
Zorlu PSM, 14. sezonunda “Dünyalar Senin” mottosuyla kültür-sanatın farklı dünyalarını sahnelerinde buluşturuyor.
Zorlu PSM’nin, kendi prodüksiyonlarından dünyaca ünlü sahne yapımlarına, önemli müzisyenlerden markalaşmış festivallerine ve yeni dijital projelerine uzanan, sayıları 1200’ü bulan sezon programı açıklandı. “Dünyalar Senin” mottosuyla başlayan 14. sezonunda yapımcı kimliğini dört yeni tiyatro prodüksiyonuyla geliştiren Zorlu PSM, uluslararası sahne yapımlarından müzik ve festivallere, çocuk etkinliklerinden dijital içeriklere uzanan çok sesli programıyla farklı sanat disiplinlerine ve yeni deneyimlere alan açıyor.
Zorlu PSM, 14. sezonunda yerli tiyatro prodüksiyonlarını dört yeni oyunla genişletiyor. Mehmet Birkiye yönetmenliğinde Salih Bademci, Engin Hepileri ve Yiğit Sertdemir’i buluşturan Dorian Gray’in Portresi, 3 Aralık’ta 30. İstanbul Tiyatro Festivali’nin kapanış oyunu olarak prömiyer yapacak. Sezon repertuarına ayrıca Ahmet Ümit uyarlaması Aşk Köpekliktir, Birce Akalay’ın başrolünde olduğu Inter Alia ile Zerrin Tekindor ve Ülkü Duru’yu bir araya getiren Bir Düşüşle Yükselirim dahil ediliyor. Önceki sezonlardan Satıcının Ölümü, Afife, Güneşin Oğlu ve Zorlu Çocuk Tiyatrosu oyunları da sahnelenmeye devam edecek.
Uluslararası sahnelerde ses getiren dev prodüksiyonlar da önümüzdeki dönemde İstanbul seyircisiyle buluşacak. Joseph Fiennes’ın tek kişilik oyunu Riverman 26-27 Mayıs 2027’de, The Lord of the Rings – A Musical Tale 8-17 Ekim 2027’de, Olivier Ödüllü Back to the Future The Musical ise 12-23 Ocak 2028’de Zorlu PSM sahnesinde olacak. Dünya sahnelerinden Fundación Antonio Gades’in Carmen flamenko gösterisi (11 Kasım 2026), Paris! The Show (21 Aralık), Bollywood yapımı Taj Express (3-4 Mart 2027) ile Slava’s Snow Show, Cinderella ve Nutcracker da takvimde yerini alıyor.
Müzik tarafında ise MIX Festival, 6 Kasım’da Kelis ve Saint Etienne gibi isimlerle 10. yılını kutlamaya hazırlanırken; PSM Loves2Gather serisi Triggerfinger, BaBaZuLa ve Ringo Jets gibi yerli ve yabancı ekipleri eşleştirecek. Sezonda ayrıca PSM Loves Summer ve Sónar Istanbul (9–10 Nisan 2027) gerçekleştirilecek. Kurum dijital alanda ise YouTube programlarının yanı sıra, Ars Electronica modelinden esinlenerek %100 Studio’yu interaktif bir dijital deneyim merkezine dönüştürecek “DeepSpace” projesini hayata geçirecek.
KAIROS, Elif Özen ve Zeynep Arçay’ın üretimlerini bir araya getiren “Gece” başlıklı sergiyi 12-17 Ekim tarihleri arasında Zeynep Arçay Studio’da sanatseverlerle buluşturacak.
“Gece”, siyahı bedeni, yüzeyi ve bakışı yeniden kuran bir unsur olarak ele alıyor. Işığın dağıttığını karanlığın topladığı bu karşılaşmada, ayrıntılar geri çekildikçe sınırlar belirginleşiyor, siluet netleşiyor ve form kendi ağırlığıyla görünür hâle geliyor.
Zeynep Arçay’ın tasarımlarında siyah, bedeni gizleyen bir örtü olmaktan çıkarak onu yapılandıran bir çizgiye dönüşüyor. Kumaşın kesimi, dokusu ve ağırlığı bedeni dağıtmak yerine bir araya getiriyor. Elif Özen’in monokrom yüzeylerinde ise beden, ayrıntıdan çok sınır üzerinden düşünülüyor. Siyah ve beyaz arasındaki karşıtlık bir temsil alanı yaratmak yerine yoğunluk üretiyor. Tonlar azaldıkça form belirginleşiyor; yumuşak geçişler geri çekiliyor ve geriye keskin lekeler ve güçlü siluetler kalıyor.
İki farklı üretim pratiğini aynı düşünsel zeminde buluşturan “Gece”, siyahın saklamakla görünür kılmak arasındaki ikili doğasına odaklanıyor. Karanlık, biçimleri ortadan kaldırmak yerine onları yoğunlaştırıyor; beden ile yüzey arasındaki sınırı yeniden tanımlıyor.
Künye:
1. Rehearsal of the Self, 100x150 cm oil on paper 2026
2. the shape of hiding saklanmanın biçimi, 100x150 cm oil on paper 2026
3. Traces Carried by Water, 150x100 cm oil on paper 2026
Ödüllü bilim gazetecisi Melinda Wenner Moyer’in günümüz dünyasında çocuklara kendilerine iyi bakmayı, inandıkları şey için mücadele etmeyi, kendilerinden farklı olanları anlamayı ve zorluklar karşısında duygularını yönetmeyi öğretmeye yönelik ebeveynler için hazırladığı kitabı Merhaba Acımasız Dünya, Esra Even’in çevirisiyle hepkitap’tan çıktı.
“Kusursuz bir dünya yaratamasak da çocuklarımızı bu dünyayla baş edebilecek insanlar olarak yetiştirebilir miyiz?” Moyer bu soruyu konunun uzmanlarına sordu. Psikologlardan eğitimcilere, bağımlılık uzmanlarından medya okuryazarlığı araştırmacılarına kadar onlarca bilim insanıyla konuştu, yüzlerce araştırmayı inceledi. Kaotik, adaletsiz ve bazen gerçekten de acımasız olan bu dünyada harika çocuklar yetiştirmenin bilimsel yollarına dair bu kitabı hazırladı.
“Çocuklarımızı ne kadar korumaya çalışırsak çalışalım, bir gün haya tın zorluklarıyla mutlaka karşılaşacaklar. Merhaba Acımasız Dünya, o gün geldiğinde hazırlıklı olabilmeleri için bugün atabileceğimiz adımları gösteriyor.”
GalataPerform, 2026–2027 tiyatro sezonunda Yeşim Özsoy’un yazıp yönettiği yeni oyunu Aksak Deliryum ile başlıyor. Batur Belirdi, Elif Temuçin, Evrim Doğan, Eray Karadeniz, Sanem Öge ve Yaman Ceri’nin rol aldığı oyun, 24-25 Kasım’da İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Alan Kadıköy’de izleyicilerle buluşacak.
Aksak Deliryum, tufan anlatılarından ilham alan çağdaş bir kıyamet anlatısı olarak Nuh, İbrahim, Sara, Hacer, Yuşa ve Meryem’in İstanbul’da kesişen hikâyelerini anlatıyor.
Oyun, GalataPerform’un 2006 yılından bu yana sürdürdüğü Yeni Metin Yeni Tiyatro Projesi kapsamında geliştirilen “Yeni Gerçeklikler Üzerine Yazmak” başlıklı ortak oyun yazarlığı projesi çerçevesinde, Portekiz’in A Turma Tiyatrosu iş birliğiyle ortaya çıktı. Yeşim Özsoy tarafından kaleme alınan oyunun Portekizce çevirisi yapıldı; Porto’daki Teatro Nacional São João’da bir okuma tiyatrosu gerçekleştirildi ve eser, Humus Kitabevi tarafından Portekizce olarak yayımlandı.
“İstanbul. Etiler. Bir kafe. Yaklaşan bir felaketin henüz kimsenin adını koyamadığı işaretleri gündelik hayatın içine sızıyor.
Dünyanın giderek sıradanlaşan ama hayatlarımıza hükmeden çatışmaları, savaşları ve tükenişleri arasında; belki büyük bir felaketin eşiğinde, belki de çoktan başlamış bir çöküşün içinde yaşayan Nuh, İbrahim, Sara, Hacer, Yuşa ve Meryem’in hikâyeleri, tufan anlatılarının yankılarıyla iç içe geçiyor.
Kesişen hayatların, sırların ve tesadüflerin içinde savrulan bu altı karakter; aşk, aidiyet, inanç, güç, hafıza ve hayatta kalma arzusu etrafında örülen ilişkiler içinde yollarını ararken geçmişin mitleri günümüzün kırılgan gerçekliğiyle yeniden karşılaşıyor.
Sesin, ışığın ve aksayan ritimlerin yön verdiği bu sahne evreninde gerçek ile hayal, gündelik hayat ile kıyamet, İstanbul ile mitoloji birbirine karışıyor.”
Ramize Erer’in “Séparation” (Ayrılık) başlıklı kişisel sergisi, 19-31 Ekim Paris’teki Hôtel Langlois’nin 44 numaralı odasında sanatseverlerle buluşacak.
Kadınlık hâllerini ve kadın deneyimlerini kendine özgü çizgileriyle ele alan sanatçı ve çizer Ramize Erer’in Art Basel Paris ile eş zamanlı olarak düzenlenen “Séparation” sergisi, kimseye kalıcı olarak ait olmayan bir otel odasında kuruluyor. Ayrılık fikrinin farklı katmanları etrafında şekillenen sergide sanatçının portre, figür ve natürmort tablolarından oluşan 25 eseri Nazlı Pektaş küratörlüğünde bir araya geliyor. Sergide ayrıca, otel odasının televizyonunda Ramize Erer’in çektiği ve resimlerine eşlik eden bir video serisi de izleyicilere sunulacak.
Serginin Hôtel Langlois’teki 44 numaralı odada yer alması, “geçicilik” fikri etrafında şekillenen kavramsal dünyanın önemli bir parçasını oluşturuyor. Paris’te 19. yüzyılın sonlarında inşa edilen heybetli kesme taş binada yer alan Hôtel Langlois, gelip geçenlerin kısa süreliğine konakladığı geçici bir ikametgâh niteliği taşıyor. Aynı yatak, aynı gece içinde hem bir varışın hem de bir ayrılışın izini taşıyor; sonla başlangıç bu odada yan yana geliyor. Böylece serginin adını taşıyan ayrılık duygusu, mekânın geçici doğasıyla yeniden karşılık buluyor.
Ramize Erer’in resimlerinde porselen inceliğinde ten dokuları ve solgun renkler öne çıkarken, kalın yağlıboya darbeleri ince çizgilerle aynı yüzeyde buluşuyor. Sanatçının paletinde tekrar eden gül pembesi yanaklar ve gözleriyle izleyiciye yönelen yüzler, eserlere kendine özgü bir duygu dünyası kazandırıyor. Erer, eserlerinin yarattığı duyguyu şu sözlerle ifade ediyor: “Neşeyle, mutlulukla yaptığım bu resimler şimdi neden hüzünlü?”
Küratör Nazlı Pektaş ise sergiyi şu sözlerle değerlendiriyor: “‘Séparation’ sergisi, yarıda kalmış bir yasın yankısını taşır. Sıradan bir hasretin sınırlarını çoktan aşan an, varoluşsal bir yarığa açılır. Hôtel Langlois’nin 44 numaralı odasında toplanan Ramize Erer’in kızları, mekânı estetik bir teşhir alanı olmaktan çıkarıp varoluşsal bir sığınağa dönüştürür. Erer’in kızlarını bir galeri yerine bir otel odasına yerleştirmesi de rastlantı değildir: Otel odası, hiç kimseye kalıcı olarak ait olmayan, geçerken uğranılan bir ikametgâhtır. Aynı yatak, aynı gece içinde hem bir varışın hem de bir ayrılışın izini taşır; sonla başlangıç burada dip dibedir. Geçiciliği seçmek, sergiye adını veren ayrılığı mekânın kendisinde bir kez daha tekrarlamak demektir.”
Will Heinrich’in New York’lu sanat eleştirmeni Jonah Blank’in özel hayatı ve ilişkileri üzerinden günümüz kentli insanının bir portresini sunduğu Karanlıktan Karanlığa, Gökhan Sarı’nın çevirisiyle Jaguar Kitap’tan çıktı.
Karanlıktan Karanlığa; can yakıcı aile içi tartışmalar, sanat atölyeleri ve müzelere yapılan ziyaretler, uyumla uyumsuzluğun, anlayışla yanlış anlamaların iç içe geçtiği evlilik hayatı, artık kendileri de birer anne baba olan iki yetişkinin gerek çocuklarıyla gerekse kendi anne babalarıyla ilişkileriyle örülü bir roman. İş, ev, aile, New York’ta yaşam; görünürde her şey yolundadır. Ama yine de bu insanlar bir Noel sabahında veya araba yolculuğunda birdenbire gerilirler. Peki ama neden, istedikleri tam olarak ne?
“Gençliğinizi sizi anlayacak birini aramakla harcarsınız. Sonunda o insanla yollarınız kesişir ve âşık olursunuz. Her şeyi paylaşırsınız: Herkese anlattıklarınızı, hiç kimseye anlatmadıklarınızı, içinizde taşıdığınızdan bile bihaber olduğunuz korkuları, arzuları. En saçma şakalarınızı. Çıplak bedenlerinizi. Hayatlarınızı iç içe geçirir, arkadaşlarınızı paylaşır, birlikte yaşamaya başlar, evlenir, çocuk yaparsınız. Aranızdaki yakınlık öyle derinleşir ki çoğu zaman sınır belirsizleşir. Hangi fikrin kime ait olduğunu, hangi televizyon programını kimin sevip kimin sevmediğini karıştırırsınız. Sonra bir gün bir bakmışsınız ki, birbirinizle iletişim kurabilmek için bir yabancının yardımına muhtaçsınız.”
Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED), 7-11 Ekim tarihleri arasında 13. kez gerçekleştirilecek. Festival 90 ülkeden gelen 600’ü aşkın başvuru arasından seçilen 44 filmi ücretsiz olarak izleyiciyle buluşturacak.
Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali bu yıl çevresel kayıpları, bu kayıplara yol açan kararlarla birlikte ele alıyor. Program; kararları kimlerin aldığı, sonuçlarından kimlerin etkilendiği ve zararın sorumluluğunu kimlerin taşıdığı sorularının etrafında şekilleniyor. Su, toprak ve biyoçeşitliliğin yanı sıra emek, eşitsizlik, zorunlu göç, savaş ve yaşam alanlarının kaybı da festivalin ekoloji yaklaşımının parçasını oluşturuyor. Festivalin Halk Eğitim Merkezi ve Salhane’deki gösterimlerine yönetmen söyleşileri, atölyeler, buluşmalar ve bir sergi eşlik edecek.
Seçki dört bölümden oluşuyor. Uluslararası Yarışma’daki 10 film, Fethi Kayaalp Büyük Ödülü ve Madam Melpo Ödülü için yarışıyor. Öğrenci filmlerine ayrılan Gaia Öğrenci Yarışması’nda 7, farklı coğrafyalardan insan ve doğa hikâyelerini bir araya getiren Panorama’da 15 film var. Özel Gösterim’deki 12 film arasında Brezilya’nın yerli seslerine ayrılan seçki, Hindistan’daki ALT-EFF (All Living Things Environmental Film Festival) iş birliğiyle ekolojik belgeseller ve Sicilya’daki SiciliAmbiente ile ada iş birliği kapsamında filmler yer alıyor.
13. BIFED hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nin Flora Araştırmaları Derneği’nin Bitki Ressamları Komitesi (BİRET) iş birliğiyle düzenlediği “BOTANICA: Anadolu’nun Bitkileri” sergisi 10 Ocak 2027 tarihine kadar sanatseverlerle buluşuyor.
Bilimsel botanik illüstrasyon alanındaki üretimleri bir araya getiren bu özel sergi, Anadolu’nun zengin bitki çeşitliliğini sanat ve bilimin ortak diliyle izleyiciye sunuyor. “BOTANICA: Anadolu’nun Bitkileri” sergisi, bitkileri yalnızca bilimsel araştırmanın konusu olarak değil; kültürün, gündelik yaşamın ve sanatın ortak hafızasını şekillendiren canlı varlıklar olarak ele alıyor. Sergi, Türkiye’nin farklı coğrafyalarında yayılış gösteren bitkilerin illüstrasyonları ile izleyiciyi gözlem, belgeleme ve estetik ifade arasındaki ilişkiler üzerinden düşünmeye davet ediyor. Bir bitkiyi doğru biçimde çizebilmenin ardındaki dikkatli gözlem, karşılaştırma ve bilimsel araştırma süreçleri, eserlerle birlikte görünür hâle geliyor.
Sergi, çizimlerin yanı sıra herbaryum örnekleri, tarihsel belgeler, nadir eserler gibi muhtelif kaynakları içeriyor. Geçmişten günümüze bitki bilimi ve ressamlığıyla uğraşanların çalışmalarını bir araya getirerek, botanik illüstrasyonların bilimsel bilgi üretimi ve birikimindeki rolünü de ortaya koyuyor.
Sergide, Türkiye’den botanik illüstrasyon alanında üretim yapan 40 sanatçının 71 eseri yer alıyor. Farklı illüstrasyon teknikleriyle üretilen çalışmalar; bitkilerin yaprak, çiçek, meyve ve tohum gibi ayırt edici özelliklerini bilimsel doğrulukla aktarırken, doğayı güçlü bir görsel anlatıya dönüştürüyor.
Lyliane Adra’nın anlatımının Selçuk Demirel’in çizimleriyle buluştuğu, hayvanların, insanların ve doğanın birbirine görünmez bağlarla tutunduğu sekiz hikâyeden oluşan İki Kanatlı, Dört Ayaklı, Dallı Budaklı, Yüzergezer Hikâyeler adlı kitap, Ömer Şentürk’ün çevirisiyle Tudem’den çıktı.
9 yaş ve üzeri okura yönelik kitap; savaşta önemli mesajlar taşıyan cesur bir posta güvercininden barınaktan sahiplenilen koca yürekli bir köpeğe, meraklı bir kediden doğduğu sulara dönen bir somona uzanan birbirinden farklı kahramanların izini sürüyor.
Hikâyeler ilerledikçe kahramanların yolları kesişiyor ve finalde hepsi aynı meşe ağacının altında buluşuyor. Dostluk, sadakat, dayanışma ve doğayla uyum temalarını masalsı bir anlatımla işleyen kitap, farklı yaşamların aslında tek bir bütünün parçası olduğunu hatırlatıyor.
4. Sanat Dünyamız Günleri, 8-11 Ekim tarihleri arasında Yapı Kredi Kültür Sanat Loca’da düzenlenecek.
Sanat Dünyamız Günleri, bu yıl “Çatlak Koza” başlığıyla sergi, performans, atölye ve konuşmaları bir araya getiriyor. Program rutinlerin, tekrarların ve alışkanlıkların gündelik hayat içinde nasıl bir hareket alanı oluşturduğunu ve bu alanın günümüz insanını nasıl bir düzene taşıdığını sorguluyor.
“Çatlak Koza” başlığı her kozanın, yuvanın ve düzenin kırılmaya müsait yapısına, kozaların işe yaradığı ya da yaramadığı hâllere bakıyor. Program boyunca rutinlerin yararları ve yararsızlıkları, tekrarın gücü ve dayanıklı kasların inşası tartışmaya açılırken oyunlara, birlikte öğrenmeye ve bir arada olmanın pratik edilmesine odaklanılıyor. 4. Sanat Dünyamız Günleri, Burak Ata’nın “En Olağan Hislerimi Şeyleştirdiğimde Olanlar” başlıklı kişisel sergisiyle başlayacak.
Program, Sanat Dünyamız dergisinin editörü Fisun Yalçınkaya ve Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Etkinlikler Yöneticisi Ahsen Erdoğan tarafından hazırladı. Etkinlik hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
1. Burak Ata, Naturmort, 2026, 70x60cm, tuval uzerine yagliboya
2. İris ergul,cansuyu,2026-2
3. Merve Morkoç, Ölçülebilir Asağılanma