
Edis, Büyük Ev Ablukada, Gaye Su Akyol, Nova Norda ve Lin Pesto gibi isimlerin sahne alacağı +1 Sunar: Long Weekend, 12, 13 ve 14 Haziran’da KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek.
KüçükÇiftlik Park’ın yeni festivali +1 Sunar: Long Weekend’de, üç gün boyunca Türk pop ve alternatif müzik sahnesinin sevilen isimleri sahne alacak. Edis, yüksek enerjili performansı ve güçlü sahne şovuyla festivalin temposunu belirlerken; Büyük Ev Ablukada, kendine özgü müzikal dünyası ve dinamik canlı performansıyla festival atmosferine farklı bir karakter katacak. Gaye Su Akyol, özgün sahne dili ve zamansız estetiğiyle festivalin en dikkat çekici anlarından birine imza atacak. Yeni nesil alternatif sahnenin en popüler isimlerinden Nova Norda, Lin Pesto ve Mavi festivalin mükemmel anlarına imza atacak. Elektronik ve organik tınıları bir araya getiren Islandman gün batımından geceye uzanan akışın ritmini belirlerken, Emir Yargın “Klas Pop” projesiyle tanıdık pop klasiklerini açık hava ruhuyla yeniden yaşatacak. Eklektik tarzıyla günbegün kitlesini büyüten Den Ze, harika retro sound’da bestelediği şarkılarla yükselen Selin Cıngır ve şehrin en iyi mekânlarının gedikli DJ’i Can Molti festivalin açılışını yapacak.
+1 Sunar katkıları ve URU organizasyonuyla düzenlenen +1 Sunar: Long Weekend’in biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
EArt Galeri, “Usulüne Uygun Değil” başlıklı karma sergiyi 14 Haziran’a kadar Akaretler No.47’de ki yeni kalıcı mekânında sanatseverlerle buluşturuyor.
Ekin Keser, İlayda Çorlu, İlhak Altıparmak, Kemal Köse, Özge Akdeniz, Pınar Yılmaz, Reyhan Polat ve Şeyma Barut’un çalışmalarını bir araya getiren serginin küratörlüğünü Dilara Güven üstleniyor. “Usulüne Uygun Değil”, gündelik hayatın içinde çoğu zaman fark edilmeden işleyen uygunluk beklentilerini merkeze alıyor. Sergi, aile, aidiyet, mahremiyet ve hane etrafında kurulan sessiz kabullerin bedeni, sözü, arzuyu ve görünür olma biçimlerini nasıl düzenlediğine bakıyor. Başlık, bu düzenin yalnızca açık yasaklarla değil; alışkanlık, uyum, susma, geri çekilme ve kendini anlaşılır kılma çabasıyla sürdüğüne işaret ediyor.
Sergide yer alan çalışmalar, ev fikrini ortak bir tema olarak sabitlemek yerine, onun etrafında oluşan farklı gerilimleri yan yana getirirken, toplumsal cinsiyet, cinsellik, dil, kuşak aktarımı, mahremiyet ve bedensel konumlanma; burada birbirinden ayrı meseleler olarak değil, gündelik ilişkiler içinde kesişen politik hatlar olarak beliriyor. Sergi, tanıdık olanın içinde yerleşmiş kodları görünür kılarken, patriyarkal alışkanlıklara karşı homojen olmayan fakat ortak bir itiraz hattı açıyor.
Çağdaş Japon edebiyatı yazarlarından Hiroko Oyamada’nın çalışma hayatının yakıcılığını anlatan çağdaş bir klasik olmaya aday olan kısa romanı Fabrika, Hüseyin Can Erkin’in çevirisiyle Siren Yayınları’ndan çıktı.
Yaşadığımız dünyaya dair proleter bir novella olan Fabrika, çalışma yaşamının boğuculuğunu ele alıyor ve kanıksanmış bazı kuralların, ilişkilerin, statülerin gerçekte ne kadar anlamsız, hatta absürt olduğunu üç ana karakterin izinde gözler önüne seriyor. İşyeri, doğası gereği çalışanları kendi tekinsiz, kasvetli yaşam alanına hapsederken hayatlara el koyup kendi döngüsüne katıyor. Herman Melville’in Kâtip Bartleby’sinden Ricky Gervais’in The Office’ine uzanan geniş çağrışımları ve Kafkaesk atmosferiyle
Fabrika, fazlasıyla tanıdık ve fazlasıyla ürkütücü bazı gerçeklere, bizim gündelik gerçekliğimize ayna tutuyor.
“Birbirinden farklı karakterlerde, farklı özgeçmişlere sahip üç kişi bambaşka görevlerle, bambaşka koşullarda ve konumlarda, civarda iyi bilinen bir fabrikada çalışmaya başlar. Üçünün de kafasını meşgul eden temel soru aynıdır: Biz burada ne iş yapıyoruz?”
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Garanti BBVA sponsorluğunda düzenlenen 33. İstanbul Caz Festivali kapsamında, son yılların öne çıkan soul gruplarından Thee Sacred Souls 1 Temmuz Çarşamba akşamı saat 20.00’de Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda konser verecek.
Son yıllarda yayımladıkları parçalarla modern soul sahnesinin en dikkat çekici gruplarından biri hâline gelen Thee Sacred Souls, İstanbul’daki dinleyicilerle ilk kez buluşmaya hazırlanıyor. Konserin açılışını ise The Los Angeles League of Musicians ismiyle de tanınan enstrümantal üçlü LA LOM yapacak.
2022’de yayımladıkları ilk albümleriyle kısa sürede uluslararası müzik basınının radarına giren Thee Sacred Souls, “Can I Call You Rose?”, “Weak for Your Love” ve “Future Lover” gibi parçalarıyla geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı. Grubun samimi sahne enerjisi ve klasik soul estetiğini bugüne taşıyan yaklaşımı, özellikle genç dinleyiciler arasında güçlü bir karşılık buluyor. San Diego çıkışlı topluluk; vintage soul, R&B ve Chicano soul etkilerini modern bir prodüksiyon anlayışıyla bir araya getiriyor. Kadife tonlu vokalleriyle dikkat çeken solist Josh Lane öncülüğündeki grup, özellikle canlı performanslarında yarattığı sıcak atmosferle dikkat çekiyor.
Amerikan müzik basını da grubu son yılların yükselen soul hareketinin en özel temsilcilerinden biri olarak değerlendiriyor. NPR, Thee Sacred Souls’u “klasik soul’un zamansız hissini taşıyan çağdaş bir grup” olarak tanımlarken, KEXP grubun müziğini “hem nostaljik hem de bugünün ruhuna ait” sözleriyle değerlendiriyor. Paste Magazine ise topluluğun canlı performanslarını “içtenliğiyle büyüleyen ve seyirciyle doğrudan bağ kuran” bir deneyim olarak öne çıkarıyor.
Thee Sacred Souls konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Shiva Zahed Gallery, Ahmad Rafi’nin “Against Transparency” başlıklı kişisel sergisini 22 Mayıs-5 Haziran tarihleri arasında sanatseverle buluşturacak.
Shiva Zahed küratörlüğünde düzenlenen “Against Transparency”, son yirmi yılda üretilen, sanatçının görünürlük, temsil ve imgenin sınırlarına ilişkin güncel küresel söylemleriyle olan derin bağlantısı üzerinden değerlendirilen, dönüm noktası niteliğindeki bir eser grubunu sunuyor. Ahmad Rafi’nin eserleri, resmin görünür dünyaya net bir pencere açması gerektiği şeklindeki geleneksel görüşe meydan okuyor. Bunun yerine; örtüler, perdeler ve belli belirsiz figürlerle dolu tuvalleri, opaklık yoluyla kendini ortaya koyuyor. İzleyicinin doğrudan erişim beklentisine ket vuran sanatçı, görme eylemini askıya alınmış bir durum olarak çerçeveliyor.
Sergi, Rafi’nin engelleme estetiğini, Édouard Glissant’ın “Opaklık Hakkı” (Right to Opacity) kavramıyla diyaloğa açarak; görünürlük, gözetleme ve bakış ekonomisi etrafında şekillenen güncel tartışmalar bağlamında sanatçının pratiğine yeniden bakmayı öneriyor. “Against Transparency”, izleyiciyi görmenin sınırları ve imgenin direnci üzerine eleştirel bir düşünme alanına davet ediyor.
Künye:
1. Triptych I
2. Studio Space
Erin Stewart’ın hayatta kalmanın ağırlığı, kaybın izleri ve ilk aşkın iyileştirici gücü arasında sıkışmış bir genç kızın, kendisi için yaşamayı öğrenmesinin hikâyesini anlattığı Ödünç Aldığım Her Nefes, Berke Kılıç’ın çevirisiyle Yuzu Kitap’tan çıktı.
