22 MART, ÇARŞAMBA, 2017

1970’lerden Işınlanan Bir Ses: Gökçe Kılınçer

Retro-pop müziğin Türkiye’deki özgün temsilcisi Gökçe Kılınçer, 2014’te çıkardığı ilk single’ı Aşk Beni Bulunca’dan bu yana, geçmişten günümüze hiç eskimeyen şarkıları yeniden yorumluyor. 1970’lerden gelen sesiyle kulağımızın pasını silen Kılınçer ile müziğini, Londra’yı ve eski şarkıları konuştuk.

1970’lerden Işınlanan Bir Ses: Gökçe Kılınçer

Retro-pop müziğin Türkiye’deki özgün temsilcisi Gökçe Kılınçer, 2014’te çıkardığı ilk single’ı Aşk Beni Bulunca’dan bu yana, geçmişten günümüze hiç eskimeyen şarkıları yeniden yorumluyor. 1970’lerden gelen sesiyle kulağımızın pasını silen Kılınçer ile müziğini, Londra’yı ve eski şarkıları konuştuk.

Müziğini Retro-pop olarak tanımlıyorsun. Retro-pop tam olarak nedir?

60’lardan gelen pop müzik. Yaptığınız müziği tanımlamaya çalışmak her ne kadar yaratımın o özgür doğasına aykırı olsa da, iletişime yardımcı olmak için bu tip bir tanımlama benim müziğimi ifade etmemde yardımcı oluyor.

Sound’un geçmişten gelen tınıları bugünün sesleriyle birleştiriyor. Peki çocukluğunda kimleri dinlerdin? 

Çocukluğumda ne dinlediğimi tam olarak hatırlamıyorum. Kendimi bilmeye başladığımdan beri çok severek dinlediğim sanatçılarsa: Bob Marley, Orhan Gencebay, Neşet Ertaş, Led Zeppelin, The Beatles, Nina Simone, Elvis Presley, Bob Dylan, Bessie Smith, Cem Karaca, Nat King Cole, Pink Floyd, James Brown... Her türün klasiklerini seviyorum.

Anılarında 1970’lerin pop şarkılarının nasıl bir yeri var?

O dönemlerden çok daha sonra doğdum. Uzak geçmiş anılarım değil de yakın geçmiş anılarımda yeri daha fazla. Çünkü ben büyürken bu tür müziklerin kulağıma çalınması neredeyse imkânsızdı. Babamın 45’likleri olsa da... Dediğim gibi, ben büyürken o 45’likler benim için sadece evi süslüyorlardı. Asıl anlamda o sound’ları keşfetmem için Londra’ya gitmem gerekecekti.

Yaptığın müziğin çok katmanlı bir yapısı var. Özgün bir tarz benimsemiş bir müzisyen olarak, müziğinin ortaya çıkış aşamasında nelerden ilham aldın?

Şarkıların çıkış aşamasında, müziğe sonradan verdiğimiz giysiden ziyade, yalnızca hayattan ve gerçeklikten beslenirim. Konu sıkıntısı çekmeyeceğim bir alan kendileri. Hayat…

Gazi Üniversitesi’nde İşletme okurken, Londra Metropolitan Üniversitesi’nden kazandığın burs sonrasında Londra hayatın başladı. Bu bursun ve Londra’da yaşamanın sound’una nasıl bir etkisi oldu? 

Uzun zamandır Londra’da yaşıyorum. Hayatımı değiştirmem gerekiyordu ve bu da, bu burs sayesinde oldu. Bu anlamda, evet, kazandığım burs çok önemliydi. Londra’nın sound'uma en büyük katkısı, farklı kültürlerin müziklerini, o kökenin insanlarından dinleme ve kayıt etme şansına erişmek oldu. Benim müziğime en büyük katkısı bu sanırım. Kulaklarım çok şenlendi bu müzikal zenginlikten. 

Bestesi sana ait olan şarkılar pek çok olumlu yorum alıyor. Ne kadar zamandır kendi bestelerin üzerine çalışıyorsun? 

Bu kimi şarkılarda bir kaç saat, kimilerinde iki ya da üç sene olabiliyor. Şarkı "ben oldum" diye fısıldayana kadar çalışıyoruz.

Kendi şarkıların kadar yaptığın cover’lar da çok beğenildi. Yeliz’den Yalan, Dario Moreno’dan Sarhoş ve Ajda Pekkan’dan Ne Tadı Var Bu Dünyanın... Bu şarkılara karar verme sürecin nasıl oldu? 

Ne Tadı Var Bu Dünyanın, Sarhoş, Karakolda Ayna Var, Bir Başka Sevgiliyi eskiden beri bildiğim, sevdiğim şarkılardı. Albüm öncesinde, demo kayıtlarını eğlenme amaçlı yapıyordum zaten.

Bir loop pedalım var, şarkıları önce orada kayıt ederim. Müzik ve ben, tek başımıza vakit geçirmekten bayağı bir keyif alırız. Bu şarkıların kayıtları da böyle oluştu. 

Yalan ise Dokuzsekiz Müzik’ten çok sevdiğim bir arkadaşımın tavsiyesidir. Eskiden de biliyordum, hatta şarkı çalma listemde bir dönem olmasına rağmen, çok aklımda kalmamış o zamanlar. Tavsiyeden sonra, “bu güzel olur” dedim. Bir insanın çok içten sorgulayışını resmeden bir şarkı. Güzel oldu.

Usta sanatçıların çok sevilen şarkılarını söylemek nasıl bir his? Nasıl yorumlar alıyorsun?

İyi melodileri söylemek ve kendi sound’unla birleştirmek gayet keyifli. Güzel, heyecan verici yorumlar alıyorum. Genellikle bu hissiyattaki müzikleri, bu sound’ları özlediklerini söylüyorlar. Sıcak ve samimi geldiğini söylüyorlar. Buradan herkese selam olsun.

Sesin ve şarkı söyleme biçimin sebebiyle, 70’lerden benzetildiğin sanatçılar oluyor mu?

Londra'da yaşıyor olmam ve vaktimin büyük bölümünü stüdyoda geçirmemden kaynaklı, genelde dinleyicilerin yorumlarını sosyal medyadan takip ediyorum. Oradan henüz kulağıma çalınan bir isim olmadı. Daha çok “70'lerden ışınlanmış bu kadın” gibi yorumlar duyuyorum.  

2014 yılında Aşk Beni Bulunca, 2015 yılında ise O Beni Bilmez adlı iki single çıkardın. Bu yıl da Kalbimde İzi Var’ı dinlemeye başladık. İlk albümün hazırlık süreci nasıl geçti?

Aşk Beni Bulunca’yı 2014 Aralık ayının ortasında çıkardık. Mayıs 2015’te ise O Beni Bilmez, sonrasında Güneşin Kızkardeşi. Kalbimde İzi Var ise 3 Mart 2016’da raflarda ve dijitalde yerini aldı. Geçen sene albüm çıkmadan önce, konser tarihlerimiz belirlenmişti. Türkiye'ye gelişim Dokuzsekiz Müzik ve Stageart işbirliği ile oldu. Albümün kayıt ve prodüksiyon süreci Hicaz Stüdyosu’nda gerçekleşti. Biz konserler için hazırlanırken aynı zamanda mix'i de İstanbul’da yaptık, mastering yine Londra'da gerçekleşti. 

Kuzey-doğu Londra'da bulunan ve kendisini yardımsever müzik yapım ve ses kayıt stüdyosu olarak tanımlayan Hicaz’ın kurucularından birisin. Hicaz nedir, neler yapar, biraz bahsedebilir misin?

Hicaz, bir ses kayıt ve müzik yapım stüdyosu. Bizim çalışma alanımız. Burada hem kendi kayıtlarımızı, hem de diğer çok değerli müzisyenlerin kayıtlarını gerçekleştiriyoruz. Afro beat, Reggae, Brit/Pop, Brit/Rock, canım Anadolu müziğimiz en sık kayıt ettiğimiz türler. 

Yakın gelecekte yeni bir projen olacak mı?

Yeni şarkımız çok yakında paylaşılmak üzere yola çıkmaya adım atacak, eli kulağında. Onun arkasından, ikinci albüm gelir sanıyorum, eylül gibi. Bir de, bir şiir kitabının soundtrack albümü için yorumladığım, daha önceden de sevgili Selda Bağcan'ın yorumladığı bir ağıt var. Çok yakında Dokuzsekiz Müzik'ten çıkacak. Türkiye'de yaşarken kendi kök müziklerimizi dinlemezdim. Londra'nın bana kattığı en büyük değer bu oldu sanırım, kattığı başka değerlerin yanında.  Bu türküler, bu ağıtlar, bizim blues'umuzdur. Ama ne blues... 

0
7221
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle