
Müzisyen, akademisyen ve kültür yöneticisi T. Volkan Aslan’ın geleneksel Anadolu enstrümanlarını çağdaş ve minimal düzenlemelerle bir araya getirdiği Seyir adlı ilk stüdyo albümü Sony Music etiketiyle yayımlandı.
Yedi şarkıdan oluşan enstrümantal albümün tamamı Aslan’ın bestelerinden oluşuyor. BaBa ZuLa ve Deniz Mahir Kartal’ın remix’leri albümün atmosferini farklı yönlere taşıyor. Albümdeki düzenlemeler T. Volkan Aslan, Kerem Can Aslan ve Rodizan imzası taşırken, Cahit Berkay başta olmak üzere, farklı disiplinlerden ve müzikal geleneklerden gelen isimler albüme eşlik ediyor.
Seyir’de, geleneksel Anadolu çalgılarının karakteri korunurken, çağdaş dokunuşlarla sinematik bir atmosfer oluşturuluyor. Bu birliktelik, geçmiş ile bugünü aynı nefeste buluşturuyor. Albümde; yaylı tamburda Cahit Berkay, trompette Şenova Ülker, meyde T. Volkan Aslan, kemanede Ozan Bircan, neyde Burak Malçok, trombonda Mathew Benjamin Solomon, kemanda Gabriel Jean Jose Meidinger, perküsyonda Kerem Can Aslan ve Alşan Ozan Aslan, kavalda Serkan Yıldırım, gitarda Çağrı Gözeten ve Utku Çakmak, piyanoda Mert Ağırlar, basta Onur Kamer, kamançada Arslan Hazreti, dudukta Gürkan Akyol, saksafonda Deniz Pektaş, tulumda Selim Bölükbaşı, 6 telli oğur sazında Burak Aykaç ve klavyede Mert Ağırlar yer alıyor. Albümün mix ve mastering’i Mert Ağırlar’a, tasarım ve animasyonu Mert Ağbulak ve Ozan Varol’a, fotoğrafları Sami Türk’e ve iletişimi Özlem Demirkıran’a ait.
T. Volkan Aslan’ın ilk albümü Seyir’e tüm dijital platformlardan ulaşabilirsiniz.
Fotoğraf: Sami Türk
İstanbul Bilgi Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen 35. Uluslararası Virginia Woolf Konferansı kapsamında hazırlanan “Virginia Woolf: Kıyılar Arasında Yankılar” başlıklı sergi 24 Temmuz’a kadar Enerji Müzesi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
Çağdaş sanatın farklı ifade biçimlerini Virginia Woolf’un edebi dünyasıyla buluşturan “Virginia Woolf: Kıyılar Arasında Yankılar” sergisi, ses, hafıza ve mekân ekseninde kurguladığı disiplinlerarası yaklaşımıyla Woolf’un eserlerini İstanbul’un kültürel ve duyusal atmosferinde yeniden ele alıyor. Bu yıl “Virginia Woolf ve Ses” teması etrafında şekillenen sergi, Woolf’un eserlerinde öne çıkan ses, sessizlik, hafıza, mekân ve duyusal deneyim kavramlarını çağdaş sanatın farklı ifade biçimleriyle yeniden yorumluyor.
Küratörlüğünü Demet Karabulut Dede, Levent Tökün ve Derya Sayın'ın üstlendiği sergide; Ayşe Orhon, Bengisu Bayrak, Eda Çekil, Gülsün Orhon, Hasan Nazif Yılmaz, İrem Güngez, Mesrure Melis Bilgin Koen, Naz Işıksoy, Özlem İşbilir, Paola Giorgi, Rebecca Wood, Sinan Aruser ve Zeynep Abacı'nın eserleri yer alıyor.
İstanbul'un kendine özgü ses peyzajından ilham alan sergi, Woolf'un metinlerini yalnızca okunacak eserler olarak değil; görülebilen, duyulabilen ve deneyimlenebilen anlatılar olarak ele alıyor. Metin ile mekân, sessizlik ile yankı, bireysel deneyim ile kolektif hafıza arasındaki ilişkiyi odağına alan sergi, Virginia Woolf’un edebiyatının farklı coğrafya ve kültürlerde yeniden yankılanışına dikkat çekiyor.
Rie Kudan’ın yapay zekâ çağında dilin güzelliği ve kimliğin doğası üzerine kehanet niteliğindeki, Akutagava Ödüllü romanı Tokyo Empati Kulesi, Ebru Sarıkaya’nın çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Kısmen yapay zekâyla yapılan konuşmalardan da ilham alan kitap; insanlar tarafından yazılan dilin gücünün sıra dışı bir savunusunu, hayal gücü dürtüsünün dokunaklı bir keşfini ve modern dünyamızın amansız tek tipliliğinin bir yergisini sunuyor.
“Yarının Japonya’sına hoş geldiniz. Burada, suçlulara karşı radikal bir empati besleme pratiği norm hâline gelmiştir. Tokyo’nun kalbinde yapılacak büyük bir gökdelenin, suçluları şefkat dolu konforuyla içinde barındırması planlanmaktadır: Tokyo Empati Kulesi.
Ödüllü mimar Sara Makina, şehrin bu yeni gözbebeğini tasarlamakla görevlendirilmiştir ancak kendisi şüpheler içinde kıvranmaktadır. Gençlik yıllarında başından geçen korkunç bir suçun gölgesinde yaşarken, kariyerinin zirvesi olabilecek bu projenin değerlerine karşı olup olmadığını sorgular. Sara bu çelişkili duygularla boğuşurken, kendisinden çok daha genç ve çekici erkek arkadaşıyla ilişkisi de giderek gerilir. Teselli arayan ve yaratıcı bir ilhama ihtiyaç duyan Sara, her şeyi bilen bir yapay zekâ sohbet robotunun bilgece sözlerine sığınacaktır.”
Britpop’un efsane gruplarından Suede, Antidepressants albümünün turnesi kapsamında, Epifoni ve Zorlu PSM organizasyonuyla 17 Temmuz akşamı Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde müzikseverlerle buluşacak.
1990’ların başında Britpop akımının kapılarını aralayan, Britpop’un altın çağını başlatan, bir neslin estetik, müzikal ve duygusal kodlarını şekillendiren Suede, yıllar sonra İstanbul’a geri dönüyor. Glam rock’tan art rock’a uzanan geniş sonik dünyası ve Brett Anderson’ın sahnede yarattığı benzersiz karakter, Suede’i yalnızca bir grup değil, bir kuşağın duygusal belleği hâline getirdi. Suede, onuncu stüdyo albümü Antidepressants ile dinleyicilerini yeni bir atmosferin içine çekiyor. Grup, bu albümdeki parçaları İstanbul’da ilk kez canlı seslendirecek.
%100 Müzik katkılarıyla gerçekleşecek konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
İBB Miras ve İBB Kültür tarafından düzenlenen, sanatçı Ali Gün Yıldırım’ın proje sorumlusu olduğu “Bağışla Beni N’olur” başlıklı sergi, 23 Ağustos’a kadar Haliç Tersanesi’nde yer alan, İstanbul’un ilk kamusal çağdaş sanat müzesi İstanbul Sanat Müzesi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
“Bağışla Beni N’olur”, 64 sanatçının farklı mecralarda üretilmiş güncel eserlerini, organ bağışına dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak amacıyla bir araya getiriyor. Bu sergi, sanatın dönüştürücü gücüyle organ bağışının önemini görünür kılmayı, sessiz bekleyişleri duyulur hâle getirmeyi ve her birimizi bu hayati sorumluluk üzerine yeniden düşündürmeyi amaçlıyor. “Bağışla Beni N’Olur” bir insanın ardından bırakabileceği en değerli mirasın yaşamın ta kendisi olduğunu vurguluyor.
Sergide; Adil Salih, Ahmet Vehbi Doğramacı, Ahu Akgün, Ali Gün Yıldırım, Antonio Cosentino, Ayça Telgeren, Beyza Boynudelik, Betül Akzambaklar, Bilal Hakan Karakaya, Buket Güreli, Burcu Erden, Can Aytekin, Cengiz Üstün, Çağrı Saray, Çetin Pireci, Deniz Pireci, Derya Ülker, Dilara Gürener, Ekber Sürsal, Elif Çelebi, Emel Başarık, Ercan Kizir, Evrim Kavcar, Evrim Özeskici, Fatih Temiz, Fulya Çetin, Gazi Sansoy, Genco Gülan, Gizem Sezen Özçelik, Gökay Günindi, Güler Güçlü, Hakan Gürsoytrak, Halil Yavuz Ertürk, Haşim Nur Gürel, Levent Türkan, Memed Erdener, MeMeT Güreli, Merve Vural, Murat Akagündüz, Murat İrtem, Neslihan Pala, Özgür Korkmazgil, Pınar Soytürk, Saadet Sorgunlu, Saim Erken, Salih Keleş, Sedef Özge, Seçil Erel, Selçuk Fergökçe, Selim Birsel, Semia Öztürk, Serdar Şencan, Sevgi Yanar, Seyfi Arıkan, Seyhan Musaoğlu, Şive Neşe Baydar, Tan Cemal Genç, Taner Güven, Tuğçe Diri, Uğurcan Ataoğlu, Volkan Kızıltunç, Zeycan Alkış, Zeynep Abacı, Zulal yer alıyor.
“Tek bir kararla sekiz insanı ölümün kıyısından çekip aldığınızı, elliden fazla insanın yaşam kalitesini artırdığınızı hayal edin. Bir çocuğun yeniden koşabildiğini, bir annenin evladına sarılabildiğini, bir gencin geleceğe umutla bakabildiğini düşünün. Bu bir mucize değil; organ bağışının sessiz ama gerçek gücü.
Bugün Türkiye’de yaklaşık 33 bin insan, yaşama tutunabilmek için organ nakli bekliyor. Her biri bir telefonun çalmasını, bir umudun yeşermesini, ikinci bir yaşam şansını bekliyor. Ancak ne yazık ki bu umut çoğu zaman gerçekleşemiyor. Son bir yılda beyin ölümü gerçekleşen 2.351 kişinin yalnızca %20,4’ünün ailesi organ bağışına onay verdi. Bu da 1.871 potansiyel donörün, beraberinde taşıdığı yaşam olasılıklarıyla birlikte toprağa karıştığı anlamına geliyor.”
Asuman Kafaoğlu-Büke'nin binlerce yıldır erkek anlatılarıyla şekillenen kadın temsillerini; mitoloji, kutsal metinler, sanat tarihi, edebiyat ve felsefe ekseninde yeniden değerlendirdiği kitabı Antikçağda Kadın Olmak, Kafka Kitap’tan çıktı.
Asuman Kafaoğlu-Büke bu kitabında mitolojinin ve kutsal metinlerin kadın kahramanlarını bugünün gözünden yeniden okuyor. Yüzyıllardır "cadı", "günahkâr", "baştan çıkarıcı", "itaatkâr eş" ya da "tehlikeli kadın" olarak anlatılan kadınlar gerçekten kimdi? Mitoloji, kutsal metinler ve sanat tarihi boyunca kadınlar neden çoğunlukla erkeklerin yazdığı hikâyelerin kahramanı oldu? gibi sorulara cevaplar buluyor.
Mitoloji, tarih, felsefe, psikoloji, sanat tarihi ve edebiyatı aynı potada buluşturan eser; Havva'dan Medea'ya, Kassandra'dan Penelope'ye, Helen'den Ariadne'ye kadar kültür tarihinin en güçlü kadın karakterlerine farklı bir perspektiften yaklaşıyor. Bugün hâlâ günlük hayatımızı şekillendiren pek çok kadın imgesinin kökenini sorgulayan kitap, geçmişi anlatırken aslında bugünün toplumsal hafızasına ayna tutuyor. Bu kitap insanlık tarihinin en eski anlatılarındaki kadın figürlerini yalnızca yeniden anlatmıyor; onları binlerce yıldır üzerlerine yapışan önyargılardan arındırarak yeniden okumaya davet ediyor.
Thrash metalin iki köklü grubu Kreator ve Overkill, 15 Kasım Pazar akşamı Stagepass organizasyonuyla Volkswagen Arena’da aynı sahneyi paylaşmaya hazırlanıyor.
Kırk yılı aşkın kariyerleri boyunca thrash metalin gelişiminde önemli rol oynayan iki grup, klasikleşmiş şarkılarının yanı sıra güncel repertuvarlarından parçaları da İstanbul’daki dinleyicileriyle buluşturacak.
1982 yılında Almanya’nın Essen kentinde kurulan Kreator, bu yıl yayımladığı 16. stüdyo albümü Krushers of the World kapsamında hazırladığı turne ile İstanbul’a gelecek. Grup, yeni albümden şarkıları Türkiye’de ilk kez canlı seslendirecek. Albüm öncesinde yayımlanan Hate & Hope belgeseli ve solist Mille Petrozza’nın otobiyografisi de grubun son dönem çalışmalarını oluşturuyor.
1980 yılında ABD’nin New Jersey eyaletinde kurulan Overkill ise iki yıl aradan sonra yeniden İstanbul’da sahne alacak. Agresif riffleri ve solist Bobby “Blitz” Ellsworth’ün karakteristik vokaliyle tanınan grup, Feel the Fire, Taking Over ve The Years of Decay gibi albümleriyle thrash metalin klasik yapımları arasında gösteriliyor.
Avrupa ve Amerika thrash metal sahnesinin önde gelen temsilcileri arasında yer alan Kreator ile Overkill, 15 Kasım’da Volkswagen Arena’da müzikseverlerle buluşacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Sergen Şehitoğlu’nun “Çatallanan Yollar” başlıklı kişisel sergisi, 25 Temmuz’a kadar SANATORIUM’da sanatseverlerle buluşuyor.
Adını Jorge Luis Borges’in “Yolları Çatallanan Bahçe” adlı hikâyesinden alan sergi; sürekli seçimler, çıkışsız yollar ve sonsuz tekrarlar üzerinden kurgulanan bir labirent modeli aracılığıyla, içinde yaşadığımız dünyanın yapısal dinamiklerine odaklanıyor. Serginin merkezinde yer alan labirent, gözetim, yönlendirilmiş seçimler ve kaçışsızlık gibi günümüz varoluş koşullarına dair güçlü çağrışımlar üretirken; izleyiciyi bu sistemin işleyişiyle doğrudan yüzleşmeye davet ediyor. Mekânsal düzen, çıkış noktaları, çıkmaz sokaklar ve sonsuz döngüler aracılığıyla belirli bir algoritmik zorunluluğun sonucu olarak şekilleniyor. Bu yapı içerisinde her yol, önceden tanımlanmış değişkenlerin bir çıktısı olarak ortaya çıkarken; izleyici, sistemin dışında değil, doğrudan içinde konumlanıyor.
René Descartes’ın analitik geometri yaklaşımından ilhamla geliştirilen proje, matematiği estetik bir formdan çok bir sistem ve süreç olarak ele alıyor. Satranç tahtasını andıran ızgara düzeni üzerinden koordinat sisteminin mekânsal bir karşılığı kurulurken, matematiksel fonksiyonlar bu zemin üzerinde işleyerek dinamik bir yapı oluşturuyor. Şehitoğlu, matematiksel bir formu fiziksel bir mekâna dönüştürerek, soyut bir sistemin somut karşılığını üretiyor. Koşulları önceden belirlenmiş 64x64 boyutlu bir komşuluk matrisine dayanan bu yapı, katı bir düzenin ifadesi olmanın ötesinde, kendi kurallarına göre işleyen kapalı bir sistem olarak var oluyor. Bu bağlamda matematik, temsiliyetten sıyrılmış, kendi kendine yeterli bir ifade biçimi olarak konumlanıyor. Sergide yer alan 17 dakikalık video ise bu kapalı sistemin dışına, dış dünyanın akışına yöneliyor. Labirentin soyut ve matematiksel yapısıyla karşıtlık kuran video, bireyin dış dünyayla kurduğu ilişkiyi düşünceler, duygular ve içsel yönelimler üzerinden ele alıyor.
Otuz beş yıldır çocuklar için kitaplar kaleme alan Angelo Petrosino’nun kalpleri ısıtan bir öğretmen-öğrenci hikâyesi anlattığı kitabı Merhaba Öğretmenim, Merhaba Çocuklar, Sara Not’un resimleri ve Eren Cendey’in çevirisiyle Can Çocuk’tan çıktı.
9 yaş ve üzeri tüm okurlara bu kitap küçük ayrıntıların, emeğin ve özenin nasıl büyük fark yarattığını anımsatıyor.
Okulu eğlenceli kılan, muhteşem hikâyeler anlatan, öğrencilerini dinlemeyi bilen ve büyüme maceralarına eşlik eden bir öğretmeniniz varsa her şey ne kadar harikadır, değil mi? Artık emekli olan Eugenio, bir gün evinde, öğretmenlik yaptığı yıllardan kalma fotoğraflar, günlükler ve defterler bulur. Ve azimli, akıllı, meraklı öğrencilerine dair anılar hemen zihninde canlanır.
Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say, caz odağındaki yeni projesi “Say Plays Jazz on Tour with Škoda” ile bu yaz Türkiye turnesine çıkıyor. Pozitif Müzik organizasyonuyla gerçekleşecek turne, Türkiye genelinde 7 şehir ve 10 konserle müzikseverlerle buluşacak.
“Say Plays Jazz on Tour with Škoda”, Fazıl Say’ın cazla kurduğu ilişkinin bugüne kadarki en kapsamlı ifadesi olarak öne çıkarken; sanatçının caz formuna yalnızca yorumcu olarak değil, doğrudan besteci ve proje kurucusu kimliğiyle yaklaştığı özgün bir üretim modeli sunacak. “Say Plays Jazz”, Fazıl Say’ın bugüne dek geliştirdiği müzikal anlatının yeni bir evresi olarak öne çıkıyor. Sanatçı, bu projede cazla kurduğu bağı yalnızca yorumcu olarak değil, doğrudan üretici kimliğiyle derinleştiriyor. Bu projede, caz beşlisi için özel olarak bestelediği yeni eserlerin yanı sıra, geçmiş dönem çalışmalarının caz formundaki yepyeni düzenlemeleri de yer alıyor.
Fazıl Say Jazz Quintet, alanlarında uluslararası başarıya sahip müzisyenleri bir araya getiriyor. Güçlü ve çok yönlü vokaliyle Ezgi Alaş, flütün büyüleyici tınısıyla Aslıhan And Say, saksafondaki dinamik stiliyle Serdar Barçın ve caz sahnesinin en önemli davulcularından Ferit Odman’ın ritmik zenginliği bu projede bir araya geliyor. Beşlinin sahnede yaratacağı yüksek enerji ve doğaçlama yeteneği, her bir konseri benzersiz bir müzik şölenine dönüştürecek.
Konser tarihleri:
19 Temmuz Pazar / Balıkesir / Ayvalık Amfi Tiyatro
24 Temmuz Cuma / İzmir / Çeşme Açıkhava Tiyatrosu
25 Temmuz Cumartesi / İzmir / Efes Antik Tiyatrosu
26 Temmuz Pazar / Muğla / Bodrum Antik Tiyatro
2 Eylül Çarşamba / İstanbul / Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu
3 Eylül Perşembe / İstanbul / Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu
13 Eylül Pazar / İzmir / İzmir Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu
16 Eylül Çarşamba / Denizli Hierapolis Antik Tiyatrosu
17 Eylül Perşembe / Antalya / Antalya Açıkhava Tiyatrosu
27 Eylül Pazar / Ankara / Bilkent Odeon