
Aimée de Jongh’un fotoğrafın ve başkalarının trajedisine tanıklık etmenin anlamını düşündüren, ödüllü grafik romanı Kum Günleri, Birsel Uzma’nın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
ABD, 1937. Büyük Buhran’ın yaralarını sarmaya çalışan çiftçilere destekle görevli bir devlet kurumu, 22 yaşındaki foto muhabiri John Clark’ı işe alır. Görevi, Oklahoma, Kansas ve Teksas arasında uzanan, Toz Çanağı olarak bilinen bölgeye gidip sadece tarım ve hayvancılığı değil, yaşamayı bile imkânsız hale getiren yıkıcı kuraklık ile toz fırtınalarını, fotoğrafın sessiz ama sarsıcı diliyle belgelemek, felaketi görünür kılmaktır.
Ama oraya vardığında insanlar bu genç muhabire şüpheyle bakar. Ölümcül toz fırtınalarına karşı birkaç fotoğraf… Ne faydası olabilir ki? John çektiği her bir fotoğrafla umutsuz çiftçi ailelerine biraz daha yakınlaşır ve yaşanan trajedide kendi rolünü daha fazla sorgulamaya başlar. Bu yolculuk onun için sadece doğanın sertliğiyle değil, bakmanın, görmenin ağırlığıyla da yüzleşmek anlamına gelecektir.
Japon metal grubu BABYMETAL, 1 Temmuz akşamı Neo Events organizasyonuyla LifePark İstanbul’da sahne aldı. Yaklaşık 10 bin müzikseverin katıldığı konserde grup, metal müziği Japon pop kültürü ve yüksek prodüksiyonlu sahne şovuyla buluşturdu.
“BABYMETAL DEATH” ile başlayan yaklaşık 90 dakikalık performansta “PA PA YA!!”, “METALI!!”, “Monochrome”, “RATATATA”, “Headbanger!!”, “Gimme Chocolate!!” ve finalde seslendirilen “Road of Resistance” gibi grubun sevilen parçaları yer aldı. Özellikle “Gimme Chocolate!!” sırasında tüm konser alanı şarkıya eşlik ederken, “Monochrome” telefon ışıklarıyla gecenin en duygusal anlarından birine dönüştü. Senkronize koreografiler, ışık tasarımı, pyro efektleri, CO₂ gösterileri ve LED prodüksiyonuyla dikkat çeken konser, farklı kuşaklardan dinleyicileri aynı alanda buluşturdu.
Fotoğraf: Cem Gültepe
G-art Galeri’de sanatseverlerle buluşan Yonca Karakaş’ın “Back Contamination / Dönüş Kontaminasyonu” başlıklı kişisel sergisi 10 Temmuz tarihine kadar uzatıldı.
“Back Contamination / Dönüş Kontaminasyonu” sergisi, insanlığın “sonrası”na dair tüm senaryoların varsayımsal ve temelsiz doğasını görünür kılıyor. Hibrit kompozisyonları ve kurguladığı steril, gerilim yüklü düzenlemeleriyle tanınan Yonca Karakaş, bu sergide insan zihninin evrimsel olarak geliştirdiği tehdit odaklı seçicilikten yola çıkarak, medya ve kolektif bellekte yer etmiş, tekrar eden felaket anlatılarına odaklanıyor. Sanatçı, bunun düşünceyi sınırlayan ve olasılık alanını daraltan bir algı rejimi olduğuna işaret ediyor.
Savaşlar, çevresel krizler ve yok oluş senaryoları yalnızca tarihsel deneyimlerle değil; kültürel üretim ve medya aracılığıyla yeniden dolaşıma girerek geleceğe dair düşünme biçimlerini de etkiliyor. Bu tekrar, bazı felaket biçimlerini daha görünür kılarken, diğer olasılıkların geri planda kalmasına yol açabiliyor. Karakaş’ın pratiği ise bu noktada, öngörülebilir senaryoların sınırlarında dolaşarak daha az temsil edilen, paylaşılmayan ve kolektif bellekte karşılığı bulunmayan risk biçimlerine yöneliyor. Sanatçı, bu çok katmanlı kontaminasyon hâlini fotoğraf, video ve enstalasyonlar aracılığıyla mekânsal bir kurguya dönüştürüyor. Kurulan eşik mekân ve yerleştirilen fare figürü, bir geçiş ihtimaline işaret etse de bu alanın yönü ve karşılığı belirsizliğini koruyor. Sınırların ortadan kalktığı bir düzlemde ise geçiş fikri işlevini yitirerek kendi anlamını askıya alıyor.
