05 HAZİRAN, CUMA, 2015

Sahneye Çıkmak Her Zaman Risk Almaktır

Muhteşem Bach yorumlarıyla tüm dünyanın parmakla gösterdiği piyanist Angela Hewitt, 43. İstanbul Müzik Festivali’nde 5 Haziran akşamı sahne alıyor. Hayranlarının sabırsızlıkla beklediği ünlü piyaniste konser öncesi sorularımızı yönelttik.

Sahneye Çıkmak Her Zaman Risk Almaktır

Bu yıl İstanbul Müzik Festivalinde İspanyol Manzaraları adlı konserle dinleyeceğiz sizi. İlginç bir performans olacağa benziyor ama siz ne dersiniz? Neler bekliyor bizi?

Açıkçası başlık başlık bir program hazırladığım söylenemez ancak genel hatlarıyla neler olacağı belli. ‘Spanish National School’un üç büyük piyanisti Granados, Falla ve Albeniz’in müziklerini seslendireceğim performansta, hayatının son dönemini İspanya’da geçirmiş Neapolitan besteci Scarletti’den de sekiz sonat yer alıyor. Her ne kadar programdaki Scarletti müzikleri 200 yıl öncesinde yazılmış olsa da sanki şimdiki zamana aitmiş gibi hissedebiliyorsunuz. İspanyol halk şarkıları, dansları, kastanyetleri ve flamenkoları bu bestecilerde görebiliyorsunuz. Bu yalnızca büyük bir piyano gösterisi değil, aynı zamanda performansı sergileyen sanatçının hem teknik yeteneklerini hem de şiir ve ritim duygularını da göstermesi demek. 

En çok hangi etnik müzik sizi cezbediyor?

Benim asıl piyano hocam Jean-Paul Sevilla Fransız olduğu için çok sayıda Fransız müziği çaldım haliyle. Bana CD’ye kaydettiğim Ravel, Debussy, Fauré, Chabrier, Messiaen gibi isimleri nasıl çalabileceğimi öğretti. Ama tabii benim repertuarımın odağında Johann Sebastian Bach ve ayrıca Mozart ve Beethoven vardı. 

Bach sizin için neden bu kadar özel? 

Babam Ottawa’daki katedralde org çalardı ve hep Bach müziklerini seçerdi. Haliyle çok küçük yaşta onun müziğiyle tanışmış oldum. Her zaman da favorim olmuştur. Onun müziğini tanımlamak benim için biraz zor. Ama eğlenceli ve dans etmeye özendiren bir tür olduğunu söyleyebilirim. 

Türkiye’de daha önce de konserler verdiniz. Buradaki klasik müzik dinleyicilerinin ilgisini nasıl buluyorsunuz?

Türkiye’deki dinleyiciler her zaman müthiş bir etki bırakmıştır bende! Her şeyden önce çok sayıda kişi geliyor ve gerçekten zevk aldıkları anlaşılıyor. Daha ne diyebilirim ki!

Yanlış hatırlamıyorsam bu konserlerden biri Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde yapılmıştı, iki yıl önce. Evrensel bir kutlama ve evrensel sorunları dile getiriyor. Peki sizce kadın ve erkek arasındaki eşitsizliğin temel nedenleri nedir?

Evet, doğru hatırlıyorsunuz. Kadınlar Günü için sahne almıştım. Bu eşitsizliğin dengelenmesi gerektiği su götürmez bir gerçek. Bu denge sağlandığında tüm dünyanın daha huzurlu bir alana döneceğini umuyorum. Evet büyük atılımlar yapıldı ancak hâlâ gidilecek çok uzun bir yol var. Üstelik günümüzde bu eşitsizliğin büyük bir bölümü yaratan şeyin gelenekler olduğunu düşünüyorum. Çünkü insanların alışkanlıklarını değiştirmeleri hiç de kolay değil. Bir kere kadınlara da erkeklere verilen eğitim fırsatları sunulmalı. Bu çok büyük önem taşıyor.

Kanada dışında İngiltere, Fransa, İtalya gibi birçok ülkede yaşadınız. Keşke yaşasam dediğiniz başka bir ülke ya da şehir var mı?

Dünyanın farklı şehirlerinde yeteri kadar evim oldu, kaldı ki zamanımın büyük bir kısmını uçak seyahatlerinde geçiriyorum. Ama tabii hayat sizi nereye götürür bilinmez! Yaşadığım her bir yer hayatımın faklı bir yönünü temsil ediyor aslında. Mesela Kanada kökenimin olduğu yer ve en eski dostlarım, aile arşivim, geçmişim orada. Londra içinse benim 30 yıllık profesyonel hayatımın geçtiği ev diyebilirim. Bence klasik müzik için dünyanın en büyük şehridir Londra. İtalya ise gerçekten huzur bulup inzivaya çekilebildiğim bir yer. 

Üç yaşından beri piyano çalan biri olarak sahne duygusunda nasıl bir gelişim/değişim yaşadınız? Konser esnasındaki duygularınızı biraz anlatmanızı istesek?

Eğer iyi bir piyano, makul bir salon ve sessiz bir dinleyici varsa benim için her zaman heyecan verici bir an oluyor. Seyirci tarafında gürültü olduğunda inanın çok mutsuz oluyorum çünkü müziğe başlamak için sessizlik gerekir. Adrenalinin performansın önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum. Her sahneye çıkış her zaman büyük bir risk almaktır ve her zaman buna değer.

Kendi konserleriniz dışında başka projelere de imza atıyorsunuz. Geçmiş yıllardaki çocuk orkestrası buna en güzel örneklerden. Ne katkısı oldu sizce bu çalışmanın?

Bahsettiğiniz Ottawa’da gerçekleştirilen ve adına Orkidstra dediğimiz bu projeyi (El Sistemna in Venezuela’ya dayalı bir programdı) desteklemek bana çok ama çok mutluluk verdi. Çünkü benim şehrimin yoksul bölgelerindeki çocuklara ücretsiz müzik eğitimi verme şansımız oldu. O çocukların yüzlerinde yaşadıkları sevinci görmek harikaydı. 

Bildiğim kadarıyla eskiden bale de yaptınız. Neden devam etmediniz, biraz hikayesinden bahseder misiniz?

Klasik bale benim hem çocukluk hem de ergenlik dönemimde büyük bir yere sahip. Piyano ve baleye eş zamanlı, üç yaşında başladım. Dansa aşıktım hatta İskoç asıllı büyükanne ve büyükbabamla Highland dansı yapardım. Daha sonra amatör bir şirkette yer aldım, Nutrcracker, Les Sylphides ve Coppelia gibi birçok ünlü eseri sahneledik. Ama piyano vaktimi daha çok almaya başlayınca, ikisini birden yürütemeyeceğim için baleyi bırakmak zorunda kaldım. O zamanki bale sınıfımdaki birçok arkadaşım Kanada’nın çok ünlü balerin ve baletleri oldular tabii. 20 yaşında Paris’e gittiğimde derslere devam etmek istedim ama yalnızca üç yıl sürdü, yine bırakmak zorunda kaldım. 

Albüm ajandanız ne durumda?

Her yıl birçok albümüm piyasaya çıkıyor. En son Bach’tan "The Art of Fugue"  ve Franz Lisz’ten eserler vardı.Sonra  Hyperion'dan çıkan Beethoven Sonatları serimin beşinci albümü yayımlanacak. Ardından Scarlatti'nin 16 sonatından ilk albümünü yayımlayacağım ki 16’sı birden çok etkileyicidir bana göre.  

Son olarak sizi dinleyen ve dinleyecek Türkiyeli müzikseverlere ne söylemek istersiniz?

İyi eğlenceler!

0
1427
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle