda, bense sanatım. Bu, yaratıcı bir şekilde kesişen iki dünya sevgi, saygı ve özgürlük diyaloğu."

    Operanın dünya prömiyeri 5 Eylül 2020 saat 18:30'da CEST'te Staatsoper.Tv üzerinden canlı olarak gerçekleştirilecek. Canlı yayın 7 Eylül'den itibaren 30 gün boyunca izlenebilecek. Gösteri daha sonra Münih'ten Berlin'e, ardından Atina ve Paris'e hareket edecek.

    ​Kaynak: Somewhere Magazine

    https://www.youtube.com/watch?v=iQmfd_KZfFA

    0
    0
    1898
  • 03-09-2020

    Amerikalı illüstratör, model ve oyuncu Lauren Tsai, zengin hayal ve bilinçaltı dünyasıyla işlediği son çalışması Half-Lived’i özel ve kapsamlı bir baskıyla okuyucuların beğenisine sunuyor. Black Lives Matter hareketini desteklemek üzere yapılan özel baskı, güçlü Break From the System’i de takip ediyor.

    Çalışmada kendisine yer verilen parçalar, detaylar hakkında olduğu kadar doku bakımından da oldukça zengin. Eserin merkezinde yer alan porselen renkli kadınla; uzun, stilize edilmiş yüzlü ve insan benzeri karakterler bir rüyadaymışçasına farklı renklerden oluşan lacivert bir tünelde huzur içinde ağzı yarı açık yüzerken gözüküyor. Bu tünelin ucunda ise onlar için “uyanış”ı temsil eden bir ışık göze çarpıyor. Bu çalışmanın hemen altında ise yataktan doğrulmak üzere olan bir kadın detayı fark edilebiliyor. Ayağa kakmak üzere olan kadının başı ise hâlâ yastığın üzerinde dururken görünüyor.

    “Rüya sona ermeye yaklaştı. Geriye doğru süzüldü ve hatıralarının her biri tünelden geri gelerek sessizce onu izledi. Bir hayat, yarım-yaşanmış bir hayat, yeni dünyaya doğru yola çıktı."

    Lauren Tsai’nin yalnızca 300 adet basılan bu yeni çalışması sanatçının internet sitesi üzerinden $220’a satın alınabiliyor.

    ​Kaynak: Somewhere Magazine

    0
    0
    1580
  • 02-09-2020

    Gaspar Noé’nin yeni orta metraj filmi Lux Æterna’nın resmi fragmanı ve posteri yayımlandı. Prömiyerini geçtiğimiz yıl 72. Cannes Film Festivali’nde yapan film, uzun bir aranın ardından izleyicilerle buluşmaya hazırlanıyor.

    Oyun kadrosunda Charlotte Gainsbourg, Béatrice Dalle, Abbey Lee, Gajan-Maull, Lola Pillu Perier ve Karl Glusman gibi isimlerin yer aldığı Lux Æterna, sinemaseverlere metaforik bir drama vadediyor. Filmde başrollerde yer alan Gainsbourg ve Dalle birbirlerine cadılar hakkında çeşitli hikâyeler anlatırken görülüyor ve kendilerine hayat veriyor. Setlerde çalışma pratiğinin nasıl işlediğinden film yapmanın nasıl bir duygu olduğuna kadar birçok farklı konuyu gündeme getiren Lux Æterna, izleyicilere uzun bir aradan sonra yeni bir Gaspar Noé filmi görme şansı sunuyor.

    Fransız ortak yapımı olan film, 23 Eylül 2020 tarihinde ilk olarak Fransa’da vizyona girecek.

    ​Kaynak: Ufo Distribution

    https://www.youtube.com/watch?v=t9MpkMtVhME

    0
    0
    1799
  • 01-09-2020

    HBO, Westworld’ün yaratıcıları ile birlikte bir Michael Crichton romanını önümüzdeki dönem için diziye uyarlamaya hazırlanıyor. Kanal, bu kez izleyicilerin dikkatlerini su altındaki bir tesiste geçen bir gerilim hikâyesi olan Sphere'e çeviriyor. Hikâye daha önce 1998'de aynı isimle bir de filme uyarlanmıştı.

    Deadline’ın projeyle ilgili edindiği bilgilere göre Sphere’in yürütücü yapımcılığını Westworld’ün yapımcısı ve yazarı Denise Thé, ayrıca Westworld’e olan katkılarıyla da tanıdığımız Jonathan Nolan ve Lisa Joy’un şirketi Kilter Film, Robert Downey Jr. ile Susan Downey’in Team Downey şirketi ve Warner Bros. Television birlikte üstlenecek.

    Denise Thé tarafından Crichton'ın 1987 tarihli romanından hareketle diziye uyarlanacak olan Sphere, Pasifik Okyanusu'nun dibinde keşfedilen ve nereden geldiği bilinmeyen gizemli bir gemiyi araştıran bir grup bilim insann hikâyesine odaklanıyor. 1998'de Dustin Hoffman, Sharon Stone ve Samuel L. Jackson'ın oynadığı bir film aracılığıyla da izleyicilerle buluşan hikâye, zengin altyapısıyla dikkat çekiyor.

    Thé, son olarak Westworld'ün 3. sezonunda baş yapımcı ve yazar olarak görev aldı. Team Downey, kısa süre önce ikinci sezon için çalışmalara başlanan bir başka HBO projesi Perry Mason'ın yapımcılığını da üstleniyor.

    ​Kaynak: NME

    0
    0
    1873
  • 01-09-2020

    Katharina Grosse, kendi imzası niteliğindeki büyük ölçekli eserlerinden bir yenisiyle Berlin'deki eski bir demiryolu binasını bir sanat eserine dönüştürdü. It Wasn’t Us başlıklı çalışma, Berlin National Gallery’nin bir parçası olan Hamburger Bahnhof at the Museum für Gegenwart’te görülebilir. Tüm alana yayılan geniş çalışma, binanın mevcut mimarisini istikrarsızlaştıran görkemli ve renkli bir dokunuşla müze mekânının sınırlarını alabildiğine zorluyor. Alman sanatçı konuyla ilgili değerlendirmesinde “Binanın dışına adım attığım yolu boyadım,” ifadesini kullanıyor.

    Hamburger Bahnhof at the Museum für Gegenwart Berlin’deki çalışma 10 Ocak 2021 tarihine kadar görülebilir. It Wasn’t Us, Rieckhallen isimli bölümün dış cephesinde görülebileceği gibi binanın geniş iç salonunda da ziyaret edilebilir. Sadece sergi süresince görülebilecek çalışma, kurumun içini ve dışını sorunsuz bir şekilde birleştirmeyi amaçlayarak mekânı yeni bir hayal gücüyle bambaşka bir alana dönüştürüyor.

    Grosse’nin kaleydoskopik çalışması, renkleri ve formları, doğa ve insanı, eserin çevresini ve onun ziyaretçilerini özel bir renk paletinin parçaları olarak bir araya getiriyor. Çalışmadaki nesneler arasındaki sınırlarla yatay ve dikey çizgiler zaman içinde ortadan kayboluyor ve ziyaretçinin görüş açısına göre biçim değiştiriyor. Nihayetinde ziyaretçinin hareketine göre biçimlenen bir çalışma ortaya çıkıyor.

    Serginin küratörleri Udo Kittelmann ve Gabriele Knapstein konuyla ilgili değerlendirmesinde şu ifadelere yer veriyor:

    “Yer seçimi ve çalışmanın ihtiyaç duyduğu birçok farklı faktör ve koşul resmin gelişimini etkiledi, tıpkı izleyicinin sürekli değişen görüş açısı ve eserle beklenmedik etkileşimleri gibi. Bu anlamda, eserin başlığ olan It Wasn’t Us, belirli bir durumun içsel karmaşıklığına ve öngörülemezliğine bir referans olarak anlaşılabilir. Ki bu da sanatçının çalışmasını hangi koşullar altında yaptığını ve daha sonra nasıl gözüktüğünü açıkça ortaya koyar.”

    ​Kaynak: Designboom

    0
    0
    1262
  • 31-08-2020

    Koç Üniversitesi KARMA Gerçeklik Laboratuvarı ve Soho House İstanbul, 2 ile 12 Eylül 2020 tarihleri arasında Venedik Bienali'nin “Venice VR Expanded 2020” seçkisine ev sahipliği yapacak. Bienal için özel olarak geliştirilen bu seçki, ziyaretçileri 24 ülkeden 44'ün üzerinde sanatçının sanal gerçeklik projelerinin dünya prömiyerleriyle buluşturacak.

    Animasyon film yapımcılarından bağımsız yönetmenlere, sanatçı ve oyun tasarımcılarından hikâye anlatıcılarına kadar yaratıcılığın farklı alanlarından uzmanların sanal gerçeklik projelerini bir araya getiren, Venedik Uluslararası Film Festivali çerçevesindeki resmi yaratıcı VR yarışması olan “Venice VR Expanded 2020”, izleyicileri yeni bir gerçeklikle yüz yüze getirecek. Birçok farklı konsept etrafında meydana getiren bu yenilikçi çalışmalar, teknolojinin günlük hayatımıza ne denli etkide bulunduğunu da gözler önüne serecek. Doğru ortaklıkların doğru kullanıldığı takdirde son derece başarılı işler meydana getirebileceğine dair önemli bir veri olan bu proje, Koç Üniversitesi KARMA Gerçeklik Laboratuvarı ve Soho House İstanbul’un iş birliğiyle izleyicilerin beğenisine sunulacak. Bu sayede İstanbul da; Portland, Amsterdam, Barselona, Berlin, Kopenhag, Cenevre, Hangzhou, Modena, Montreal, Moskova, Paris, Taipei ve Venedik’le birlikte bu yaratıcı ağın bir parçası olacak. “Venice VR Expanded 2020” İstanbul uydu etkinliği KARMA Lab, Soho House İstanbul, Raptor Dance Studios, Muse VR, X Topia tarafından hazırlanacak.

    2-12 Eylül tarihleri arasında Soho House İstanbul’da düzenlenecek olan Venive VR Expanded içeriklerini deneyimleyebilmek için etkinlik biletlerine, BuGece’den ulaşılabilir. Biletlerini alan izleyiciler, karma@ku.edu.tr mail adresinden gün ve saat üzerinden rezervasyon yaptırarak, 1 saatlik seans sırasında programdan seçecekleri içerikleri izleyebilir. Daha uzun süreli içerikleri deneyimlemek isteyen ziyaretçiler, 2 bilet ile arka arkaya 2 seans rezerve edebilirler.

    0
    0
    27
  • 31-08-2020

    Call Me by Your Name’in yönetmeni Luca Guadagnino’nun yakın zamanda HBO’da izleyiciyle buluşacak televizyon dizisi We Are Who We Are’ın fragmanı yayımlandı.

    We Are Who We Are’ın oyuncu kadrosunda Jack Dylan Grazer, Chloë Sevigny, Alice Braga, Kid Cudi ve Jordan Kristine Seamon gibi isimler yer alıyor.

    Sekiz bölümden oluşan dizi, New York'tan İtalya'nın Veneto kentindeki askeri üsse her ikisi de orduda görev alan annesi Sarah (Sevigny) ve Maggie (Braga) ile birlikte taşınan 14 yaşındaki Fraser Wilson'ın (Grazer) büyüme hikâyesini anlatıyor. Fragmandan anlaşıldığına göre Fraser, sık sık tartıştığı Sarah’a "Bunca yılın ardından senden nefret edip etmediğimi hâlâ bilmiyorum," diyor ve izleyici için ilginç bir aile hikâyesi vadediyor.

    Fraser, babası Cudi ve erkek kardeşi ile birkaç yıldır İtalya’daki askeri üstte yaşayan Caitlin Harper (Seamon) ile yakın arkadaşlık kurar. Sarah’ı kendisine örnek alır ve onu “efsane” olarak tanımlar, zaman içinde de bir asker olmaya karar verir. Caitlin ayrıca kendini trans olarak tanımlar ve bu konuda gerekli adımları atmaktan da çekinmez. Bir gün Fraser’a yaklaşır ve ona şu soruyu sorar: “Benden bir erkek gibi hoşlanıyor musun?”

    Guadagnino'nun Call Me by Your Name’i 2017 yılında dört Oscar adaylığı aldı. Yönetmen, Timothee Chalamet ve Armie Hammer'ın rol aldığı filmin devamı üzerinde de çalışmalarını sürdürüyor, ancak çalışmalar pandemi nedeniyle ertelendi.

    We Are Who We Are, prömiyerini 14 Eylül 2020’de HBO’da yapacak.

    ​Kaynak: Variety

    https://www.youtube.com/watch?v=u6VAQ6LdnKs

    0
    0
    1256
  • 31-08-2020

    Dogtooth'ta Yorgos Lanthimos’un yönetmen yardımcısı ve senaryo süpervizörü olarak yer alan Christos Nikou’nun, Venedik Film Festivali’nde ilk gösterimini yapacak ilk filmi Apples’ın fragmanı yayımlandı. Geçtiğimiz on yılda Before Midnight dahil olmak üzere birçok yapımda yer alan Nikou’nun, ilk yönetmenlik denemesi olan Apples'ı Venedik Film Festivali'nde Orizzonti'nin Açılış Gecesi’nde göstermeye hazırlanıyor.

    Bu yılın Telluride seçkisinin bir parçası olan film, insanların hafıza kaybıne uğradığı bir salgının ortasında yer alan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Elinde bir polaroid kamera bulunan karakter, insanları çeşitli durumlarda fotoğraflıyor ve bir iyileştirme programı kapsamında çlaışmalarını yürütüyor.

    Önümüzdeki hafta galası gerçekleştirilecek filmin ilk fragmanıyla birlikte posteri de yayımlandı.

    Konuyla ilgili kısa bir değerlendirme yapan Nikou, şu açıklamalarda bulundu: “Apples, alegorik ve komik bir hikâye. Hafızamız ve onun fonksiyonları üzerine fikir yürüten bir yapım. Duyguların hafızamızı nasıl etkilediğini ve özellikle hafızamızın teknolojiden nasıl etkilendiğini gözler önüne seriyor. Teknolojideki tüm bu ilerlemeler beynimizi tembelleştirmiş olabilir mi? Böylece daha az olay ve daha az duyguyu hatırlıyor olabilir miyiz? Tüm bunların sonunda da daha az yaşamış?”

    Kaynak: The Film Stage

    https://www.youtube.com/watch?v=0ulEc2aSq8o

    0
    0
    2029
  • 30-08-2020

    Londra merkezli ürün tasarımcısı Anthony Dickens , “circle guitar” adı verilen yenilikçi bir müzik aleti konsepti meydana getirdi. Dickens tarafından özel olarak gerçekleştirilen bu radikal tasarım, temel olarak tellerin altında bulunan ve yerleşik bir mekanizmanın parçası olan sıralayıcı disklerin, kendi kendine çalmasını sağlayan bir elektro gitardan oluşuyor. Proje şimdiden başta Radiohead gitaristi Ed o'Brien ve Grammy ödüllü yazar ve yapımcı Paul Epworth olmak üzere birçok önemli müzisyenin dikkatini çekti ve giderek artan bir popülerlik kazandı. 

    Anthony Dickens, bu yeni çalışmasında bir mühendislik ekibiyle çalıştı ve “circle guitar”ı üretti. Çalışma, geleneksel bir elektro gitarı revize ederek onun kendi yapısında üretilmesi imkânsız olarak görülen sesleri, dokuları ve ritimleri meydana getirmesini sağladı. Proje kapsamında özel olarak üretilen bu yeni tasarımı diğer elektronik enstrümanlardan ayıran temel özellikse tellerin altında yer alan ve 250 bpm'ye kadar hızlı dönebilen disk. Bu yenilikçi özellik, bir müzisyen için salt elleriyle yapabileceklerinden daha fazlasını yapmasına olanak tanıyor.

    Gitara yerleştirilen bu diskte yer alan 128 delik oyuncunun eli olmadan da tellere temas edebiliyor ve performans sırasında ona esneklik tanıyor. Gitarist parça sırasında tellere vururken dokunuş kuvvetini ayarlamak için beş renk kodlu mızrap kullanabiliyor ve bu sırada hareket eden çemberi programlayabiliyor. Bu özel üretim enstrüman, gitarist için yeni bir dinamik ve ritmik seslerle birlikte sonsuz sayıda üretim seçeneği yaratıyor.

    Tüm bunlara paralel olarak sinyal bir heksafonik pikap aracılığıyla yakalanan sesler, her dizinin ayrı ayrı yükseltilebilen, kaydedilebilen ve işlenebilen kendi çıkışıyla farklı varyasyonlara da dönüştürülebiliyor. Gitarın gövdesinde bulunan anahtar ise sinyalin amfinize, miks masanıza veya bilgisayar arayüzünüze ulaşmasını sağlayarak kullanıcıya birçok açıdan kolaylık sağlıyor. Bu, müzisyenlerin “circle guitar”ı piyano gibi kullanmasına da olanak tanıyor ve akor açısında oldukça fayda sağlıyor.

    ​Kaynak: Designboom

    https://www.youtube.com/watch?v=9dtrvc6gOc4

    0
    0
    2694
  • 29-08-2020

    London Fieldworks, “Spontaneous City in the Tree of Heaven” isimli ağaçların gövdesine yerleştirilen bir dizi kuş evi çalışmasına hayat verdi ve bu sayede şehrin sanat ve mimari dokusuyla doğal yaşamı iç içe geçirdi.

    Çam ağacından yapılan kuş evleri, yaban arısı yuvaları ve mantar gibi ağaçların gövdesinde büyüyen birçok doğal unsurun yerleşkesini akıllara getiriyor ve böylelikle onlar için hazırlanan bu özel ev dizilerini ortaya çıkarıyor. Her biri geçici olarak Londra’daki çeşitli parklara yerleştirilen çalışmalar, bölgenin kendine özgü benzersiz mimari geçmişini sanatseverlere yeniden hatırlatıyor ve onlar için özel anlamlar ifade ediyor.

    Şehir dokusunu ön plana çıkaran bir yapıda oluşturulan kuş evlerinin yaratıcısı olan London Fieldworks, Bruce Gilchrist ve Jo Joelson tarafından kurulan bir disiplinlerarası sanat pratiği. Sanatçılar tarafından oluşturulan bu hassas kreasyon, Birleşik Krallık'ta birçok bölgeye yerleştirildi ve Nottinghamshire'ın yanı sıra Londra'daki birçok ağaca da konumlandırıldı.

    “Spontaneous City in the Tree of Heaven”, Londra'nın yakınlarındaki cennet ağaçlarına (ailanthus altissima) iki özel yerleştirme kuruyor. Bunlardan ilki, şehrin doğusundaki Duncan Terrace Gardens’taki Gürcü şehir evlerini 1960'ların sosyal konutlarıyla birleştiren çevre mimarisini yansıtıyor. İkincisi ise batıdaki Cremorne Gardens’taki parkın bitişiğinde yer alan “dünyanın son arazisi”ni yansıtıyor. Her iki çalışma da kuşlar için özel olarak hazırlanan kutulardan yola çıkılarak oluşturuldu.

    Orijinal olarak 2011 yılında bir tasarım haftası için yaratılan “Spontane City: Clerkenwell”, ilk kez St. James Kilisesi’nin bahçelerine kuruldu. Bu “mikro evler kümesi”, bölgenin hâlâ devam eden “soylulaştırma” çabalarını ve 12. ile 15. yüzyıl başlarından kalma tarihi dini temelleri de yansıtıyor.

    ​Kaynak: Designboom

    0
    0
    3264
DAHA FAZLA
Geldanlage