Sergi, insanlığın geleceğe dair tahayyüllerinin, geçmişten ve kolektif bellekten taşınan, tekrar eden felaket anlatılarıyla kirlenmesini ifade ederken; bir “sonrası” ya da olası bir çıkış fikrini kesin bir önerme olarak sunmak yerine, bu varsayımları yeniden düşünmeye açıyor.
Jean-Philippe Arrou-Vignod’un iki kardeşin gizli bir doğa ânına tanıklık edişini anlattığı, okuru doğanın mucizelerini keşfetmeye çağırdığı kitabı Sihirli Saat, François Ravard’ın resimleri, Azade Aslan’ın çevirisiyle Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.
Sihirli Saat, doğal mucizelerle karşı karşıya gelince duyumsanan heyecanı aktarıyor. Kardeşlik bağını ve sabrın güzelliğini yalın bir anlatımla sunuyor.
“Pier ve Lisa, her yaz tatilinde, dedelerinin gizli yerine gitmek için hevesle bisikletlerine atlarlar. Sürekli pedal çevirip yokuşları çıkar, giderek kararan orman yollarını geçer ve geniş çayırlığa ulaşırlar. Gözetleme kulesine tırmanan iki kardeş, dürbünü ayarlayıp beklemeye başlar... Sonsuz gibi hissettiren bir sürenin sonunda, bekledikleri an gelir ve sihirli saat, sabırlı kardeşleri ödüllendirir...”
OMM- Odunpazarı Modern Müze, yaz akşamlarını sinema ile buluşturan Açık Hava Sineması programıyla temmuz ayı boyunca dünya sinemasının öne çıkan yapımlarını izleyicilerle buluşturuyor.
Çağdaş sanatın farklı disiplinlerini bir araya getiren OMM, yaz programında sinemayı da kültürel üretimin önemli bir parçası olarak ele alıyor. Farklı coğrafyalardan ödüllü yapımları bir araya getiren seçki; aşk, hafıza, müzik, sanat, yalnızlık, dostluk ve yeniden başlama gibi evrensel temalar etrafında şekilleniyor. Bir Film iş birliğiyle hazırlanan seçki, romantik klasiklerden biyografik anlatılara, kara mizah örneklerinden çağdaş festival filmlerine uzanan geniş bir yelpaze sunuyor.
İzleyiciler, Fransız sinemasının unutulmaz yapımlarından Cesaretin Var mı Aşka?; İran sinemasının dikkat çeken filmi En Sevdiğim Pastam; Vermeer’in dünyasını perdeye taşıyan İnci Küpeli Kız; Vincent van Gogh’un yaratım sürecine odaklanan Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında ve müzik tarihinin en önemli bestecilerinden birinin yaşamını anlatan Chopin Chopin ile sanatın farklı alanlarında ilham veren hikâyeleri keşfetme fırsatı bulacak.
OMM Açık Hava Sineması Temmuz 2026 Programı
1 Temmuz Çarşamba – Cesaretin Var mı Aşka?
4 Temmuz Cumartesi – Çatıda Biri Var
8 Temmuz Çarşamba – En Sevdiğim Pastam
11 Temmuz Cumartesi – Nasıl Katil Olunur
15 Temmuz Çarşamba – Müthiş Eleanor
18 Temmuz Cumartesi – Chopin Chopin
22 Temmuz Çarşamba – Yeni Baştan
25 Temmuz Cumartesi – İnci Küpeli Kız
29 Temmuz Çarşamba – Van Gogh: Sonsuzluğun Kapısında
OMM Açık Hava Sineması hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Pg Art Gallery, Metin Ertürk’ün varoluş üzerine şekillendirdiği sergi dizisinin üçüncü ve son halkası olan “Süreç: Ham & Löv” başlıklı sergisini 25 Temmuz’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Metin Ertürk bu sergide odağını sonuca değil, dönüşümün kendisine yöneltiyor. İnsan yaşamı boyunca karşılaştığı deneyimler, ilişkiler, kırılmalar ve yüzleşmeler aracılığıyla sürekli değişir; geride kalanlar ise yalnızca anılar değil, kişiliği ve varoluşu biçimlendiren katmanlar hâline gelir. “Süreç: Ham & Löv”, tam da bu dönüşüm alanını görünür kılmaya çalışıyor.
Sergide mekân, içsel bir çözülme ve yeniden kurulma sürecinin izlerini taşıyan bir alana dönüşüyor. Tavandan sarkan metal yapı üzerinde yer alan formlar, yaşanmışlıkların ardından geriye kalan duygu, düşünce ve deneyimlerin maddesel karşılıkları olarak beliriyor. Bir bütünü temsil etmekten çok, parçalanmış ve yeniden şekillenmekte olan bir varoluşun izlerini taşıyorlar. Duvarlarda yer alan yüzey çalışmaları ise bireyin kendi iç dünyasında ve toplumsal yaşam içerisinde karşılaştığı tutumların, çatışmaların ve kırılma anlarının kayıtlarını taşıyor. Bunlar geçmişe ait sabit belgeler değil; zamanla anlam değiştiren, yeniden yorumlanan ve yaşamaya devam eden hafıza katmanları.
Sergi, insanın yaşam boyunca bıraktığı, taşıdığı ve dönüştürdüğü katmanlara odaklanıyor. Sergi boyunca karşılaşılan formlar, tamamlanmış hikâyelerden çok, hâlâ sürmekte olan bir iç yolculuğun parçaları olarak beliriyor.
2026 Orwell Özel Ödülü'ne layık görülen Andrey Kurkov’un “Kiev Vakaları” serisinin polisiyeyi hicivle, politik gerilimi ironiyle buluşturduğu ilk romanı Samson ve Nadejda, Eyüp Karakuş’un çevirisiyle Siren Yayınları’ndan çıktı.
Kurkov, “Kiev Vakaları” serisinin Uluslararası Booker Ödülü’ne aday gösterilen bu ilk romanında tarihin izini sürerken ironiyi ve kara mizahı elden bırakmıyor.
1919 baharında Kiev’e siyasi karmaşa hâkimdir. Samson Koleçko babasının zalimce öldürülmesine tanık olmuş, kendisi de kulağını koparan bir darbe almıştır. Ancak becerikli ve yaşam dolu Nadejda’yla tanışınca hayatında bazı şeyler değişir. Kaosun hüküm sürdüğü şehirde hayatına devam edebilmek için bir iş arayan Samson bazı tesadüfler sonucu kendini bir davanın içinde bulur. Alışık olmadığı esrarengiz ve tehlikeli olayların içine düştüğündeyse Nadejda ona mücadele gücü verecektir. Tehlike altındaki bir şehrin tüm sesleri Samson’un kafasının içinde çınlarken kesik kulak, tıpkı Gogol’un “burun”u gibi hikâyenin merkezine yerleşiyor.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Garanti BBVA sponsorluğunda düzenlenen 33. İstanbul Caz Festivali, 30 Haziran Salı akşamı (dün) festivalin ödül töreni ve Marcus Miller konseriyle başladı.
Hilton İstanbul Bosphorus’ta düzenlenen törende, Türkiye’de caz tarihinin önemli ismi Senem Diyici’ye Yaşam Boyu Başarı Ödülü sunuldu. Diyici’ye ödülünü İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer takdim etti. Marcus Miller, “Marcus Miller Presents We Want Miles! The Reunion Tour 2026” projesiyle dinleyicilerle bir araya geldi.
“Senem Diyici, 1953 yılında İstanbul’da doğdu. 6 yaşında İstanbul Radyosu çocuk korosuna katıldı. Feridun Darbaz’dan klasik müzik ve nazariyet eğitimi, Ruhi Su’dan şan dersleri aldı. ‘Nar Hanım Gül Hanım’ ve ‘Sen Yoksun’ isimli bestelerinin yer aldığı ilk 45’liğini Fato takma ismiyle 1969 yılında 16 yaşındayken çıkardı. Senem ismiyle, 1973’te Yankı Plak’tan çıkardığı ikinci 45’likte ‘Ham Meyva’ ve ‘Çıt Çıt’ şarkılarına yer verdi. 1980’lerin başında Fransa’ya yerleşerek kariyerine burada devam etti. Paris’te kurduğu üçlü ile geleneksel Türkçe düzenlemeler ve kolektif bestelere yer verdikleri Anadolu (1983) albümünü yayımladı. Radyo yapımcısı Patrick Tandin ile tanışmasının ardından Takalar (1989) albümü için birlikte çalıştılar. Senem Diyici Sextet adıyla yayımlanan yedi şarkılık albümde perküsyonda Okay Temiz yer aldı, “Takalar” şarkısını ise Bülent Ecevit yazdı. 90’larda gitarist, aranjör ve besteci Alain Blessing ile caz, rock ve geleneksel Türk müziğini sentezledikleri çalışmalar yaptı. Geste (1993), Divan (1995), Jest (1998), Tell Me Trabizon (1998), Morceaux Choisis (2001), Zıpçıktı (2003), Live! (2004) albümlerini yayımladı. Albümleriyle Fransa’da ödüller ve adaylıklara layık görüldü; France Soir, Liberation, Nouvel Observateur gibi prestijli mecralarda eleştirmenlerden övgüler aldı. Turnelere çıktığı ve yüzlerce konser verdiği yılların ardından İstanbul’a döndü ve burada Nara (2021) albümünü kaydetti. 2023’te albümün Fransızca lansman konserini 360 Paris Music Factory’de verdi. Bu konserin kaydı 2024’te Senem Diyici Paris 2023 adıyla dijital albüm olarak yayımlandı. 2025 yılında, vibrafonist Tom Gareil ve tubacı Daniel Malavergne eşliğinde yeni bir orijinal beste repertuvarını keşfetmeye başladı. Nâzım Hikmet'in şiirlerini okudu; 2026’nın başlarında yazar René Frégni ile iş birliği yaptı. Senem Diyici albümlerin yanı sıra birçok projede de yer aldı. Düet, üçlü, dörtlü, altılı, sekizli olmak üzere farklı gruplar kurdu. Çeşitli ustalık sınıfları ve atölyelerde çocuklar için ritim, ses ve nefes teknikleri; Şamanizm ritimleri, şarkıları ve dansları üzerine eğitimler verdi.”
33. İstanbul Caz Festivali’nde Haftanın Konserleri:
- Thee Sacred Souls I LA LOM / Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, 1 Temmuz Çarşamba
- Robert Plant with Saving Grace and Suzi Dian / Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, 2 Temmuz Perşembe
- Arooj Aftab / Atatürk Kültür Merkezi Tiyatro Salonu, 3 Temmuz Cuma
- Senem Diyici Mavi Yol Quartet feat. Okay Temiz / Salon İKSV, 4 Temmuz Cumartesi
- Parklarda Caz / Ataşehir Amfili Park, 4 Temmuz Cumartesi / İBB Kadıköy Yoğurtçu Parkı, 5 Temmuz Pazar
- Brezilya Gecesi: Mari Froes / The Marmara Esma Sultan Yalısı, 6 Temmuz Pazartesi
33. İstanbul Caz Festivali programına buradan, biletlerine ise Passo üzerinden ulaşabilirsiniz.
Fotoğraf: Mühenna Kahveci
23-27 Eylül tarihleri arasında Tersane İstanbul’da düzenlenecek Contemporary Istanbul, 21. edisyonunda 24 ülkeden 70’in üzerinde galeri sanatseverlerle buluşacak.
Bu yıl, 2025 yılına göre %40’ın üzerinde bir artışla, 24 ülkeden 70’in üzerinde galerinin katılımıyla düzenlenecek Contemporary Istanbul, sonbaharda İstanbul’u bir kez daha uluslararası sanat dünyasının önemli buluşma noktalarından birine dönüştürecek. Akbank’ın ana partnerliğinde gerçekleşecek fuar, farklı coğrafyalardan galerileri, sanatçıları, koleksiyonerleri ve sanat profesyonellerini bir araya getirerek, küresel sanat ekosisteminin aktörleri arasında yeni karşılaşmalara ve iş birliklerine zemin hazırlayacak.
Katılımcı galerilerin dörtte birinin ilk kez Contemporary Istanbul’da yer alacak. Avrupa, Asya, Orta Doğu, Latin Amerika ve Kuzey Amerika’nın önde gelen sanat merkezlerinden gelecek 17 yeni galeri, bu yılki edisyona yeni perspektifler ve güçlü bir uluslararası farklılık katacak.
Galeria Francisco Fino (Lizbon), Galeria Karla Osorio (São Paulo), Galerie Diego Escobar (Marsilya), Galerie La La Lande (Paris), Galerie Tanit (Münih, Beyrut), Galerie Thomas Schulte (Berlin), Galerie Vallois (Paris), Michel Rein (Paris, Brüksel), Pearl Lam Projects (Hong Kong, Şanghay), Takato Kano Gallery (Tokyo), Whitestone Gallery (Hong Kong, Taipei, Beijing, Tokyo, Karuizawa, Singapore, Seoul), Villa Magdalena (Madrid), Artiscape (Dubai, İstanbul), Rast Gallery (İstanbul), Rıdvan Kuday (Diyarbakır), Method Gallery (Yeni Delhi) ve Shiva Zahed (Tahran, İstanbul) bu yıl ilk kez fuarda yer alacak galeriler arasında yer alıyor. Bu yeni katılımcılar arasında yer alan Pearl Lam Projects, Takato Kano Gallery ve Whitestone Gallery, Contemporary Istanbul’un bu yılki bölgesel odağı olan Focus: Asia kapsamında da öne çıkan galeriler arasında bulunuyor. New Grounds, CI21’in genç galerilere ve yeni nesil sanatçılara görünürlük imkânı sağlayan bölümü olarak 2026 edisyonunda programdaki yerini alacak. Friedrichs Pontone (New York), Ka (Ankara), Karpuchina Gallery (Prag), Method Gallery (Yeni Delhi), Rast Gallery (İstanbul) ve Shiva Zahed (Tahran, İstanbul) New Grounds kapsamında sanatseverlerle buluşacak.
CI21’e yeniden katılan galeriler arasında, uluslararası sanat takvimindeki güncel varlıklarıyla dikkat çeken isimler de yer alıyor. Art Basel haftasında Öktem Aykut (İstanbul), temsil ettiği üç sanatçıyla Art Basel’in Premiere ve Parcours bölümlerinin yanı sıra Basel Social Club’da yer alırken, Dirimart (İstanbul, Londra) temsil ettiği sanatçı İnci Eviner’in çalışmasını Art Basel Unlimited kapsamında izleyiciyle buluşturdu. Pilot (İstanbul) ve OG Gallery (İstanbul) ise Liste Art Fair’deki güçlü katılımlarıyla uluslararası görünürlüklerini sürdürdüler.
Contemporary Istanbul’a yeniden katılacak galeriler arasında ayrıca; Andrea Rehder Arte Contemporanea (São Paulo), Anna Laudel (İstanbul, Ankara, Düsseldorf), Art On Istanbul (İstanbul), Art Sümer (İstanbul), AWC Contemporary (Dubai), Bozlu Art (İstanbul), Buchmann Galerie (Berlin), Büro Sarıgedik (İstanbul), DG Art Gallery (İstanbul, Bodrum), Faar Gallery (İstanbul, Londra), Ferda Art Platform (İstanbul), Galeri Nev İstanbul (İstanbul), Galeri Siyah Beyaz (Ankara), Galeri 77 (İstanbul), Galeria Joan Gaspar (Barselona), Galerie Esther Woerdehoff (Paris), Galerija Fotografija (Ljubljana), Gillian Jason Gallery (Londra), JD Malat Gallery (Londra, Dubai), Leila Heller Gallery (New York, Dubai), Mark Hachem Gallery (Paris, Beyrut), Martch Art Project (İstanbul), Muse Contemporary (İstanbul), Pedro Cera (Lizbon, Madrid), PG Art Gallery (İstanbul), Pi Artworks (İstanbul, Londra), Piramid Sanat (İstanbul), Pontone (Londra), Revolver Galerie (Buenos Aires, Houston), Ruzy Gallery (İstanbul), Sevil Dolmacı (İstanbul, Dubai, Paris), Simbart Projects (İstanbul), SMAC Gallery (Cape Town), Villa del Arte Galleries (Barselona, İstanbul), Vision Art Platform (İstanbul), x-ist (İstanbul) ve Zilberman (İstanbul, Berlin) yer alıyor.
Künye:
1. Galeria Francisco Fino
2. Galerie Vallois
3. Method Gallery
4-5. Galeria Francisco Fino
6-7. Method Gallery
Ana Paula Maia’nın okurlarını dehşetin sıradanlaştığı bir arafın ortasına bıraktığı romanı Sığırlar ve İnsanlar, Emrah İmre’nin çevirisiyle Tersine Kitap’tan çıktı.
Kanla beslenen bir nehir, medeniyetten uzak bir mezbaha, elinde balyozla bekleyen bir adam: Edgar Wilson. Bayıltacağı her sığırın alnına kireçten haç çizip, onlara huzurlu bir son vermek niyetinde. Vahşetten keyif alan biri değil o; şiddeti merhametle örten, başkalarının yiyeceği etin günahını her gün üstlenen bir işçi. Ancak bu rutini paramparça olmak üzere. Sığırların kendilerini duvarlara vurması ve uçurumdan atlamalarıyla başlıyor her şey. Ustabaşı Bronco Gil tel örgülerin ardında bir yırtıcı arayadursun, Edgar’ın şüpheleri farklı. Zira burada hem hayvanları hem de insanları deliliğe sürükleyen başka şeyler olmalı.
“Kanın toprağa ve suya karıştığı yerlerde insanı hayvandan ayırmak zordur.”