NELER OLUYOR
  • 14-05-2016

    Muhtemelen birçoğumuzun sesini duymayı fazlaca özlediği biri varsa, o da Amy Winehouse olsa gerek. 2003 yılında ilk stüdyo albümü Frank ile müzik dünyasına adım atan Amy’nin daha önce yayımlanmamış fotoğrafları gün yüzüne çıktı. Moda ve portre fotoğrafları üzerine çalışan fotoğrafçı Charles Moriarty, Frank albümü öncesi New York ve Londra’da çektiği Amy Winehouse fotoğraflarını kitap haline getirdi. Before Frank isimli kitap için Charles, Amy’nin doğal halini göstermek ve reklam amaçlı kullanmamak adına bu fotoğrafları bir araya getirip hazırladığını söylüyor. Amy’nin yokluğunda onu hatırlatacak her şeye reklam gözüyle bakıp bakmama konusu biraz muallak. Siz karar verin…

    0
    0
    11986
  • 13-05-2016

    Iggy Pop son albümü Post Pop Depression’da, Queens of the Stone Age’den de tanıdığımız Josh Homme ile işbirliği yaptı, malum. Müzik tarihine grubu The Stooges ile 5 stüdyo albümü, solo kariyerinde ise 17 stüdyo albümü katan haşarı çocuk(!), şimdi Andreas Neumann yönetmenliğindeki Sunday şarkısının video klibi ile karşınızda. Albümün tamamını dinlemek için minik bi’ ipucu daha, Arctic Monkeys‘in davulcusu Matt Helders da yer alıyor. Özellikle Gardenia şarkısının başlangıı size de The Smiths’in How Soon Is Now’unu hatırlattı mı?

    0
    0
    1785
  • 13-05-2016

    Misfits 30 yıl sonra orijinal kadrosuyla ortalığı dağıtmaya geliyor. Glenn Danzig, Jerry Only, Doyle Wolfgang von Frankenstein’lı orijinal kadro Riot Fest’in Chicago ve Denver ayaklarında sahne alacak. 1977 yılında hardcore punk konusunda sınır tanımamak üzere kurulan Misfits, yaklaşık 20 yıldır sakindi ! 8 stüdyo albümü olan ve ismini Marilyn Monroe’nun 1961’deki son filmi Misfits’ten alan grubun, festivalde neler yapacağı merak konusu. New Jerseyli ekibin hala ortalık dağatacak enerjileri var mıdır dersiniz? Unutmadan, 13. Cuma’ya yakışır şekilde aynı isimdeki yeni EP’lerinin haberini Facebook sayfalarından duyurdular.

    0
    0
    1797
  • 13-05-2016

    Haftanın başında Basquiat tablosunun 57,2 milyon Dolar'a satılmasıyla kırılan rekordan sonra bir rekor fiyat da dünkü açık arttırmada Frida’dan geldi.

    12 Mayıs’ta Christie’s’in gerçekleştirdiği empresyonist ve modern sanat temalı açık arttırmada, Frida Kahlo’nun Two Nudes in the Forest eseri 8 milyon Dolar'a satılarak sanatçının şimdiye kadar en yüksek fiyata alıcı bulan eseri oldu. 1939 tarihli eser, Kahlo’nun yakın arkadaşı Dolores del Rio’ya doğum günü hediyesiydi ve en son bir açık arttırmada sunumu 1989 senesindeydi.

    Claude Monet’nin meşhur nilüfer resimlerinden birisi de açık arttırmada 27 milyon Dolar'a satıldı. Monet’nin açık arttırmada kırdığı rekor satış fiyatının 80 milyon Dolar olduğunu düşünürsek 27 milyon Dolar sanatçının itibarı açısından pek etkileyici görünmüyor.

    0
    0
    4406
  • 13-05-2016

    Dünyanın en prestijli edebiyat festivallerinden biri olan, bu sene 27. kez düzenlenecek olan Fransa'nın en prestijli edebiyat festivali, Étonnants Voyageurs'e yazar Çiler İlhan da davet edildi.


    Dünyanın dört bir yanından yazarlara ev sahipliği yapan Étonnants Voyageurs bu yıl da Tarık Ali’den Jean-Claude Carrière’ye 41 ülkeden 250’nin üstünde yazar ve sanatçıyı söyleşi, sergi ve belgesellerle dolu bir programda ağırlayacak. Bu yılın temaları arasında “Avrupa Fikri”, “Almanya, Bilinmeyen”, “Fransa, Nedir” ve “Türkiye’nin Yeni Sesi” yer alacak

    İlk kitabı 2011'de Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü kazanan kitabı Sürgün olan Çiler İlhan'ın ikinci kitabı Rüya Tacirleri Odasıisimli öykü kitabı oldu. Sürgün bugüne kadar Arapça, Hintçe, İtalyanca, İngilizce, Urduca, Fransızca da dahil 13 dilde basıldı. Aynı zamanda Çiler bugüne dek Copenhagen Interlit (Danimarka), Festival della Letteratura Mediterranea (İtalya), Euro Stars (İngiltere) ve İTEF (Türkiye) dahil olmak üzere pek çok uluslararası etkinlik ve festivale katıldı.

    0
    0
    2119
  • 13-05-2016

    Almanya'da yer alan Freiburg'taki E-WERK Galerisi'nde gerçekleşecek "Komplexe Systeme" sergisi, Jorinde Voigt ve Gabriela Löffel'in üretim aşamalarının nasıl bir sisteme sahip olduğunu ele alıyor. Serginin amacı; sanatçıların işlerinden yola çıkarak, her iki sanatçının da kendilerine has üretim pratiklerini nasıl geliştirdiklerini ve üretim sürecinin sanat eserinin yaratılmasında ne kadar önemli olduğunu göstermek

    Berlin merkezli sanatçı Jorinde Voigt, kültürel, bilimsel, tarihi, edebi birçok daldan topladığı verileri bir analiz sistemi sayesinde çizime aktarıyor. Müzik notalarından, hava durumu işaretlerinden ilham alarak geliştirdiği çizim dili, katı kurallarının yanında sanatçıya sistemine meydan okuyabileceği bir alan da tanıyor.

    Voigt'in ve Löffel'in işleri teknik ve görsel bakımdan apayrı olsa da üretim pratikleri paralel. İsviçreli sanatçı Löffel işlerinde politik ve sosyal sistemleri irdeliyor, bu esnada çeviri ve dilbilim konularından faydalanıyor. Sanatçı bu sergide iki video enstelasyonunu gösteriyor. Offscreen, savaşın devam ettiği ülkelerdeki turizm endüstrisi ve turistlerin deneyimleriyle alakalı. The Easy Way Out ses/video enstelasyonunda: Irak'tan dönen Amerikan askeri, Almanya'daki 'esnaf'la konuşurken laf lafı açıyor ve hassas politik konular üzerinde tartışmalar çıkıyor. Video, bu tartışmayı politik/kültürel nedenlerden ötürü tam olarak çeviremeyen, çaresiz kalan üç tercümanı gösteriyor.

    0
    0
    1604
  • 12-05-2016

    1986 doğumlu İngiltere müzik tarihinin haşarı çocuklarından olmaya aday Alex Turner ve Miles Kane’i bir araya getiren bir proje: The Last Shadow Puppets. Muhtemelen dünya üzerinde ‘müzik’ dinleyenler arasında duymayan artık kalmadı…

    Alex, Arctic Monkeys’in 2003 yılında yavaş yavaş kurulma aşamasında yer alırken, grup 2006 yılında dans pistlerinin tozunu attırdığımızı iddia ettikleri, I Bet You Look Good on the Dancefloor’un ilk single’ı olduğu “Whatever People Say I Am, That’s What I’m Not” albümünü yayınladı. 2007’de “Favourite Worst Nightmare”, 2009’da “Humbug”, 2011’de “Suck It and See It” ve son olarak 2013’te “AM” albümleri 2006 yılındaki çıkışlarını desteklerken araya bir takım EP’ler de serpiştiren grubun solisti Alex bir yandan farklı projelere de koşturdu.

    Miles Kane, İngiliz grup The Rascals ile 2009 yılına kadar flörtüne devam ederken, The Rascals öncesi yer aldığı The Little Flames zamanlarında Arctic Monkeys’in 2005 turnesine yardımcı oyuncu olarak dahil olmuştu. Ardından Miles, Arctic’in altın vuruş şarkılarından 505’e de el atınca ikili de ‘yoksa…?’ diye düşünmüş olmalı ki –Miles, çoğu röportajında Arctic Monkeys’e bilerek dahil olmak istemediğini belirtiyor- 2008’de The Last Shadow Puppets adlı projelerini duyurdular.

    Yine bir nisan ayı… Yıl 2008… İlk albümleri “The Age of the Understatement” ile müzik listelerine vurgun yapan The Last Shadow Puppets, Arctic Monkeys ile ister istemez karşılaştırılıp durdu. Ki zaman zaman hâlâ bu geçerli. Alex ve Miles, bu projeleriyle yarattıkları müziğe indie genre’si harici orkestral altyapı yedirmeyi tercih etti. İyi de etti! Artık sabah öğle akşam her türlü ana ve ara öğün ihtiyacımızı karşılayacak bir albüm var!

    Yine bir nisan ayı… Yıl 2016… İkinci stüdyo albümü “Everything You’ve Come To Expect” ve bizler yine The Last Shadow Puppets’ı konuşur olduk. Evet mayısın ortası ve haftanın albümü olması için geç değil mi diye soruyorsunuz belki. O zaman playlist’lerinize bakın ve kendinizi kandırmayın! Hepimiz günde en az üç doz almadan hayatımıza devam edemiyoruz. Belki albüm geneli bir şaheser değil ama dijital çağın dikkat çeken ‘görsellik’ algısı ile şahane bir illüzyon yaratılıyor; ancak bunu müzikal anlamda yeterince besleyemiyorsanız o zaman izlediğiniz ‘görsellik’ dört dakikalık bir hikayenin üzerine çıkamıyor. Bahsetmek istediğim tam olarak şu: Aviation video klibini durmaksızın styling, hikaye, kurgu gibi açılardan –Alex ve Miles’dan söz etmiyorum (!)- inceleyip, düşünebilirken; Aviation’ın devamı olan, albüm ile aynı ismi taşıyan şarkı Everything You’ve Come To Expect için aynı nicelik ve nitelikler geçerli değil. Miracle Aligner, The Element of Surprise, ritm ve melodi olarak da dinleyeni daha hızlı yakalarken haliyle albümdeki diğer şarkılardan biraz daha öne çıkıyorlar, hem de hissedilir şekilde.

    Değişmeyen şey şu ki; The Last Shadow Puppets’in albümlerindeki şarkıları her dinlediğinizde post-modern dramaların ve aşkların yaşandığı filmleri izliyorsunuz. Evet öyle bir film henüz yok çünkü karakterler gerçek hayattan; yani sen, ben, o… Kendi filmlerimize retro havada soundtrack’ler hazırlayan Alex ve Miles’a teşekkürler!

    0
    0
    20
  • 12-05-2016

    1970 İstanbul doğumlu Fulya Çetin, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü'nden mezun oldu. Hafriyat adlı sanat grubunun üyesi olan sanatçı, resimlerinin odak noktasına insanları alıyor. Yaşamına ve çalışmalarına İstanbul'da devam eden Çetin, bazı resimlerinde hareketli bir anı yanlış pozlanmış ya da dondurulmuş bir dijital görüntü gibi estetize ederek tuvale taşıyor. Dijital estetikle resim estetiğini birleştiriyor ve izleyiciye bu estetikten doğan anlamları sorgulatma imkanı tanıyor.

    Sanatçının kırılganlık, çatışma, temassızlık gibi temalar etrafında şekillenen eserlerinin birbiriyle olan derin bağı ve iç içe geçen anlamları izleyiciyi kendi iç dünyasını sorgulamaya sürüklüyor. 11 Şubat- 20 Mart 2016 tarihleri arasında Bursa’da “İflah Olmaz” adlı sergide yer alan sanatçı, bu serginin ardından 12 Şubat- 12 Nisan tarihleri arasında Halka Sanat’ta “Uykusuzlar Atlası” isimli grup sergisine dahil oldu.

    0
    0
    18
  • 12-05-2016

    1984'den beri genç sanatçıları destekleyen İngiltere'nin en prestijli ödülü Turner Prize'ın adayları bugün açıklandı. 50 yaşın altında, İngiliz veya İngiltere'de yaşayan ve geçtiğimiz sene içerisinde dikkat çeken bir sergi düzenlemiş olmak, £25,000 ödülü alabilmek için sahip olmanız gereken temel şartlar arasında yer alıyor.

    Bu seneki şanslı adaylar ise: Michael Dean, Anthea Hamilton, Helen Marten ve Josephine Pryde. 27 Eylül - 9 Ocak tarihleri arasında adayların işlerinden oluşan bir sergi kurulacak. Ödülün sahibi ise aralık ayında gerçekleşecek bir törenle açıklanacak. 

    0
    0
    2083
  • 12-05-2016

    1993 yılında Pablo Honey ile hayatlarımıza buyur ettiğimiz Colin Greenwood, Jonny Greenwood, Ed O’Brien, Philip Selway ve Thom Yorke nam-ı diğer Radiohead, 9. stüdyo albümü “Moon Shaped Pool” ile sahalara döndü!

    Albümün ilk video-animasyon klibi Burn The Witch’den sonra geçtiğimiz günlerde ikinci ve şimdilik son hareketi yapan Thom Yorke ve yoldaşları, Daydreaming ile karşımızda. Radiohead duygusallığını, söylemlerini ve arayışını, net hissettiğimiz şarkı Daydreaming’in yönetmen koltuğunda Paul Thomas Anderson’ın yer aldığı videosu da bir o kadar ismi ile müsemma.

    Neredeyse her biri birbirinden kült albümler yapmayı başaran grubun son albümleri bazı müzik otoritelerince ‘biraz’ eleştiriye maruz kalsa da hala Radiohead hissini veriyor. Tabii yine de bir Kid A, Ok Computer veya In Rainbows değil mi acaba diye de düşünmeden edemiyorsunuz. Çünkü çoğu yazara göre Radiohead politik ve muhalif eleştirilerini bu sefer bireyselleştirmiş; yani bir yandan karakterler üzerinden hikaye anlatımını yaparken diğer yandan da günlük olan sorgulamalarını, farkındalıklarını ve çeşitli aydınlanmalarının aktarımını yapıyor ‘gibi’. Ayrıca bu sefer klasik müzik alt yapısının formüllerinden hareket eden piyano tınılarının bu ‘bireyselliğe’ eşlik ettiğini de işitiyoruz. Ne olursa olsun aramıza dönmen güzel oldu Radiohead!

    0
    0
    1220
DAHA FAZLA
Geldanlage