26 HAZİRAN, CUMA, 2015

Benimki Biraz Bıçak Sırtı Bir Mizah

Türkiye’nin uzun ve komik adamı Mesut Süre, Rock FM dinleyenler için aileden biriyken, yeni yeni duyanlar için tam bir soru işareti: Nereden çıktı bu adam? Kendine has mizah diliyle gösteri camiasındaki yerini her geçen gün sağlamlaştıran Mesut Süre ile buluştuk ve bu sessiz yükselişin hikayesini dinledik.

Benimki Biraz Bıçak Sırtı Bir Mizah

Gerilerden başlayalım. Hangi rüzgar attı seni radyoculuğa?

İlk radyo yayını yaptığım tarih, aynı zamanda doğum günüme denk gelen 23 Mart 2003. Eskişehir’de üniversitedeyken “Bizimle çalışmak ister misiniz?” diye bir yazı gördüm. Baktım altında radyo yazıyor. Başvurdum hemen 350 kişiden son 20’ye kaldım eğitim için. Hocalarımızdan biri “Aranızda iyi bir radyocu olacağına inanan var mı?” diye sordu. Hani sınıfın en antipatiği vardır ya her şeye parmak kaldırır, bendim işte o! Hemen atıldım “Ben ben” diye ama o 20 kişi içinde en son ben girdim kadroya.

Başladıktan sonra mutlaka bu işi yapmalıyım mı dedin?

Burası üniversitenin radyosuydu, Radyo A. İlk zamanlar börtü böcek minvalinde konuşan bir adamdım. Gece 23-24 arasındaydı yayın ve şöyle konuşan birini düşünün: “Bulutları bilirsiniz bazen kasket takmış bir köylü gibi bazen….” Bu yayına ve böyle bir boyda, saçlı sakallı deccal gibi bir adam olmama rağmen kızlar yurttan benim çıkışıma gelirlerdi. Ben o mesleği bırakır mıyım hiç! (gülüyor).

Yedi yıldır Rabarba adlı programınla Rock FM’desin. Bu buluşma nasıl oldu?

Amerikan Güzeli filminin başlangıcındaki poşet gibi oluyorsun bazen, rüzgarın estiği yöne göre yaşıyorsun. Benimki de o hesap. İstanbul’a ilk gelişimde aradığımı bulamayınca Eskişehir’e döndüm. Ardından Güldür Bakalım adlı yarışma için bir kez daha geldim İstanbul’a hatta orada da son 20’ye kaldım. Yanımdaki adamın zurna sesi çıkararak komiklik yaptığını görünce yanlış yerde olduğumu anlayıp ayrıldım. Bu kez Radyo A’dan tanıdığım Onur Yar’ı arayıp yaptığı yayına bir saat konuk olmayı teklif ettim. Çok da eğlenceli bir program oldu ve bir ay sonra Onur birlikte yayın yapalım dedi. Bir süre burada çalıştıktan sonra yolum Rock FM ile kesişti ve 2007’den beri yayındayım. 

Arada hiç başka bir iş yaptın mı?

Radyoculuk dışında hep komedyenlik yaptım. Yalnızca İstanbul’a ilk gelişimde parasız kaldım ve bir istatistik firmasında kontrolör olarak çalıştım. Ama işten çok kaytarıyordum. Bir gün yetkililerden biri internetten gizli gizli izlediğim Çemberimde Gül Oya’nın 25. bölümünde yakaladı beni (gülüyor).  

Mesut Süre ©Denef

Mesut Süre ©Denef

Bu kadar uzun süre aynı programı yapmak nasıl hissettiriyor?

Beş buçuk yılı sabah olmak üzere yedi yıldır, günde üç saat yayındayım. Bu kadar zaman içinde bir süre dinleyip bırakanlar, daha sonra tekrar dinleyenler çok oluyor ama ben hep sabitim. Bir programda dinleyicilere son yedi yılda ne yaptıklarını sordum hatta. Benim yaşadığım yer ve kazancımın biraz daha artması dışında değişen hiçbir şey yok hayatımda çünkü merak ettim. Kimi iki kez iş kurup batırmış, kimi iki çocuk sahibi olmuş, kimi ikinci evliliğini yapmış vs. Ben yerimde saymışım ama bu iş biraz da kabullenmekle ilgili. Yani kendi hikayeni insanlara anlatıp onlarla arkadaş olmakla ilerliyor.  

Programında anlattıkların içinde hiç kurgu hikayeler var mı?

Kurgu demeyelim de yalan diyelim. Ben yalancı bir adamım. Halam yok ama halam kötü yola düştü diye bir hikaye başlatabiliyorum (gülüyor). Neyin gerçek, neyin yalan olduğu pek önemli değil. Mesele o hikayeyi hevesle gerçekmiş gibi anlatmak. Kurgu olarak sadece günün sorusu var, onu belirleyip başlıyoruz yayına. Arada internet üzerinden bilgiye erişim çok kolay olduğu için ilginç içerikler bulup üzerine konuşuyoruz. Zaten tek başıma olmuyorum, hoş sohbet konuklarım var. Kimler bunlar; Nuri Çetin, Serkan Yılmaz, Fazlı Polat, İlker Gümüşoluk, Kemal Ayça ve Firuze var. Değişik kafalardayız haliyle çok sevenimiz olduğu gibi sevmeyenimiz de hep var. 

Sürekli arayan ve sesinden tanıdığın dinleyiciler de var mı?

Var tabii, aradıklarında “Arama her gün” deyip kapatıyorum (gülüyor). Diğer türlü program sıkıcı olur yoksa. Onlara da iki haftada bir yayına almak gibi bir düzen kurmaya çalışıyorum. 

Seni dinleyenler tatlı-aksi ya da Huysuz Virjin gibi bir yakıştırmalar yapıyor. Memnun musun bunlardan?

Aksi bir tarafım var ama dediğin gibi tatlı olduğu için dinleyiciyi rahatsız etmiyor. Huysuz Virjin’e gelince, o  tiplemeye bayılırım, büyük hayranıyım. Ancak en çok korktuğum şeylerden biri, başkası gibi olmak. Bu stand-up gösterisi için de geçerli. Eğer birine benziyorsanız izleyici aslına gider, neden size gelsin ki! Huysuz Virjin tarzında olmak harikulade benim için, onun gibi olmaksa sıkıntı yaratır. Kaldı ki Seyfi Dursunoğlu’nun yaptığı müthiş zor ve benzersiz bir gösteriydi. Cebinde silahı olan adamların karşısında yaptı bu işi ve bu ülkenin birçok dönemini gördü. Dünyada eşi az bulunan bir şovmendir. 

Bu yakıştırmadan yola çıkarak merak ediyorum, gamsız mısındır?

Bazen bir noktaya gelirsin ve “Ne yapayım şimdi? Delireyim mi yoksa…” dersin. İşte ben komedyen oldum. Benim mizahım travmadan geliyor aslında. İnsanları güldürme hali bana yaşam enerjisi veriyor. Bu anlamsız hayatın içinde başıma gelen anlamsız dertleri mizahla savuşturuyorum. Belki gamsızlık değil bu bilemiyorum. Bu durum hiçbir şeyin beni çok fazla heyecanlandırmaması olarak da geri dönüyor. Televizyona çıkmak, çok ünlü olmak gibi şeylere büyük anlamlar yüklemiyorum. 

Dert ettiğin şeyler olmaz mı hiç?

Yok olmaz. Dert sevmem ben, kavga da sevmem, kaçarım. Radyoda da öyleyim hatta. Baktım tartışma çıkacak, çat diye kapatırım telefonu. Tabii ben “Sus be sen anlamazsın” deyip kapatıyorum ama belki de o haklı. Pek ilgilenmiyorum o kısmıyla. 

Siz Hepiniz Ben Tek adlı stand-up gösterini izlemiş ve bir süre programını dinlemiş biri olarak, radyoda ve sahnede aynı Mesut Süre’yi gördüğümü söyleyebilirim. Bu çizgiyi kasıtlı olarak mı koruyorsun?

Gerçek hayattaki Mesut’un da bir farkı yok ki. Bana göre yayıncılıkta doğru matematik şu: X bir konuyu yayında mı gerçek hayatta mı konuştuk, bunu hatırlayamıyorsak doğru yoldayız demektir. Çünkü teknolojinin bu kadar hayatımıza girdiği bir dünyada, insana en çok insan lazım. “Gerçek” bir insan samimi geliyor. “Bu adam bizden algısı” yaratıyor. İnsan kusurlu bir varlık olduğundan radyo ve sahne de kusurlu bir mecra aslına bakarsan. Sanal dünyada eleştirilerin bu kadar çok artmasının nedeni bunu çok anlayamamaktan kaynaklı. Çünkü herkes ideal bir tip bekliyor. O nedenle eleştiriler de övgülere belli mesafede durup kendini değerlendirmek lazım. 

Gösteriye başlayalı ne kadar oldu? Nasıl karar verdin böyle bir geçişe?

Radyoculuk yavaş yavaş reklam pastanın düştüğü az para dönen bir sektör. İnsanlar beni radyodan bu kadar seviyorken hem onlarla buluşma adına hem de madden biraz daha rahat bir yaşam sürme adına başladım. Başlangıçta bir zorunluluktu ama yaptıkça sevdim.İnsanları güldürmek keyifli ve büyülü bir iş. Zaten sadece iyi kazanıyorum diye yapılacak bir iş değil. Gösteriye başlayalı yedi yıl oldu. Bir buçuk saat sahnede kaldığım interaktif bir gösteri bu. Temel olarak sabit hikayeler olsa da zaman zaman yeniliyorum. 

Seyirciyi nasıl topluyorsun? Bu kadar uzun süre devam ettirmek kolay olmasa gerek.

Stand-up’ın hiç seyircisi yok. Çünkü bu iş özünde itici ve tanımıyorsan eğer “Kim lan bu lavuk” diye gittiğin bir iş. Tanıdığın bir adama para ödeyip izlemeye gidersin. Cem Yılmaz bu işe doğru bir zamanda girmiş, dahi bir adam olduğundan onu ayrı tutuyorum. Ama bir mesleğin olmadan ve kendine onun üzerinden bir kitle yaratmadan seyirci bulman gerçekten sor. Mesela Ata Demirer ünlü oldu, oyunu dolup taştı; Beyaz bir süre denedi gibi gibi… Özetle bir kitle yaratıp onu oyuna yönlendirmen gerekiyor. Tabii bu kitlen olsun da oyun kötü olsa da fark etmez demek değil. İşte benim kaynağım da yüzde 90 radyo, kalanı da önerilerle gelenler.

Sosyal medyayı oldukça aktif kullanıyorsun yayınlarında. Bunun bir katkısı oluyor mu? 

Biraz gereklilik, biraz da dinlenip dinlenmediğini görmenin bir yolu sosyal medya. Ancak olumlu yanlarına rağmen onun programı ele geçirmesine izin vermem. Belirli bir dozda okurum yorumları. Aslolan konuğumla, telefondaki dinleyiciyle olan diyaloglarımızdır. 

Peki başka gösteri dünyasında başka bir format var mı aklında?

Talk show hep var. Ancak benimki biraz sert bir mizah. Yani ailenizin ne kusuru var, eşinden az kazanan kocalar gibi Türkiye için bıçak sırtı konulara giriyorum. Bunu de her kanal kaldıramaz. Rock FM’in benim için özel olmasının bir nedeni de bu, özgür bir radyo burası. 

Mesut Süre ©Denef

Bir yanda da web televizyonları var artık. Öyle bir şey düşündün mü?

İnternette yayınlar yapan arkadaşlarım var hatta benim de öyle planlarım doğmaya başladı. Ben biraz tembelim sadece (gülüyor). Mesela İlker’in Apartman Sohbetleri diye dokuz dakikalık röportajlardan oluşan başarılı bir projesi var. Hatta ilk bölümünde ben de varım. 

Tiyatro ile uğraştın mı hiç? Kanında oyunculuk da var mı?

Üniversitedeyken gittiğim oldukça amatör bir deneyimim var ama tiyatro da diyemem ona, gerçek oyunculara haksızlık olur. Yine de üç filmde oynadım şimdiye kadar. İlki Yapışık Kardeşler’di, şimdi de henüz vizyona girmeyen iki film var. Biri adı daha netleşmemiş olan Kahpe Bizans’ın devam filmi, diğeri de Yok Artık adlı komedi filmi. Kamera önü zor iş. Misal bir sahnede beni tehdit ediyorlar, Gani Müjde korkmamı söyledi. Ben gözümü kısınca kaydı kesip “Mesutçum insanoğlu gözünü kısarak korkmaz” dedi (gülüyor). Eğitimsiz olmuyor tabii bu işler. Bir sezon kamera önü oyunculuk eğitimi almıştım gerçi ama belli ki yetmemiş.  

Stand-up gösterin yaz boyunca devam edecek mi?

Evet, ara vermiyorum. Her cuma saat 22:00’de BKM Mutfak’ta, her cumartesi saat 22:00’de Kadıköy Bahane’deyim. 

0
3082
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle