10 AĞUSTOS, PERŞEMBE, 2017

Disiplinler Arası İstanbul İmajinasyonları

Sakıp Sabancı Müzesi 9-13 Ağustos tarihleri arasında Müzede Sahne, Fonda İstanbul projesiyle farklı disiplindeki çalışmaları buluşturarak yenilikçi bir görsel sanatlar deneyimine ev sahipliği yapıyor. Proje yaratıcısı Emre Koyuncuoğlu ve katılımcılardan Ayla Algan, Nazlı Çevik Azazi, Naz Erayda, Ahmet Sami Özbudak ve Zinnure Türe ile kısa bir sohbet gerçekleştirdik.

Disiplinler Arası İstanbul İmajinasyonları

Sabancı Vakfı’nın desteğiyle SSM’nin Sanat Yönetmeni Emre Koyuncuoğlu’nun Genel Sergiler Yöneticisi Hüma Arslaner ile ortaklaşa tasarladıkları proje Müzede Sahne, Fonda İstanbul, 9-13 Ağustos tarihleri arasında farklı disiplindeki sanatçıların yaratımlarını bir araya getiriyor. Tiyatro, dans, çağdaş dans, anlatı geleneği, enstalasyon, performans seminer ve  performans okumalar gibi çoklu türleri birbirinin temasıyla uyumlu her bir performansla eşleştirerek eklektik bir program oluşturan Emre Koyuncuoğlu, farklı mekânlar içerisinde farklı disiplinleri bir araya getirerek mekânı işlevselleştirmeyi planlıyor. Projede yer alan çalışmalar: İstanbul’u Dinliyorum... Masal Tadında, Tersinden, Balat Monologlar Müzesi, Sen Balık Değilsin Ki, Tevatür, O Şehir, Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, Kırılganlık Hapishanesinin Edebi Mahkûmları: Kadın Yazarlar
 ve Çocukluğun Soğuk Geceleri olacak. Bu projeyle birlikte yazın İstanbul gibi bir metropolde azalan gösteri sanatları sayısına ivme kazandırmanın yanı sıra bu yıl ilki gerçekleşen Müzede Sahne, Fonda İstanbul mini festivalinin önümüzdeki yıllarda da uzun soluklu ve yenilikçi bir performans festivaline dönüşmesini planlıyorlar.

Müzede Sahne, Fonda İstanbul’un ilk gününde eski ve yeni arasında sentez kuran ve aktüel düşünen Ayla Algan, Nazlı Çevik Azazi’nin İstanbul’a uyarladığı hikâyesi İstanbul’u Dinliyorum... Masal Tadında’da otobiyografik girişler yapacak. İkili performansta birlikte masalsı olanla gerçek olanın geçişini sağlayacaklar. Nazlı Çevik Azazi oyunla ilgili: “Aslında böyle bir masal bu topraklarda yok. Bu bir Sicilya masalı ve farklı masalları ve mekânları iç içe geçirerek bir İstanbul masalına dönüştürdüm.” diyor.

İstanbul’u Dinliyorum... Masal Tadında, Anadolu mitolojisinden, tasavvuftan ve Hegel’den yararlanarak bir kahraman masalına odaklanıyor. Anadolu’da padişahlık zamanında yaşayan fakir bir ailenin oğlunun, ailesine bakmak için çözüm aradığı yolculuğunda yolunun İstanbul’a düşmesi, bu yolculukta ve her yolculukta olduğu gibi fantastik ve gerçek kişilerle karşılaşmasıyla şekillenen hikâyesi anlatılıyor. Galata’dan Sultanahmet’e, Rumeli Hisarı’ndan mağaralara ve bu mekânlardaki fantastik ejderhalara, bilgelere ve evsizlere kadar bir aydınlanma ve kendini arayışın hikâyesi sunuluyor. İç içe geçen masalsı zaman ve mekân Büyükada’ya uzanıyor ve kahramanımızın şimdiki zamanda Ayla Algan ile karşılaşmasıyla devam ediyor. Şehrin değişen yapısı, dönüşümü ve başkalaşımı aktarılıyor. Mitolojik, evrensel, mekânsız ve zamansız hikâye; İstanbul şehrinin dününde ve şimdiki zamanında kuruluyor. “Anlatamam, git gör” diyen Ayla Algan sohbetimizde oyunla ilgili düşüncelerine ve anılarına yer veriyor:

 “ ‘Anlatamam, git gör’ diye benim Actor Studio’daki hocalarım söylerdi. Biz 1956-57 senelerinde oradaydık. Actor Studio’yu kuran hocam Lee Strasberg aynı zamanda Elia Kazan ve Joshua Logan hocalarımın çoğu sinemacı olmasına rağmen farklı bir tiyatro anlayışı getirmişlerdi. Yani sırtını da dönüp oynuyordun ama böyle Commedia Francese oyunculuğu gibi değil de daha gündelik bir yapıda sergileniyordu. Yaptıkları işlerin seyirci tarafından bir başkasına anlatılamayacak durumda olmasını, performansı gidip o mekân ve atmosferde deneyimlemesiyle anlaşılır olacağını anlatmaya çalışırlardı. Bu anlayışla hep derlerdi ki: ‘İyi oyunsa anlatamazsın, git gör’. Bizim de yapmaya çalıştığımız bu. Farklı bir atmosferde, çağdaş ve yenilikçi bir sentez yaratıyoruz. Batı’nın Hegelci yaklaşımıyla bizim tasavvufumuz, bir Anadolu Mitolojisi’nde bir araya geliyor. Anadolu masallarından, bugünün Rumeli Hisarı’na oradan da adalara kadar yeni bir aktarım deniyoruz.”

Müzede Sahne, Fonda İstanbul’un 10 Ağustos Perşembe günü performans sergileyecek sanatçılarından Naz Erayda ve ona eşlik edecek Ahmet Sami Özbudak’ın proje yaratıcılığını yaptığı Balat Monologlar Müzesi oyunu, mekânsal kullanım olarak öne çıkan ve temalarını bu doğrultuda oluşturmuş temsiller olduğu için eşleştirilmiş. Her proje gibi bu iki performans da Müzede Sahne, Fonda İstanbul için yeniden düzenlenmiş ve açık havada, arkada İstanbul manzarasıyla etkinliğin konseptiyle örtüştürülmeye çalışılmış. Balat Monologlar Müzesi, proje kapsamında 10 monoloğundan dördünü kullanmayı tercih etmiş. 

Naz Erayda: “Emre Koyuncuoğlu beni mekân, kent ve beden üzerine söyleşi yapmam için davet etti. Genellikle işlerimi mekân üzerine yapan bir sanatçıyım. Bedeni, mekânla ilişkilendirip, bütünü parçalara ayırarak çalışıyorum. Parçalardan da bütüne ulaşmaya çalışıyorum. Böylece bu projeye özel olarak bir söyleşi yerine işlerimden, film ve ses parçalarından oluşan retrospektif performansımı yapmaya karar verdim. Projemin ismi de tema ve çalışmaya uygun olacağını düşündüğümden: Tersinden. “

Ahmet Sami Özbudak: “Balat Monologlar Müzesi’nde yedi yazarla çalıştım. Onlar Balat üzerinde üç ay gezip, röportaj yaparak monologlarını çıkardılar. İki tane kısa oyun çıktı ve mekân olarak Yuvakimyon Kız Lisesi’ni odalara bölerek bir monolog müzesi haline getirdik. 10 tane oyun çıktı ve her bir monolog başka yazar, oyuncu ve yönetmen tarafından temsil haline getirildi. 10 oyun aynı anda başlıyor, seyirci oda oda geziyor ve mekân aslında bir hayatlar ve hikâyeler müzesine dönüşüyor. Böylece Balat Monologlar Müzesi semt üzerine yapılmış bir oyun özelliği de taşıyor.”

11 Ağustos Cuma günü Sen Balık Değilsin ki ve Tevatür oyunu da diğer performanslarla ortak özellikler taşıyor. Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın Sen Balık Değilsin ki çalışması, Mihran Tomasyan’ın Oktay Rıfat’ın Ahmet başlıklı şiirinden esinlendiği ve politik cinayetlere odaklanan bir performansı olacak. Zinnure Türe’nin proje yaratıcılığını yaptığı ve Hicran Demir ile Ladin Avşar’ın oyunculuk performansı gösterdiği Tevatür oyunu dünyanın birçok yerinden gelen ve farklı aktarım araçları kullanan kadın sanatçıların kişisel dişil ütopyalarına odaklanıyor. 

Zinnure Türe: “Bizim oyun dişil ütopyalarla ilgili, iki sene önce başlayan şiddet ağırlıklı bir dönemde kadınlara ve dişil dile hiç yerin olmadığını düşündüğümüz bir zamanda çıktı oyun. Aslında bu süreci hep yaşıyoruz yani sadece kadınla ilgili de değil, dişil olanla ilgili olmayan ve yürümeyen bir şeyler var dedik. Yani aslında hep eril söylemlerden bahseder bir hale geldik. Tam da bu sırada hayal etmeyi bıraktığımı düşünürken iyi bir dünya tasviri için ütopyalar aklıma geldi ve oradan da dişil ütopyaları düşünmeye başladım. Sanatçı arkadaşlarıma bir çözüm bulmalarını ve bu soruna karşı ürettikleri artistik perspektiflerini yollamalarını istedim. Kimisi manifesto, fotoğraf ya da ses yolladı kimisi de video çekti. Dünyanın birçok yerinden kadın sanatçılardan bu tarz işler topladık. Eril akıl dışında dişil aklın yansımalarının olduğu çalışmaları bulmaya çalıştık. Bu doğrultuda her şeyin dönüşerek ilerleyen hallerini incelemeye başladık.”

Proje yaratıcısı ve SSM’nin Sanat Yönetmeni Emre Koyuncuoğlu Müzede Sahne, Fonda İstanbul’un diğer etkinliklerden farkını şu sözleriyle anlatıyor: “Mekâna dair proje yapmak bizim için yeni değil. Mesela Nazlı Erayda ile birlikte çok çalıştık. Ayla Alganla da, Zinnure Türe’yle de… Bu projenin özelliği, burası dışında görülemeyecek ve her bir projenin birbirine bağlanarak programı tamamlayacak olması. Projeyi oluştururken her bir performansın öne çıkan özelliğinin ve yenilikçi bir tarafının olmasını istedik. Mesela Sen Balık Değilsin ki çağdaş dans ile performans türünde bir proje. Yine Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin yeni metin kapsamına giren bir çalışma ve mekân olarak İstanbul’a odaklanmış bir metin. Sen İstanbuldan Daha Güzelsin’le aynı gün programlanan O Şehir de; şehir üzerine performatif bir okuma ve fonda İstanbul olarak sergileniyor. Söyleşi performanslardan birini, sahne için ve kadınlar üzerine derlediği yazılarıyla edebiyatçı Hatice Meryem gerçekleştirecek ve ona eşlik edecek olan yine edebiyattan, Tezer Özlü’nün hikâyesinden uyarlama Çocukluğumun Soğuk Geceleri oyunu olacak. Bunun gibi eşleşen her bir proje, hem temaya hem de şehre dair birbiriyle uyum sağlayabiliyor. Evet temamız ‘İstanbul’ ama kullandığımız dil ve baktığımız yer, kadın sanatçılarımızın bakış açıları ve yönelişleri doğrultusunda ürettikleri dil üzerinden oldu.”


Etkinlik Takvimi:


9 Ağustos Çarşamba 

Açılış Konuşması: Ayla Algan  ve “İstanbul’u Dinliyorum... Masal Tadında”, Ayla Algan, Nazlı Çevik Azazi / Anlatı performansı

10 Ağustos Perşembe

“Tersinden”, Naz Erayda / Retrospektif seminer ve  “Balat Monologlar Müzesi”, Galata Perform / Oyun

11 Ağustos Cuma

“Sen Balık Değilsin ki”, Çıplak Ayaklar Kumpanyası / Gösteri  ve “Tevatür”, Proje Defüzyon / Oyun

12 Ağustos Cumartesi

“O Şehir”, Mine Çerçi / Performans ve “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin”, BAM Tiyatro / Oyun

13 Ağustos Pazar

“Kadın Yazarlar”, Hatice Meryem / Söyleşi ve “Çocukluğun Soğuk Geceleri”, Seyyar Sahne / Oyun

0
1165
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle