
15 Mayıs-21 Haziran tarihleri arasında Çelenk Bafra küratörlüğünde ve PEUGEOT ana sponsorluğunda düzenlenen 7. Mardin Bienali’nin sanatçı ve katılımcıları açıklandı.
“GÖKzemin” başlığı altında izleyiciyi hem hakikatin zeminine hem de hayal gücünün ufkuna davet eden 7. Mardin Bienali, Mardin’in çok katmanlı kültürel mirası ile çağdaş sanat arasında güçlü ve güncel bir diyalog kurmayı amaçlıyor. Gök ile yer, bireysel ile kolektif, geçmiş ile gelecek arasında bir düşünce ve duygu hattı kuran bienal, izleyiciyi tezat gibi görünen uçlar arasında bir yolculuğa çıkarıyor. Bölgenin kültürel hafızasında özel bir yere sahip olan kuşlar ise bu yolculukta izleyicilere rehberlik ediyor. Mardin’in taşlarına sinmiş hikâyeleri ve coğrafyasına özgü rüzgârları ardına alan kuşlar, gökyüzü ile yeryüzü arasında süzülürken sergiler, mekâna özgü yerleştirmeler ve etkinlikler arasında görünmez rotalar çiziyor. Bienal, bu kavramsal çerçeveyle ilk kez eski şehrin sınırlarının dışına çıkarak izleyiciyi bölgeyi keşfetmeye davet ediyor. Dara Antik Kenti, Deyrulzafaran Manastırı ve Kızıltepe’deki Ateş Beyler Hamamı’nın yanı sıra Yukarı Mardin’de Kervansaray, Marangozlar Kahvesi ve Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi bienale ev sahipliği yapacak.
Türkiye’den ve dünyadan 41 sanatçı ve sanatçı grubunu bir araya getiren bienalde, Mardin ve çevresinde yaşayan 6 sanatçı da yer alıyor. Bölge ve Türkiye ile kültürel ve tarihi bağları bulunan coğrafyalardan sanatçıların ağırlıkta olduğu bienalde, bazı sanatçılar yeni projeler üretirken, bazıları mevcut çalışmalarını bienalin kavramsal çerçevesine uygun şekilde Mardin’in tarihsel dokusuna uyarlıyor. Resim, heykel, video, fotoğraf, performans, ses ve mekâna özgü yerleştirmelerden oluşan sergiler, kentin taş mimarisi ve panoramasıyla ilişki kuran çok katmanlı bir deneyim sunuyor. Küratör Çelenk Bafra, bienal kapsamında House of Taswir ile “Gazze Bienali İnisiyatifi” ve Stadtkuratorin Hamburg ile “From the Cosmos to the Commons” adlı kamusal alanda sanat projesi bağlamında iş birliği gerçekleştirdi.
Bienalin açılış töreni 15 Mayıs Cuma akşamüstü Yukarı Mardin’de gerçekleştirilecek. Bienal mekânları aynı gün sabahtan itibaren ön izleme ve genel ziyarete açılacak. 7. Mardin Bienali, 15 Mayıs-21 Haziran tarihleri arasında her gün 10.00-17.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek. Dara Antik Kenti’nin ören yeri olması nedeniyle pazartesi günleri kapalı olacağı belirtilirken, Deyrulzafaran Manastırı ziyaretlerinde manastır yönetiminin belirlediği koşul ve ücretlerin geçerli olacağı ifade edildi. Bienalin performans, atölye ve konuşmalara yer veren açılış programı 16-18 Mayıs tarihlerinde, kapanış şenliği ise 20-21 Haziran tarihlerinde, yaz gündönümüne denk gelecek şekilde planlandı.
Bienalde yer alan sanatçılar arasında Ahmet Doğu İpek, Alfredo Jaar, Ali Kaaf, Alper Aydın, Basim Magdy, Bawer Doğanay, Bi Acayip Hâne, Camila Rocha, Canan Dağdelen, Cansu Çakar, Carlos Aires, Ekin Kano, Erinç Seymen, Erkan Özgen, Esmeralda Kosmatopoulos, Fares Ayash, Gözde İlkin, Hamra Abbas, Hilal Can, Hiwa K., Hüseyin Aksoy, Isaac Chong Wai, İrem Tok, Jakup Ferri, Khalil Rabah, Kite (Dr. Suzanne Kite), Małgorzata Mirga-Tas, Maro Michalakakos, Mehmet Ali Boran, Mehtap Baydu, Michael Rakowitz, Özgür Demirci, Pelin Kırca, Rozelin Akgün, Sejla Kameric, Selçuk Artut, Slavs and Tatars, Vahap Avşar, Xul Solar, Yasmeen Al Daya ve Zahit Mungan bulunuyor.
Ertuğ Uçar’ın okurlarını öyküler, eskizler ve diyaloglarla kurulan bir düşünce ormanında dolaştırdığı kitabı Ormanda Kaybolmak, Can Yayınları’ndan çıktı.
Uçar, Ormanda Kaybolmak’ta aklına takılan, yoluna çıkan, gözüne ilişen dünyayı kelimeler ve çizgilerle yeniden anlamlandırıyor, şeyler arasında bağlar kurup kayda geçiriyor. Bahçeler ve köpekler, anılar ve rüyalar, ölüm ve yeniden doğum, âşıklar ve maşuklar, eşyalar ve insanlar gibi temalar etrafında döndükçe daha fazlasını girdabına çeken öykü, anı ve diyaloglarla onları bütünleyen eskizlerden oluşuyor kitabı. Bu öykülerde kaybolmak serbest.
“Bir şehir, bir orman, bir coğrafya mıydı içinde olduğu, yoksa bir formül, bir dil, bir kitap mı? Tabii şu ihtimali de görmezden gelemez: Ölüm. Ellerini kavuşturup kanıtları gözden geçirmeye koyuldu. İlk olarak, biraz önce ölümü düşünürken çıkan ani esintiyi anımsadı. Sonra botlarına bulaşan bu safran rengi toz vardı. Ufukta beliren dumanı da kanıtlar arasına katmalı. Bu bir savaş yüzünden olabilirdi. Ve nihayet ceketinin cebinde olduğunu şu anda fark ettiği mektup. Biraz modası geçmiş şekilde başlıyordu. Hal hatır soruyor, bir sorun varsa ona iletebileceğini belirtiyordu. Kimdi bu? Hocası mı? Onu reddeden kadın mı? Yıllardır haber almadığı babası mı? Kim? Olasılıkları düşünmek için bir ağaca yaslandı. Çok yorgundu. Mektup elinden düştü.”
Contemporary Istanbul tarafından düzenlenen CI BLOOM, 5. edisyonuyla 15-19 Nisan tarihleri arasında Lütfi Kırdar Rumeli Salonu’nda sanatseverlerle buluşacak.
Türkiye’nin farklı şehirlerinden galerileri, sanat inisiyatiflerini ve yeni nesil üretimleri bir araya getirmeye hazırlanan CI BLOOM, İstanbul’un kültür sanat sahnesindeki dinamizmi güçlendiren bir buluşma noktası olarak konumlanıyor. Galerileri destekleyen sürdürülebilir bir modelle düzenlenen CI BLOOM’un 5. edisyonu, mevcut ekonomik koşullar gözetilerek geliştirilen bu yaklaşımıyla Contemporary Istanbul’un sanat ekosistemiyle dayanışma içinde büyüme vizyonunu yansıtıyor; galerilerin üretim ve katılım süreçlerini destekleyerek çağdaş sanatın sürdürülebilirliğine katkı sunuyor.
CI BLOOM’un 5. edisyonu; Borusan Otomotiv’in Türkiye distribütörü olduğu BMW partnerliğinde, Pernod Ricard Türkiye co-partnerliğinde, Türk Hava Yolları | Miles&Smiles resmi hava yolu partnerliğinde ve Samsung’un CI BLOOM Art TV partnerliğinde hayata geçiriliyor. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA)’nın uluslararası tanıtım desteği ve İBB Kültür AŞ.’nin şehir içi iletişim desteğiyle gerçekleşen fuar, The Marmara’nın ağırlama partnerliğinde ve The Bank Hotel İstanbul’un konaklama partnerliğinde sanat profesyonellerini ve uluslararası basını İstanbul’da ağırlamaya hazırlanıyor.
Türkiye’nin farklı şehirlerinden galeriler ile uluslararası açılımları bir araya getiren CI BLOOM 5.edisyonunda katılımcı galeriler arasında Anna Laudel (İstanbul, Ankara, Düsseldorf), Art On Istanbul (İstanbul), Belm’art Space (Ankara), Bozlu Art (İstanbul), C.A.M. Gallery (İstanbul), DG Art Gallery & Project (İstanbul, Bodrum), DİFOART Collective (İstanbul), DİRİMART (İstanbul, Londra), Galeri 77 (İstanbul), Martch Art Project (İstanbul), Muse Contemporary (İstanbul), One Arc Gallery (İstanbul), Pi Artworks (İstanbul, Londra), Piramid Sanat (İstanbul), Rıdvan Kuday (Diyarbakır), Ruzy Gallery (İstanbul), SANATORIUM (İstanbul), Summart (İstanbul), Taksim Sanat (İstanbul), Vision Art Platform (İstanbul), x-ist (İstanbul) ve ZILBERMAN (İstanbul, Berlin) yer alıyor.
Bu yıl fuarda ilk kez yer alacak galeriler arasında EArt (İstanbul), rast. GALLERY (İstanbul), Kun Art Space (Adana), Collect Gallery (İstanbul, Sofya), FAAR Gallery (İstanbul, Londra) ve offgrid art project / Otmar Uras (İstanbul) bulunurken; Loading Art Space (Diyarbakır), NOKS Art Space (İstanbul), KOLİ Art Space (İstanbul) ve Are Projects (Antalya) ise sanat inisiyatifleri olarak fuardaki yerini alıyor.
CI BLOOM 2026 kapsamında Borusan Otomotiv, BMW’nin gelecek vizyonunu somutlaştıran Neue Klasse mimarisinin ilk seri üretim temsilcisi olan Yeni BMW iX3 modeli ile fuarda yer alırken, dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Edward Burtynsky’nin çevresel dönüşüm, endüstriyel üretim ve insanın doğa üzerindeki etkisini odağına alan çalışmalarını Borusan Contemporary katkılarıyla sanatseverlerle buluşturuyor. Samsung ise The Frame üzerinden kürate edilen ve global ölçekte geniş bir dijital sanat arşivine dayanan “Art TV” seçkisiyle fuar deneyimini teknolojiyle buluşturuyor.
Sanatın daha geniş kitlelere ulaşmasını destekleyen yaklaşımını bu yıl da sürdüren CI BLOOM, 16 ve 17 Nisan tarihlerinde 17.00-20.00 saatleri arasında yükseköğretim öğrencilerine ücretsiz ziyaret imkânı sunuyor.
CI BLOOM, ön izleme günü olan 15 Nisan tarihinde 15.00-20.00 saatleri arasında, 16-18 Nisan tarihlerinde 11.00-20.00 saatleri arasında, 19 Nisan’da ise 11.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek. CI BLOOM biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
BBVA Vakfı iş birliğinde düzenlenen Salt Sanatsal Araştırma ve Üretim Destek Programı’yla 2025-2026 döneminde desteklenen Onur Gökmen’in “Toprakaltı” başlıklı sergisi 3 Mayıs’a kadar Salt Galata’da sanatseverlerle buluşuyor.
Salt Sanatsal Araştırma ve Üretim Destek Programı’nın ikinci edisyonu kapsamında desteklenen sanatçılardan Onur Gökmen’in “Toprakaltı” sergisi, Türkiye’nin çevre ve kurum tarihinde büyük ölçüde göz ardı edilmiş bir olay olan 1986 Çernobil faciasından sonra Karadeniz’de yetişen çayda radyoaktif kirliliğin tespit edilmesine odaklanıyor.
“Çernobil Nükleer Santrali’ndeki patlamanın ardından, aralarında sanatçının ebeveyni İnci ve Ali Gökmen’in de bulunduğu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) görevli bir grup bilim insanı, radyoaktif serpintinin Karadeniz bölgesindeki çaya etkisini ölçmek üzere bir araştırma yürüttü. Bulgular bir raporda derlenerek ilgili mercilere sunuldu. Ancak resmî açıklamalar, ekonomik ve toplumsal istikrara ilişkin kaygıların da etkisiyle kirliliğin boyutunu ve sağlığa zararını azımsama eğilimindeydi. Halk sağlığı ve hesap verebilirlik tartışmaları sürerken, ODTÜ raporu nihayetinde basına sızdı. Meseleyi medyatik imge ve manşetler üzerinden ele alan haberler kamuda bir nebze farkındalık yaratsa da kurumsal tepkiler büyük ölçüde değişmedi ve kontamine çay dolaşımda kalmaya devam etti. “Radyoaktif çay daha lezzetlidir”, “Azıcık radyasyon kemiklere yararlıdır” gibi nükleerin etkilerini ıskalayan sansasyonel açıklamalar ile çay içen devlet yetkililerinin görüntüleri kolektif hafızada yer edindi. Çay ise gözle görülemeyen, elle tutulamayan radyasyonun maddesel tanığı ve nükleer endişenin taşıyıcısı hâline geldi.
Türkiye’nin nükleer tarihinde önemli yeri olan bu vakadan üç kesit sahneleyen sergi, kurgusal ve belgesel unsurları birleştirerek anlatı ile kanıt arasında bir diyalog kurar. İlk bölümde, çaydaki kontaminasyonun keşfedildiği ODTÜ’den mekânsal bir kesit ile İnci ve Ali Gökmen’in aktarımına dayanan bir belgesel yer alır.
Bir televizyon stüdyosunda geçen ikinci bölüm, medyanın devlet aygıtları ve bürokrasiyle iç içeliğini yansıtır. Enstalasyonun merkezinde, çaydaki radyoaktif madde miktarını yalanlarken hayalî bir Karadeniz imgesi de kuran haberlerden yola çıkan bir kısa film vardır. Dekorların arkasında yer alan üçüncü kısım ise bu iki anlatı arasından sızan, Çernobil felaketinin Türkiye’deki izleri niteliğindeki fotoğraflardan oluşur.
Radyasyonun hem doğal hem de kurumsal sistemler içindeki hareketinin izini süren bu üç sahne, görünmez ve yavaş çevresel tahribatın halk sağlığını, politikaları ve toplumsal anlatıları nasıl şekillendirdiğini açığa çıkarır. Aynı zamanda, radyasyonun hiçbir zaman bütünüyle geçmişte kalmadığını hatırlatır: Radyasyon ne tek bir kuşağa ne de belirli bir coğrafyaya aittir. Bulutlarla taşınan ve yeraltına sızan radyasyonun toprakla bugüne aktarılması gibi, bu olayın imgeleri de kişisel ve kolektif hafızada dolaşmayı sürdürür.”
Künye: Toprakaltı sergisinden görünüm, Salt Galata, 2026 Fotoğraf: Metean Bars
Haruki Murakami’nin çaresiz dertler, ayrılıklar ve önyargılara dair öykülerinden oluşan kitabı Tanrı’nın Bütün Çocukları Dans Eder, Ali Volkan Erdemir’in çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı.
Japonya’nın ekonomisi büyüyordu. İnsanların çok parası vardı. Sonra deprem oldu. Komura’nın karısı gece gündüz haberleri izliyordu. Aynı görüntüler tekrarlanıp duruyordu: enkaz halinde binalar, çatlak sokaklar, bozulmuş raylar, çökmüş otobanlar, her yerde çıkan yangınlar. Tam bir cehennem. Artık şehir eskisinden çok daha kırılgandı. Hayat da öyle. Yarın her şey olabilirdi.
“Buzdolabı içinde kapalı kalıp öleceğim” dedi Miyake. “Hani vardır ya, çocuklar atılacak bir buzdolabının içine girip oynarken kapı kapanıverir ve içeride soluksuz kalıp ölürler.”
Margaret Atwood’un aynı adlı romanından uyarlanan, The Handmaid’s Tale evreninin devamı niteliğindeki The Testaments, ilk 3 bölümüyle bugünden itibaren Disney+’ta izleyicilerle buluşuyor.
8 bölümden oluşan The Testaments, dindar ve görevlerine bağlı genç Agnes ile Gilead sınırlarının ötesinden gelmiş yeni öğrenci Daisy’nin hikayesini merkezine alıyor. Geleceğin eşleri olarak yetiştirilen kızlar için tasarlanan ve itaatin acımasız yöntemlerle öğretildiği Aunt Lydia’nın elit hazırlık okulunda yolları kesişen ikilinin kurduğu bağ, geçmişlerini, bugünlerini ve geleceklerini sarsacak bir değişimin kıvılcımına dönüşüyor.
Ann Dowd, Chase Infiniti, Lucy Halliday, Mabel Li, Amy Seimetz, Brad Alexander, Rowan Blanchard, Mattea Conforti, Zarrin Darnell-Martin, Eva Foote, Isolde Ardies, Shechinah Mpumlwana, Birva Pandaya ve Kira Guloien’in oyuncu kadrosunda yer aldığı The Testaments, Bruce Miller’ın imzasını taşıyor. The Handmaid’s Tale’ın başrol oyuncusu Elisabeth Moss’un da yapımcıları arasında yer aldığı dizinin yapımcılığını MGM Television üstleniyor.
Mike Barker’ın yönetmenliğini üstlendiği ilk üç bölümü ile bugün Disney+’ta prömiyerini yapan The Testaments, her hafta çarşamba günü yeni bölümüyle dünya ile aynı anda Türkiye’deki izleyicilerle buluşacak.
Ara Güler’in “Mastering the Image” başlıklı sergisi Maison des Arts du Léman’ın 60. yıl kutlamaları kapsamında 30 Mayıs tarihine kadar Fransa’nın Thonon-les-bains kentinde yer alan Galerie de l’Etrave’da sanatseverlerle buluşuyor.
“Mastering the Image” sergisi, İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin farklı şehirlerinden kareleri bir araya getiriyor. 55 adet siyah-beyaz fotoğraftan oluşan seçki, Ara Güler’in fotoğraf sanatındaki ustalığını gözler önüne seriyor.
Ara Güler’in edebî yönüne ve çok katmanlı üretimine dair ipuçları sunan, 1955 yılında kaleme aldığı Babil’den Sonra Yaşayacağız başlıklı kısa öykü, sergideki fotoğraflara eşlik ediyor. Yıkımın ardından yeniden var olma umudu ve direncini anlatan metin, usta fotoğrafçının şiirsel ve düşünsel dünyasını da açığa çıkarıyor.
Sergi, Ara Güler’in kariyerindeki önemli foto röportajlardan ikonik karelerin yanı sıra, Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi’nin kuruluşundan bu yana yürüttüğü çalışmalar sayesinde gün yüzüne çıkarılan ve daha önce sergilenmemiş fotoğrafları da içeriyor. Ara Güler’in eserleri, Thonon-les-Bains’daki bu sergi kapsamında ilk kez izleyiciyle buluşuyor.
Roger-Pol Droit’in felsefe tarihini canlı ve merak uyandırıcı bir büyüme romanına dönüştürdüğü kitabı Alice Fikirler Diyarında, Saliha İpek Ortaer Montanari’nin çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
“Alice, annesi ona ilk cep telefonunu alırken söylediği gibi, artık çocuk değil. Dünyaya ve onun içinde kendi yerine dair kafasında dönüp duran sorular var: İnsan nasıl yaşamalı? Hangi değere göre? Hangi amaç uğruna? Keşke diyor, hayatın özü tek bir cümle olsa, onu bulsam ve asla unutmamak için üstümde saklasam.
Derken yine bir tavşan deliğine düşüyor Alice, ama bu kez vardığı yer Fikirler Diyarı. İki eksantrik fare, bilge bir kanguru ve zekâ küpü bir perinin eşliğinde, zaman ve mekânı aşan bir yolculuğa çıkıyor. Tüm zamanların en büyük düşünürleriyle bir araya geleceği bir yolculuk bu. Atina Agorası’nda Sokrates’le sohbet ediyor, Platon’un mağarasına giriyor, Ganj Nehri’ni geçip Buda’yı dinliyor, Rousseau ile dans ediyor, Nietzsche ile Sils Maria sokaklarında dolaşıyor, Viyana’daki terapi odasında Freud’a meydan okuyor. Her bir tanışma onu dünyayı ve kendini anlamaya daha da yaklaştırıyor. Ve kim bilir, belki de o cümleyi bulmaya.”
Eda Soylu’nun “Alt/Üst” başlıklı kişisel sergisi 30 Nisan tarihine kadar Merdiven Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.
2012 yılından beri ev ve yer etme kavramları üzerine çalışmalarını sürdüren Eda Soylu, pratiğini yerleştirme sanatı üzerine kuruyor. Bu doğrultuda oluşturduğu üretimlerini “Ve evin yüzü burkuldu” adlı serisi altında bir araya getiriyor.
“Ve evin yüzü burkuldu”, Metin Altıok’un Yıkıcılar Geldiler şiirinin ilk dizesi. Bir evin yıkım sürecinin ele alınışı üzerinden gelişen bu seri, içsel bir çözülmeye işaret ediyor. Buradaki burukluk yalnızca fiziksel bir yıkımı değil; bir hayatın, bir hafızanın, bir varoluşun sökülmesini temsil ediyor. Bu seri kapsamında Soylu’nun sırasıyla “Unutulmuyor Ne Tuhaf”, “Evi Yeniden Kurmak” ve “Anneannemin Evinden Kalanlar” sergileri yer alıyor; bu üretimlerin tümü, çiçeklerin betona gömülmesiyle oluşan “Duvar Kâğıdı” adlı yerleştirmesini temel alarak gelişiyor. Sanatçının otoportre olarak tanımladığı bu işler, kırılgan ve kaba olanı görünür kılıyor; nüansları ve satır aralarını okumaya açıyor.
“Alt/Üst” sergisinde sanatçı, 2016 tarihli “Evi Yeniden Kurmak” sergisini bugün yeniden ele alıyor. “Alt/Üst”, 300 metrekarelik bir yerleştirmenin on yıl sonra bir kesit olarak yeniden yerleştirilmesi üzerine kuruluyor. Duvarın zemine indiği, zeminin izleyicinin adımlarıyla çözülerek dağıldığı bu yerleştirmede, sabit olduğu varsayılan zemin kırılganlaşıyor; yüzey ise başka bir düzlemde bugün yeniden kuruluyor.
Pera Müzesi’nin koleksiyon sergilerinden “Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar”, güncellenen yüzüyle ziyaretçilerle yeniden buluşuyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nin koleksiyon sergilerinden “Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar”, yenilenmiş hâliyle izleyici karşısına çıkıyor. Osmanlı ile Avrupa arasındaki diplomatik, kültürel ve sanatsal etkileşimleri odağına alan sergi, yapılan yeni düzenlemeyle anlatısını genişleten ve yeni katmanlar kazanan bir kurguya kavuşuyor. Seçkideki değişikliklerin odağında, Alejandro Almanza Pereda’nın Boşluk Korkusu yapıtının yerini alan Casper Faassen’in altı eserlik Yeniden Derleme isimli güncel sanat yerleştirmesi bulunuyor. Sergi ayrıca, Louis-François Cassas’nın iki suluboyası ve Vanmour Okulu imzalı Sohbet adlı eserle zenginleşerek sanatseverleri karşılıyor.
Sergiye, 15. İstanbul Bienali kapsamında ziyaretçilerle buluşan Alejandro Almanza Pereda’nın Boşluk Korkusu adlı eserinin yerine Casper Faassen imzalı Yeniden Derleme serisi dahil edildi. 2017 yılından bu yana sergilenen Boşluk Korkusu, inşa ile yıkım arasındaki gerilimi görünür kılan güçlü bir görsel dil kuruyordu. Faassen’in altı eserden oluşan Yeniden Derleme serisi ise, kültürel varlıkların dolaşımı ve yer değiştirmesi üzerine kurulu yeni bir okuma öneriyor.
Faassen, tarih boyunca farklı coğrafyalardan toplanarak yerlerinden edilen buluntuların izini sürüyor; bu hareketi tersine çeviren bir bakış geliştiriyor. Katmanlı ve yarı saydam yüzeylerle kurduğu görsel dil, imgeleri sabitlemek yerine askıda bırakıyor; böylece hafıza, kayıp ve aidiyet gibi kavramlar üzerinden serginin tarihsel çerçevesine güncel bir tartışma alanı ekliyor. Bu yeni katman, Kesişen Dünyalar’ın yalnızca geçmişi temsil eden bir sergi olmanın ötesine geçmesini sağlıyor; geçmiş ile bugünün bakışlarını aynı düzlemde buluşturuyor.
Güncellenen yüzüyle sergi, uzun süredir seçkide yer almayan eserlerle zenginleşiyor. Fransız sanatçı Louis-François Cassas’nın İstanbul ve farklı coğrafyalara uzanan gözlemlerini yansıtan Atina Akropolisi ve Olymposlu Zeus Tapınağı ile Kadıköy Burnu'ndan Sultanahmed Camisi'nin Görünümü adlı suluboyaları, 18. ve 19. yüzyılda seyahat, keşif ve görsel kayıt pratiklerinin nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyarken, Faassen’in Yeniden Derleme yerleştirmesiyle ortaklık kurarak derinleştiren bir anlam katmanı yaratıyor.
Sergiye dahil edilen Vanmour Okulu imzalı Sohbet adlı eser ise İstanbul’un gündelik yaşamını ve sosyal sahnelerini Batılı bir bakışla ele alan üretimlere odaklanıyor. Bu çalışmalar, dönemin kültürel aktarım biçimlerini ve Doğu imgesinin Avrupa’da nasıl kurulduğunu görünür kılan önemli örnekler arasında yer alıyor.