21 MAYIS, PERŞEMBE, 2015

Bu Sistemde Hayali İçin Yaşayanlar Deli Görülüyor

Caz müzisyeni Elif Çağlar, yayınlamak için iki yıldır beklediği ikinci albümü Misfit ile karşımızda! İdealindeki albümü yapmak için bağış kampanyaları düzenledi, çok heyecanlandı, bazen umutsuzluğa düştü, tam “Sponsor bulduk kayda başlıyoruz” derken başa döndüğü zamanlar oldu… Belki de bu yüzden albümüne Misfit (Uyumsuz) adını veren Elif Çağlar, “Öyle bir sistemin içindeyiz ki, hayalini gerçekleştirmek için savaşanlar deli görülüyor” diyor. Güler yüzlü müzisyenle hem ders verdiği hem de kendi müzik çalışmalarını yürüttüğü ofisinde buluştuk.

Bu Sistemde Hayali İçin Yaşayanlar Deli Görülüyor

İstanbul Bilgi Üniversitesi Caz Bölümü’nden sonra master için gittiğiniz New York’taki The Aaron Copland School of Music’ten ödülle dönmüşsünüz. Okumayı öğrenmeden enstrüman çalan dahi çocuklardan mıydınız?

Müziğe başlama hikayem aslında oldukça klasik. Evet oyuncak yerine enstrümanla oynayanlardandım. Babam klavye dersi alıyordu, Casio markalı bir orgu vardı. Orgu eve getirdiği andan itibaren benin tek oyuncağım o oldu. Beş yaşındaydım ve duyduğum hemen her şeyi çalıyordum. O org bendedir hala (gülüyor). Ailem yeteneğim olduğunu fark etmişti ama ben çekingen bir çocuktum. Ortaokulda da hep şarkı söylüyordum ama iyi söylüyor muyum bilmiyordum, pek göstermek istemiyordum da sanırım. O sırada ilk gitar derslerine başladım. Lisedeyse arkadaşlarımın zoruyla okul orkestrasına girdim. İstek Vakfı Semiha Şakir’de okul orkestrasına girince “Tamam bu benim yapmak istediğim şey” dedim. Ama klasik müzik eğitimi almak istemiyordum. 

Elif Çağlar ve Ece Koçal ©Korhan Karaoysal

Elif Çağlar ve Ece Koçal ©Korhan Karaoysal

Neden? O yaşlarda mı keşfettiniz cazı?

11 yaşındayken babam bir karışık caz albümü getirmişti eve. Swing şarkıları vardı. Çok müzik dinleyen bir çocuktum ve o albüm o ana kadar dinlediğim her şeyden farklıydı. Bütün şarkıları ezberlemiştim. Louis Armstrong, Frank Sinatra, Ella Fitzgerald gibi isimlerin parçaları vardı. Sonra onları araştırmıştım. Caz benim hayal müziğimdi. Odamda kendi kendime söyler, caz kulüplerinde sahnede olduğumu hayal ederdim. Bilgi Üniversitesi’nde Caz Bölümü’nün açıldığını duyunca birden hayatım aydınlandı.

Çocukluk hayalini gerçekleştirmek çok az kişiye nasip olur. Kendinizi şanslı hissediyorsunuz değil mi?

O konuda içimde büyük bir şükür ve minnet duygusu var. Hayalimi gerçekleştirerek hayatımı sürdürebildiğim için çok mutluyum (gülüyor).

Mayıs sonunda çıkacak yeni albümünüze gelirsek… Misfit ismi nereden geliyor?

Bulunduğu topluluğa uyum sağlayamayan, uyumsuz kişi anlamına geliyor. Son birkaç yıldır hepimiz belli süreçlerden, toplum olarak yoğun bir dönemdem geçtik. Türkiye’de yaşayan çok geniş yaş aralığındaki birçok kişi için aydınlatıcı bir zaman dilimiydi. Albüme ismini veren Misfit parçasında da şunu anlatmak istedim: Öyle bir sistemin içindeyiz ki, hayali için yaşayan, hayalini gerçekleştirmek için savaşan, böyle mutlu olacağına inanan kişiler hoş karşılanmıyor; deli veya anormal görülüyor. Olması gereken şeyi yaptığınız zaman uyumsuz ve isyankar olarak algılanıyorsunuz. Halbuki tek yaptığınız, inandığınız şeyleri savunmak. Akıntıya karşı giden bir grup insanız. Tüm bunlara rağmen az önce de dediğim gibi, inandığım müziği yaptığım için çok mutluyum.     

  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal

©Korhan Karaoysal

İkinci albüm için uzun bir hazırlık dönemi geçirdiniz. Hatta bir kampanya düzenlediniz...

Aslında albümün çıkması için bütün şarkılar hazırdı. İki yıl bekledim bu albüm için. Bağış kampanyasıyla 12 bin dolar toplandı. Çok ciddi bir rakam aslında. Üzerine biz de koyduk tabii… Dinleyenlerimiz sayesinde bu albümü çıkarıyoruz. Bu nedenle ekstra kıymetli benim için. 

Özellikle Amerika’da bu tarz bağış kampanyaları çok yapılıyor değil mi? 

Ben 2005 yılında New York’ta master’ımı yaparken oradaki arkadaşlarımın albümleri bu şekilde çıkıyordu. Türkiye’de maalesef bazı konularda çok kapalıyız ya da bize biraz geç geliyor. Amerika’da hem genç sanatçıların hem de Cassandra Wilson’dan Maria Schneider’a kadar çok sevdiğim ve takip ettiğim ünlü sanatçıların kullandığı bir sistem. Çünkü idealistseniz, endüstrinin veya yapımcıların yönlendirmelerinden bağımsız hareket etmek istiyorsanız, karşınızda hep zorluklar var. Kimse tüm imkanları önünüze sunmuyor. 

Yurt dışındaki kampanyalarda ne kadar toplanıyor mesela ortalama?

Sürpriz şekilde çok büyük rakamlar toplanabiliyor sisteme çok alışıldığı için. Mesela büyük ilgi çeken ilk kampanya Amanda Palmer’ındı; 100 bin dolar isteyip 1 milyon dolardan fazla bağış toplamıştı. Rakamlar ne kadar iyi duyurabildiğinize bağlı olarak değişiyor elbet ama yurt dışında rahatlıkla 20 bin üzeri toplamış ünlü veya yeni sanatçılar var. Biz hedefimizin yarısına yakınını topladık. Bunun yanı sıra sponsor desteğiyle oldu olacak derken, iki yıl geçti. Müzisyen arkadaşlarım da bu çabamı bildiği için bana çok destek verdiler. Aslında arkadaşım olmayan ve albümde çalan Amerikalı ünlü caz müzisyenleri de destek oldu. “Biz de bu yollardan geçtik, seni anlıyoruz” dediler.

“Keşke Amerika’da caz söylüyor olsaydım” dediniz mi bu süreçte? Yoksa orada bu işi yapmanın farklı zorlukları mı var?

Amerika’da çok fazla müzisyen var. Dolayısıyla rekabet daha fazla ama iyi işler çok hızlı fark ediliyor. Müziğinizi tanıtacağınız çok fazla kulüp, festival, kısacası imkan var. Bunlar avantaj tabii. Biz burada ilk albümden beri kendi imkanlarımızla bir şeyler yapmaya çalıştık.

Bu arada bir caz müzisyeni olarak pop müziğe üstten bakmıyorsunuz sanırım. Pop müzik denilince ne anlaşıldığı önemli galiba…

Evet, geçen yıl çıkardığım single’ımın adını Hafif Batı Müziği koymuş biriyim. Pop müziğine Hafif Batı Müziği denilen zamanlarda farklı bir algı vardı. Biz Michael Jackson’larla büyüdük. Akustiğinden melodisine muhteşem bir müzikti o. Şu anda pop müziğin içi boşaltılmaya başlandı. Popun öyle bir şey olmadığı dönemde büyüyen biri olarak, birbirini tekrar eden ve fabrikasyon şarkılara üzülüyorum açıkçası… 

Elif Çağlar ©Korhan Karaoysal

Elif Çağlar ©Korhan Karaoysal

Diğer taraftan FOURinthePOCKET grubuyla oldukça yoğun bir programınız var. Geçen hafta üç konseriniz olduğunu gördüm. Nasıl bir enerjiyle çalışıyorsunuz?

2007’den beri birlikte çalıyoruz. Cazdan popa farklı farklı türlerde çalışan müzisyenlerden oluşuyor: Toygun Sözen (saksofon), Çağrı Sertel (klavyeler), Alp Ersönmez (bas gitar), Mert Önal (davul). Tamamen kendi sevdiğimiz şarkılarla eğlenmek için yaptığımız bir proje. Cover yapıyoruz. Ama Türkiye’de cover yapmak, bir parçayı baştan sona olduğu gibi çalmak olarak anlaşılıyor. Biz öyle yapmıyoruz. Hatta hiç “Bir araya gelip şu repertauarı yapalım” demedik. Hepsi sahnede oluştu. Ama yakın zamanda kendi bestelerimizle de duyacaksınız bizi.

Bir ara “open mic” (açık mikrofon) geceleri de yapıyordunuz. O devam edecek mi?

Bu yıl birtakım mekansal problemlerden dolayı hep ertelendi. Ama önümüzdeki sezon kesinlikle devam edecek. Çünkü o benim için çok değerli bir proje. Amerika’daki caz kulüpleri bunu düzenli olarak yapıyorlar. Open mic geceleri, sahne deneyimi kazanmak isteyen ya da orada hoş zaman geçirmek isteyen profesyonel sanatçıların çıkıp şarkı söyleyebildikleri programlar. Caz müzisyeni arkadaşlarım da beni kırmıyorlar, bir ekip oluşturuyorlar arkada. Ben bir iki şarkıyla gecenin açılışını yapıyorum. Caz standartları dediğimiz şarkılardan oluşan bir listemiz oluyor. İsteyenler şarkısını seçip sırayla söylüyor. İlk Jazz Cafe’de başladık. Sonra Hayal Kahvesi’nde ve Nardis’te yaptık. 

Burada aynı zamanda caz dersleri de veriyorsunuz. Deneyimlerinizi paylaşmayı seviyorsunuz anladığım kadarıyla, öyle mi?

2007’den beri öğretmenlik yapıyorum. Amerika’da okurken de bir yandan öğretmenlik yapıyordum. Ben hep çok şanslı biri oldum; hayallerimi keşfettim, onlarla ilgili okullara gidebildim, hayal ettiğim kişilerle çalışabildim. Ve Amerika’dan dönünce de bu deneyimlerimi paylaşmak istedim. Benim öğrendiklerimi öğrenmek isteyen birçok vokalist var. Çünkü İstanbul’da bir caz okulu yok. Bilgi Üniversitesi’ndeki caz bölümü devam etmiyor. Burada atölye çalışmaları da yapıyoruz ama özel dersler yoğunlukta. Ne yazık ki son zamanlarda yeni öğrenci alamıyorum. Halihazırdaki öğrencilerime ancak yetişiyorum. Belli bir seviyeye gelenler aslında okul gibi eğitimden geçiyorlar. Bir yere kadar teorik bilgiler verip doğaçlamaya başlatıyorum. Kimileri çok iyi oluyor, “Hadi sen artık piyano armoni derslerine de başla” diyorum. 

Caza karşı ilgide genel bir artış var yani…

Bundan 10 yıl önce de caz kulüplerinde konser veriyorduk. O zamanlar bir iki masa oluyordu. Onlar da belli bir saatten sonra kalkıp gidiyordu. Full konsantre dinleyen çok azdı. Şimdi bakıyorum festivaller hep dolu; diğer taraftan artık caz festivalleri haricinde de konser veriyorum. Gençler de orta yaşlılar da dinliyor. Evet büyük bir patlama yaşamadık ama bunlar güzel gelişmeler bence. “Cazı sadece şunlar şunlar dinler, şurada dinler” gibi kalıplar yok artık.

Peki son olarak ikinci albümün 5 Haziran’daki lansman konserinden bahsedelim...  Salon’da bizi nasıl bir gece bekliyor?

Bana bu süreçte destek olan ve senelerdir birlikte çaldığımız müzisyenler eşlik edecek. Serkan Özyılmaz, Ferit Odman, Kaan Yılmaz’ın haricinde sürpriz konuklarımız olabilir. Ben artık çok sabırsızlanıyorum. İki yıldır kafanızda oluşturduğunuz şeyin bir türlü olmaması insanı daha da sabırsız hale getirebiliyor. Bu arada şimdiden söyleyebilirim, sonbaharda elektronik, ambient bir EP (üç-dört şarkılık albüm) çıkaracağım. Bunlar hazırda bekliyor. İkinci albüm benim için çok önemli. Kafamda hep ikinci albümden sonra yapılacaklar listesi var.

0
3186
0
Fotoğraf: Korhan Karaoysal
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle