GÜNDEM
  • 02-10-2026

    İngiltere ve İrlanda sinemalarında gişe başarısı yakalayan Oasis belgeseli Oasis: Don’t Look Back in Anger, 9 Ekim itibarıyla Disney+’ta izleyicilerle buluşacak.

    Dylan Southern ile Will Lovelace’ın yönettiği ve senaryosunu Steven Knight’ın kaleme aldığı yapım, Liam ve Noel Gallagher kardeşlerin uzun bir aradan sonra gerçekleştirdiği Oasis Live ’25 turnesini konu alıyor. Belgeselde, turne hazırlıkları, prova süreçleri ve sahne arkası görüntülerinin yanı sıra Gallagher kardeşlerin yıllar sonra birlikte verdikleri ilk ortak röportaj yer alıyor.

    Yapımda ayrıca grubun “Wonderwall”, “Slide Away”, “D’You Know What I Mean?” ve “Half the World Away” parçalarına ait daha önce yayınlanmamış tam konser performansları ve arşiv görüntüleri de bulunuyor.

    ​Magna Studios yapımı olan ve dağıtımı Sony Music Vision ile Sony Music Entertainment UK iş birliğiyle gerçekleştirilen belgesel, sinema gösterimlerinin ardından 9 Ekim’den itibaren Disney+’ta izlenebilecek.

    0
    0
    165
  • 02-10-2026

    Saim Güveloğlu’nun uyarlayıp yönettiği Tansu Biçer, Tülin Özen, Defne Koldaş ve Sezer Arıçay’ın rol aldığı Elizabeth Costello, 4-5 Kasım’da Paribu Art’ta İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında ilk kez seyirciyle buluşacak.

    Türkiye’de Can Yayınları tarafından Romancının Romanı adıyla yayımlanan eserinden uyarlanan oyun, İstanbul Tiyatro Festivali’nin 30. yılı kapsamında prömiyerini yapacak. Bahçe Galata ve Dolkun Production ortak yapımı Elizabeth Costello, festivalin ardından sezon boyunca Paribu Art’ta sahnelenmeye devam edecek.

    J. M. Coetzee’nin Elizabeth Costello; Eight Lessons eserinden uyarlanan oyun, insanın dünyayla ve diğer canlılarla ilişkisini, entelektüelin sorumluluğunu ve sanat ile etik arasındaki gerilimi sahneye taşıyor. Saim Güveloğlu’nun uzun zamandır üzerinde çalıştığı eser, onun rejisiyle ilk kez sahneye taşınıyor.

    Bu buluşmanın ardında uzun yıllara yayılan bir yaratıcı iş birliği bulunuyor. Saim Güveloğlu, Tansu Biçer ve Tülin Özen’in yıllar içinde farklı projelerde geliştirdiği ortak çalışma, Elizabeth Costello ile yeni bir sahne dünyasında buluşuyor. Uzun süredir üzerinde çalışılan bu metnin sonunda sahneye taşınması, ekip için uzun bir hazırlık ve düşünme sürecinin somut bir karşılığı olmanın yanı sıra, birlikte üretmeye devam etmenin de özel bir karşılığını taşıyor.

    Elizabeth Costello’nun merkezindeki yazar karakterine Tansu Biçer hayat veriyor. Edebiyatın sınırlarını esneterek düşüncenin alanına giren Elizabeth Costello, hayvanların insan çıkarları uğruna kullanılmasından türcülüğe, sanatın sorumluluğundan entelektüelin toplumsal konumuna uzanan tartışmaların içinden geçiyor. Biçer’in yorumuyla sahneye taşınan Costello, seyirciyi de bu soruların karşısında kendi yerini düşünmeye davet ediyor. Costello’nun çevresinde ise Tülin Özen, Defne Koldaş ve Sezer Arıçay, oyun boyunca farklı karakterlere bürünerek anlatının parçalı yapısına eşlik ediyor. Karakterler ve anlatım biçimleri arasındaki geçişler, oyunun tek bir bakış açısına yaslanmak yerine farklı düşünceler ve karşılaşmalar arasında dolaşmasını mümkün kılıyor. Böylece oyun, tek bir doğru ya da mesaj ortaya koymak yerine seyirciyi farklı bakış açılarıyla karşı karşıya bırakıyor. Bu yaklaşım oyunun biçimine de yansıyor. Bir prolog, dört tablo ve bir epilogdan oluşan Elizabeth Costello, farklı düşünsel ve estetik katmanları kolaj anlayışıyla bir araya getiriyor. Böylece düşüncenin ve tiyatronun iç içe geçtiği özgün bir sahne dili kuruyor.

    Bu dünyanın kurulmasında yaratıcı ekibin titizlikle bir araya getirilmesinin de önemli bir payı bulunuyor. Yapım sürecine yaklaşımı ve ayrıntılara gösterdiği özenle Yağmur Dolkun, oyunun düşünsel ve estetik dünyasına karşılık verecek yaratıcı ekibin oluşmasında belirleyici bir rol üstleniyor. Farklı disiplinlerden gelen isimlerin aynı bütünün parçası olarak çalıştığı bu ekip, oyunun sahne üzerindeki dilini birlikte kuruyor.

    Bu ortak dilin önemli parçalarından biri de Hatice Gökçe’nin oyun için özel olarak tasarladığı kostümler. Gökçe’nin tasarımları, Elizabeth Costello’nun sahnedeki görünümünü oluşturmanın ötesinde, karakterin hayatta benimsediği değerler ve dünyaya bakışıyla örtüşüyor. Jorela Karriqi’nin yapının parçalı karakterini bütünleyen skenografisi, Afterwork’ün (Ceren Çaylak, Yasin Arıbuğa) düşünsel katmanlara görsel bir karşılık getiren video ve görsel tasarımları, Berkay Özideş’in ritmi belirleyen müzik ve ses tasarımı, sahne üzerindeki bütünün birbirini tamamlayan parçalarını oluşturuyor.

    ​Elizabeth Costello’nun üretilme biçimi, oyunun anlattığı dünyayla kurduğu ilişki kadar önemli. Bahçe Galata ve Dolkun Production ortak yapımı olan oyun, hiyerarşik bir çalışma anlayışı yerine karşılıklı katkı, özgürlük ve dayanışmayı merkeze alan kolektif bir sürecin ürünü. Bahçe Galata’nın kuruluşundan itibaren önem verdiği, yapılan işle söylenen söz ve çalışma biçimi arasında mesafe bırakmama yaklaşımı, Elizabeth Costello’nun üretim sürecine de eşlik ediyor.

    0
    0
    102
  • 02-10-2026

    Savaş sonrası Paris soyut sanatının öncü isimlerinden Albert Bitran’ın tüm üretim pratiğini bir araya getiren kapsamlı dijital arşiv “Catalogue Raisonné”, erişimine sunuldu.

    Dirimart, modern sanatın önemli temsilcilerinden Albert Bitran’ın yapıtlar bütününü bir araya getiren çevrimiçi Catalogue Raisonné arşivinin erişime açıldığını duyurdu. Onlarca yıllık araştırma ve belgeleme sürecinin bir sonucu olan dijital platform, sanatçının zengin külliyatını uluslararası ölçekte erişilebilir kılıyor.

    “Catalogue Raisonné”, 2004 yılında Albert Bitran’ın eşi Claude Bitran tarafından, sanat tarihçisi Clotilde Scordia iş birliğiyle başlatıldı. Sanatçının 2018 yılında vefatının ardından ise çalışmalar, kızları Hélène de Panafieu-Bitran ve Mariane Spang-Hanssen-Bitran ile Clotilde Scordia’nın yönetiminde sürdürüldü. 1931’de İstanbul’da doğan ve 1948’deki vefatına dek Paris’te yaşayan ve çalışan Albert Bitran, savaş sonrası Paris soyut sanatının öncü isimlerinden biri olarak mekân, biçim ve algı üzerine sürdürdüğü araştırmalarla kendine özgü bir görsel dil geliştirdi. Lirik soyut yapıtlarında sıcak ve soğuk renkleri ve bu renklerden yayılan ışığı kullanan Bitran, eserlerinde sıklıkla iç ve dış mekânlar arasındaki etkileşimi araştırdı.

    Fransızca ve İngilizce olarak erişilebilen “Catalogue Raisonné”, Bitran’ın resim, kâğıt üzerine çalışmalar ve heykel alanlarındaki pratiğinin gelişimini izliyor; farklı dönem ve serilerden eserleri kapsamlı dokümantasyonla bir araya getiriyor. Sürekli gelişen bir dijital arşiv olarak hâlihazırda 2600’ü aşkın kayıtlı eseri bünyesinde barındıran arşiv, devam eden araştırma ve dokümantasyon çalışmalarıyla zaman içinde genişlemeye devam edecek ve sanatçının çalışmalarının araştırılması ve anlaşılması için önemli bir kaynak oluşturacak. 

    Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.​

    0
    0
    299
  • 02-10-2026

    Anna Claybourne’nin 13,8 milyar yıllık Dünya tarihini çocuklar için yeniden kaleme aldığı kitabı 32 Sayfada Her Şeyin Tarihi, Jan Van Der Veken’in resimleriyle Gökçe Alper’in çevirisiyle Dinozor Çocuk’tan çıktı.

    ​“13,8 milyar yıllık tarih. Evren nasıl oluştu? Dinozorlar neden hayatta değil? Dünya nasıl meydana geldi? İlk insanlar kimlerdi? İnsanlar ilk ne zaman sanat yapmaya başladı? Gezegenimizi nasıl kurtarabiliriz?”

    0
    0
    262
  • 01-10-2026

    Kadıköy’de bir plak dükkanında başlayan bağımsız müzik yolculuğunun 15. yılını geride bırakan Rainbow45 Records, farklı kuşaklardan 10 bağımsız müzisyeni bir araya getiren Siyaha Giderken adlı özel derleme albümü dinleyicilerle buluşturmaya hazırlanıyor.

    İstanbul Kadıköy’de Salih Karagöz tarafından kurulan Rainbow45 Records, zaman içinde yayıncılıktan yapımcılığa uzanan bağımsız müzik yolculuğunun 15. yılını Siyaha Giderken adlı derleme albümüyle kutlayacak. Albüm, kasım ayının ilk haftasında plak ve CD formatlarında yayımlanacak. Projenin lansman konseri ise 25 Kasım Çarşamba akşamı Babylon’da, albümde yer alan müzisyenlerin katılımıyla gerçekleşecek.

    Farklı kuşaklardan ve müzikal geçmişlerden gelen 10 bağımsız ismi ortak bir anlatıda buluşturan albümün açılışını, “Merkür Retrosu” şarkısıyla tanınan Güler Özince yapıyor. Kesmeşeker ve solo çalışmalarından bilinen bas gitarist Demirhan Baylan “Doldur” parçasıyla, genç müzisyen Melisa Karakurt ise ilk stüdyo albümünde yer alan “Gemiler”in proje için özel olarak hazırlanan akustik versiyonuyla derlemede yer alıyor. Mavi Sakal ve solo projeleriyle tanınan Genç Osman Yavaş “Ayrık Otu” ile, Moğollar’ın efsanevi basçısı Taner Öngür ise “Stop” ile albümün kadrosunu zenginleştiriyor.

    ​​Albümün tek enstrümantal çalışması, 18 yaşındaki Arda Umurhan’ın özgün bağlama tekniğiyle hayat verdiği ilk bestesi “Full.Space”. Avrupa’nın farklı şehirlerinde Türkçe ve Arapça şarkılarıyla konserler veren Selin Sümbültepe “Dalgakıran – Akustik” ile, Kesmeşeker’in kurucusu ve solo çalışmalarıyla tanınan Cenk Taner ise “Her Şey Siyaha Giderken” ile projeye dahil oluyor. Kariyerini Berlin’de sürdüren Nilipek, “Gömülür” şarkısının 10. yıl dönümüne özel kaydedilen canlı akustik versiyonuyla; genç müzisyen Beliz ise “Duyarga” albümünden “Uçmasak da Yükseğiz”in yeniden düzenlenen akustik yorumuyla albümde yer alıyor.

    0
    0
    413
  • 01-10-2026

    Thomas Ostermeier’in Türkiye’de yönettiği ilk tiyatro oyunu olan, Timuçin Esen ve Funda Eryiğit’in rol aldığı Değişim / Dönüşüm, 3 Kasım’da Zorlu PSM’de prömiyer yapacak.

    Maja Zade’nin kaleme aldığı, Timuçin Esen’in çevirisiyle Türkçeye uyarladığı Değişim / Dönüşüm, Timuçin Esen ve Funda Eryiğit’i aynı sahnede buluşturuyor. Oyunun merkezinde, dışarıdan bakıldığında başarılı görünen ancak sakladıkları gerçeklerle hayatları bir anda altüst olan evli bir çift yer alıyor. Mine, seçim kampanyasının ortasında başarılı bir siyasetçi; Tarık ise avukatlığı bırakıp öğretmenliğe başlayan ve geçmişindeki bağımlılıkla baş etmeye çalışan eşi olarak izleyici karşısına çıkıyor. Sıradan başlayan bir gün, ikisinin de sakladığı gerçeklerin ortaya çıkmasıyla evliliklerini, kariyerlerini ve savundukları değerleri sınayan sert bir hesaplaşmaya dönüşüyor. Timuçin Esen ve Funda Eryiğit, Tarık ve Mine’nin yanı sıra hikâyenin farklı karakterlerini de canlandırarak iki oyuncuyla toplam 22 karakteri sahneye taşıyor. Hızla değişen karakterler ve ilişkiler, oyunun keskin mizahı ve çarpıcı sahne diliyle birleşiyor.

    Tatlı Ekşi Tiyatro, PMPEX ve Antitez Sahne Sanatları’nın ortak yapımı olan Değişim / Dönüşüm, Thomas Ostermeier’i ilk kez Türkiye’de bir tiyatro prodüksiyonunun yönetmen koltuğuna taşıyor. Provalarına temmuz ayında Inspera Bodrum’da başlanan oyunun hazırlıkları İstanbul’da devam ediyor. Değişim / Dönüşüm ismiyle sahnelenecek oyun, ilk kez 2004’te Changes ismiyle Ostermeier yönetiminde Schaubühne Berlin’de sahnelendi.

    ​3 Kasım’daki prömiyerinin ardından 4 Kasım’da yeniden Zorlu PSM’de sahnelenecek olan oyun, 11-12 Kasım’da DasDas’ta, 14 Kasım’da ise tekrar Zorlu PSM’de seyirciyle buluşacak.

    0
    0
    475
  • 01-10-2026

    Ruzy Gallery, fotoğraf sanatçısı Marta Syrko’nun “Immersion: Seeing Otherwise” başlıklı kişisel sergisini 1 Ekim-20 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.

    “Immersion: Seeing Otherwise” sergisi, fotoğrafın sınırlarını video, ışık ve hareketle genişleten mapping teknolojisiyle hazırlanmış interaktif bir video enstalasyonunu da izleyiciyle buluşturuyor. Sergi için özel olarak hazırlanan bu çalışma, projeksiyonların galeri mekânıyla etkileşime girmesiyle izleyiciyi eserin içine dahil ediyor; fotoğrafı yalnızca bakılan bir görüntü olmaktan çıkararak fiziksel olarak deneyimlenen bir alana taşıyor.

    Bu yaklaşım, serginin merkezinde yer alan su kavramıyla doğrudan ilişki kuruyor. Marta Syrko’nun sanat pratiğinde su, bir konu ya da dekor olarak değil; bedeni, mekânı, ışığı ve zamanı algılama biçimimizi dönüştüren bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Işığı kıran, biçimleri ve sınırları değiştiren, ölçek ve perspektif duygusunu dönüştüren su, Syrko’nun çalışmalarında fotoğrafın görsel dilini belirleyen temel öğelerden birine dönüşüyor. Böylece su, görüntünün arka planında kalan bir unsur olmaktan çıkarak, gördüğümüz şeyi olduğu kadar görme biçimimizi de değiştiren bir deneyim alanı yaratıyor.

    “Immersion: Seeing Otherwise”, bu yaklaşımı İstanbul’un kendine özgü coğrafyasıyla da buluşturuyor. Boğaz ve İstanbul’u çevreleyen denizler, kentin yalnızca görünümünü değil, ritmini ve karakterini de belirleyen güçlü unsurlar. Sergi, suya uzaktan bakılan bir manzara olarak yaklaşmak yerine, içinde bulunulan, deneyimlenen ve algıyı dönüştüren bir alan olarak bakmayı öneriyor.

    Sergide fotoğraf, video ve enstalasyon bir araya gelirken, mapping teknolojisiyle hazırlanan interaktif çalışma da bu yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturuyor. Işık, hareket ve projeksiyonun galeri mekânıyla kurduğu ilişki, izleyicinin eserleri yalnızca karşıdan izlemesine değil, serginin atmosferini fiziksel olarak deneyimlemesine olanak tanıyor. Böylece izleyici, görüntünün dışından bakan konumundan çıkarak serginin deneyiminin bir parçası hâline geliyor.

    ​212 Photography Istanbul’un paralel programında yer alan “Immersion: Seeing Otherwise”, aynı zamanda Ruzy Gallery’nin ilk fotoğraf sergisi olması açısından da önem taşıyor.

    Künye:
    1. Marta Syrko Submerged Photography
    2. Marta Syrko What the Water Holds Photography
    3. Marta Syrko Beneath the Surface Photography
    4. Marta Syrko Beneath the Ice Photography

    0
    0
    269
  • 01-10-2026

    Tarihçi Roger Crowley’nin keşif ve macera tarihinin ötesinde, servet arzusunun, deniz gücünün, ticaretin ve imparatorluk düşüncesinin dünyayı nasıl yeniden biçimlendirdiğinin hikâyesini anlattığı kitabı Deniz Canavarları, Alperen Soysaldı’nın çevirisiyle April Yayıncılık tarafından yayımlandı.

    1453 ve Akdeniz ve Servet Şehri kitabının yazarı, Netflix’in dünya çapında ilgi gören Rise of Empires: Ottoman yapımında uzman tarihçi olarak yer alan Crowley, rotasını Portekiz’e çeviriyor. Avrupa’nın kıyısında kalmış, sınırlı kaynaklara sahip bir ülkenin Afrika kıyılarından Ümit Burnu’na, oradan Hindistan’a uzanan deniz yollarını nasıl açtığını; Vasco da Gama’nın seferlerini, Afonso de Albuquerque’nin fetihlerini ve baharat ticaretine hâkim olma mücadelesini anlatıyor. Crowley, mektuplara, kroniklere ve görgü tanıklarının anlatılarına dayanarak Portekiz İmparatorluğu’nun doğuşuyla modern dünyanın başlangıcını aynı büyük anlatıda buluşturuyor.

    ​Ayrıca Roger Crowley, yeni kitabı Deniz Canavarları ile 16. Kocaeli Kitap Fuarı’nın konuğu olarak Türkiye’ye gelecek. 3 Ekim Cumartesi günü saat 14.00’te Akçakoca Salonu’nda, Nazlı Berivan Ak’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilecek “Geçmişi Anlatmak: Tarih Nerede Biter, Hikâye Nerede Başlar?” başlıklı söyleşide okurlarıyla buluşacak.

    0
    0
    272
  • 30-09-2026

    Bahar Güneş’in küratörlüğünü üstlendiği Baysan Yüksel ve Merve Erbilgiç’in “Olmayacak Şeylerin Neşesi” başlıklı sergisi 27 Ekim’e kadar Galeri / Miz’de sanatseverlerle buluşuyor.

    “Baysan Yüksel ve Merve Erbilgiç’in duo sergisi ‘Olmayacak Şeylerin Neşesi’nde tanımlanmaya direnen bir kelime olarak absürdün karşılığı; saçma, komik ya da gerçeküstü olanın basit bir karşılığı olarak ele alınmıyor. Daha çok, gerçekliğin kendi içindeki çelişkilerini görünür kılan bir yöntem, tavır ve müdahale biçimi olarak ortaya çıkıyor. Çünkü kimi zaman dünyayı anlamanın yolu, onu daha fazla açıklamaya çalışmak değil; zaten içinde bulunduğu mantıksızlığı bir adım daha ileri taşımaktır. Absürdü en iyi teşhir eden şey onu mantıklıymış gibi düzenlemeye çalışmamaktır, aksine saçmalığını absürt bir jest ile daha ileriye götürmektir. Böylelikle, absürt bir yanıt otoritenin maskesini indirir ve absürdü yönlendiren yasayı açığa çıkarır. Sergi, absürt olanı örneklemeye ya da açıklamaya yönelik bir çabaya girişmez, mizah ile rahatsızlık arasında gidip gelen bir özgürlük alanı kurmaya çalışır.

    Erbilgiç, illüstrasyonun anlatısal yapısından yola çıkar. İmgeleri belirli bir hikâyeyi açıklayan unsurlar olarak kullanmaz. Hafıza, his, sezgi ve tesadüf arasında ilerleyen, anlamın kurulup bozulduğu farklı okumalara açık görsel parçalar olarak ele alır. Orhan Veli'nin şiirlerinden hareket ettiği Olmayacak Şeylerin Neşesi sergisindeki çalışmalarında; gündelik olan kişisel yaşantı, hafıza ve duygu aracılığıyla yeniden kurulur. Şiirsel olan ile absürd olan burada aynı yerde buluşur.

    Yüksel’in çalışmalarında ise; rutinler, inançlar, gelenekler ve tüketim kültürü sorgulanırken sanatçı; rüyalar, evrensel semboller, hayvanlar, bitkiler ve fantastik karakterler aracılığıyla hikâyeler anlatır. Kral Çocuk, saçını tarayıp bakımını hiçbir koşulda ihmal etmeyen kırmızı at, beyaz lale, var olmayan bitkiler ve tuhaf yaratıklar… Çocuksu bir umut ve neşe ile isyan duygusu, sorgulama ile kabulleniş arasında kurmaca sahneler yaratır.

    İçinde bulunduğu çağa ve çevreye farklı yaklaşımları olan iki sanatçıyı buluşturan ‘Olmayacak Şeylerin Neşesi’ umuda yönelik; şiirsel, nüktedan, fantastik anlatım dilleriyle aynı irrasyonel zeminde buluşur. Erbilgiç absürt olanı önce bozar, yarım bırakır ve belirsizleştirir, Yüksel ise bu belirsiz alanın içinden direnç üretir. Sisifos gibi isyankâr bir kabulleniş içinde, anlamın olmadığı kurmaca bir dünyada neşe ve umuda fırsat vermenin olasılıklarını araştırırlar. Neşe burada naif bir kaçış değil, kendi yanıt ve çözümlerini üretmeyi temsil eder. Tanıdık olan hafifçe bozulur; gündelik olan başka çağrışımlara açılır, gerçeklik yeniden kurulur. Anlamsızlığın karşısında anlam, umutsuzluğun içinde umut ve kendi neşesini üretme ısrarıdır. Belki de çılgın zamanlar, çılgın sanat eserleri gerektirir. Neşe ise burada kurucudur.”

    Künyw:

    1. Baysan Yüksel, sisyphus
    2. Baysan Yüksel, zihnin hayaletleri
    3. Merve Erbilgiç İnsanlar-1
    ​4.Merve Erbilgiç, İnsanlar-4

    0
    0
    357
  • 30-09-2026

    Türkiye’nin uluslararası çağdaş sanat fuarı Contemporary Istanbul, 21. edisyonunda 16 ülkeden 70 galeriyi, 736 sanatçıyı ve 1.372 eseri sanatseverlerle buluşturdu.

    22 galerinin ilk kez katıldığı CI21, 37 ülkeden VIP konukları ve 148 farklı kurumdan temsilciyi İstanbul’da ağırladı. Beş gün boyunca 38.500 ziyaretçinin buluştuğu fuarda, yurt dışından gelen ziyaretçi sayısı bir önceki edisyona göre yüzde 50 arttı. Contemporary Istanbul’un Akbank ana partnerliğindeki 21. edisyonu; köklü galeriler ile yeni oluşumları, Türkiye’den ve dünyadan sanatçıları, koleksiyonerleri, sanat kurumlarını ve sanat profesyonellerini İstanbul’da bir araya getirirken; Focus Asia, Newcomers ve New Grounds bölümleriyle yeni sanat coğrafyalarıyla kurulan ilişkilere dikkat çekti.

    Artiscape (Dubai, İstanbul), Galeria Francisco Fino (Lizbon), Galeria Karla Osorio (São Paulo), Galerie Diego Escobar (Marsilya), Galerie Georges-Philippe & Nathalie Vallois (Paris), Galerie La La Lande (Paris), Galerie Tanit (Münih, Beyrut), Method Gallery (Yeni Delhi), Michel Rein Gallery (Paris, Brüksel), Pearl Lam Projects (Hong Kong, Şangay), Shiva Zahed (İstanbul), Takato Kano Gallery + Iskra (Tokyo), Villa Magdalena (Madrid, San Sebastián), Andreae Gallery (Bonn), Whitestone Gallery (Seul, Tokyo, Ginza), Galerie Thomas Schulte (Berlin), Silk Art House (Singapur), Identica (Tiflis), Jessica Silverman (San Francisco), Carlier | Gebauer (Madrid, Berlin), Von Lintel (Los Angeles) ve Rast Gallery (İstanbul), CI21’in ilk kez katılan galerileri arasında yer aldı. Fuar kapsamında ayrıca beş Solo Show sunumu gerçekleşirken, son beş yıl içinde kurulmuş 9 galeri New Grounds bölümünde yer aldı.

    CI21’in uluslararası odağında yer alan Focus Asia, Türkiye ile Asya arasında sanatçılar, galeriler, kurumlar, küratörler ve koleksiyonerler üzerinden kalıcı ve iki yönlü bir kültür-sanat ağı oluşturmayı hedefledi. Focus Asia kapsamında Pearl Lam Projects (Hong Kong, Şangay), Whitestone Gallery (Tokyo, Seul), Takato Kano Gallery (Tokyo), Method Gallery (Yeni Delhi) ve Silk Art House Gallery (Singapur) Contemporary Istanbul’da yer aldı. Tatsuo Miyajima, Jin Meyerson, Cody Choi, Kim Hyunsik, Isaac Chong Wai, Mizuki Nishiyama, Park Jieun, Jae Yong Kim ve Evian Wenyi Zhang gibi Asyalı sanatçıların eserleri de fuarın farklı sunumlarında izleyiciyle buluştu. Focus Asia’nın uluslararası ağı, CI21’in VIP programına da yansıdı. 37 farklı ülkeden VIP konukları ve 148 farklı kurumdan temsilciyi İstanbul’da ağırlayan programda temsil edilen kurumlar arasında 50 sanat kurumu, 39 galeri, 19 müze ve 12 sanat danışmanlığı kurumu yer aldı. 11 farklı Asya ülkesinden 19 kurumun katılımı ise Focus Asia kapsamında kurulan uluslararası diyaloğu güçlendirdi.

    Contemporary Istanbul Vakfı’nın kamusal programı CIF Dialogues, 23–24 Eylül tarihlerinde sanat dünyasının farklı alanlarından uluslararası isimleri bir araya getirdi. Program; Asya’nın değişen kültürel konumundan yeni kuşak koleksiyonerliği ve sanat hamiliğine, kültür kurumlarının dönüşümünden mimarlık, teknoloji ve sanat arasındaki ilişkilere uzanan güncel başlıkları ele aldı. Kulapat Yantrasast, Akiko Miki, Felix Kwok, Noelle Kadar, Marc Choi, Marc-Olivier Wahler, Çelenk Bafra, Dr. Xiaoxin Li, Müjde Unustası, Tim Schneider, A.A. Murakami ve Prof. Dr. Thomas Girst gibi uluslararası isimler CIF Dialogues kapsamında İstanbul’da bir araya geldi.

    ​Contemporary Istanbul, 21. edisyonunun ardından 2027’de gerçekleşecek 22. edisyonunda Focus Germany programını hayata geçirecek. Türkiye ile Almanya arasında uzun yıllara dayanan toplumsal ve kültürel bağlardan hareket eden program; iki ülke arasında üretim yapan yeni kuşak sanatçıları, galerileri, kurumları ve farklı kültürel aktörleri İstanbul’da bir araya getirmeyi hedefliyor. Berlin, Hamburg, Münih, Stuttgart ve Köln’e uzanan çok merkezli sanat ekosistemini İstanbul’la buluşturacak program, Türkiye ile Almanya arasındaki köklü kültürel diyaloğu çağdaş sanat üzerinden yeni kuşaklara taşımayı amaçlıyor.

    0
    0
    351
DAHA FAZLA
Geldanlage