01 EYLÜL, CUMA, 2017

İki Kere Düşündüren Erotizm

François Ozon’un, Lives of the Twins adlı romandan esinlenerek oluşturduğu, başrollerini Marine Vacth ve Jérémie Renier’ın paylaştığı, çok katmanlı ve kafa karıştırıcı erotik-gerilim filmi L’amant Double’ı değerlendirdik. 

İki Kere Düşündüren Erotizm

Dünya prömiyeri bu yıl Cannes Film Festivali’nde gerçekleşen François Ozon imzalı L’amant Double (Tutku Oyunu), Joyce Carol Oates Lives of the Twins (İkizlerin Yaşamı) kitabından esinlenerek senaryolaştırılan erotik-gerilim ve psikolojik-gerilim türlerinden oluşan bir film. Criminal Lovers ve Swimming Pool filmlerinden tanıdığımız karakterlere yer veren ve en son siyah beyaz bir melodram olan Frantz filmiyle karşımıza çıkan Ozon; filmlerinde eksik etmediği cinsel unsurları L’amant Double’da da gerilimi yüksek ve çarpıcı bir şekilde kullanmış. Fransız sinemasının en üretken yönetmenlerinden olan ve her yıl neredeyse film yapan Ozon; karakterlerinin arasında kurduğu gerilim, çarpıcı diyalog ve kışkırtıcı çekimlerle anları güçlü bir psikolojik gerilim filmi ortaya koymuş. 

Chloé Fortin (Marine Vacth) bir zamanlar modellik dünyasında birtakım işler yapmış ancak umduğunu bulamamış ve hayal kırıklığına uğramış bir genç kız. Mide ağrısı şikayetlerinin psikosomatik olduğunu öğrendiğinde, bir psikiyatrı ziyaret ediyor ve gelişi güzel bir yönlendirme ile doktor Paul Meyer’ın (Jérémie Renier) muayenehanesinde kendini buluyor. Birbirlerini görür görmez aralarında oluşan kıvılcım ile kısa süre içinde Paul seanslara devam edemeyeceğini söylüyor ve aralarındaki ilişki daha filmin ilk dakikalarında başlıyor. Filmin başlangıcı bizi olağan ve sevimli bir aşk başlangıcının içine atıyor ve Chloé toparlanan özgüveni ile bembeyaz duvarlı, çağdaş eserlerin sergilendiği oldukça şık bir galeride işe başlıyor ve hatta kedisini de alıp sevgilisi Paul ile manzaralı yeni bir daireye taşınıyor. Başta Chloé bize femme fatale bir karakter veya psikozları olan bir lolita gibi görünse de ilerleyen sahnelerde bu yanılgı kendini ilginç bir biçimde göstermeye başlıyor. 

Tabulaştırdığımız cinsel baskı sorununun üstesinden gelmek için bildiğimiz yolların dışında ters bir yönde ilerleyen film, eski moda cinsellik duyarlılığı ve sanrıları yerine geniş fantezi dizileri sunarak, uzun koridorları ve sırt sırta seks sahnelerini sinematografisinde birleştirerek, sahnelerin yansıtmalı olarak çoğalmasını sağlamış. Böylece algı bozan çoklu seks sahneleri, alışılmışın dışında partner rolleri, çoklu aynalardan yansıyan girişler ve perspektif algımızı değiştiren geçişlerle zihnimizin sürekli uyaranlarla çevrili olması sağlanarak her varyasyonda düşünmemiz amaçlanmış. Film ikiz Paul Meyer ve Louis Delord kardeşlerin ikiz metaforu üzerinden diğer çiftleştirilmiş ögelerle bağdaştırılarak katmanlı bir konu ve olay örgüsüne sarmalanmış. Bilimsel bilgilerle, sosyolojik ve psikolojik konular, pratik yaşama adapte edilerek gerilimin çatısı tinsel bir varsayımdan kurtarılmış. Böylece olayların gerçekleşmesi zihnimizde ihtimalli kalırken, aklımıza takılan psikolojik yanılsamanın hangi taraftan kaynaklandığı oluyor. 

Paul Meyer ve Louis Delord (Jérémie Renier) geçmişleri tuhaf olaylarla dolu olan ikizler. Biz her ne kadar Chloé’nin daha tehlikeli oyunlar içinde olacağını düşünsek de filmin bizi alaşağı ettiği noktalardan biri de bu konuda bizi yanıltması oluyor. Baştan çıkarma konusunda uzman bir tavır takınan Chloé’nin cinselliğe olan soğuk tutumu bu ikiz ve psikiyatr kardeşler tarafından bambaşka yöntemlerle ele alınıyor. İkizlerin birbirini yok sayma çabasının yanında devam eden üstünlük ve narsist tavırları Chloé’nin zihnini hızlıca bulandırarak tehlikeli bir noktaya geliyor ve gerilim sıçramalı bir biçimde gerçekleşiyor. Ancak gerilimin filmde oldukça yavaş tırmanıp bir anda büyük bir ivme kazanarak kreşendo yapması, seyir açısından takibi güçleştiriyor. Film ağır ilerleyen bir Fransız filminden bir anda Lars Von Trier filmlerine dönüşüyor ve hikâyeye klitorisler, kanlı kalpler ve sınır zorlayıcı oral sexler hâkim olmaya başlıyor.  İkizlerin öpüştüğü anlar da ensest sorusundan ziyade psikolojik nedenlere ve ifade etmek istediği simgesel anlama doğru bizi düşünmeye itiyor.  Böylece yönetmenin seksist olmayan yönelimi takdir edilmesi gereken bir başka konu. Kadın ve erkek vücudunu eşit ölçülerde kamerasına alarak bu konuda sadece kadın bedeni sömürüsü yapmadığı ve bunun seyirciye geçtiğinden de ayrıca bahsetmek gerek.

Filmde dikkat çeken unsurlardan biri de sinematografiye dahil edilen simetrik mimarinin rafine görüntüleri. Merdiven, ayna ve koridor kullanımları oldukça muazzam bir simetri içinde fotoğraflanmış. Dış mekân çekimlerindeki binaların görüntüye alınışları ve kamera geçişleri altın oran kıvamında. Bu estetik görüntüler Chloé’nin çalıştığı çağdaş sanatlar merkezinde de en üst noktaya ulaşıyor. Long-shot çekimlerle bezenmiş planlar ve Chloé’nin içinde bulunduğu ruh haliyle bu alanlarda yürüyüşleri ve geçişleri mekânla olan ilişkisini ve duygu durumunu anlamamız açısından doğru seçimler olmuş. Özellikle de iki tablo arasındaki sanrılı sahneler oldukça saykodelik bir ifade yaratıyor. Bunlarla birlikte yönetmen çok riskli olan zoom kullanımını da çok yerinde, farklı ve sıkmadan yapmış. Bu sinematografinin yanında filmin müziklerinin de tema ve konu ile oldukça yakıştığını belirtmekte yarar var. Zaten birçok önemli filmin müziklerini yapan Philippe Rombi’nin projenin içinde olduğunu düşünürsek, filmin noir havasına uygun soundtrack’lere, sahnelerdeki gerilimi destekleyen ve harmonik açıdan hoş melodilere sahip olmasına şaşırmıyoruz.

*Başka Sinema iş birliği ile 8 Eylül'de vizyona girecek olan L’amant Double filminin fragmanına aşağıdan ulaşabilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=HlIDszgwvLQ

0
24888
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle