27 EYLÜL, SALI, 2016

“Müzik Dünyasına Paraşütle İndim”

Her kuşağa hitap eden, her lisanda anlaşılır, her zaman iyimser ve sesiyle tüm dünyayı etkileyen bir isim: Selda Bağcan. Müzik kariyerinde yaşadığı zorlukları engel olarak görmeyip tecrübe olarak nitelendirirken, kısa sürede gelen başarısını "Müzik dünyasına paraşütle indim" cümlesiyle anlatıyor. Bulutların arasından geçerek indiğinden midir bilinmez ama Selda Bağcan tüm dünyayı yumuşak sesiyle kendine hayran bırakıyor.  İsrailli surf rock grubu Boom Pam ile birlikte yurt dışında birçok prestijli festivalde sahne alan Bağcan son olarak Babylon'un yeni sezon projesi olan "Güneşin Kadınları" serisinin ilk konserinde sahne aldı. Sanatçıyla birçok müzik şirketine ev sahipliği yapan Unkapanı’ndaki şirketinde bir araya geldik. Samimi karşılamasının ardından çaylarımızı söyleyip kasetler, plaklar arasında başladık bol kahkahalı sohbetimize.

“Müzik Dünyasına Paraşütle İndim”

Ailenizde müzisyen var mıydı? Müzikal yolculuğunuz nasıl başladı?

Babam veteriner hekim ve müzisyen. 45 sene önce başladım, nasıl geçti yıllar... Ben 15 günde ünlü oldum. Ve hep söylerim “Müzik dünyasına paraşütle indim” diyorum. Çok tuhaf yani iki tane 45’lik aynı gün çıktı ve milyon sattı. Biri Katip Arzuhalim Yaz Yare Böyle onun arka yüzünde seferberlikten kalma mahpushane türküsü Mapushane İçinde Mermerden Direk vardı. 1971’in Temmuz ayında çıkmıştı hiç unutmuyorum, diğeri Tatlı Dillim Güler Yüzlüm onun da tersinde Mapushanelere Güneş Doğmuyor vardı. Tatlı Dillim Güler Yüzlüm o günden bugüne var. Yani yeni biri çıkar çabalar ama bende hiç öyle bir şey olmadı. Birdenbire plaklar üç ayda milyon satınca dikkat çektim. Bir de o dönemler Türkiye’de sahnede gitar çalan yoktu. Gitar çalan birkaç kadın şarkıcı vardı ama sahnede çalmıyorlardı. Ben sahnede de çalınca o da dikkat çekti.

Aslında müzik yaşamınızın ilk yıllarından itibaren yurt dışında da ilgi gördünüz ama sanırım hiç bu kadar yoğun bir şekilde ülke dışında sahne almadınız. Bu ilginin sebebini ne olarak görüyorsunuz?

Dediğiniz gibi, geçmiş yıllarda da vardı böyle şeyler, 2006’da bir plak yaptık. Daha doğrusu mevcut plağımı verdim. İngiltere'de Finders Keepers firması tarafından basıldı. O plak dünyada çok tuttu. Oradan dört parça İnce İnce Bir Kar Yağar, Yaz Gazeteci Yaz, Yaylalar ve Mehmet Emmi hit oldu. Rock tarzında bir albüm olduğu için Batılıların hoşuna gitti. Ben bu albümü 70’li yıllarda yapmıştım, hatta bir de İnce İnce Bir Kar Yağar’ı çok tizden söylemişim kendi kendime “Ya ben niye bu kadar tizden söyledim bu şarkıyı” dedim, işte o tiz ses tuttu. Sonra da Mos Def İnce İnce Bir Kar Yağar'ı söyledi, Elijah Wood beğendi o da ses getirdi. Şimdi neredeyse kapış kapış olduk.

Bunun sebebi şarkıların tutması ama dediğiniz gibi öncesi de yurt dışında ilgi vardı. Mesela ben 86’da daha plak yayımlanmamışken Womad Festivali’nden davet aldım, ama 1980 yılından 1987 yılına kadar pasaportuma el konulmuştu pasaportumu vermedikleri için festivale gidemedim. 87’de tekrar çağırdıklarında çaba gösterdik ve pasaportum verildi. 86’da festivale gidemeyince benim bir şarkım festival plağında yer almış. İşte o festival plağı bütün dünya radyolarını dolaştı. Yine şimdi olduğu gibi ilgi artmıştı yani 80’li yıllarda da. Bir de hapse girip çıkmış olmam onlara çok ilginç geldi. Bir şarkıcının hapse girmesi onların pek alışık olmadıkları bir durum. Bir de türküler çok sahici. Mahsuni’nin türküsü “İnce ince bir kar yağar fakirlerin üstüne” diyor. Demek ki öyle bir manzara gördü ki…

Son zamanlarda yerli ve yabancı basının haricinde müzisyenler de çok daha fazla ilgi göstermeye, şarkılarınızı cover’lamaya başladı. Hatta hip-hop, metal tarzlarda da yorumlayanlar var. Bunları nasıl karşılıyorsunuz?

Çok hoş karşılıyorum. Bazıları “şarkımı bozdu” diye kızar ama bende hiç öyle bir şey yok. Yapılanları çok beğeniyorum. Hele Acid Pauli Katip Arzu Hâlim Yaz Yare Böyle’yi remiks yapmış, nasıl muhteşem bir klip olmuş. İsrailli bir kız Yaz Gazeteci Yaz’ı İbraniceye çevirmiş bayağı hareketli söylüyor YouTube’da videosu var. Yani şarkılar tutmuş, bütün mesele orada. Yurt dışında dikkat çekebilmek için şarkınızın tutması gerekiyor.

Festivallerde Boom Pam’le sahne alıyorsunuz, onlarla tanışmanız nasıl oldu?

Bir gün İsrail’den Zakbar diye birisinden bir telefon geldi, çocuğun adı Zak'mış barı varmış o yüzden ona Zakbar diyorlarmış. “Biz sizi buraya çağırıyoruz” dediler, “Ben barlarda çalışmıyorum” dedim. Zak’ın arkadaşları Boom Pam istiyormuş beni yetinmediler illa ki geldiler buraya. Onlarla ilk 2014 yılında Groove Festival’de sahneye çıktık. Boom Pam iki kere prova için buraya geldi. Ondan sonra da festivallerin ardı arkası kesilmedi. En son da Primavera çok ses getirdi. 

Her festivalin ayrı bir hikâyesi vardır ama aklınızda kalan bir anı sorsam…

Bu sene Polonya’da da Krakow’da iki konser verdik o çok enteresandı. Birisi bir sinagogda Jewish Festival diye, üç gün sonra da bir meydanda nasıl bir kalabalık, koskoca bir meydan ve şarkılar yine hit olmuş. Şarkıları söylerken “Selda Selda” diye bağırmaya başladılar. Nasıl bu kadar biliyorlar, nasıl tanıyorlar diye çok şaşırdım. Türkiye’de olur öyle tezahürat da yurt dışıda olması beni şaşırttı. Ben de bir şey söylemem lazım diye düşündüm ve “Thank you amigos!” dedim.

Benim anladığım bir şey varsa bütün dünyada konserlerde insanlar oynamak istiyor. Primavera’da millete halay çektirdik. Türkiye’den giden çok fazla basın vardı onlar halaya başlayınca onları gören de katılıp aynı hareketleri yapmaya başladı. Yani anladığım şu ki insanlar hareketli parçalar, eğlenmek, neşelenmek istiyor.

Bazen de özellikle de kapalı mekânlarda birden bire “Acıyı bal eyledik” diyorum, orkestrada bağlamacım da var. Onunla o şarkıyı çaldığımızda daha çok şaşırıyorlar. Birden bire bir “Bozlak!” Buna daha çok şaşırıyorlar. Bizde bildikleri bozlaklar çok merak uyandırmaz ama yurt dışında çok şaşırıyorlar.

Yurt dışı konserlerinizde insanlar sözleri de anlamıyorlar, sadece söyleyiş tarzınız ve müzik dikkatlerini çeken. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Yurt dışında yapılan bazı yorumları okuyorum, “Selda Bağcan’ın sözlerini bilmiyoruz ama ne dediğini anlıyoruz” diyorlar, bu cümle çok güzel.  Bir konserde Amerika’da Lincoln Center’ın bahçesinde yapılan Out of Doors Festivali’nde şarkıları söylerken bir zenci kadın vardı, çok dramatik bir parça olan Oğul’u söylüyorum kadının yüzündeki ifade bir görseniz nasıl ağlamaklı, anlıyor çünkü ne demek istediğimi. İsrail’de bir televizyon röportajında “Bütün dünya sizin şarkılarınızı söylüyor sözlerini bilmeden” dediler, ben de dedim ki “Sözlerini bilseler söylemezlerdi.”

Yurt dışında hakkınızda yayımlanan yazılarla ilgili bir kitap yayımlanacağını söylemiştiniz. Hatta bir de yayınevi kuracağınızı duymuştuk…

Evet, o kitap çıkacak henüz basılmadı. Muhteşem yazılar var. Yayınevini kurdum, ilk kitap olarak bu bahsettiğim kitap 120 sayfa olarak çıkacak. Sonra başka kitaplar da çıkacak. 

Sizin müzikal yolculuğunuz da çok engebeli… Bir dönem yasaklanmanız, albümlerinizin toplatılması gibi anlatacak çok şeyiniz var. Bu veya başka bir yayınevinden bir biyografi ya da otobiyografi kitabı da çıkar mı?

Bu konuda çok müracaat var. İnkılâp Kitabevi 90’ıncı yılına girecekmiş benimle bir biyografi kitabı yapmak istiyorlar. Benim de yakın zamanda omzum kırılınca kasım ayında konuşalım dedim. Bu arada başka bir sürü yayınevi, genç gazeteciler yazmak istedi şu an çok müracaat var ne yapacağımızı tam bilmiyorum ama sanıyorum İnkılâp Kitabevi olacaktır. Mesela Halk Tv’de de böyle bir çalışma var; bütün hayatım fotoğraflarla anlatılacak. O konuda da henüz bir adım atmadık ama onu da tercih ediyorum. Bunlar için benim adım atmam gerekiyor ama ben de çok yoğunum konserlerden fırsat kalmıyor. Şimdi de bir stüdyo çalışmam var Zülfü Livaneli'nin “50 yılın 50 şarkısı” diye bir projesinde Çırağın Türküsü şarkısını söyleyeceğim. 

Kısa süre önce 40 Yılın 40 Şarkısı isimli plak yayımladınız. Bu seriye dair başka sürprizler de olacak mı?

40 Yılın 40 Şarkısı serisinin ikincisi çıkacak şimdi. Longplay 27 dakikayla sınırlı ama içinde daha çok bilgi var. Bunlar dinleyicinin ilk ağızdan öğreneceği için, doğruluğuna emin olduğu bilgiler olacak. CD’nin içinde 40 şarkı var, 80 dakika uzunluğunda. Bu 40 yılda bugüne kadar 400 şarkı söylemişim. Bu serinin de her birinde 40 şarkı olacak. Bu altı seri olarak devam edecek, yani tamamı için 240 şarkı seçeceğim. Yine içinde yıllara göre albüm kapakları, bilgiler, fotoğraflar da yer alacak. 

Bunlar o dönemde kayıt edilmiş şarkılar değil mi?

Tabii, kesinlikle üzerinde en ufak bir oynama yapmıyoruz. Sadece gerekirse temizlik işlemi yapılıyor. Ben bunları yıllar önce CD'lere çizdirdiğim için pek gerekmiyor da. Yıllar önce 1992'de eski yapımlarımı satın almıştım şimdi birer birer onları yayımlıyoruz.

Bir röportajınızda “Hayatınızı film yapsalar sizi kim canlandırsın istersiniz?” diye sormuşlar siz de Şebnem Ferah demişsiniz...

Ben biraz da hınzırlıkla, beni onunla bağdaştıracaklar diye söyledim. Baktım deli deli bir kız o da benim gibi. Bir de rockçı ya... Türkiye’deki rock müziğin temsilcisi şu an genç kuşağın rock söyleyen şarkıcısı.

Peki dinler misiniz?

Tabii tabii özellikle Can Kırıkları diye bir şarkısı var çok güzel bir şarkı. O da çok mütevazı biri yani popçular gibi değil biz başkayız. Ama popçulara da o kadar yüklenmeyelim canım vardır onlarda da mütevazı olanlar. 

Bir de kendi plak şirketiniz var Majör Müzik. Ne kadar zamandır devam ediyor?

Biz burayı 1988 yılında kurduk, yani 28 yıldır var. Majör Müzik için yaptığımız ilk albüm dönem icabı toplatıldı. 88 yılıydı Ahmet Kaya o sıra “Başkaldırıyorum” demişti. 17 albüm birden toplatıldı, o toplatmayla özgün müziği yok ettiler. “Biz size başkaldırtmayız” dediler. Ben o ilk albümü aklandırıncaya kadar bir sene geçti. O bir senede biz maddi olarak battık tabii. Yüz bin adet basmıştık, albüm çıkış tarihinin on beşinci gününde toplatıldı fabrikaya yüz bin adet borçlu olduk. Çok enteresan albüm Çorum’da toplanmış, o zaman 67 şehir vardı Çorum valisi 66 vilayete “Siz de toplayın” diye yazı yazmış ama bu 66 vilayetten 14 tanesi toplamamış. 

İşin hem mutfak kısmında hem sahnedesiniz bu zor olmuyor mu? Nasıl idare ediyorsunuz?

Çok zor oluyor, çünkü zaman yetmiyor. Bütün gün öğlene kadar evde geçiyor, ev keyfi başka bir şey tabii. Öğleden sonra gezmeye gider gibi buraya geliyoruz. İç muhasebeye de ben bakıyorum, her iş bende o yüzden de zaman yetmiyor. Başkalarına bıraktığın zaman da olmuyor takip etmek gerekiyor. Ben zaten Fen Fakültesi Fizik Mühendisliği mezunuyum o yüzden anlıyorum muhasebeden de.

Müzik piyasasını da takip eder misiniz?

Unkapanı’nda zaten duyuluyor bir de televizyonlarda görüyorsun yani zap yaparken her şeyden haberdar oluyorum. 

Bir de sizin Boom Pam’la çalmaya başladıktan sonra “Rockçı oldum” gibi bir söyleminiz var. Ama aslında sizin şarkılarınız da rock türünün felsefesine uygun... O yüzden bu kadar güzel bir uyum sağlandı sanırım.

Gerçekten öyle. Zaten biz 1976’da rock albümü yapmıştık. Kardaşlar’dan Fehiman Uğurdemir çalmıştı Cem Karaca'nın rock grubuydu onlar. Dadaşlar da Ersan’ların grubuydu onlardan karma bir orkestra çaldı albümde. Bir süre sahnede de bana eşlik ettiler. Fehiman Uğurdemir gitarları çalıyordu özellikle o çok dikkat çekmişti. Bir de tabii stüdyo çok iyiydi. Tonmaister İhsan Akça kaydetmişti.

Bir yandan o yıllarda şu an ki teknoloji de yok…

Yok evet, o yüzden de samimi. Altyapı mekanik gelmiyor. İnanır mısınız metronom yoktu stüdyolarda, varsa da bozuktu. Ama ona göre çalınırdı, daha önceden çalışılırdı. Müzikevleri vardı bu çocukların oraya gider haldır haldır çalışırdık. Samimiydik hepimiz ve heyecanlıydık.

Bugüne göre o dönemi daha mı samimi buluyorsunuz?

Tabii, hatta bütün dünya da öyle buluyor. 70’li yılları yere göğe koyamıyorlar. Ne zaman ki bilgisayar çıktı mertlik bozuldu.

20 yıl kendi dilinizdeki insanlara yasaklı olup yurt dışında dinlenmeye devam etmemiz “Beni bir gün anlayacaklar” diye düşündünüz mü hiç?

Hiç öyle düşünmedim. TRT tek kanallı bir ekran orada yasaklıydım fakat yasaklı yıllarda bile yani 72’yle 92 arası plaklarım satıyordu. Gerek 45’likler gerek kasetler daha sonra CD’ler her zaman sattı. Onun için öyle bir düşüncem hiç olmadı. Özellikle bazı albümlerim milyon tabanını aştı. Yürüyorum Dikenlerin Üstünde var mesela bazı hit şarkılarım her şeye rağmen çok iyi sattı. Bu yüzden öyle bir duygu bende hiç olmadı. Bir de her zaman konser yapmaya devam ettim.

Pasaportunuza el konulması, albümlerinizin toplatılması, hapse girmeniz... Tüm bunlara rağmen hâlâ çok iyimsersiniz...

Çünkü ben sürekli konser yapmaya devam ettim. Belki duyulmadı, popülerlik başka bir şey. Benim konserlerim hiç durmadı son yıllarda da festivaller arttı. Sadece 1980-1985 yılları arasında konserlere pek izin verilmedi, hapis durumları oldu ama o zaman bile konser verdik. Hatta Şan Sineması’nda büyük senfoni orkestrasıyla bir konser yapmıştık. Öyle konserler yaptık ki bunlar o sıra çok yazıldı. İyimser olduğumu konuştuğum herkes söylüyor, çok şaşırıyorlar. Gerek albümlerle, gerekse konserlerle hiç geride kalmadık. Hiç kopmadığım için kimseye düşman olmadım. Bizim devletimiz yasakladıysa yasaklasın ne yapayım yani, dönemin ruhu öyleydi öyle yaptılar. İyi ki de hapislere girmişim, hayat tecrübem arttı.

Anlatacak çok şeyiniz var o zaman, kitabı bekleyeceğiz. 

Çok şey var, özellikle hapishane kısmı çok dikkat çekecektir. Şimdi bir film teklifi de geldi Fransız bir yönetmenden, önceki gün bizdelerdi benim bir sahnede şarkı söylememi istiyor ama oynamayı pek düşünmüyorum.

0
6230
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle