17 EKİM, ÇARŞAMBA, 2018

Yapan ve Bozan Bir Performans: disLOKASYON

Akbank Sanat ve Hollanda Konsolosluğu iş birliğiyle geçtiğimiz sezon izleyiciyi selamlayan ve büyük beğeni toplayan sıra dışı dans performansı disLOKASYON, yeni sezonda tekrar izleyiciyle buluşuyor. İnsana ve insanlığa dair çağrışımlarla dolu, çok katmanlı hikâyeler anlattığı düşünülebilecek disLOKASYON, teorik altyapısı ve performatif anlatımıyla benzer modern dans performanslarından ayrılırken beraberinde bir tanımlanma güçlüğünü de getiriyor. 

Yapan ve Bozan Bir Performans: disLOKASYON

Dislokasyon kelimesi afişte disLOKASYON şeklinde yazılıp “lokasyon”a vurgu yapıldığını düşündürdüğünden olacak ilk bakışta yersizlik/yurtsuzluk gibi bir anlam çağrıştırsa da aslında malzeme bilimde (böyle bir bilim dalı varmış) kristal yapıların atomsal dizilişinde bulunan çizgisel kusurlar olarak tanımlanıyor. Kenar, vida ve karışık dislokasyon gibi türleri olan bu kusurlar atom arası bağlantıların kopmasına ve yeni bağlantılar oluşmasına imkân verebiliyor, maddede sertleşme ve gevşemelere hatta kırılmalara neden olabiliyor. Bu da kristal bir yapıya başka bir atom düzleminin girmesiyle atomlar arası mesafelerin sıkışma ve açılmalarla değişmesine, potansiyel enerjilerinin artmasına yol açabiliyor. Anlayabildiğim kadarıyla anlatmaya çalıştığım bu karmaşık bilgilerin dansla ilgisi ne diyeceksiniz. Bunlar performansın temel prensibini teşkil ediyor. 

Sanatın sanattan farklı alanlardan etkilenmesi, beslenmesi, ilham alması çok sık olmasa da karşılaşılan bir durumdur ve böyle durumlarda genellikle ortaya disLOKASYON’da da olduğu gibi oldukça yaratıcı işler çıkar. Mühendisliğe dair bir fikirden yola çıkılan, hareket nitelikleri üzerine çalışan dansçı ve dans teorisyeni Rudolf Laban’ın insan hareketlerini analiz ederek oluşturduğu, efor prensiplerine dayanan bir modern dans tekniği olan Laban tekniğiyle birleştirilerek oluşturulmuş performansın teknik altyapısı da en az adının terimsel karşılığı kadar karmaşık. Labanotasyon, dans hareketlerinin grafik semboller, hareket ve yön çizimleri şeklinde simgesel hâle dökülmesiyle oluşturulan bir koreografi hazırlama sistemi. 

​İstanbul MDT üyeleri Buse Ercan Öztekin, Emre Olcay ve Mert Öztekin ile bağımsız dansçı ve koreograf Gizem Bilgen’in “hareket quartet”ini oluşturduğu ve bu dörtlüye “hareket korosu” olarak adlandırılan ve aslen tiyatro disiplininden gelen sekiz performansçının daha katılmasıyla oluşan dans ekibi, performans sırasında ayrılıp birleşen, durağanlık ve akıştan beslenen organik bir yapı oluşturuyor. Performansın tanıtımında da kullanılan “yapı” ve “hareket” terimleri ortaya çıkan işin iki kelimelik özeti gibi adeta. Akla gelen bir başka kavram ise (dislokasyon kelimesiyle benzerliği de göze çarpan) performans sırasında oluşturulan imgelerin tekrar yıkıma uğratılması süreciyle bağlantılı olduğu düşünülebilecek Jacques Derrida’nın “deconstruction” (yapıbozum) kavramı. Metin ve metinden çıkarılabilecek anlam farklılıkları üzerine yoğunlaşan yapıbozumuyla kendi anlamını/imgesini yaratıp bozmanın yanı sıra izleyici odaklı olduğundan izleyicilerin de farklı anlamlar üretmelerine elverişli olması disLOKASYON’un bir diğer belirleyici özelliği.  

Tek sıra hâlinde dizilmiş dansçıların yavaş yavaş hareketlenmeleri ve yer değiştirmeye başlamalarıyla açılan performansta yukarıdaki dislokasyon tanımına uyacak şekilde her birinin bir atom olduğu düşünülebilecek dansçıların enerjilerinin artıp azalması ve birbirleriyle etkileşime girmeleri söz konusu. Böylece organik olmayan bir kavramın organik bir performansa dönüşmesi ya da inorganik yapılar içinde gözle görülmeyen hareketliliğin sahnede canlandırılması gibi insanı mikro ve makro boyutlarda düşünmeye sevk ettirecek derinlikte bir durumla karşı karşıya kalıyoruz.

​Dansçıların birbirleriyle olan estetik etkileşimleri, jest ve mimikleri izleyicinin zihninde çağrışımlar yaratarak insanın, insanlığa dair durumların hikâye edildiğini düşündürüyor. Bu bakımdan disLOKASYON’un psikanalize özgü serbest çağrışımdan bile beslendiği söylenebilir. Bahsettiğim durumlardan bazıları dışlanma, kovulma, istenmeme, bir araya gelme, bir şeyin parçası olma, çabalama, tartışma, kaçma, yakalanma, etkisizleştirme, engellenme gibi durumlar. Bunlar beraberinde sevgi, nefret, kıskançlık, hırs gibi duyguları da getiriyor. Bir an kavga eden grup bir süre sonra barışıyor, aralarından biri dışlanıyor, kendini kabul ettirmeye, gruba dahil olmaya çalışıyor ya da kaçmaya çalışan biri yakalanıyor ve hareketsiz hâle getiriliyor. Tabii tüm bunlar bir dans performansı şeklinde ve son derece estetik olarak aktarılıyor. Bu o kadar etkileyici bir performans ki bazı anlarda tam on iki kişinin tek bir vücut hâlinde hareket ettiğine, adeta dev bir organizmaya dönüştüğüne tanık oluyorsunuz. 

Farklı yorumlara açık olan bu koreografik dil ve anlatım sosyo-politik açıdan ötekileşme/ötekileştirme, işlevsellik/işlevsizleştirme, savaş/barış, göç ve göçmenlik gibi meselelere; başka bir açıdan kadın-erkek ve birey-toplum ilişkilerine çekilebileceği gibi; jest ve mimikler, seçilen müzik ve dans hareketleri ile zaman zaman psikolojik bozukluklar, kaygı, bunalım, sanrı gibi nevrotik ve psikotik ataklara, aynalama gibi mekanizmalara benzetilebilir. Dansçıların koreografik bir düzende, bir düzlemde yer kapmaya çalıştığı ve birbirlerinin içlerinden geçtiği anlarda regresif bir etki yaratan performans sanki izleyeni geçmişe götürerek çocukluğumuzda oynadığımız köşe kapmaca, sandalye kapmaca, ip örme gibi oyunları hatırlatıyor. Aslında dekonstrüktivist ve izleyici odaklı olduğundan ortada tamamen seyirciye bırakılmış bir anlamlandırma süreci var. Her izleyicinin, performans eşliğinde beden hareketleriyle anlatılan hikâyelerden zihninde oluşan çağrışımlarla kendi anlamını üretmesi, kendi çıkarımını yapması söz konusu. Bu bakımdan da performans sürekli yeni bir anlamlar üretmeye aday.

​Koreografisini Gizem Bilgen’in hazırladığı, dramaturjisini Anne-Marije van den Bersselaar’ın yaptığı performansın, kendisi kadar etkileyici müziklerini hazırlayan Mehmet Irdel & Lot.te, ışık tasarımını yapan Murat Ersan ve kostüm tasarımcısı Milen Nae’yi de unutmamak gerek. Her izleyiciye farklı çağrışımlar yapacak, farklı bir etki yaratacak ve farklı bir anlam sunacak bu performans mutlaka deneyimlenmeli.

0
3695
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle