
Dünyaca ünlü crossover piyanist MAKSIM, SEGMENTI World Tour kapsamında, Stagepass organizasyonuyla 5 Mayıs akşamı Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde müzikseverlerle buluşacak.
MAKSIM, yeni albümü Segmenti’nin Londra’dan Paris’e, Sidney’den Pekin’e uzanan dünya turnesi kapsamında İstanbul’a geliyor. Dünyanın dört bir yanında 5 milyonu aşkın albüm satışı ve sayısız altın-platin plak ödülüyle crossover müziğin önde gelen isimleri arasında yer alan MAKSIM, klasik müziği modern ritimlerle buluşturan sinematik performansıyla büyük bir dinleyici kitlesine sahip.
MAKSIM’in repertuvarı, klasik piyano konserlerinin alışıldık çizgisinin dışına çıkıyor; farklı müzik dünyalarını kesiştiriyor. Chopin, Prokofiev ve Tchaikovsky’nin eserleri; Queen ve ABBA’nın hitleriyle, Game of Thrones, Pirates of the Caribbean gibi efsaneleşen film ve dizi müzikleriyle aynı akışta yer alıyor. Klasik müziğe kattığı çağdaş ritimler ve tekno dokunuşlarıyla sanatçı, piyanonun sınırlarını yeniden tanımlıyor. Grubu eşliğinde sahneye çıkan MAKSIM, performansında müziği tek başına bırakmıyor; çarpıcı görsel efektler ve dinamik sahne kurgusuyla çok katmanlı bir deneyim sunuyor.
MAKSIM konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Ferda Art Platform, İnci Furni ve Deniz Aktaş’ın “Drawing” başlıklı sergisini 6 Haziran tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
“Desen, çoğunlukla çizimin ilk aşaması ya da bir hazırlık süreci olarak değerlendirilir. Bu sergi ise deseni, geçici bir ön adım olmaktan çıkararak, bağımsız bir düşünme ve yüzeyle ilişki kurma pratiği olarak ele alır. Bu yaklaşımda desen, ne yalnızca başlangıca ne de sonuca ait bir araçtır; kendi zamansallığı ve ifade biçimi olan bir alan olarak öne çıkar.
İnci Furni ve Deniz Aktaş’ın çalışmaları, ortak bir estetik dil kurmayı amaçlamaktan ziyade, çizginin farklı niyetler, ritimler ve maddesel yoğunluklar içinde nasıl çoğullaşabileceğini görünür kılar. Çizgi burada yalnızca form oluşturan bir unsur değildir; iz bırakır, silinir, kesintiye uğrar, yön değiştirir, tekrar eder ve yüzeyle etkileşim içinde gelişir. Bu yönüyle, bir sınır çizmekten çok, bir iz sürme pratiği olarak yüzeyde dolaşır.
Sergide beliren imgeler, doğa üzerinden kurulan bir zaman takibi olarak okunabilir. Belirli bir durumu temsil etmekten çok bir geçiş hâlini yansıtır: ne tam kış ne tam bahar ne çözülmüş ne donmuş bir ara durum, bir entre-saison. Çizgi temsil etmez; sapar, tekrar eder. Bir iz olarak belirir ve her zaman yeniden kurulabilir; hiçbir zaman aynı hattı izlemez.
İnci Furni’nin çalışmalarında yüzey, pasif bir zemin olmaktan çıkarak, imge jestlerle kurulan bir karşılaşma ve direnç alanına dönüşür. Jest, burada yalnızca bir ifade değil, yüzeyle yürütülen fiziksel bir müzakere biçimidir; müdahaleler ilerledikçe yüzey tepki verir, kimi yerlerde donar, kimi yerlerde çözülür. Form, bu etkileşim içinde sabitlenmek yerine sürekli dönüşür.
Deniz Aktaş’ın işlerinde ise imge, fotografik imaj ve desen arasında bir geçiş alanında kurulur. Çizgisel taramalar, imgeyi sıkıştırarak yoğunlaştırır; monokrom yüzeylerde bakış bu manzara parçaları arasında dolaşır.”
Sanatçı Başak Günaçan’ın kolaylaştırıcılığında 5 Mayıs’ta özellikle 14-17 yaşları arasındaki kız çocuklarına yönelik çevrim içi bir fanzin atölyesi düzenlenecek.
“Evdeki Ses: Çevrimiçi Fanzin Atölyesi” başlıklı etkinlik Af Örgütü organizasyonuyla 14-17 yaşları arasındaki kız çocuklarını, bedenlerinin ve seslerinin nasıl değiştiğini birlikte düşünmeye ve konuşmaya davet ediyor. Katılımcıların kendini güvende hissederek, fikirlerini özgürce ifade edebileceği ve oyun yoluyla üretebileceği bir alan olmayı hedefleyen atölyede herkes çizerek, yazarak, kesip yapıştırarak kendi fanzinini üretecek. Bu atölyede evdeyken yapılan küçük, bazen fark edilmeyen hareketleri ve hisleri keşfedecek çocuklar. Kapıyı kapatma şeklimiz, bir köşeye oturup düşünmemiz veya kafamızın içinden geçenleri sessizce takip etmemiz… Bu atölyede ev içerisinden başlayarak, ev ve ev dışındaki alanlarda bedenlerinin ve seslerinin nasıl değiştiğini konuşacaklar.
“Çizimle, hareketle, hayal kurarak ve sohbet ederek ilerleyeceğimiz bu atölyede ‘doğru’ ya da ‘yanlış’ yok. Komik olan da var, tuhaf olan da! Burada ‘saçma’ diye bir şey yok. Gülmek serbest, garipleşmek serbest, denemek serbest. Kendi ritmini, kendi sesini ve sana ait alanları keşfetmek istiyorsan, Evdeki Ses seni bekliyor.”
5 Mayıs’ta 19.00-21.00 saatleri arasında çevrim içi olarak gerçekleştirilecek atölyenin başvuru formlarına 3 Mayıs’a kadar ulaşabilirsiniz. 14-17 yaş arası çocuklar “Çocuklar İçin Başvuru Formu”na buradan ulaşabilir. 14-17 yaş arası çocuğu olan ebeveynler/bakım verenler ise “Ebeveynler/Bakım Verenler İçin Başvuru Formu”na buradan ulaşabilirler. Formu doldururken, çocuklarının da gönüllü olarak katılım isteği olup olmadığı sorulmalı ve form çocuklarla birlikte doldurulmalıdır.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş döneminin öncü ressamlarından Halil Paşa’nın 1912 tarihli ve dört mevsimi betimleyen eserleri, Sotheby’s tarafından Londra’da düzenlenen müzayedede 537 bin 600 Pound’a satılarak sanatçının bugüne kadarki en yüksek satışına ulaştı.
Eserlerin 1900’lerin başına tarihlenen erken bir versiyonu ise Pera Müzesi’nde devam eden "Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı" sergisinde yer alıyor. Halil Paşa’nın 1912’ye tarihlenen ve dört mevsimi betimlediği tabloları, Londra’daki Sotheby’s’te düzenlenen müzayedede rekor fiyata satıldı. Müzayede evinin 200 bin ila 300 bin Pound tahmini değer biçtiği tablo, 537 bin 600 Pound’a satılarak sanatçının bugüne kadar en yüksek fiyata alıcı bulan serisi oldu. Dört panelden oluşan bu eser, dünyaca ünlü müzayede evi Sotheby’s’in 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl başlarında Kuzey Afrika, Mısır, Levant, Arabistan ve Osmanlı dünyasının manzaralarını, insanlarını ve kültürlerine dair resimleri bir araya getiren “Oryantalist Sanat” müzayedesinde dikkat çeken satışlardan biri oldu. Tahminlerin üzerinde rakama ulaşarak uluslararası sanat piyasasında büyük ilgi gören bu satış, Halil Paşa’nın üretimine yönelik güncel ilgiyi yeniden görünür kılıyor.
Sotheby’s’te satılan tabloların 1900’lerin başına tarihlenen erken bir versiyonu ise Pera Müzesi’nde izleyicilerle buluşuyor. “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisinde yer alan bu eserler, sanatseverlere uluslararası sanat piyasasında dikkat çeken bu temanın erken bir yorumunu yakından görme imkânı sunuyor.
“Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisi, Halil Paşa’nın İstanbul, Paris ve Mısır arasında şekillenen sanat pratiğini; portre, natürmort ve özellikle peyzajları üzerinden ele alırken, sanatçının ışık ve doğayla kurduğu ilişkiyi merkeze alıyor. Ziyaretçiler, sergide yer alan bu eserlerin yanı sıra, daha önce Versace Koleksiyonu’nda olan ve Sotheby’s’te satılan Atlı Süvari eseri de olmak üzere Halil Paşa’nın diğer yapıtlarını, arşiv belgelerini, fotoğraflarını ve desen defterlerini bir arada inceleyerek sanatçının üretim dünyasını daha geniş bir çerçevede deneyimleyebiliyor. 23 Ağustos’a kadar Pera Müzesi’nde ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek sergi, Halil Paşa’nın yalnızca yapıtlarına değil, aynı zamanda sanat anlayışını şekillendiren çevreye, üretim süreçlerine ve dönemine de ışık tutuyor.
Künye:
1. "Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisi
2. Halil Paşa İlkbahar | Spring, 1902 Tuval üzerine yağlıboya | Oil on canvas 140 x 47,5 cm Özel Koleksiyon | Private Collection
Halil Paşa Kış | Winter, 1903 Tuval üzerine yağlıboya | Oil on canvas 140 x 47,5 cm Özel Koleksiyon | Private Collection
Halil Paşa Sonbahar | Autumn Tuval üzerine yağlıboya | Oil on canvas 140 x 47,5 cm Özel Koleksiyon | Private Collection
Halil Paşa Yaz | Summer, 1902 Tuval üzerine yağlıboya | Oil on canvas 140 x 47,5 cm Özel Koleksiyon | Private Collection
Rock müziğimizin söz yazarlığı ve müzikal kimliğiyle öne çıkan ismi Koray Candemir’in on bir yeni şarkıdan oluşan üçüncü solo albümü Kendine Uzak dinleyiciyle buluştu.
Kendine Uzak’ta yer alan on bir parçanın dokuzunun söz ve bestesi sanatçının kendisine ait. “Dönmedolap” adlı şarkının sözleri M.Ş.Ş. imzası taşırken, “Toz Bulutları” ve “Ateşe Attım” şarkıları GECE grubundan tanınan Eren Çilalioğlu ve albümün co-prodüktörlüğünü üstlenen Cem Şahin ile birlikte yazıldı. Albümün kayıtları, ekibin Kilyos’taki kendi stüdyosu nestsound’da tamamlandı. Bu albüm Candemir’in müzikal yolculuğunda yeni bir dönemin kapısını aralıyor.
Tüm dijital platformlarda yayına alınan Kendine Uzak’ın lansman konseri 9 Mayıs'ta DasDas’ta gerçekleştirilecek. Biletlerine buradan ulaşabilirsiniz. Albümü ise buradan dinleyebilirsiniz.
Alex North’un New York Times En Çok Satanlar listesine giren romanından uyarlanan, başrollerini Robert De Niro, Michelle Monaghan ve Adam Scott’ın paylaştığı Fısıltı Adam, 28 Ağustos’ta Netflix’te yayımlanacak.
Yönetmen koltuğunda James Ashcroft’un oturduğu, senaryosunu ise Ben Jacoby ve Chase Palmer’ın kaleme aldığı filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Hamish Linklater, Owen Teague, Acston Luca Porto, Will Brill gibi isimler yer alıyor. Filmin yapımcıları arasında ise Anthony ve Joe Russo yer alıyor.
Sekiz yaşındaki oğlu kaçırılan dul bir suç yazarı, uzun zamandır görüşmediği ve emekli bir polis dedektifi olan babasından yardım umarken onlarca yıl önce "The Whisper Man" olarak bilinen hüküm giymiş bir seri katil vakasıyla bir bağlantı keşfeder.
2006 yılında ilk filmiyle izleyiciyle buluşan, başrollerinde Meryl Streep, Anne Hathaway, Emily Blunt ve Stanley Tucci gibi yıldız isimlerin yer aldığı Şeytan Marka Giyer (The Devil Wears Prada)’in devam filmi 1 Mayıs’ta vizyona giriyor.
Bir kuşağın modaya bakışını değiştiren Şeytan Marka Giyer devam filminde izleyicileri Miranda, Andy, Emily ve Nigel karakterleriyle New York’un ışıltılı moda sokaklarına ve Runway Magazine’in ikonik ofislerine geri döndürüyor.
Film, orijinal ana kadroyu yeniden bir araya getirirken; yönetmen koltuğunda David Frankel, senaryoda ise Aline Brosh McKenna yer alıyor. Devam filminde ayrıca Kenneth Branagh, Simone Ashley, Justin Theroux, Lucy Liu, Patrick Brammall, Caleb Hearon, Helen J. Shen, Pauline Chalamet, B.J. Novak ve Conrad Ricamora gibi yeni isimler de izleyiciyle buluşuyor. İlk filmden Tracie Thoms ve Tibor Feldman da “Lily” ve “Irv” karakterleriyle rollerini yeniden canlandırıyor. Film, Wendy Finerman yapımcılığında; Michael Bederman, Karen Rosenfelt ve Aline Brosh McKenna’nın yürütücü yapımcılığında hayata geçirildi.
Şeytan Marka Giyer 2’yi 1 Mayıs’tan itibaren sinema salonlarında izleyebilirsiniz. Filmin fragmanına buradan ulaşabilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=QWrV1Z7LH-4
Colleen Hoover’ın romanından uyarlanan, Anne Hathaway ve Dakota Johnson’ı bir araya getiren Verity: Gerçeğin Diğer Kıyısı filminden ilk fragman yayımlandı.
Anne Hathaway, Dakota Johnson ve Josh Hartnett’in başrolleri paylaştığı Verity, 2 Ekim’de TME Films dağıtımıyla vizyona girecek. Filmin yönetmenliğini Michael Showalter üstlenirken senaryoda ise Nick Antosca imzası bulunuyor.
“Maddi zorluklar çeken yazar Lowen Ashleigh (Dakota Johnson), ağır bir kaza sonrası iş yapamaz hâle gelen dünyaca ünlü yazar Verity Crawford’un (Anne Hathaway) yarım kalan kitap serisini tamamlamak üzere işe alınır. Bu görev için ailenin gözlerden uzak malikanesine taşınan Lowen, çok geçmeden Verity’nin yazdığı ve kimsenin okumaması gereken ürkütücü otobiyografik notları keşfeder. Lowen, notlarda yer alan Verity'nin kocası Jeremy (Josh Hartnett) hakkındaki rahatsız edici ve çarpık itiraflarla boğuşurken; kendini kurgu ile gerçeği, manipülasyon ile çekiciliği, fırsat ile takıntıyı birbirinden ayırmakta zorlandığı karanlık bir sarmalın içinde bulur.”
2 Ekim’de vizyona girmeye hazırlanan filmin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
Maxim Gorki Tiyatrosu’nda iki yılda bir düzenlenen Berliner Herbstsalon adlı çağdaş sanat festivalinin yedinci ve son edisyonunun küçük ama önemli bir seçkisini bir araya getiren “Aşk, Mark ve Ölüm” sergisi 8 Mayıs-27 Haziran tarihleri arasında Depo’da sanatseverlerle buluşacak.
“‘Almancılar’, göçün 65. yıl dönümünde, Maxim Gorki Tiyatrosu’nun ‘Aşk, Mark ve Ölüm sergisiyle İstanbul’a geri dönüyor.
‘Aşk, Mark ve Ölüm’, Yeni Alman Dalgası olarak anılan müzik akımının temsilcilerinden İdeal grubunun 1982’de yayımlanan bir şarkısı. Grup, yeni Almanya’nın kimlersiz olamayacağını daha o zamanlar biliyordu. Şarkı sözleri için Aras Ören’e başvuruldu; Ören, 1982’de yazdığı Aşk, Mark ve Ölüm başlıklı şiirinde göçmenlerin Almanya’dan duydukları hayal kırıklığını anlattı. O dönem hızla yayılmaya başlayan yabancı düşmanlığı, medya ve siyasette yürütülen ırkçı tartışmalardan da besleniyordu. Aras Ören şiirini şöyle bitiriyordu:
Ağla tepin bağır çağır
Alçak sesle yüksek sesle
Her yan duvar her yan sağır
Ölüm ucuz gelir bize
Aşk, Mark ve Ölüm aynı zamanda Cem Kaya’nın Türkiyeli göçmenlerin müzik tarihi üzerine çektiği ödüllü belgesel filminin (2022) de adı. Yönetmen, film için DJ ikilisi Ayata/Kullukçu’nun Songs of Gastarbeiter adlı derleme albümünden esinlendi. İkilinin bir araya gelmesine ise, 2011 yılında Türkiye ile Almanya arasında imzalanan işgücü anlaşmasının 50. yıl dönümünü, sanat yönetmenliğini Shermin Langhoff’un yaptığı Ballhaus Naunynstrasse’de kutlayan Almancı – 50 Jahre Scheinehe (Almancı – 50 Yıllık Sahte Evlilik) adlı festival vesile olmuştu.
AŞK, MARK VE ÖLÜM I
Serginin ilk bölümü, Melek Konukman-Tulgan, Filiz Taşkın, Serpil Yeter ve Gülsün Karamustafa’nın birkaç eseri dışında belgesel bir niteliğe sahip. Geniş çaplı bir araştırmaya dayanan bu bölüm, Telefunken firmasının Berlin’de Stresemannstrasse 30 adresinde ‘misafir kadın işçiler’ için tahsis ettiği yurdun sakinlerine odaklanıyor.
Emine Sevgi Özdamar’ın eserleri bu konuda önemli bir rol oynuyor. 1946 yılında Malatya’da doğan ve İstanbul ile Bursa’da büyüyen Özdamar, 1965 yılında Stresemannstrasse 30’a yerleşti. Telefunken’deki işi ile tiyatroya ve sömürü ile baskının olmadığı bir dünyaya duyduğu özlemin damga vurduğu yurttaki hayatını, 1998’de yayımlanan ve Berlin üçlemesinin ilk kitabı olan Die Brücke vom Goldenen Horn (Haliçli Köprü) adlı romanında anlattı. Roman kahramanlarından biri İstanbul’dan Berlin’e yaptığı uzun yolculukta şöyle der: ‘Bu nasıl bitmek bilmez bir yol.’ Bu yolculuk bugün hâlâ bitmiş değil. Bir zamanlar çok yakın gibi görünen daha iyi bir dünya hayali giderek ulaşılmaz bir hâle geliyor. Üçlemenin Seltsame Sterne starren zur Erde (Tuhaf Yıldızlar Dünyaya Bakıyorlar Gözlerini Kırpmadan) adlı ikinci kitabında yazar şöyle der:
‘Konuştuğum dilde mutsuzum. Kelimeler hasta. Sözcüklerimin bir sanatoryuma ihtiyacı var. Tekrar şifaya kavuşması için ne kadar zamana ihtiyacı vardır bir kelimenin? Yabancı ülkelerde insan anadilini yitirir derler. İnsan kendi ülkesinde de anadilini yitiremez mi?’
Bu cümleler bir zamanlar Almanya’da çok iyi anlaşılıyordu. İnsanların, Üçüncü Reich’ın diliyle kendi anadillerini zehirleyen ebeveynlerinden, büyükanne ve büyükbabalarından utandıkları zamanlardı bunlar. Emine Sevgi Özdamar bu kelimeleri iyileştirmek için Berliner Ensemble’a gitti. Bu tiyatroya giden ilk ve tek o değildi. Stresemannstrasse işçi yurdunu bir buçuk yıl yöneten Nuran Oktar ve Vasıf Öngören de Berlin’e tiyatro için gelmişlerdi.
Kelimeleri iyileştirme çabası, tiyatronun da hayat damarlarından biridir. Bunu hiç kimse tek başına kotaramaz; hele bir ‘ulus’ asla. Çünkü uluslar başka insanlara, başka dillere muhtaçtır. Stresemannstrasse 30’da yaşayan, birçok ulustan kadınlar da bunu tecrübe etti. Maxim Gorki Tiyatrosu’nun yürüttüğü çalışmalar da aynı deneyimlerden beslenerek, göç sonrası Almanya’da yeni bir tiyatro için çabalıyor.
AŞK, MARK VE ÖLÜM II
Serginin ikinci bölümünde, özellikle video çalışmaları, yazılı metin ve heykellerden oluşan eserleriyle yaşam öykülerinden esinlenerek Almanya’yı tartışan sanatçılar yer alıyor: Nevin Aladağ, Züli Aladağ, Cana Bilir-Meier, Zühal Bilir-Meier, Ahu Dural, Semra Ertan, Harun Farocki ve Antje Ehmann, Daniel Knorr, Hakan Savaş Mican, Ersan Mondtag, İrfan Önürmen, Emine Sevgi Özdamar, Ülkü Süngün ve Želimir Žilnik.”
Booker Ödüllü Eleanor Catton’ın çağımızın kurtlarıyla kuzularını ve onları birbirinden ayırt etmenin ne kadar güç olduğunu anlattığı psikolojik gerilim kitabı Kül ve Tohum, Kıvanç Güney’in çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Mira Bunting beş yıl önce, Birnam Ormanı adını verdiği bir gerilla bahçecilik kolektifi kurdu: Kimsenin dikkatini çekmeyecek terk edilmiş arazilerde ekim yapan, yarı kanundışı yarı hayırsever, kural tanımaz bir aktivist grup. Yıllardır ayakta kalma mücadelesi veren kolektif, sonunda bir çıkış yolu bulur. Korowai Geçidi’ni kapatan bir heyelan Thorndike kasabasını dış dünyadan koparmıştır. Doğal bir felaket, beklenmedik bir fırsat yaratır: terk edilmiş gibi görünen geniş bir çiftlik arazisi.
Ne var ki, bu araziye gözünü diken yalnızca onlar değildir. Esrarengiz milyarder Robert Lemoine çiftliği satın almak için çoktan harekete geçmiştir. Buraya sözümona bir kıyamet için sığınak inşa edecektir. Mira’yı arazide yakaladığında, ondan ve ekibin girişimci ruhundan etkilenir; toprağı birlikte işlemeyi önerir. Bu tuhaf ittifak kısa sürede bir güven sınavına dönüşür. İdeallerin, ideolojilerin ve çıkarların iç içe geçtiği bu dünyada herkesin sakladığı bir şey vardır. Ve her seçim geri dönülmez sonuçlar doğuracaktır.