05 NİSAN, CUMA, 2019

Hangimiz Deli, Hangimiz Dâhi?

Kelimelere alakalıysanız, kökenleri ilginizi çekiyorsa ve bu konudaki araştırmalardan keyif alıyorsanız şu sıralar vizyonda olan The Professor And The Madman’i (Deli ve Dâhi) kaçırmamanızı ısrarla tavsiye ederim. Film Oxford İngilizce Sözlüğü’nün oluşturulma serüvenini anlatmasının yanı sıra gerçek bir hikâyelere dokunuyor.

Hangimiz Deli, Hangimiz Dâhi?

Konusu itibariyle izleyiciyi sinema salonlarına çekeceğini düşündüğüm The Professor And The Madman umuyorum ki İstanbul Film Festivali öncesinde gözden kaçmaz diyerek yazıma başlamak istiyorum. Zira zamanlamasını doğru, tanıtım çalışmalarınıysa yeterli bulmadığım film kesinlikle izlenilmesi gereken bir çalışma. Kelimelerle az çok ilgili olanların, kelime kökenlerini araştırmaktan keyif alanların aşina olduğu tarihin ilk büyük İngilizce sözlüğü Oxford İngilizce Sözlüğü’nün oluşturulması hikâyesinin bugüne dek bir filme konu olmaması bile yeterine şaşırtıcı. Farhad Safinia yönetmenliğindeki film ayrıca iki önemli aktörü bizlerle buluşturuyor: Mel Gibson ve Sean Penn. Gibson ayrıca Simon Winchester’ın kitabından esinlenen filmin yapımcıları arasında da yer alıyor. 

Keşif tutkuları hayatlarında birçok şeyin ötesine geçen iki adam. Birisi kendi tırnaklarıyla hayatının en önemli projesi olan Oxford İngilizce Sözlüğü’nün editörlüğünü kapmış James Murray (Mel Gibson), diğeriyse akıl hastası Dr. W. C. Minor (Sean Penn). Türkçe adı Deli ve Dâhi olan film delilik ve dâhilik arasında olduğu söylenegelen o incecik çizginin üzerinde geziniyor. Dil konusunda eğitimsizliğine rağmen kendini yetiştirmesi sonucu yadsınamaz bir beceriye erişen James Murray kelime kökenleri konusunda uzmanlaşmıştır. İtalyancadan Fransızcaya, Katalancadan Latinceye, İbraniceden Rusçaya pek çok dil bilen ve etimolojik araştırmalara vakıf olan Murray, Oxford Üniversitesi Heyeti’nin davetiyle hayatının projesi olarak gördüğü Oxford İngilizce Sözlüğü’nün editörlüğü görevine erişir. Sözlük için çalışmalar ondan 20 yıl kadar önce başlasa da kayda değer bir aşama kaydedilememiştir. Her ne kadar becerisinden şüphe edilse ve İskoçyalı olması sebebiyle bu göreve getirilmesi konusunda eleştirilse de proje Murray’ın ellerine teslim edilir. Çok zor bir süreç ile karşılaştığının farkında olan Murray sayıca az ekibi ve başarısız olmasını bekleyen birçok insan ile birlikte zor göreve adımını atar. Ailesi ve çocukları bu süreçte en büyük destekçileri olur. 

1879’da, dört ciltte tamamlanması ve 7.000 sayfa uzunluğunda (gerçeği 1928'de yayımlandığında, on iki cilt ve 414.825 kelimedir) olması beklenen sözlük için çalışmalara başlayan Murray bu zor görevin altında ezilirken projeye yeni bir yaklaşım getirir. Her bir kelimenin köken  ve anlamını içermesi planlanan kapsamlı sözlük için açık çağrıyla halkın desteğini isteyen Murray’ın bu çağrısı Amerikalı Dr. William Chester Minor’a ulaşır. Deli ve dâhi adamların yolları da tam olarak burada kesişir.

Dr. William Chester Minor, Amerikan İç Savaşı'nda yüzbaşıyken yaşadıklarından dolayı kendisini suçlu hisseder ve savaş yıllarının psikolojisindeki derin yaraları hissedilir. Bu ruh hâli sebebiyle gördüğü sanrılar ve paranoyaklığın da etkisiyle birini vurur. Bu cinayet onu katil ilan ederken derinlerde yaşadığı suçluluk duygusu hissini ikiye katlar. Hapishaneden akıl hastanesine nakledilen Minor yanlışlıkla öldürdüğü masum adamın altı çocuğu ve karısına duyduğu vicdan azabıyla akıl sağlığını günden güne yitirir. Bu ölüm hiç beklenmeyen şekilde bir ilişkinin doğmasına sebep olur. Minor öldürdüğü adamın karısı Eliza (Natalie Dormer) ve çocuklarına yardım etmek isterken duvarlarının aşılması mümkün olmayan Eliza ile aralarında derin bir ilişki başlar.

Bambaşka seyirlerde akan iki adamın hikâyesi kelimelerin ruhunda buluşur. Murray’ın çağrılarından birine ulaşan Minor kendini adeta bu göreve adayarak ona 10.000 kelimelik bir liste gönderir. Murray’a en umutsuz anlarından birinde ulaşan liste iki adamın da hayatlarında büyük değişikliklere yol açar. Aralarında başlayan iş biliği zamanla güçlü bir dostluğa dönüşür. Kimin deli kimin dâhi olduğu çoğu yerde karışan hikâyenin buraya kadar olan kısmı umut verici olup katlanarak artan başarıların yankısını duyururken filmin ikinci yarısı tahmin edilenden çok daha ağır geçecektir. Eliza ile ilişkisi yüzünden duyduğu suçluluğun psikolojisinde yarattığı hasarlar sebebiyle kötüleşen Minor yanlış tedavinin de etkisiyle neredeyse bilincini kaybetme noktasına gelir. Bu durum bir dost olarak kendisine önem veren Murray’ı derin hüzne boğarken sözlük de Minor’un desteklerinin eksikliğinden nasibini alır.

Klasik bir “sözlük nasıl doğdu” hikâyesinin ötesine geçen film aşk, dostluk, savaş, psikoloji gibi pek çok yan yola da sapıyor. İyi işlenmiş gerçek bir hikâye izlemenin tadı film boyunca damaklarda kalıyor. Mel Gibson ve Sean Penn gibi iki usta oyuncuyu bir araya getiren filmde özellikle Penn’in etkileyici oyunculuğu zaman zaman sıkılmaya ramak bırakan akışta en bağlayıcı ögelerden biri. Filmde ikiliye eşlik eden diğer isimler arasında Natalie Dormer, Eddie Marsen, Jennifer Ehle, Jeremy Irvine, Ioan Gruffud, Stephen Dillane ve Steve Coogan yer alıyor.

0
8285
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle