19 MART, SALI, 2019

38. İstanbul Film Festivali’nde Görmeniz Gereken 25 Film

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 5-16 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek 38. İstanbul Film Festivali’nde Türkiye ve dünya sinemasından 175 uzun, 11 kısa metrajlı toplamda 186 film gösterilecek. 12 gün boyunca sinema zevki sunacak olan festivalde gösterilecek filmler arasından 25 filmi sizler için seçtik.

38. İstanbul Film Festivali’nde Görmeniz Gereken 25 Film

Ağaçlardan Bahsetmek (Talking About Trees)

2019 Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde dünya prömiyerini yapan ve festivalden En İyi Belgesel Ödülü ile dönen Suhaib Gasmelbari’nin Ağaçlardan Bahsetmek filmi, İstanbul Film Festivali’nin dikkat çeken yapımları arasında yer alıyor. Uzun yıllar sürgünde kalan dört arkadaş olan “Sudan Sinema Kulübü”nün yegâne üyeleri İbrahim, Süleyman, Manar ve Altayib, Sudan’a sinemayı yeniden getirmek için bir araya geliyorlar. Bu dört arkadaşın zamanında yarattıkları, kaybolan ya da geriye kalan görüntülerle Sudan’ın tüm yüzleri ortaya çıkıyor. 

Yem (Bait)

Festivalin teknik açıdan şaşırtan yapımlarından Yem, 70’lerin meşhur Bolex kamerasıyla 16 mm siyah-beyaz çekilmiş bir film. Mark Jenkin’in özel bir işlemle elle müdahale ettiği bu filmde, görsel ayrıntılar sürekli değişen bir ışık ve dokuyla perdeye yansıyor. Yalıtılmış bir toplumdaki kardeş kavgasının hikâyesini, İngiltere’nin güneybatı ucunda yer alan Cornwall’daki kartpostal gibi bir balıkçı köyünden aktarıyor.

Dünyanın Sınırında (To The Ends Of The World)

Dünyanın Sınırında, Guillaume Nicloux’nun 1945’te, Vietminh savaşçılarının Çinhindi’ne düzenledikleri saldırılar sonrasında bir Fransız askerini konu aldığı sıra dışı bir savaş filmi. Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapan ve başrollerini Gaspard Ulliel, Guillaume Gouix, Gérard Depardieu’nun paylaştığı film, olağanüstü doğa atmosferi ve sert sahneleriyle dikkat çekiyor. 

Gözü Kara (Jumpman)

Zoolgy filmiyle tanıdığımız Ivan I. Tverdovsky, 2019 Karlovy Vary Jüri Özel Mansiyon ödülünü alan filmi Gözü Kara’da yine sıra dışı bir karakteri mercek altına alıyor. Film, baş kahramanı olan Denis’in fiziksel olarak hiç acı hissetmemesinden faydalanmak isteyen annesi Oksana’nın, doğar doğmaz terk ettiği oğlunu 16 yıl geçtikten sonra yetimhaneden kaçırmasını konu ediniyor.

#Dişil Haz (#Female Pleasure)

İsviçreli yönetmen Barbara Miller, 21. yüzyılda kadın cinselliğini farklı ülkeden beş kadınla mercek altına aldığı belgeseli #Dişil Haz’da ataerkil toplumların tabularını altüst ediyor. Film, Japonya, Hindistan, Somali diasporası, Brooklyn’deki Hasidik toplumu ve Avrupa’daki Katolik ruhbanlardan Deborah, Leyla, Rokudenashiko, Doris ve Vithika’nın hikâyeleri ile kadınların konumlarını kadınlar olmadan belirleyen evrensel mekanizmaların kültür, sınır ya da coğrafi engel tanımadığını gösteriyor.

Kız Kardeşler (A Tale of Three Sisters)

Berlin Film Festivali’nde prömiyerini yapan  Emin Alper’in son filmi Kız Kardeşler farklı yaşlarda üç kız kardeş olan Reyhan, Nurhan ve Havva’nın hikâyesine odaklanıyor. Besleme olarak gönderilen ve daha sonra baba ocağına geri dönen üç kız kardeş bir yandan ayakta kalmaya çalışırken bir yandan da kasabaya tekrar gidebilmek için gizli bir rekabet içine giriyorlar.

Hepsi Gerçek (All is True)

Bugüne kadar Shakespeare’in birçok yapıtını uyarlayan Kenneth Branagh, bu kez yazarın kendi hayat hikâyesinden bir kesiti sinemaya aktarıyor. Kenneth Branagh’ın Shakespeare’i canlandırdığı filmin oyuncu kadrosunda Ian McKellen ve Judi Dench gibi ünlü isimler yer alıyor. Film, Shakespeare’in, tiyatrosunun yanıp kül olmasının ardından Stratford-upon-Avon’a, ihmal ettiği ailesinin yanına dönüşünü ve kaybettiği oğlunun acısını yaşamasını anlatıyor.

High Life 

Robert Pattinson, Juliette Binoche ve Mia Goth gibi isimlerin bulunduğu güçlü bir oyuncu kadrosundan oluşan High Life, yalnızca bu festivalin değil senenin de en heyecan verici yapımlarından biri. Tüm oyuncuların Köln’deki Avrupa Uzay Ajansı’nda astronot eğitimi aldığı bu film, Claire Denis’nin ilk bilimkurgu filmi olma özelliği taşıyor. Film, kara delikte uzay-zamanın büküldüğü bir noktaya doğru yol alan 7 numaralı uzay gemisinde bir bebekle yalnız yaşayan Monte’nin hikâyesini ele alıyor.

Greta

Isabelle Huppert ile Chloë Grace Moretz’in başrollerini paylaştığı yönetmen Neil Jordan’ın 2012’den beri beklenen filmi Greta, bir psikolojik gerilim filmi. Isabelle Huppert’ı yeniden piyanist rolünde izleyeceğimiz Greta, Frances’in metroda Greta’nın çantasını bulması ve ona geri vermesiyle başlayan, biri eşini biri annesini henüz kaybetmiş olan bu iki kadının kısa sürede yakınlaşmasını konu alıyor.

Edmond

38. İstanbul Film Festivali’nin açılış filmi olan Edmond’un yönetmenliği ve senaristliğini “Fransız tiyatrosunun prensi” lakaplı dramaturg, oyuncu ve oyun yazarı Alexis Michalik üstleniyor. Film, Edmond Rostand’ın yaratıcılığının tıkandığı dönemde Sarah Bernhardt ve Constant Coquelin’in ısrarları sonucu yazdığı Cyrano de Bergerac’ın ortaya çıkış hikâyesini anlatıyor. Film, 1897’de, şaşaalı Belle Epoque döneminde Paris’te geçiyor.

Eşanlamlılar (Synonyms)

2019 Berlin Film Festival’inden Altın Ayı ödülü ile dönen Eşanlamlılar, yönetmeni Nadav Lapid’in hayatından izler taşıyor. Film, İsrail’den Paris’e göç eden Yoav’ın kimliğini tamamen reddetmesini konu alıyor. Yoav köklerini silmek, Fransız olmak istemesine rağmen köklerinden kaçamıyor. 

Hangi Kadın (Who You Think I Am)

Fransız yönetmen ve oyuncu Safy Nebbou’nun ödüllü yazar Camille Laurens’in aynı adlı romanından uyarladığı ve sosyal medyanın gerçek hayata etkilerini farklı bir yaş grubu üzerinden anlatan filmi Hangi Kadın’ın başrolünü Juliette Binoche üstleniyor. Filmde, 50 yaşındaki iki çocuklu akademisyen Claire, genç sevgilisini sosyal medya üzerinden takip etmek için sahte hesap açarak 23 yaşında genç ve güzel Claire’e dönüşüyor.

Petra

İspanya’nın Haneke’si olarak övülen, Jaime Rosales’in bir aile trajedisini anlattığı Petra, Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü Bölümü’nde prömiyerini yaptı. Petra, annesinin ölümünden sonra hiç tanımadığı, acımasız bir sanatçı olan babası ve onun ailesiyle tanışıyor. Bu tanışıklık saf kötülük, korkunç sırlar ve şiddetle bir Yunan trajedisine dönüşüyor. 

Nehir Kıyısındaki Otel (Hotel by the River)

Güney Koreli usta yönetmen Hong Sang-soo’nun prömiyerini 2018 Locarno Festivali’nde yaptığı ve Ki Joobong’a En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandıran Nehir Kıyısındaki Otel filmi, yaşlı şair Younghwan’ın ölmeden önce oğullarıyla arasını düzeltme çabasını konu alıyor. Şairin iki oğlunu, kalmakta olduğu otele davet etmesinden sonra, otele gelen iki genç kadının varlığı olayları karmaşıklaştırıyor.

Oyunbozan (System Crasher)

Yönetmeni Nora Fingscheidt’a Berlin’de “yeni bakış acıları sunan” filmlere verilen Alfred Bauer ödülünü kazandıran Oyunbozan, senaryosu ve başrolde yer alan Helena Zengel’in performansıyla Almanya sosyal devlet sisteminin kusursuzluğunu sorguluyor. 9 yaşında tacize uğramış bir kız çocuğu olan Benni, geçirdiği travmalar ve öfke kontrolü sorunları nedeniyle sistemin baş edemediği bir vaka olarak karşımıza çıkıyor. 

Herkesi Şaşırtan Adam (The Man Who Surprised Everyone)

Natasha Merkulova ve Aleksey Chupov’un bir Sibirya masalından yola çıkarak çektikleri Herkesi Şaşırtan Adam, toplumsal cinsiyet kalıplarını ters yüz ediyor. İki ay ömrü kalan orman bekçisi İgor, çare bulmak için gittiği şaman şifacının ona anlattığı Azrail’i kandırmak isteyen Jamba’nın hikâyesinden çok etkileniyor ve herkesi şaşırtacak bir plan yapıyor.

Banksy’yi Çalan Adam (The Man Who Stole Banksy)

Beytüllahimli bir taksi şoförünün, 2007’de, Filistin’de Bansky’nin duvara çizdiği bir İsrail askerinin eşeğin kimliğini kontrol ettiği duvar resmini çalarak eBay’de satma hikâyesini anlatıyor. Iggy Pop’un anlatıcısı olduğu belgesel; kültür çatışması, sanat, çalıntı mal, karaborsa konularına farklı bir bakış açısı sunuyor.

Dağ (The Mountain)

Dünya prömiyerini Venedik Festivali’nde yapan Dağ'ın, eleştirmenler tarafından Yorgos Lanthimos ve David Lynch’in filmlerini anımsattığı söyleniyor. 50’li yılların Amerika’sından bir hikâye sunan film, lobotomi deneyleri yapan aile dostları Dr. Fiennes’in yanında fotoğrafçı olarak çalışmaya başlayan genç Andy’yi merkezine alıyor. 

Okul Çıkışı (School’s Out)

Bir çağdaş toplum eleştirisi olarak seyirciyle buluşan Okul Çıkışı, Prömiyerini Venedik Film Festivali’nin sıra dışı filmlerin gösterildiği Sconfini bölümünde yaptı. Film, dünyanın ekolojik bir felaketin eşiğinde olduğunu düşünen üstün yetenekli çocukların sınıfına atanan kırk yaşındaki Pierre’in çocukların gizli bir şey çevirdiklerini düşünmesi üzerine onların peşine düşmesini anlatıyor ve bunu gerilimi yüksek, tedirgin edici bir havada sunuyor.

Başyapıtım (My Masterpiece)

Buenos Aires’in sanat dünyasındaki ilginç karakterlerini konu alan Başyapıtım, gerilimli bir kara mizah sunuyor. Film, sanat simsarı Arturo’nun popülerliğini kaybetmiş dostu ressam Renzo’nun resimlerini tekrar popüler hâle getirmek için yaptığı plan üzerinden, çağdaş sanat dünyasını sivri bir dille eleştirirken aynı zamanda bir dostluk hikâyesi izlememizi sağlıyor.

Bir Zamanlar Normaldim (I Used To Be Normal: A Boyband Fangirl Story)

Yönetmen Jessica Leski’nin Bir Zamanlar Normaldim filmi farklı kuşaklardan hayranlarla “boyband” fenomenine odaklanıyor. Konser kayıtları, röportajlar ve çığlık atan ergenlerle hem eğlenceli hem parlak bir “fan” dünyasının evrensel çerçevesini çizen filmin omurgasını hayranların paylaştığı gazete kupürleri, afişler ve fanteziler oluşturuyor.

Sarsıntı (Tremors)

Bir erkeğe âşık olan evli bir adamın hikâyesini anlatan, Jayro Bustamante’nin ilk gösterimini Berlin’de yapan filmi Sarsıntı, festivalin Neredesin Aşkım kategorisinde yer alan dikkat çeken yapımlarından biri. Evli bir adamın kendi benliği ile inançları, aşkı ve ailesi arasındaki çatışmayı anlatıyor.

José

İtalyan yeni gerçekçiliğinden esinlenen Çin asıllı Amerikalı yönetmen Li Cheng’in amatör oyuncularla çektiği José, Guatemala’da aşkı bulmanın ne kadar zor ve değerli olduğunu gözler önüne seriyor. Annesiyle beraber yaşayan 19 yaşındaki José, bir gün inşaat işçisi yaşıtı Luis ile tanışıyor ve aralarında güçlü bir yakınlaşma oluşuyor.

Bu Her Şeyi Değiştirir (This Changes Everything)

Festivalin Çiçek İstemez bölümünde yer alan Bu Her Şeyi Değiştirir, Hollywood’un yarattığı kadınların eksik ve yanlış temsillerini Meryl Streep, Reese Witherspoon, Cate Blanchett, Jessica Chastain, Natalie Portman’ın ve daha birçok önemli ismin tanıklığında eleştiren bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Yönetmen Tom Donahue, eğlence endüstrisinin en tartışmalı olgularına ve özünde kadın düşmanı Hollywood mekanizmasına ışık tutuyor.

Onun Adı Petrunia (God Exists, Her Name Is Petrunya)

Teofanya bayramında suya atılan tahta haçı kapıp çıkarmasıyla Kuzey Makedonya’daki küçük Stip kasabasındaki yüzlerce erkeği karşısına alan Petrunia, bir dik duruş filmi. 2019 Berlin Film Festivali’nden Ekümenik Jüri Ödülü, Sinemacılar Ödülü ile dönen Petrunia, öfkeli olduğu kadar hüzünlü yapısıyla, Makedon toplumundaki dönüşümün kilise, medya ve yargıdaki yansımalarına dikkat çekiyor.

38. İstanbul Film Festivali biletleri, İKSV Lale Kart üyeleri için indirimli ön satışlar 19 Mart Salı günü başladı. Festival biletleri için genel satışlar, 23 Mart Cumartesi günü 10.30’dan itibaren Beyoğlu’nda Atlas ve Kadıköy’de Rexx sinemaları (saat 10.30-19.00 arası), www.biletix.com'dan ve Biletix perakende noktaları üzerinden başlayacak.

0
24004
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle