
2026 Orwell Özel Ödülü'ne layık görülen Andrey Kurkov’un “Kiev Vakaları” serisinin polisiyeyi hicivle, politik gerilimi ironiyle buluşturduğu ilk romanı Samson ve Nadejda, Eyüp Karakuş’un çevirisiyle Siren Yayınları’ndan çıktı.
Kurkov, “Kiev Vakaları” serisinin Uluslararası Booker Ödülü’ne aday gösterilen bu ilk romanında tarihin izini sürerken ironiyi ve kara mizahı elden bırakmıyor.
1919 baharında Kiev’e siyasi karmaşa hâkimdir. Samson Koleçko babasının zalimce öldürülmesine tanık olmuş, kendisi de kulağını koparan bir darbe almıştır. Ancak becerikli ve yaşam dolu Nadejda’yla tanışınca hayatında bazı şeyler değişir. Kaosun hüküm sürdüğü şehirde hayatına devam edebilmek için bir iş arayan Samson bazı tesadüfler sonucu kendini bir davanın içinde bulur. Alışık olmadığı esrarengiz ve tehlikeli olayların içine düştüğündeyse Nadejda ona mücadele gücü verecektir. Tehlike altındaki bir şehrin tüm sesleri Samson’un kafasının içinde çınlarken kesik kulak, tıpkı Gogol’un “burun”u gibi hikâyenin merkezine yerleşiyor.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Garanti BBVA sponsorluğunda düzenlenen 33. İstanbul Caz Festivali, 30 Haziran Salı akşamı (dün) festivalin ödül töreni ve Marcus Miller konseriyle başladı.
Hilton İstanbul Bosphorus’ta düzenlenen törende, Türkiye’de caz tarihinin önemli ismi Senem Diyici’ye Yaşam Boyu Başarı Ödülü sunuldu. Diyici’ye ödülünü İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer takdim etti. Marcus Miller, “Marcus Miller Presents We Want Miles! The Reunion Tour 2026” projesiyle dinleyicilerle bir araya geldi.
“Senem Diyici, 1953 yılında İstanbul’da doğdu. 6 yaşında İstanbul Radyosu çocuk korosuna katıldı. Feridun Darbaz’dan klasik müzik ve nazariyet eğitimi, Ruhi Su’dan şan dersleri aldı. ‘Nar Hanım Gül Hanım’ ve ‘Sen Yoksun’ isimli bestelerinin yer aldığı ilk 45’liğini Fato takma ismiyle 1969 yılında 16 yaşındayken çıkardı. Senem ismiyle, 1973’te Yankı Plak’tan çıkardığı ikinci 45’likte ‘Ham Meyva’ ve ‘Çıt Çıt’ şarkılarına yer verdi. 1980’lerin başında Fransa’ya yerleşerek kariyerine burada devam etti. Paris’te kurduğu üçlü ile geleneksel Türkçe düzenlemeler ve kolektif bestelere yer verdikleri Anadolu (1983) albümünü yayımladı. Radyo yapımcısı Patrick Tandin ile tanışmasının ardından Takalar (1989) albümü için birlikte çalıştılar. Senem Diyici Sextet adıyla yayımlanan yedi şarkılık albümde perküsyonda Okay Temiz yer aldı, “Takalar” şarkısını ise Bülent Ecevit yazdı. 90’larda gitarist, aranjör ve besteci Alain Blessing ile caz, rock ve geleneksel Türk müziğini sentezledikleri çalışmalar yaptı. Geste (1993), Divan (1995), Jest (1998), Tell Me Trabizon (1998), Morceaux Choisis (2001), Zıpçıktı (2003), Live! (2004) albümlerini yayımladı. Albümleriyle Fransa’da ödüller ve adaylıklara layık görüldü; France Soir, Liberation, Nouvel Observateur gibi prestijli mecralarda eleştirmenlerden övgüler aldı. Turnelere çıktığı ve yüzlerce konser verdiği yılların ardından İstanbul’a döndü ve burada Nara (2021) albümünü kaydetti. 2023’te albümün Fransızca lansman konserini 360 Paris Music Factory’de verdi. Bu konserin kaydı 2024’te Senem Diyici Paris 2023 adıyla dijital albüm olarak yayımlandı. 2025 yılında, vibrafonist Tom Gareil ve tubacı Daniel Malavergne eşliğinde yeni bir orijinal beste repertuvarını keşfetmeye başladı. Nâzım Hikmet'in şiirlerini okudu; 2026’nın başlarında yazar René Frégni ile iş birliği yaptı. Senem Diyici albümlerin yanı sıra birçok projede de yer aldı. Düet, üçlü, dörtlü, altılı, sekizli olmak üzere farklı gruplar kurdu. Çeşitli ustalık sınıfları ve atölyelerde çocuklar için ritim, ses ve nefes teknikleri; Şamanizm ritimleri, şarkıları ve dansları üzerine eğitimler verdi.”
33. İstanbul Caz Festivali’nde Haftanın Konserleri:
- Thee Sacred Souls I LA LOM / Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, 1 Temmuz Çarşamba
- Robert Plant with Saving Grace and Suzi Dian / Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, 2 Temmuz Perşembe
- Arooj Aftab / Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Salonu, 3 Temmuz Cuma
- Senem Diyici Mavi Yol Quartet feat. Okay Temiz / Salon İKSV, 4 Temmuz Cumartesi
- Parklarda Caz / Ataşehir Amfili Park, 4 Temmuz Cumartesi / İBB Kadıköy Yoğurtçu Parkı, 5 Temmuz Pazar
- Brezilya Gecesi: Mari Froes / The Marmara Esma Sultan Yalısı, 6 Temmuz Pazartesi
33. İstanbul Caz Festivali programına buradan, biletlerine ise Passo üzerinden ulaşabilirsiniz.
Fotoğraf: Mühenna Kahveci
23-27 Eylül tarihleri arasında Tersane İstanbul’da düzenlenecek Contemporary Istanbul, 21. edisyonunda 24 ülkeden 70’in üzerinde galeri sanatseverlerle buluşacak.
Bu yıl, 2025 yılına göre %40’ın üzerinde bir artışla, 24 ülkeden 70’in üzerinde galerinin katılımıyla düzenlenecek Contemporary Istanbul, sonbaharda İstanbul’u bir kez daha uluslararası sanat dünyasının önemli buluşma noktalarından birine dönüştürecek. Akbank’ın ana partnerliğinde gerçekleşecek fuar, farklı coğrafyalardan galerileri, sanatçıları, koleksiyonerleri ve sanat profesyonellerini bir araya getirerek, küresel sanat ekosisteminin aktörleri arasında yeni karşılaşmalara ve iş birliklerine zemin hazırlayacak.
Katılımcı galerilerin dörtte birinin ilk kez Contemporary Istanbul’da yer alacak. Avrupa, Asya, Orta Doğu, Latin Amerika ve Kuzey Amerika’nın önde gelen sanat merkezlerinden gelecek 17 yeni galeri, bu yılki edisyona yeni perspektifler ve güçlü bir uluslararası farklılık katacak.
Galeria Francisco Fino (Lizbon), Galeria Karla Osorio (São Paulo), Galerie Diego Escobar (Marsilya), Galerie La La Lande (Paris), Galerie Tanit (Münih, Beyrut), Galerie Thomas Schulte (Berlin), Galerie Vallois (Paris), Michel Rein (Paris, Brüksel), Pearl Lam Projects (Hong Kong, Şanghay), Takato Kano Gallery (Tokyo), Whitestone Gallery (Hong Kong, Taipei, Beijing, Tokyo, Karuizawa, Singapore, Seoul), Villa Magdalena (Madrid), Artiscape (Dubai, İstanbul), Rast Gallery (İstanbul), Rıdvan Kuday (Diyarbakır), Method Gallery (Yeni Delhi) ve Shiva Zahed (Tahran, İstanbul) bu yıl ilk kez fuarda yer alacak galeriler arasında yer alıyor. Bu yeni katılımcılar arasında yer alan Pearl Lam Projects, Takato Kano Gallery ve Whitestone Gallery, Contemporary Istanbul’un bu yılki bölgesel odağı olan Focus: Asia kapsamında da öne çıkan galeriler arasında bulunuyor. New Grounds, CI21’in genç galerilere ve yeni nesil sanatçılara görünürlük imkânı sağlayan bölümü olarak 2026 edisyonunda programdaki yerini alacak. Friedrichs Pontone (New York), Ka (Ankara), Karpuchina Gallery (Prag), Method Gallery (Yeni Delhi), Rast Gallery (İstanbul) ve Shiva Zahed (Tahran, İstanbul) New Grounds kapsamında sanatseverlerle buluşacak.
CI21’e yeniden katılan galeriler arasında, uluslararası sanat takvimindeki güncel varlıklarıyla dikkat çeken isimler de yer alıyor. Art Basel haftasında Öktem Aykut (İstanbul), temsil ettiği üç sanatçıyla Art Basel’in Premiere ve Parcours bölümlerinin yanı sıra Basel Social Club’da yer alırken, Dirimart (İstanbul, Londra) temsil ettiği sanatçı İnci Eviner’in çalışmasını Art Basel Unlimited kapsamında izleyiciyle buluşturdu. Pilot (İstanbul) ve OG Gallery (İstanbul) ise Liste Art Fair’deki güçlü katılımlarıyla uluslararası görünürlüklerini sürdürdüler.
Contemporary Istanbul’a yeniden katılacak galeriler arasında ayrıca; Andrea Rehder Arte Contemporanea (São Paulo), Anna Laudel (İstanbul, Ankara, Düsseldorf), Art On Istanbul (İstanbul), Art Sümer (İstanbul), AWC Contemporary (Dubai), Bozlu Art (İstanbul), Buchmann Galerie (Berlin), Büro Sarıgedik (İstanbul), DG Art Gallery (İstanbul, Bodrum), Faar Gallery (İstanbul, Londra), Ferda Art Platform (İstanbul), Galeri Nev İstanbul (İstanbul), Galeri Siyah Beyaz (Ankara), Galeri 77 (İstanbul), Galeria Joan Gaspar (Barselona), Galerie Esther Woerdehoff (Paris), Galerija Fotografija (Ljubljana), Gillian Jason Gallery (Londra), JD Malat Gallery (Londra, Dubai), Leila Heller Gallery (New York, Dubai), Mark Hachem Gallery (Paris, Beyrut), Martch Art Project (İstanbul), Muse Contemporary (İstanbul), Pedro Cera (Lizbon, Madrid), PG Art Gallery (İstanbul), Pi Artworks (İstanbul, Londra), Piramid Sanat (İstanbul), Pontone (Londra), Revolver Galerie (Buenos Aires, Houston), Ruzy Gallery (İstanbul), Sevil Dolmacı (İstanbul, Dubai, Paris), Simbart Projects (İstanbul), SMAC Gallery (Cape Town), Villa del Arte Galleries (Barselona, İstanbul), Vision Art Platform (İstanbul), x-ist (İstanbul) ve Zilberman (İstanbul, Berlin) yer alıyor.
Künye:
1. Galeria Francisco Fino
2. Galerie Vallois
3. Method Gallery
4-5. Galeria Francisco Fino
6-7. Method Gallery
Ana Paula Maia’nın okurlarını dehşetin sıradanlaştığı bir arafın ortasına bıraktığı romanı Sığırlar ve İnsanlar, Emrah İmre’nin çevirisiyle Tersine Kitap’tan çıktı.
Kanla beslenen bir nehir, medeniyetten uzak bir mezbaha, elinde balyozla bekleyen bir adam: Edgar Wilson. Bayıltacağı her sığırın alnına kireçten haç çizip, onlara huzurlu bir son vermek niyetinde. Vahşetten keyif alan biri değil o; şiddeti merhametle örten, başkalarının yiyeceği etin günahını her gün üstlenen bir işçi. Ancak bu rutini paramparça olmak üzere. Sığırların kendilerini duvarlara vurması ve uçurumdan atlamalarıyla başlıyor her şey. Ustabaşı Bronco Gil tel örgülerin ardında bir yırtıcı arayadursun, Edgar’ın şüpheleri farklı. Zira burada hem hayvanları hem de insanları deliliğe sürükleyen başka şeyler olmalı.
“Kanın toprağa ve suya karıştığı yerlerde insanı hayvandan ayırmak zordur.”
Avrupa’nın birbirinden farklı ülkelerinden gelen genç ve yetenekli müzisyenleri Türkiye’deki müzikseverlerle bir araya getirerek, onların seslerini ve eserlerini daha geniş kitlelere duyurmayı hedefleyen Sound of Europe Festivali, bu yıl 17-19 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek.
Beşinci yılında da müzikseverlerle buluşmaya hazırlanan Sound of Europe Festivali etkinlikleri İstanbul Alan Kadıköy, Ankara Çankaya Kuğulu Park ve İzmir Bostanlı Seyir Terası’nda düzenlenecek. Avrupa’nın farklı noktalarından seçilen dokuz müzik grubunun yanı sıra Türkiye’den yeni seslerin son beş senedir aynı çatı altında buluştuğu festival, genç yetenekler ile dinleyiciler arasında kültürlerarası bir diyalog kurulmasına hizmet ediyor. Festival, müziğin ötesinde kültürel bir keşif platformu olarak öne çıkıyor.
Üç farklı şehirde eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek konserlerde, gerek Avrupa’nın yeni soluk getiren sesleri gerekse Türkiye’den yetenekli sesler ve projeler dinleyicilerle buluşacak. Katılımın tamamen ücretsiz olduğu etkinlikte, 25’e yakın konserle Avrupa’dan ve Türkiye’den 12’den fazla sanatçı ve grup sahne alacak. Sound of Europe Festivali, bu sene de Avrupa’nın yükselen müzikal enerjisini Türkiye’ye taşırken, Avrupalı ve Türk genç müzisyenler için uluslararası bir platform sunarak yaratıcı projelerin önünü açmaya devam edecek.
Festivalin bu seneki yabancı sanatçıları arasında R&B, Indie ve Pop'un tüm yönlerini oryantal melodilerle birleştiren Aze, caz ve Akdeniz müziğini birleştiren özgün besteleriyle adını duyuran Mosaïc, çağdaş İspanyol rock müziğinin umut vadeden müzisyenlerinden biri olarak tanınan ve konserleri, izleyicinin kendini tamamen kaptırdığı ve güçlü bir deneyim sunan Nacho Sarria, geleneksel Latin Amerika flütleri, alışılmadık vokaller, elektro gitar, bas hibritleri ve özel elektronikler kullanan Alman ikili Witch 'n' Monk, alternatif pop müzik tarzı ve tiyatral yeteneğiyle tanınan, Malta doğumlu şarkıcı ve söz yazarı Stefan Galea bulunuyor.
Ayrıca, synth-pop, neo-soul ve indie rock’ın sinematik bir sentezini sunan, tamamı şarkı yazarı ve multi-enstrümantalistlerden oluşan Future Husband, müzik tarzlarını caz ve rock’ın enerjik bir birleşimi olan “loud jazz” olarak tanımlayan JazzyBit, İtalyan şarkılarının zamansız güzelliğine adanmış, zarif ve büyüleyici bir proje olarak doğan Amar Corda Duo ve müzikleri blues, soul, vintage rock ve indie pop türlerini bir araya getiren sıcacık ritimler, güneşli melodiler ve Polonya nostaljisi içeren, hem zamansız hem de taze bir deneyim sunan shama, sinematik pop müziğini duygusal hikaye anlatıcılığıyla birleştiren bir sanatçı olarak öne çıkan Krick, geleneksel ve çağdaş müzik anlayışını birleştiren Enes Kunduracı ile İzmir’in en köklü Big Band orkestralarından biri olan İzBB Pop Orkestrası da Sound of Europe Festivali kapsamında müzikseverlerle buluşacak.
Sound of Europe Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Arter, iki yeni sergiyi sanatseverlerin beğenisine sunuyor. Arter’in yeni grup sergisi “Gökyüzü Şekerdendi” ile Tayfun Erdoğmuş’un “Atlas 1/137,035999” başlıklı kişisel sergisi izleyicilerle buluşuyor.
Arter’in yeni grup sergisi “Gökyüzü Şekerdendi”, 24 sanatçının Arter Koleksiyonu’ndaki eserlerini Selen Ansen’in küratörlüğünde bir araya getiriyor. Resim, fotoğraf, heykel, video ve yerleştirme gibi farklı disiplinleri kapsayan seçki, “ev/yuva” ve “yurt” kavramlarını fiziksel mekânlar olmanın ötesinde, bellek, hayal gücü ve yolculuğun biçimlendirdiği deneyim alanları olarak ele alıyor. Sergide; Melike Abasıyanık Kurtiç, Adel Abidin, Lene Adler Petersen, Ahu Akgün, Francesco Albano, Hüseyin Bahri Alptekin, Gökhun Baltacı, Yto Barrada, Mehtap Baydu, Elina Brotherus, Fatma Bucak, Elif Erkan, Ayşe Erkmen, Dan Graham, Karl Horst Hödicke, Fatoş İrwen, Arthur Köpcke, Inge Mahn, Yıldız Moran, Ahmet Öğüt, Sophia Pompéry, Gerhard Rühm, Stéphanie Saadé, Stefan Wewerka yer alıyor. Resim, fotoğraf, yerleştirme, heykel ve video gibi çeşitli mecralarda üretilen ve bir kısmı yakın zamanda koleksiyona dahil edilen sergideki bu eserler, izleyiciyi tatlı anılarla ya da kederlerle dolu evlerle, aidiyetlerimizi biriktiren katmanlı toprakla, geride bıraktığımız ya da içimizde taşıdığımız yuvalarla ve daha iyi bir gelecek arayışıyla yollarına düştüğümüz yabancı diyarlarla yeniden ilişkilenmeye davet ediyor. Tek bir çatı altında, iç ve dış mekân arasında bakış açısının durmaksızın değişmesini teşvik eden mekânsal bir düzenleme içinde bir araya gelen yapıtlar, yeryüzü ile gökyüzü, geçmiş ile gelecek, kök salmışlık ile köksüzlük arasında uzanan titreşimli ve çok renkli bir duyusal alan meydana getiriyor.
Tayfun Erdoğmuş’un “Atlas 1/137,035999” başlıklı kişisel sergisi, sanatçının kırk yılı aşkın bir süreye yayılan pratiğinin çeşitli dönemlerinden –birçoğu henüz hiç sergilenmemiş– geniş bir eser seçkisini, yeni üretimleriyle bir araya getiriyor. Bitkilerin ve minerallerin katmanlaştırılmasıyla üretilen bu yapıtlar; hareketli imgeler ve endüstriyel malzemeler kullanılarak tasarlanmış mekânsal düzenlemeler içinde sunuluyor. Küratörlüğünü Eda Berkmen’in üstlendiği sergi, Erdoğmuş’un geleneksel sanatlar, dekoratif sanatlar ve güzel sanatların kesişiminde konumlanan pratiğini biçimlendiren görsel ve düşünsel katmanların izini sürmeye olanak tanıyor. Serginin başlığı “Atlas 1/137,035999”, bu coğrafyaya verilmiş bir koordinat gibi de okunabiliyor. Yeni keşfedilmiş bir yıldızın, bir molekülün, spekülatif bir keşif aracının adını ya da henüz çözülememiş bir şifreyi çağrıştıran bu başlık, serginin düşünme biçimini de tarif ediyor. Farklı zamanları, bellek katmanlarını, ölçekleri ve bilme biçimlerini birbirine temas ettiren açık bir haritalama pratiğini akla getiriyor. Sanatçı bilim, sanat ve zanaatın kesişimine yerleşen pratiği yoluyla, insanın tarih boyunca geliştirdiği dünyayı temsil etme, doğanın işleyişini çözümleme ve varoluşu anlamlandırma teşebbüslerine eşlik ediyor.
Künye:
1-3. "Gökyüzü Şekerdendi" Sergiden görünümler Küratör: Selen Ansen Arter, 2026 Fotoğraflar: Murat Germen
4-5. Tayfun Erdoğmuş: Atlas 1/137,035999 Sergiden görünümler Küratör: Eda Berkmen Arter, 2026 Fotoğraflar: Orhan Cem Çetin ve Eflâtun Derin Çetin
Fransız sosyolog ve filozof Roger Caillois’nın insanlık tarihini oyunun merceğinden okuduğu eseri Oyunlar ve İnsanlar, Haldun Bayrı’nın çevirisiyle Doğu Batı Yayınları’ndan çıktı.
Caillois, oyun oynamayı yalnızca çocukça bir eğlence ya da boş zaman aktivitesi olarak görmek yerine kültürün, hukukun, sanatın ve toplumsal kurumların temelini oluşturan kurucu bir unsur olarak tanımlıyor. Oyunları; yarışma (agôn), şans (aléa), -mış gibi yapma (mimicry) ve baş dönmesi (ilinx) olmak üzere dört temel kategoriye ayırıyor. Kuralların disiplini ile özgürlüğün coşkusu arasındaki o hassas dengeyi kusursuz biçimde inceliyor. Antikçağın ritüellerinden modern dünyanın kumarhanelerine, borsadan profesyonel spor müsabakalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede, toplumların karakterini oynadıkları oyunlar üzerinden analiz ediyor.
Caillois; disiplinlerarası yaklaşımı, oyun tipolojisi, mimetizm (taklit) ve kutsal üzerine geliştirdiği teorilerle sosyoloji, psikanaliz, edebiyat eleştirisi ve modern oyun çalışmaları alanlarında Jacques Lacan, Georges Bataille ve Jean Baudrillard gibi isimleri derinden etkilemiştir. Ayrıca Caillois’nın oyun ve kültür ilişkisi üzerine kurduğu sosyolojik çerçeve, Türkiye’deki tiyatro ve kültür tarihçiliğinde de izler bırakmıştır. Metin And, oyunun kültürel kökenlerini ve ritüelleri çözümlerken Huizinga ile birlikte Caillois’nın şans, rekabet ve taklit kategorilerine sıklıkla atıfta bulunmuştur.
Galerist ve Galeri Nev, Yıldız Moran ile Şahin Kaygun’u bir araya getiren “Yaz Göğünün O Güzel Adası” başlıklı sergiyi 18 Eylül’e kadar Büyükada’daki Splendid Palace’da sanatseverlerle buluşturuyor.
Adını Lord Byron’ın Fair Island of a Summer’s Sky dizesinden alan sergi, Türkiye fotoğrafının birbirinden neredeyse tamamen farklı iki görme biçimini temsil eden sanatçıyı, aynı mekânda bir araya getiriyor. Yıldız Moran, 1950’lerin başında Büyükada’da çektiği ve ilk kez Splendid Palace’da sergilenen fotoğraflarında, insanları, gündelik yaşamı ve manzarayı âdeta bir belgeselci gibi gözlemliyor, ancak bir şair gibi belgeliyor. Şahin Kaygun ise fotoğrafı, görüntüyü kaydeden bir araçtan öte, müdahaleye, katmanlara ve yeniden kurmaya açık bir yüzey olarak ele alıyor. Yüzeyleri kazıyor, boyuyor, kimyasal işlemlerle dönüştürüyor ve görüntüyü özenle yeniden kurguluyor. Böylece iki sanatçının bir araya geldiği sergide, fotoğrafın gerçekliğe tanıklık eden ve gerçekliği bozan, yeniden icat eden olanakları görünür kılınıyor.
Büyükada’nın hafızasında özel bir yere sahip olan Splendid Palace’ın yüzyılı aşkın belleği içinde kurgulanan “Yaz Göğünün O Güzel Adası”, izleyicilerini yaz mevsiminin hafifliği ve adaların çağrıştırdığı zamansızlık duygusu eşliğinde, Yıldız Moran’ı ve Şahin Kaygun’u resimsellik ve deneysellik üzerinden karşılaştırarak deneyimlemeye davet ediyor.
Kübra Yeter’in yazdığı, Zeynep Hakgüder Yılmaz’ın resimlediği hayal gücünün tüm zenginliğiyle doğa sevgisi, dayanışma ve sorumluluk duygusunu odağına alan Düş Peşime Güneşe adlı kitap Ginko Çocuk’tan çıktı.
Düş Peşime Güneşe, “Güneş’in doğmadığı bir gün, tüm canlıların asabını bozar ama en çok da günebakanın canı sıkılır. Nerede Güneş? Neden kayboldu? Nasıl geri gelir? Ne yapmalı?” gibi soruların peşine düşen dört kafadarın atıldığı bir macerayı anlatıyor.
Düş Peşime Güneşe, küçük okurları Anni ve arkadaşlarının peşinde bir maceraya davet ediyor. Güneş’i bulmak için yola çıkan dört kafadar, bu cesur yolculuk sırasında yalnızca sorularının peşine düşmekle kalmıyor; birlikte hareket etmenin gücünü, sorumluluk almanın önemini ve dayanışmanın dönüştürücü etkisini de keşfediyor. Doğa sevgisini, ortak çözümler üretmenin değerini ve umudu merkezine alan kitap, çocuklara sorunlar karşısında birlikte düşünmenin ve harekete geçmenin önemini sıcak, ritmik ve hayal gücünü besleyen bir hikâyeyle anlatıyor.
1987 yapımı kült film Dirty Dancing, film gösterimi ve canlı performansı bir araya getiren özel prodüksiyonu Dirty Dancing in Concert ile 17 Ekim’de Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda izleyicilerle buluşacak.
Piu Entertainment organizasyonuyla gerçekleşecek gösteride, Dirty Dancing’in dijital olarak yenilenmiş versiyonu dev ekranda gösterilirken filmin ikonik müzikleri sahnedeki canlı grup ve vokalistler tarafından filmle senkronize şekilde seslendirilecek. Sinema ve konser deneyimini aynı sahnede buluşturan yapım, seyircileri Baby ve Johnny’nin yıllara meydan okuyan aşk hikâyesine yeniden ortak edecek.
Patrick Swayze ve Jennifer Grey’nin başrollerini paylaştığı Dirty Dancing, vizyona girdiği günden bu yana romantizm, müzik ve dansı bir araya getiren hikâyesiyle sinema tarihinin en sevilen yapımları arasında yer alıyor. Dirty Dancing in Concert ise izleyicilere, filmin unutulmaz atmosferini canlı müzik eşliğinde yeniden deneyimleme fırsatı sunuyor.
1987 yılında gösterime giren Dirty Dancing, dünya çapında 214 milyon doların üzerinde gişe hasılatı elde ederek uluslararası bir başarıya imza attı. Film müzikleri iki multi-platin albüme dönüşürken, “(I've Had) The Time of My Life” şarkısı En İyi Özgün Şarkı dalında Akademi Ödülü kazandı. Aradan geçen yıllara rağmen popülerliğini koruyan yapım, farklı kuşaklardan izleyicileri bir araya getirmeyi sürdürüyor.