Ödünç Aldığım Her Nefes, ölüm korkusu ve kayıp gibi ağır temaları, hayatın içinden ve yer yer esprili bir dille işleyerek okuyucuya umut aşılıyor. Kitap; Birleşik Krallık Okuryazarlık Derneği tarafından düzenlenen ve sadece öğretmenlerin jüri olduğu tek ulusal ödül olan 2026 UKLA Kitap Ödülleri'nde, dilin güçlü kullanımı ve okur üzerindeki unutulmaz etkisi nedeniyle 11-14+ yaş kategorisinde aday listesine (Longlist) seçildi.
On yedi yaşındaki Sydney Wells, ölmesi gerektiğini düşünüyordu. Yıllar süren bekleyişin ardından gelen kalp nakli bir mucizeydi, aynı zamanda ikinci bir hayat. Sydney’in eski dünyası; hastane odaları, kalp dostu yiyecekler ve en yakın arkadaşı Chloe ile birlikte organ nakli deneyimlerini paylaştıkları videolardan ibaretti. Fakat artık her şey değişmişti.
Genç kız hayata tutunmak için kendine bir amaç belirlemişti: Taşıdığı kalbin kime ait olduğunu öğrenmek. Belki de bu, hayatta kalışının bir anlamı olduğunu kanıtlamak demekti. İzini sürdüğü kişi onu Mia’ya götürdüğünde, Sydney kendini yarım kalmış bir hayatın gölgesinde bulur: Yas tutan bir aile, çözülmemiş sırlar ve Mia’nın en yakın arkadaşı Clayton. Ama herkesin sakladığı bir şey vardır. Mia’nın kardeşi Tanner’ın sessizliği, Chloe’nin gittikçe kötüleşen durumu ve Sydney’in içini kemiren gerçek…
PSM Loves Summer by %100 Müzik, beşinci yılına müziğin özgün isimlerinden JMSN ile 6 Haziran’da başlıyor.
%100 Müzik katkılarıyla tüm yaz sürecek konser serisinde Moby, The Prodigy, Sex Pistols ve Skunk Anansie gibi isimlerin yer alıyor. Beşinci yılın özel programı, 6 Haziran akşamı %100 Studio’da gerçekleşecek JMSN performansıyla başlıyor. Üretimleriyle müzik dünyasında öncülerden kabul edilen Detroit çıkışlı sanatçı ve prodüktör, on yılı aşkın kariyeri boyunca yayımladığı sekiz stüdyo albümüyle uluslararası sahnede kendine özgü bir yer edindi.
JMSN, Usher’dan Kendrick Lamar’a, J. Cole’dan Kaytranada’ya kadar pek çok farklı sanatçıyla gerçekleştirdiği iş birlikleriyle dikkat çekiyor. “Soft Spot”, “Love Me” ve “Cherry Pop” gibi çalışmalarının ardından it’s only about u if you think it is… albümüyle dikkatleri üzerine çeken sanatçı, 6 Haziran’da Zorlu PSM %100 Studio sahnesinde olacak.
%100 Müzik katkılarıyla Zorlu PSM’de gerçekleşecek PSM Loves Summer by %100 Müzik: JMSN konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Bu sene ilk kez düzenlenen Edirne Bienali, 28 Haziran’a kadar sanatseverlerle buluşuyor.
“Köprüler” teması etrafında şekillenen Edirne Bienali; 23 ülkeden 213 sanatçıyı tarihî mekânlarda bir araya getirerek hafıza, kimlik, göç, teknoloji ve kültürel çeşitlilik üzerine çok katmanlı bir düşünme alanı kuruyor.
Yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan Edirne; mimarisi, nehirleri, sınır kimliği ve çok kültürlü yapısıyla bienalin kavramsal omurgasını oluşturan “köprü” fikrine güçlü bir zemin sunuyor. Bienal, yalnızca fiziksel köprüleri değil; geçmiş ile bugün, yerel ile evrensel, gelenek ile çağdaş üretim arasında kurulan görünmez bağları da görünür kılmayı amaçlıyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Edirne Valiliği, Edirne Belediyesi ve Trakya Üniversitesi destekleriyle; Resim Heykel Müzeleri Derneği ile Yaratıcı Çocuklar Derneği öncülüğünde gerçekleşen Edirne Bienali, kente yayılan kapsamlı programıyla uluslararası ölçekte yeni bir kültür-sanat platformu oluşturuyor.
Bienalin açılışının, Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 21 Mayıs Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü’ne denk gelmesi ise etkinliğin çoğulcu ve kapsayıcı yaklaşımını daha da görünür kılıyor. Açılışla birlikte Edirne, yalnızca sanat eserlerinin sergilendiği bir şehir değil; birlikte düşünmenin, tartışmanın ve karşılaşmanın mekânına dönüşüyor.
Edirne Bienali, klasik bienal modellerinden ayrışarak tek merkezli bir küratoryal yapı yerine çoğul bir düşünsel alan öneriyor. Didem Çapa koordinasyonunda gerçekleşen bienalin küratör ekibinde Atilla Güllü, Coşar Kulaksız, Fırat Arapoğlu, Görkem Kızılkayak, Gu Zhenqing, İsmail Erim Gülaçtı ve Songül Güneş Gültekin yer alıyor. Sergilerden performanslara, söyleşilerden atölyelere uzanan program; sanatçıları, akademisyenleri ve izleyicileri aynı düşünsel zeminde buluşturarak bienali yalnızca izlenen değil, deneyimlenen bir sürece dönüştürüyor.
Edirne Bienali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Horace McCoy’un Amerikan Rüyası’nın maskesini paramparça ederken okurunu merhamet ile cinayet arasındaki karanlık çizgide taraf tutmaya zorladığı romanı Atları da Vururlar, Emirhan Burak Aydın’ın çevirisiyle Tersine Kitap’ın “Kör Nokta” serisinde yayımlandı.
Simone de Beauvoir’nın “Amerika’daki ilk varoluşsal roman” olarak nitelediği bu kitap, sahte umutlar ve insanın sömürüsüne dair bir klasik sunuyor. Romanın kahramanları Robert ve Gloria, Hollywood sokaklarında keşfedilmeyi bekleyen binlerce hayalperestten sadece ikisidir. Hayatlarını değiştirecek şansı yakalamak umuduyla, haftalarca sürecek, muhteşem ödüllü bir dans maratonunun parkesine adım atarlar. Ancak müziğin ve sahte gülümsemelerin altında, ölümüne bir dans yarışması yatmaktadır. Spot ışıklarının aydınlattığı pist; tabanları kanayan, uykusuzluktan sanrılar gören ve ayakta kalabilmek için kenetlenmiş insanlardan oluşan modern bir gladyatör arenasıdır âdeta. Günler geçtikçe, Gloria’nın öfkesi ve maratonu yönetenlerin acımasızlıkları, insanın hayatta kalma güdüsünün en kirli yüzünü açığa çıkarır. Zihinler bulandıkça, bu baskı ortamı patlamaya hazır bir şiddetin habercisine dönüşür.
“Hayatta yeni bir tecrübe yok. Daha önce hiç yaşanmadığını düşündüğünüz bir şey başınıza gelmiş olabilir, böylesi yoktur dediğiniz bir şey ama yanılıyorsunuzdur. Yeni sandığınız bu tecrübenin daha önce de yaşandığını sadece bir kokuyla, sesle ya da hisle, herhangi bir belirgin şeyle hemen anlarsınız.”
Akaretler Art Project’in ikinci edisyonunda Anna Laudel, Evin Art Gallery, Ambidexter, Kairos, Martch Art Project ve OG Gallery özel sergileriyle 4-14 Haziran tarihleri arasında Akaretler’de sanatseverlerle buluşacak.
Artweeks Istanbul, sanat etkinliklerini yıl boyunca sürdürme hedefiyle hayata geçirdiği “Project” serisiyle devam ediyor. Artweeks Istanbul Project olarak başlayan bu seri, ikinci edisyonundan itibaren mekânıyla özdeşleşerek “Akaretler Art Project” adıyla izleyicilerle bir araya geliyor. Bilgili Holding ana sponsorluğu ve Bilgili Sanat’ın destekleriyle düzenlenecek Akaretler Art Project II. Edisyon, 4-14 Haziran tarihleri arasında Akaretler Sıraevler’de 25-27 numaralı binalarda gerçekleşecek. Etkinlik, Anna Laudel, EVİN, Ambidexter, KAIROS, Martch Art Project ve OG Gallery’yi sanatseverlerle buluşturacak.
Küratöryel ve sanatçı odaklı bir yaklaşımla şekillenen Akaretler Project serisi; galerilerin temsilindeki sanatçıların ve yeni birlikteliklerinin güncel üretim odaklarını ön plana çıkarıyor, izleyiciye sanatla daha samimi ve derinlikli bir diyalog kurma imkânı tanıyor.