06 MART, CUMA, 2015

Şarkılarda Hikaye Anlatıcısı Olmayı Seviyorum

Çiçeği burnunda albümü Amansız Gücenik’in ardından konserden konsere koşan Ceylan Ertem ile müzik dünyasında sessiz sedasız büyüyen etkisini konuştuk. Lansman konserinde bile salonu hıncahınç dolduran bu sevginin kaynağını bulmaya çalıştık.

Şarkılarda Hikaye Anlatıcısı Olmayı Seviyorum

İnternetle birlikte albüm yapmanın zorlaştığı bir dönemde, üzerinde çok çalışılmış bir albüm daha çıkardınız. Nasıl bir süreçte oluştu Amansız Gücenik?

Şarkıların ortaya çıkma süreci uzun bir süreçti. Benim bir şeyler karalamaya başladığım dönem 2012 sonlarıydı. Ardından mail kutuma çok sevdiğim arkadaşlarımdan şarkılar gelmeye başladı, şahane müzisyen arkadaşlarım bana bestelerini hediye etti. Albümde sürecin başından sonuna dek yer alan dört isim vardı; albümün prodüktörü ve çoğu aranjenin sahibi Can Güngör, albümün kayıtlarını gerçekleştiren ve fikirleriyle hep yanımızda olan Baran Göksü ile Umut Çetin ve ben. Kayıtların önemli bir kısmınıysa Çeşme’de Ovacık köyünde, kendi kurduğumuz bir stüdyoda gerçekleştirdik. Ardından İstanbul’da Beyoğlu, Maçka ve Moda’da çeşitli stüdyolarda sürdü kayıtlar. Toplamda üç ay kadar bir sürede tamamladık.  

Yoğun konser programınızdan anlıyoruz ki albüm beğenildi. Ama bir de sizden dinlemek isterim… Beklediğiniz ilgiyi bulabildiniz mi?

Aslında büyük beklentilerle paylaşmıyorum ürettiklerimi. Elbette ufaktan “acaba sevecekler mi” heyecanı taşıyorum. İlk konserlerde herkes şarkıları bir ağızdan söylemeye başladığında çok etkilendim. Daha evvel böyle bir şey yaşamamıştım, bir süreç alırdı herkesin sevmesi, sindirmesi, ezberi… Amansız Gücenik’i dinleyici çok daha erken sahiplendi ve sayıları da arttı. Bir kriterim yok sanırım. Bazen harika bir ışıkla bir kız çocuğu sizin şarkınızı mırıldanıyor, bu sizin daha uzun aylar boyu olumsuz tüm mevzuları garip bir güçle alt etmenizi sağlıyor. 

Albümde arabesk, Türk sanat müziği ne ararsak var. Bir nevi kolaj gibi. Çağdaş sanat gözüyle baksak, bu albüm hangi akımı yansıtıyor derdik sizce? 

Dramatik, aksettiren, hissî, köpüren, dalgalanan, durağanlıktan uzak, karanlığa daha yakın, coşkulu ve tutkulu, hayalci şarkılar var albümde. Bir akıma nasıl karşılık gelir bilmiyorum bunca his. Ben seni de konuşurken ya da davranışlarını seyredip ilham alabiliyorum, bir kedinin kuşa bakışından da ilham alıyorum. İzlenimcilik midir bunun karşılığı? Ya da beni perişan eden olayları, ölümleri, aşkları şarkılarımda bağırıyorum diye dışavurumcu mu bu albüm? Bazen rüyalarda geziniyorum, gerçek üstücü müyüm? Bu sorunun cevabı bende de yok sanırım (gülüyor).

Albümden bahsedip Yıldız Tilbe’ye değinmemek olmaz. Sizin için onu özel kılan asıl şey nedir, hem dinleyici hem de eserlerini seslendiren bir müzisyen gözüyle?

İçten ve gerçek. Bunları laf olsun diye demiyorum. Büyük şair her şeyin ötesinde. Asla onun gibi şarkı yazamazsın. Senelerce çalış, şifreyi çözdüğünde karşı karşıya kalacağın şey; “onun gibi gözlerin yok, onun gibi ruhun yok” olacaktır. 

Şarkıların ruhuna, şiire olan hayranlığınıza bakınca insan sormadan edemiyor: Acıdan besleniyor musunuz üretirken? Hani şiir yazmayla ilgili de öyle genel bir kanı vardır ya...

Acı her zaman tetikleyicidir. Çimdiklenince tepki verirsiniz. 1+1=2 kadar herkesin emin olduğu ama gerçek mi diye şüphe de ettiğim bir şey öte yandan. Acı zamanla nasıl evriliyor, zaman bir bıçak mı yoksa ilaç mı? Ama neşeden taştığımda elime kalem ya da gitar aldığım pek olmadı. Demek ki şüphe de etsem acı üzerimde egemen ve beni ateşliyor. Ve her zaman var. Bir madende ölmüş emekçilerin acısından, seni sevmediğini anladığın bir adamın uzaklaşmasının acısına dek türlüsü gelip kalbinizi kırıyor, siz de deşarj yöntemlerinizle tedavi olmaya çabalıyorsunuz, yazıyorsunuz, çiziyorsunuz, söylüyorsunuz…

Her albümünüzün bir derdi, dikkat çekmek istediği bir konusu var. Bu albümde de pavyonlarda şarkı söyleyen kadınlara bir selam gönderdiğinizi biliyoruz. Konular mı sizi buluyor yoksa çalışmalar süresince etrafta olup bitenlerden bir analiz mi çıkarıyorsunuz?

Beyoğlu’ndaki pavyon şarkıcılarıyla sohbet etmiş, etkilenmiştim. Arabesk şarkıcılarına baktım bu yıl biraz. Bergen eskiden beri ilgimi çekmiştir. Onlara günün birinde bir selam göndereceğimi biliyordum. Bu albümde Bile İsteye’de özellikle bunu yaptım. Şarkı yazarken birilerinin yerine geçmeyi, hikaye anlatıcısı olmayı seviyorum. Bile İsteye’deki kadın gibi aşık olmadım, onun gibi şiddete uğramadım ama onun yerine geçip laf etmek istedim. Başkalarının yazdıkları şarkıları söylerken de hissediyorum bunu. Şarkıları yazarken “böyle bir kadın var” diye başlıyorum. Bile İsteye, Gidiyor, Kahroloji, Hırpalandı Mayıs’daki kadınlar güçlü, tutkulu, aşık ve “sen olmasan da seni sevmeye devam edeceğim” diyen kadınlar. Bazen biraz üzülüyorum, bazen de “vay be hatuna bak nasıl da posta koydu” diyerek gururlanıyorum (gülüyor).

Sahnede söylediğiniz damardan şarkıları hissediyor, şarkı bitince bir anda şen şakrak Ceylan oluveriyorsunuz. İlginç bir his katıyor bu zıtlık dinleyiciye (kanaatimce). Başka zıtlıklarınız da var mı bunun gibi bilmediğimiz?

Kendi canlı performans videolarımı dehşetle izliyorum bazen. “Aman Allahım bana neler olmuş böyle” şaşkınlığını yaşıyorum. “Ceylan ne içiyorsun da kafan bunca güzel” diye sahne dışında da sorarlar bana ki çok az içerim ve uyuşturucu hiç kullanmadım. Böyleyim. Her zaman delice attığım kahkahalar yüzünden bir çok mekandan sepetlendim, birçok komşum kapıma geldi. Bana sorarsan ben tatlı tatlı gülüyorum. Şarkı söylerken ellerime, yüzüme baktığımda orada kendimi olanlara çok kaptırdığımı fark ediyorum. Ama o an içindeyken bana her şey olağan geliyor. Şarkının hissine kapılıyorum, ritmin ya da distorşının devinimine kapılıyorum, seyircinin gözyaşıyla dağılıyorum, adrenalinle yükseliyorum, agresifleşiyorum, sakinliyorum, duruluyorum… Ve hiçbiri artistlik olsun diye girilmiş haller değil. Ki artistim, istersem deli rolü de oynarım sana ama beni “serhoş” eden müzik. Katalizörsüz içindeyim, bu öyle harika bir his ki. Dünya zıtlıklar deryası. Ben de nasibimi almışım.

Ceylan Ertem

Ceylan Ertem

Albüm kapaklarından tutun da dövmeniz, kimi zaman makyajınızdan bile görsel sanatlara ilginiz olduğu anlaşılıyor. Hatta yalnış bilmiyorsam bir fotoğraf sergisi bile açmışsınız zamanında? Bu ilginizin derinliklerini anlatır mısınız biraz?

Resme, illüstrasyona ilgi duyuyorum. Harika sanatçılar var memlekette de. Dövme ise çok gariptir, sanki alışkanlık gibi. Ben genellikle o dönem kafayı neye taktıysam onu gider hızlı bir kararla yaptırırım, üzerine çok düşünmem. Bazı şarkı sözleri, bazı küçük şekiller, bazı çiçekler ve resimler var. Daha dolacak gibi bedenim, eminim. Makyajdan hiç anlamıyorum. Ama kırmızı ruj çocukluk fotoğraflarımda bile dudağımdadır. Gece uykumdan uyanıp ruj sürdüğüm olmuştur. Bilmem neden! Fotoğrafsa bambaşka. Aile albümlerinden, soyut çalışmalara dek önüme binlerce fotoğraf bırakılsa, bana yemek ve su verin yeter, doyumsuzca bakarım. Özellikle analog fotoğrafı, onun sürecini yaşamayı çok seviyorum.

İlgilendiğiniz başka sanat dalları var mı?  Ne sıklıkta sergi gezersiniz mesela? Müzikte sözlere önem verirken özellikle görsel sanatlarda ilginiz en çok ne çeker?

Sergi çok sık gezmiyorum. Sevdiğim, bildiğim sanatçıları takip ederim. Onun dışında yürüdüğüm yolda bir galeriye rastlarsam mutlaka girer gezerim. Görsel sanatlarda da özgünlük önemli benim için. Daha evvel rastlamadığım bir tavır ya da deneme beni heyecanlandırır. Bir resmin karşısında tüylerimin ürperdiği çok olur. Bir fotoğrafa bakarken burnum sızlar ya da bir fotoğraf beni müzik yapmaya teşvik ettirir.

Çağdaş sanatta en beğendiğiniz, takip ettiğiniz sanatçılar kimlerdir?

Of kimden bahsetsem… Aslında hiperrealizme ilgi duymuyorum ama Taner Ceylan’ı ilgiyle takip ediyorum. Mehmet Güreli’den, Ayşe Erkmen’e, Yüksel Arslan’a birçok sanatçıdan etkileniyorum. Cahil bir ilgi bu. Sadece hislerimle hareket ediyorum. 

Ceylan Ertem

Ceylan Ertem

Bazı şehirler de insanlar gibi sanatçı ruhludur ya, İstanbul nasıl bir ruha sahip sizce? İçinde yaşayan biri olarak özellikle hangi semtleri, hangi yönüyle tercih edersiniz? 

Kaotik, silkinecek diyorlar ama yıkılmaya hazır değil. Gerdanı şahane, korkutucu ve büyüleyici. Balat’ı seviyorum, Kadıköy, Karaköy. Çok var sevdiğim köşeleri. Çok da kaçtığım sokakları var hatta yürümeye cesaret edemediğim.

Yemekle aranız nasıl? Yediğiniz yerin atmosferi ne kadar önemli sizin için? 

Vejetaryenim öncelikle. Yumurta ve süt de yok masamda. Peynir ve yoğurdu henüz bırakamadım. Hayvanlar benim için çok değerli, sadece kedi ve köpek sever değilim. Onların hayatlarını hazlarımız uğruna sonlandırdığımız gerçeği benim içimi yakıyor. Gurmelere ve titreyen ellerine üzülüyorum. Et yememizi öğütleyen doktorlara saygı duymuyorum. Reklamları seyredemiyorum. Bunlar kötü oyunlar. İstiklal’de Parsifal, Zencefil var vejetaryen seçenekleri bol mekanlar. Vejeteryan ya da vegan seçenekler sunan tüm mutfaklar -sayıları yazık ki çok az- sevdiğim mekanlar haline geliyor.

Müziğe geri dönersek… Birçok müzisyenle çalışıp aynı sahneyi paylaştınız şimdiye kadar. Bir gün mutlaka şu isimle de çalışmak istiyorum dediğiniz kimler var?

Ben hayal kurmuyorum, birilerini çok seviyorum ve yollarımız kesişiyor. Ortaçgil, Erkan Oğur, Yıldız Tilbe, Umay, Can Güngör… Hepsini çok sevdiğim için bir gün aynı şarkıyı mırıldandık, sohbet ettik, bana güç verdiler ve tabii en mutlu olduğum anlar bunlar.

Amansız Gücenik henüz çok taze  ama yeni projeler var mı gündeminizde?

Var. Ama yavaş yavaş öğreneceksiniz. Elbet bir gün buluşacağız (gülüyor). 

0
3133
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle