18 ARALIK, SALI, 2018

Sürreal ve Masalsı Bir Delirme Hâli

29 yıllık yapım sürecinin ardından içinde barındırdığı deliliklerle gelen Terry Gilliam’ın son filmi The Man Who Killed Don Quixote (Don Kişot’u Öldüren Adam) 2018 Cannes Film Festivali’nin kapanış filmi oldu ve Filmekimi’nden sonra geçtiğimiz hafta vizyona girerek Türkiye’deki seyircisiyle bir kez daha buluşmayı başardı.

Sürreal ve Masalsı Bir Delirme Hâli

Filmden bahsederken öncelikle uzun yıllar süren beklenmedik yapım sürecini atlamak büyük bir hata olacaktı. Terry Gilliam’ın bu rötarlı destansı yapıtı Don Kişot’u Öldüren Adam, yapım sürecinde o kadar çok sorunla karşılaştı ki herkes Gilliam’ın bu filmi asla tamamlayamayacağını düşünüyordu. 1989 yılında Terry Gilliam, Miguel de Cervantes’in Don Kişot romanını filme dönüştürme arzusunu gerçekle buluşturmaya karar verdiğinde ilk olarak Jean Rochefort, Johnny Depp ve Vanessa Paradis ile çalışmayı düşünmüştü. 2000 yılında çekimlere başladığında yaşanan birçok set sorunu ve finansal problemden dolayı filmin çekimleri durdu. 2002 yılına gelindiğinde Gilliam, Don Kişot’u Öldüren Adam’ı neden çekemediği üzerine Lost in La Mancha belgeselini yayımladı. 2003-2016 yılları arasında Don Kişot hayalini gerçekleştirmek için büyük çaba harcayan Terry Gilliam defalarca çekilen finansal desteğe rağmen oyuncularla görüşmeye devam ederek Ewan McGregor, Jack O'Connell Robert Duvall, Michael Palin ve John Hurt gibi birçok isimle çalıştı. John Hurt’ü kanserden kaybetmemizin ardından Quixote karakteri için Jonathan Pryce, Sancho Panza (Tony Grisoni) karakteri için Adam Driver ve ana kadın karakter Angelica için ise Joana Riberio ile anlaşarak Mayıs 2017’de filmin çekimlerine bir kez daha başladı ve filmi Cannes Film Festivali’ne yetiştirerek prömiyerini festivalin kapanışında yaptı. 

Cervantes Don Kişot romanının girişinde okuyucusuna seslenirken şu sözleri söylüyor: “Aylak okur: Bu kitabın, zihnin, düşünülebilecek en güzel, en zarif, en akıllıca ürünü olmasını isterdim; buna yeminsiz inanabilirsin. Ancak, tabiat kanununa karşı çıkamadım; tabiatta her şey, benzerini doğurur. Benim kısır, gelişmemiş zekâm da, her türlü rahatsızlığın hâkim olduğu, her türlü hazin sesin duyulduğu bir hapishanede doğmuşçasına kuru, kırışık, maymun iştahlı ve çok çeşitli, kimsenin aklına gelmeyecek düşüncelere boğulmuş bir evlâttan başka ne doğurabilir?... Ama Don Quijote'un babası gibi görünsem de, üvey babası olan ben, âdetlere uyup, başkalarının yaptığı gibi, neredeyse gözlerimde yaşlarla, oğlumda göreceğin kusurları affetmen veya görmezden gelmen için sana yalvarmayacağım, sevgili okur.”* Cervantes’in Don Kişot için yazdığı bu giriş absürt komedi grubu Monty Python’un tek Amerikalı üyesi Terry Gilliam için de çok anlam ifade etmişe benziyor. 17. yüzyılda, İspanya’da edebiyat düşkünü ve maceraperest olarak tanınan Cervantes’in kitabı için kullandığı “kuru, kırışık, maymun iştahlı ve düşüncelere boğulmuş bir evlât” tanımı Gilliam’ın filmi için de tam olarak bu şekilde kullanılabilir. Birçok edebiyatsever, yazar ve eleştirmen tarafından ilk modern roman sayılan Don Kişot, yayımlandığı 1605 yılından bu yana üç büyük tek tanrılı dinin kutsal kitaplarından sonra en çok okunan kitap olduğu iddiası ile güncelliğini korumayı başararak Terry Gilliam’ın da bu ölümsüz eseri absürt bir şekilde perdeye aktarmasına olanak sağlamış oluyor. Hatta Gilliam’ın bu filmde yaşadığı deneyimi düşünecek olursak bu süreçte Don Kişot’un ta kendisi oluyor da diyebiliriz.

Sürreal ve masalsı yapısıyla seyirciyi kendine bağlayan Don Kişot’u Öldüren Adam, rüyalar aleminde gezinmekten de geri kalmıyor. Direkt olarak bir kitap uyarlaması olarak tanımlayamayacağımız bu film, ilerledikçe gerçeküstü bir hâl alarak algımızı açık tutmayı başarıyor. Gerçeğin yeniden inşası konusunda Cervantes’in Don Kişot’undan çok şey öğrendiğini düşündüğüm Terry Gilliam, Don Kişot’u Öldüren Adam’da klasik bir Don Kişot uyarlamasında yönetmenlik yapan orta yaşlarındaki Tony Grisoni’yi (Adam Driver) geçmişle yeniden karşılaştırıyor. Tony Grisoni, İspanya’da Don Kişot filminin setindeyken üniversitede proje için çektiği Don Kişot uyarlamasını gerçekleştirdiği kasabaya yeniden uğruyor ve buradaki insanların çektiği filmden sonra hâlâ karakterlerine sadık kaldıklarını görüyor. Kendini hâlâ Don Kişot sanan yaşlı ayakkabıcı Tony’yi görür görmez onu Sancho Panza sanıyor ve peşinde sürüklüyor. Henüz 15 yaşındayken Tony’nin öğrenci filminde rol alan, büyük bir oyuncu olma hayaliyle yollara düşen Angelica ise babasının deyimiyle “kötü yol”a düşüyor ve Tony’nin şimdiki zamanda çekmekte olduğu Don Kişot filminin yapımcısının metresi olarak boy gösteriyor. Geçmişin peşini bırakmadığı, hayalle gerçek arasında bir macerada sürüklenen Don Kişot’u Öldüren Adam, ritmi yüksek, eğlenceli bir Don Kişot filmi olarak izlenmeye değer yapımlar arasında yer almayı başarıyor.

29 yıllık bir yolculuğundan ardından seyirciyle buluşmayı başaran bu film, Terry Gilliam hayranları ve birçok sinemasever için de çok ayrı bir yerde duracağa benziyor. Dostoyevski’nin Don Kişot için söylemiş olduğu şu sözle yazımı noktalamak isterim: “Don Kişot insan düşüncesinin en son ve en büyük sözü, insanın ifade edebileceği en acı ironidir.”

*Cervantes. “Don Quijote Cilt 1 (YKY).”

0
7532
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle