GÜNDEM
  • 17-10-2026

    Adalet ve Sinema Derneği tarafından düzenlenen 16. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, 27 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Festival Agnès Jaoui imzalı Kreşendo filminin açılış gösterimiyle sinemaseverlerle buluşacak.

    “Herkes İçin Adalet” ilkesiyle sinema ve hukuk dünyasını bir araya getiren 16. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, 26 Kasım’daki açılış töreninin ardından 27 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenecek. Festivalin açılışı, Fransız sinemacı Agnès Jaoui’nin Cannes Film Festivali’nde gösterilen yeni filmi Kreşendo (L'Objet du délit) ile yapılacak. Mozart’ın Figaro’nun Düğünü operasının hazırlıkları sırasında ortaya çıkan bir cinsel saldırı suçlamasını merkeze alan film; kadın hakları, güç ilişkileri ve kuşak çatışmalarını mizahi bir dille ele alıyor.

    Festivalin yarışma dışı ana bölümü olan “Adalet Terazisi” seçkisinde ise aile içi sırlar ve cezasızlığı konu alan Tunç Şahin imzalı Canavar, Che Guevara’nın ölümünün ardından hayatta kalan yoldaşlarını anlatan Christophe Dimitri Réveille yönetmenliğindeki Che Guevara: Son Yoldaşları, inanç ve toplumsal ikiyüzlülüğü sorgulayan Peter Brunner filmi İnayet ile bu yıl festivalin Sinema Onur Ödülü’nü alacak Mahamat-Saleh Haroun’un yönettiği Soumsoum, Yıldızlı Gece yer alıyor.

    ​Prof. Dr. Adem Sözüer’in başkanlığında, Prof. Dr. Bengi Semerci’nin direktörlüğünde ve Alin Taşçıyan’ın program direktörlüğünde düzenlenen festival; film gösterimlerinin yanı sıra yarışmalar, Akademik Program ve VisionIST etkinlikleriyle izleyicilerini ağırlayacak.

    0
    0
    236
  • 17-10-2026

    Ye’r Community’nin dördüncü yılı kapsamında düzenlenen 4YE’R programı, “Müşterek Hizalanma” başlıklı sergiyi 24 Ekim Cumartesi günü TOMTOM – Mekan Tophane’de sanatseverlerle buluşturacak.

    İnsan, yer ve kültür arasındaki ilişkilerden hareketle kültürel programlar geliştiren Ye’r Community, dördüncü yılını kutladığı 4YE’R programıyla sanatçıları, kültür profesyonellerini ve yaratıcı üreticileri yeni karşılaşmalar etrafında buluşturuyor. Birlikte düşünme, üretme ve farklı disiplinler arasında ilişkiler kurma alanı açmayı amaçlayan program, kültürel üretimin alternatif mekânlarda ve kolektif deneyimler aracılığıyla nasıl şekillenebileceğine odaklanıyor.

    Mekân, yalnızca fiziksel sınırlarla değil, onu paylaşan bedenler arasındaki mesafeler, temaslar ve görünmez gerilimlerle de biçimlenir. Müşterek Hizalanma, bir arada bulunma hâlinin yarattığı ortak atmosferi; beden, malzeme ve mekân arasındaki ilişkiler üzerinden araştırıyor. Farklı üretim biçimlerini aynı mekânda buluşturan sergi, kolektif deneyimin nasıl oluştuğunu ve bireysel varlıkların ortak bir alanda nasıl konumlandığını ele alıyor.

    Işık, kumaş, ses ve mekânsal müdahaleler aracılığıyla yeniden kurgulanan alanda, brüt yüzeylerle kumaşın akışkanlığı; ışık ve gölge, yakınlık ve mesafe arasında değişen bir atmosfer yaratıyor. İzleyici, yerleştirmeler ve geçici müdahaleler arasında hareket ederken mekânın yalnızca gözlemcisi olmaktan çıkarak deneyimin bir parçasına dönüşüyor.

    Birlikte üretmenin olanaklarını odağına alan Müşterek Hizalanma, farklı bakışların ve ifade biçimlerinin karşılaşmasıyla ortaya çıkan ortak alanı duyusal bir deneyim üzerinden görünür kılıyor. Sergi, bir aradalığı nesnelerin yan yana gelişinden öte, aynı mekânı paylaşanların birbirleriyle ve çevreleriyle kurduğu ilişkiler üzerinden düşünüyor.

    ​4YE’R programının bir parçası olan Müşterek Hizalanma, geleneksel galeri mekânının dışında, TOMTOM – Mekan Tophane’de tek günlük bir sergi deneyimi olarak gerçekleşiyor. Mekânın fiziksel özellikleriyle ilişki kuran yerleştirmeler, ışık ve ses kullanımı, serginin anlatısını da şekillendiriyor.

    Künye:
    1. Damla Çil - ruhum sıkıldı 130x150
    2. Onur Kubilay - Forever disarmed

    0
    0
    269
  • 17-10-2026

    Anne Enright’ın sarsıcı bir aile hikâyesi anlatan, 2007 Booker Ödülü’ne layık görülen romanı Buluşma, Seda Çıngay Mellor’un çevirisiyle Delidolu’dan çıktı.

    Enright, romanda aile bağlarını, kadınlara biçilen evrensel kaderi, kayıpları ve kuşaktan kuşağa aktarılan yaraları toplumun değişen yüzüyle birlikte ele alıyor.  Roman, bir kardeşin ölümüyle geçmişin kapılarını aralayan güçlü bir aile hikâyesi. Hegarty ailesinin hayatta kalan dokuz çocuğu, kardeşleri Liam'ın cenazesi için yıllar sonra Dublin'de bir araya gelir. Liam'ın ölümünün ardından geçmişine dönen Veronica, çocukluk ve gençlik anılarını, ailesine dair bildiklerini ve yıllardır taşıdığı vicdan azabını yeniden düşünmeye başlar.

    ​Veronica'nın anlatısı, ailenin üç kuşağa yayılan geçmişiyle iç içe ilerler. Liam'ın ölümünden geriye doğru sürdüğü izler, büyükanneleri Ada'nın hayatına ve 1968 yazında yaşananlara kadar uzanır. Bu zorlu yolculukta hafıza ne gerçeği olduğu gibi yansıtan ne de gömülü sırları saklayabilen kusurlu bir tanığa dönüşür. 

    0
    0
    297
  • 16-10-2026

    Reşad Ekrem Koçu’nun metinlerinden sahneye taşınan Kafes Arkası Günahkârları: Silahşör Kızı Rabia Hanım, 30. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Asmalı Mescit’teki Phebus Müzayede Evi’nde izleyiciyle buluşacak.

    İstanbul tarihçisi ve yazar Reşad Ekrem Koçu, İstanbul’un yalnızca büyük tarihsel olaylarını değil, şehrin kuytularında kalmış karakterlerini, arzularını, suçlarını, söylentilerini ve gündelik hayatını da anlatan kendine özgü dünyasıyla yeniden sahneye taşınıyor. Bedir Bedir’in anlatıcı olarak yer aldığı yapımın yaratıcı yapımcılığını Tülin Özen ve Yağmur Dolkun üstleniyor. Kafes Arkası Günahkârları: Silahşör Kızı Rabia Hanım, Boğaz’daki yalısında kendi arzu krallığını kuran Rabia Hanım üzerinden 17. yüzyıl İstanbul’una ışık tutuyor. Rabia Hanım’ın cüretkâr fantezilerine sürüklenen iki genç âşığın, Yusuf ile Letaif’in hikâyesi, arzu, iktidar, şiddet ve mülkiyet ilişkileri etrafında şekilleniyor.

    Yapım, bu yıl 30. edisyonunu gerçekleştiren İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında ilk kez seyirci karşısına çıkacak. Geçtiğimiz yıl festival kapsamında Küveloğlu Han’da sahnelenen Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş? –Çerkes Rıdvan’ın Dolabı ile başlayan Koçu araştırması, bu kez gerçek bir müzayede evinde devam ediyor. Ekip için festival, İstanbul’un hafızası, mekânları ve bu mekânlarda birikmiş hikâyeler üzerinden yeni anlatı biçimlerini araştırmanın önemli bir mecrasını oluşturuyor.

    Geçtiğimiz yıl Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş? –Çerkes Rıdvan’ın Dolabı ile 28. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nde Yılın En Başarılı Sahne Müziği ödülünü kazanan ekip, bu yapım için de özel bir müzik dünyası geliştiriyor. Gökçe “CheChe” Gürçay, Volkan İncüvez, Özlem Kaya ve Miray Eslek tarafından hazırlanan müzikler, çağdaş anlatı tiyatrosunu İstanbul’un kabare ve eğlence kültürünün izleriyle buluşturuyor; oyunun tekinsiz, arzulu ve grotesk atmosferini besliyor.

    Prömiyerini 24 Ekim’de yapacak olan oyunun 24 ve 25 Ekim gösterimlerinin biletleri tükendi. Kafes Arkası Günahkârları: Silahşör Kızı Rabia Hanım, İstanbul Tiyatro Festivali kapsamındaki gösterimlerinin ardından 14 ve 15 Kasım’da Phebus Müzayede Evi’nde seyirciyle buluşmaya devam edecek.

    Künye:
    Yazar: Reşad Ekrem Koçu
    Uyarlayan: Lara Lakay
    Anlatıcı: Bedir Bedir
    Yaratıcı Yapım: Tülin Özen, Yağmur Dolkun
    Dış Göz: Tansu Biçer
    Dramaturg: Yavuz Gözeler
    Müzik Direktörü: Gökçe “CheChe” Gürçay
    Müzisyenler: Gökçe “CheChe” Gürçay, Volkan İncüvez, Özlem Kaya, Miray Eslek
    Sahne Amiri: Umutsu
    Video: Damla Es
    Dekor ve Kostüm Tasarımı: Elifnaz Öngören
    ​Afiş: Cansu Çakar

    0
    0
    329
  • 16-10-2026

    Nermin Ülker’in “Dört Köşeli Üçgen: Yerini Bulamamış Cümlelerin Anıtları” başlıklı kişisel sergisi, 20 Ekim-5 Aralık tarihleri arasında Black Light Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor.

    Küratörlüğünü Filiz Ağdemir’in üstlendiği “Dört Köşeli Üçgen: Yerini Bulamamış Cümlelerin Anıtları” sergisi, adını Salâh Birsel’in 1961’de yayımlanan tek romanından alıyor. Romanın kahramanı, çevresinin “gözlemci” diye andığı ve gördüklerini açıkça söylediği için çevresinden tepki alan bir bekçidir. Sergi ise “söylemenin” benzer şekilde ödeteceği bedel yüzünden hiç kurulmamış, dile getirilmemiş ve yerini bulamamış sözleri merkeze alıyor.

    Görmediğimiz, gerçekte olmayan, zihnimizde hayal etmeye çalıştığımız “dört köşeli üçgen”, düşünülebilir ama çizilemez ve inşa edilemez bir form. Sergi başlığı heykelin karşılık veremeyeceği bir forma işaret ediyor. Sanatçı da buradan hareketle zihinde kurulmuş ama dünyada yeri olmayan cümlelere gövde veriyor.

    Üretim pratiğinde ağırlıklı olarak metal malzemesini kullanan sanatçının bir önceki sergisinde boşluklarla tamamlanan metal heykelleri bu sergide cümlelere dönüşüyor. Ülker, uzun süre taşıdığı sözleri, anıt heykellere dönüştürerek onlara başka bir varlık alanı öneriyor.

    Sergideki heykeller alıştığımız anıt sergileme biçimlerinden farklı olarak kaidesiz şekilde zeminde yer alıyor. Taşıdıkları sözler yüksek söylenmiyor ve kamusal sese dönüşmüyor. Kaidenin eksikliği heykel ile izleyici arasındaki sınırı ortadan kaldırıyor. Bu durum mesafeyi dönüştürüp, heykel ile izleyiciyi aynı zeminde buluşturuyor ve sözlerle ilişkimizi yeniden düşünmemizi sağlıyor.

    Sanatçı yapıtları okunması güç, dili seçilemeyen, örtülü metal heykeller olarak üretiyor. Sözler yapıtların içine gömülü olarak yer alıyor. Sanatçı sözleri okutmayı değil, onları heykelin kendi dilinde bir başka deyişle mekânsal olarak var etmeyi amaçlıyor. Çok boyutlu yüzey yapısı, geniş boşluklar ve çizgisel gövde sözlerin okunabilirliğini, dolayısıyla görünürlüğünü iyice zorlaştırıyor. Anıtlaşıp somut hâle gelen cümleler hem görünür hem de örtülü olarak varlık kazanıyor.

    ​Sanatçının kendi taşıdığı sözleri kamusal bir mekânda hem gösterip hem saklaması ve eserlerin boşluklu yapısı mahremiyet ile tanıklık arasında bir konumda yer alıyor. Bu durum “örtmek sözü koruyor mu, yoksa sansürlüyor mu?” sorusunu akıllarda bırakıyor.

    0
    0
    330
  • 16-10-2026

    Kristin Andrews’un hayvan zihnini zihin felsefesi ile hayvan bilişinin kesiştiği yerde yeniden ele aldığı kitabı Hayvanlar Nasıl Düşünür?, Ekrem Berkay Ersöz’ün çevirisiyle Fol Kitap’tan çıktı.

    Bilinçten düşünmeye, inançtan iletişime, sosyal bilgiden kültüre ve ahlaki yaşama uzanan bir çizgide, farklı türlerin dünyayı nasıl algıladığını, nasıl öğrendiğini ve nasıl davrandığını sorguluyor; hayvan davranışlarının nasıl yorumlanabileceğini ve bu davranışlardan zihinsel süreçlere ilişkin ne tür sonuçlar çıkarılabileceğini tartışıyor. Antropomorfizm sorunundan başka zihinlerin varlığına, sosyal öğrenmeden kültüre ve ahlaki davranışa uzanan bu tartışmada, hayvan zihninin hangi kavramlar ve hangi yöntemlerle araştırılabileceği sorusunu izliyor.

    ​“Bir hayvanın düşünüp düşünmediğini nasıl biliriz? Yaralı bir arkadaşını kurtaran bir maymun gerçekten yardım mı etmek istiyor? Alet kullanan bir karga bir problemi çözdüğünü biliyor mu? Birbirinden öğrenen arılar, iletişim kuran hayvanlar, kendilerini tanıyan filler ya da geleceği planlayan primatlar bize gerçekten ne anlatıyor? Hayvanların davranışlarını kendi düşünce ve duygularımızın kavramlarıyla açıklamak ne kadar kolaysa onların zihinlerini bu kavramların ötesinde anlamak da o kadar güçtür.”

    0
    0
    287
  • 15-10-2026

    Çağdaş dansın öncü koreograflarından Angelin Preljocaj, klasik balenin başyapıtı Kuğu Gölü’ne getirdiği distopik ve çağdaş yorumla dokuz yıl aradan sonra yeniden İstanbul’a geliyor. Tatlı Ekşi Production organizasyonuyla sahnelenecek yapım, 10, 11 ve 12 Aralık’ta Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde izleyicilerle buluşacak.

    2020 yılında Fransa’da dünya prömiyerini yapan Ballet Preljocaj imzalı Kuğu Gölü, Çaykovski’nin ölümsüz eserini klasik bale mirasıyla çağdaş dansı buluşturan güçlü bir sahne diliyle yeniden yorumluyor. Preljocaj, Petipa ve Ivanov’dan gelen mirası korurken eserin tanıdık karakterlerini ve hikayesini bugünün dünyasına taşıyor.

    Preljocaj’nın Kuğu Gölü yorumunda Odette ve Siegfried’in aşk hikâyesi özünü korurken, onları çevreleyen dünya tamamen değişiyor. Angelin Preljocaj, kuşaklardır izleyicileri büyüleyen bu hikâyeyi günümüz dünyasına taşıyor. Odette, doğanın korunmasına duyarlı genç bir kadın; Siegfried ise petrol sondaj platformları satan güçlü bir şirketin yöneticisinin oğlu. Gölün çevresinde değerli fosil enerji kaynakları keşfeden Rothbart, bu toprakları ele geçirmek isteyen acımasız bir iş insanı. Planlarını engelleyebileceğinden korktuğu Odette'i engellemek istiyor.

    26 dansçının sahne aldığı yapımda Çaykovski’nin ölümsüz müziği, 79D imzalı elektronik müziklerle buluşuyor. Klasik partisyon ile elektronik sesleri bir araya getiren yapımın karanlık ve sinematik atmosferini Boris Labbé’nin video tasarımları ve Éric Soyer’nin ışık tasarımı tamamlıyor. Kostümlerde ise Igor Chapurin’in imzası bulunuyor.

    ​Biletlere Biletevo ve Passo üzerinden ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    546
  • 15-10-2026

    Londra’da yer alan Victoria and Albert Müzesi (V&A), İstanbul’un Bizans ve Osmanlı dönemlerini kapsayan “Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” sergisine ev sahipliği yapacak. Koç Holding iş birliğiyle düzenlenen sergi, 7 Kasım 2026-9 Mayıs 2027 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak.

    Victoria and Albert Müzesi, Koç Holding iş birliğiyle ve Huo Ailesi Vakfı desteğiyle, “Konstantinopolis’ten İstanbul’a: Bir Şehir, İki İmparatorluk” sergisine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Sergi, bir zamanlar Konstantinopolis olarak anılan İstanbul’un, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına başkentlik yaptığı 1600 yıllık dönemde yaratıcı üretimin nasıl şekillendiğini anlatacak. M.S. 330’dan 1922’ye uzanan tarih aralığını kapsayan sergi, Akdeniz dünyası ve ötesini şekillendiren bir imparatorluk başkentinin kalıcı mirasını gözler önüne sermek üzere sanat, tasarım ve mimarî alanlarından olağanüstü eserleri bir araya getirecek. V&A Kıdemli Küratörü Tim Stanley ve Proje Küratörü Bella Radenovic tarafından hazırlanan sergi, Birleşik Krallık’ta bu yolculuğu ilk kez bu denli kapsamlı şekilde ele alacak.

    Sergi, yaratıcı sahnelemesi ve duyusal tasarımıyla Hipodrom ve Ayasofya’dan, Topkapı Sarayı ve Galata Kulesi’ne uzanan rotada sanatseverleri şehrin limanları ve hareketli sokaklarında bir zaman yolculuğuna çıkaracak. Serginin öne çıkan eserleri arasında, Vehbi Koç Vakfı’na bağlı Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu’ndan 19. yüzyıla ait Osmanlı kadın kıyafetleri ve hat sanatının seçkin örnekleri yer alacak. İmparatorluk başkentindeki moda anlayışının inceliğini yansıtan üçetek entari ile sokak kıyafetleri sanatseverlerle buluşacak. Ayrıca sergide, Osman Hamdi Bey’in Yapı Kredi Koleksiyonu’nda bulunan ve Osmanlı toplumundaki kadınları Sultanahmet Camii avlusunun önünde tasvir eden Gezintide Kadınlar adlı tablosu yer alacak.

    ​Koç Holding’in katkılarının yanı sıra T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığının koordinasyonunda bakanlığa ve Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar Başkanlığına bağlı müze ve kuruluşlar da sergiye ödünç eserler verdi. Sergilenecek 200 eserin birçoğu; aralarında Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Ayasofya Tarihi Müzesi, İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Türkiye Yazma Eserler Kurumu, İstanbul Harbiye Askeri Müzesi, Atina Benaki Müzesi, Venedik San Marco Hazinesi, British Museum ve British Library'nin de bulunduğu kurumların koleksiyonlarından ödünç alındı. Bu eserlerin bazıları Birleşik Krallık'ta ilk kez sergilenecek.

    0
    0
    523
  • 15-10-2026

    Annie Ernaux’nun bir çocukluk travmasından hareketle utanç duygusunun nasıl doğduğunu, nasıl sürdüğünü ve insanın dünyayla ilişkisini nasıl değiştirdiğini irdelediği kitabı Utanç, Siren İdemen’in çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.

    Utanç; yazarın mahrem olanı toplumsal olanın diliyle okumaya başladığı, yazarlığının çekirdeğini oluşturan en temel metinlerinden biri olarak tanımlanıyor. Ernaux, bir duygunun kökenini salt insanın içinde değil, onu biçimlendiren toplumsal dünyada arıyor.

    5 Haziran 1952. On iki yaşındaki Annie, bir pazar günü babasının annesini öldürmeye kalkışmasına tanık olur. Annie Ernaux yıllar sonra bu olaya dönüp o günün tüm bileşenlerini, taşra Fransa’sının sınıfsal hiyerarşilerini, Katolik ahlakını, aile içi sessizlikleri, gündelik davranış kurallarını ve insanın kendine bakışını biçimlendiren görünmez kodları yeniden kurar.

    “Utancın en kötü yanı, onu hisseden tek kişinin kendin olduğunu sanmaktır.”

    0
    0
    418
  • 14-10-2026

    Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası, sonbahar programı kapsamında 22 Ekim’de Szigeti Quartet’i, 19 Kasım’da ise keman virtüözü Sara Dragan ile piyanist Kenny Broberg’in sahne alacağı “Godowsky: Zamansız Ezgiler” konserini dinleyicilerle buluşturacak.

    22 Ekim Perşembe akşamı saat 20.00’de gerçekleşecek ilk konserde sahne alacak Szigeti Quartet, 2017 yılında Budapeşte’nin önde gelen orkestralarının başkemancıları ve grup şefleri tarafından kuruldu. Haruka Nagao (1. keman), Nóra Németh (2. keman), Dénes Ludmány (viyola) ve Richárd Rózsa’dan (viyolonsel) oluşan topluluk; uluslararası yarışmalarda kazandıkları dereceler ve prestijli festivallerdeki performanslarıyla öne çıkıyor. İstanbul Macar Kültür Merkezi’nin katkılarıyla düzenlenen gecede dörtlü; Béla Bartók’un Yaylı Kuartet No. 3 (Sz. 85) yapıtı ile Antonín Dvořák’ın sevilen 12 No’lu “Amerikan” ve 13 No’lu yaylı kuartetlerini yorumlayacak.

    19 Kasım Perşembe akşamı saat 20.00’de sahnelenecek “Godowsky: Zamansız Ezgiler” konserinde ise dünya çapında 60 yarışmanın birincisi olan genç keman virtüözü Sara Dragan ile Amerikalı piyanist Kenny Broberg bir araya gelecek. Leopold Godowsky’nin doğumunun 155. yılı anısına hazırlanan proje kapsamında ilk defa aynı sahneyi paylaşan ikili, bestecinin klavye ustalığının ötesinde Frédéric Chopin’in lirik dünyasından yankılar taşıyan zarif keman-piyano repertuvarını dinleyiciye sunacak.

    ​19. yüzyılın transkripsiyon ve virtüözlük geleneğini merkeze alan program; Heinrich Wilhelm Ernst’in Schubert’in “Der Erlkönig” baladı üzerine yazdığı solo transkripsiyonu ile Henryk Wieniawski’nin “Faust Fantezisi” ve Caprice Op. 18 No. 2 eserleriyle açılacak. Konserin merkezinde ise 20. yüzyılın zıt iki ses dünyası yankılanacak: Sergei Prokofyev’in İkinci Dünya Savaşı atmosferini yansıtan Fa minör Keman Piyano Sonatı ile Godowsky’nin dans formlarından beslenen “Nocturnal Tangier”, “Ein Dämmerungsbild”, “Waltz Poem No. 2” ve “Alt Wien” parçaları. Resital, Pablo de Sarasate’nin Macar ve Roman ezgilerini teknik ustalıkla harmanlayan eseri “Zigeunerweisen” ile tamamlanacak.

    0
    0
    576
DAHA FAZLA
Geldanlage