13 ŞUBAT, CUMA, 2015

Kişinin Kendi Labirentine Yolculuğu

Meltem Cumbul ile !f kapsamında düzenleyeceği oyunculuk atölyesi, başkanı olduğu Oyuncular Sendikası ve !f İstanbul üzerine sohbet ettik.

Kişinin Kendi Labirentine Yolculuğu

!f İstanbul’da düzenleyeceğiniz oyunculuk atölyesinden biraz bahseder misiniz? Atölyede bizi neler bekliyor?

!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali için Oyuncular Sendikası’yla ortak düzenlediğimiz atölye çalışmasında Eric Morris'in metodundan yola çıkarak enstrüman (ruhsal ve fiziksel olarak kişinin kendisi) ve işçilik üzerine üç günlük bir çalışma gerçekleştireceğiz. Profesyonel oyuncu ve oyuncu adaylarından oluşacak on altı kişilik özel seçilmiş bir toplulukla, Nefzenki kurucusu Zeki Doğulu'nun nefes egzersizleriyle başlayacak olan bu çalışmada; ilk gün kişilerin enstrümanlarının ne durumda olduğuna bakılarak, özgürleşmeleri için gerekli egzersizler yaptırılarak ve de işçilikte yine metodda kullandığımız temel araçlar üzerinden geçilerek geçecek. İkinci ve üçüncü gün Eric'in, psikiyatr Carl Gustav Jung'un 'Ses Diyaloğu' diye adlandırdığı önemli çalışmasından yola çıkarak geliştirdiği 'Alt Kişilikler' yöntemiyle kişinin kendi labirentine girebilme sanatı bağlamında, katılımcılara kullanabilecekleri ana araçlardan birinin buz dağının ardındaki parçası olduğunu göstereceğiz. Bu yolculuk bir nevi kendi otantik yapılarına doğru yol alacak.

Eric Morris metodunun İstanbul resmi eğitmenisiniz. Oyunculuk ile ilgilenenlerin aşina olduğu bu metodu biraz anlatmanızı istesek?

Eric Morris Metod; Stanislavski'ye dayanan, ‘yapmak’ yerine ‘olmak’ yolunu seçmiş bir metod. Lee Strasberg'in öğrencisi Eric Morris, okulu bitirdikten sonra profesyonel hayata geçtiğinde çekimler sırasında enstrümanının akordunun yapılmadığı için gerildiğinin ve çalışabilir halde duygu beklentilerine gerçek noktadan karşılık veremediğinin farkına varıyor. Öğrendiği metodda kendi enstrümanıyla nasıl baş edeceğine dair bir bilgi verilmediği için maalesef işçiliğe geçemiyor. Yani karakteri en organik biçimde bedeni ve ruhuna adapte edemiyor. Bu sebeple, kendi sıkıntısını gidermek için aktör arkadaşlarıyla ‘enstrüman nasıl işler?’ sorunsalı üzerine çalışmaya başlıyor. Yıllar süren bu çalışmalar onun kendi metodunu yaratmasını, enstrümanı açmak için iki yüz otuz sekize yakın egzersiz geliştirmesini, ‘olmak’ noktasında en organik biçimde karakteri, önerdiği işçilik araçlarıyla gerçekleştirmesini sağlıyor. Bugüne kadar sekiz kitabı yayımlanan günümüz oyunculuk modeline büyük katkısı olan Eric, ayrıca çok başarılı oyuncular yetiştirmeye de devam ediyor.

Oyuncular Sendikası’nın yeni başkanı ve de bir oyuncu gözüyle baktığınızda “Türkiye’de oyuncu olmak” olgusunu nasıl tanımlarsınız?

"Türkiye'de oyuncu olmak" bir bakıma çok kolay, bir bakıma ise hiç de kolay değil. Türkiye’de belli yeteneklere sahipseniz, kendinizi geliştirme ihtiyacı duymadan farklı karakterleri aynı karaktermiş gibi oynamanıza pek kimse ses çıkartmayabiliyor. Ama siz oyuncu olarak iyi yönetmenlerle çalışmayı hedeflemişseniz ve dünya çapında bir oyuncu alt yapısına sahip olmak istiyorsanız hiç durmadan araştırmalı, size en uygun yöntemleri bulmalı ve yetinmemeyi öğrenmelisiniz diye düşünüyorum. Ayrıca bunun karşılığında siz üzerinize düşeni yaparken sizin çalışma koşullarınızın da aynı titizlikle tasarlanmasının gerektiği inancındayım. Sahne/ set ortamları, oyuncuyu yönetme biçimleri, yazarlar, yönetmenler, set ve sahne arkası işçileri öncelikle insani şartlarda çalışmalı. Yaratıcılıklarını kullanabilecekleri kafa yapısının işler hale gelmesi ancak uygun koşullarda sağlanabilir. Can güvenliği için tehlike arz eden ortamlarda kreatif olmaktan söz etmek biraz abes kaçıyor. Bu sebeple Oyuncular Sendikası'nın başlattığı işçi sağlığı ve güvenliği kampanyasına sektörde yer alan herkesin gerekli önemi vermesi çok değerli.

Oyunculuk ile ilgili çalışmalarınız nasıl gidiyor? Önümüzdeki dönemler için sizi yeni projelerde görebilecek miyiz?

Güzel bir iş olduğu zaman, o işte en verimli olabileceğim şekliyle koşulları yaratarak oyunculuk yapmayı çok seviyorum. Bu ara Talimhane Tiyatrosu'nda Theresa Rebbeck'in 'Göl Kıyısı' oyununu çalışıyoruz, yönetmenimiz; Mehmet Ergen. Yiğit Özşener, Ushan Çakır, Pelin Ermiş ve Şükran Ovalı'yla provalardayız. 28 Şubat’tan itibaren oyunu izleyebilirsiniz.

Tiyatrodaki ilk yönetmenlik deneyiminiz Bent’ten biraz bahsedelim. Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki öğrencilerinizle sahnelediğiniz bu oyundan sonra sahnede değil de, yönetmen koltuğunda olmak nasıl bir histi?

'Bent' yönetmen olayım diye arzum yokken, M.S.Ü Devlet Konservatuvarı'ndan mezun öğrencilerimizden Can Kulan, Berkay Ateş ve Emir Çubukçu'nun tiyatro kurma planları ve ilk oyunu benim yönetmeme olan isteklerine inanarak ve onlarla bir arada yeni bir yapılanma yolculuğuna çıkmaya olan inancımla gerçekleşen bir proje. D22 Tiyatrosu kuruldu ve ilk oyunu da 'Bent' oldu, iyi ki de olmuş. :) Oyunun üçüncü sezonu ve seyirci açısından da oldukça talep görüyor. 

14. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde merakla beklediğiniz filmler hangileri?

Birçok kişi gibi ben de Birdman’i çok merak ediyorum tabii ki. Inarritu’nun filmlerine olan beğenimin ötesinde Birdman’de Hollywood’un bir zamanlar ünlü ama artık yaşlı olduğu için gözden düşmüş oyuncusunun erkek de olsa nasıl bir zulümle karşılaştığını anlatışı, soluksuz kurgusu ve tabii ki Raymond Carver’ın hikayesinin sahnede canlandırılma çabasını görmek için sabırsızlanıyorum.

0
1614
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle