GÜNDEM
  • 12-09-2026

    Fatoş İrwen’in “Rû Bi Rû” başlıklı kişisel sergisi 15 Eylül-21 Kasım tarihleri arasında Zilberman İstanbul’da sanatseverlerle buluşacak.

    “Rû Bi Rû”, Fatoş İrwen’in iktidar temsilleri, devlet politikaları, gelenek ve inanç sistemleri karşısında bireyin özgürlük mücadelesi etrafında şekillenen pratiğini, yüzleşme düşüncesi üzerinden ele alıyor.

    “Rû Bi Rû”nun önerdiği yüzleşme, yalnızca hatırlamak ile sınırlı tutmayarak; karşısına almak kadar karşısında durmayı ve inkâr edilmiş olan bir coğrafyanın bakışına maruz bırakmayı da gerektiriyor. Fatoş İrwen’in bastırılarak görünmez kılınan, kaydı dahi tutulamamış ve sözlü olarak aktarılarak bugüne ulaşmış gerçeklikler ile kurduğu ilişki, sergideki yüzleşmenin zeminini oluştururken izleyiciyi de kendi dilinde inşa ettiği alana davet ediyor.

    0
    0
    201
  • 12-09-2026

    Gülin Hayat Topdemir’in tanıdık imgeleri dönüştürerek gerçek ile düş arasındaki sınırları sorguladığı kişisel sergisi “Beyond the Familiar”, 10 Ekim’e kadar x-ist’in Gümüşsuyu’ndaki mekânında sanatseverlerle buluşuyor.

    “Beyond the Familiar”, izleyiciyi hayvanlar, kadın figürleri, çiçekler, oyuncaklar, maskeler, balonlar ve gündelik nesnelerden oluşan tanıdık bir evrenin içinden geçiriyor. Ancak bu görsel düzene biraz daha uzun bakıldığında tanıdıklık hissi çözülmeye başlıyor; figürler yer değiştiriyor, bedenler başkalaşıyor ve insan ile hayvan arasındaki sınırlar geçirgen bir alana evriliyor. Gerçek ile düşün birbirine karıştığı bu eşikte kadın figürleri bir masal kahramanına, mitolojik bir varlığa ya da çağdaş bir ikona dönüşürken; hayvan bedenleri içgüdü, hafıza, korku ve bilinçdışının izlerini taşıyor.

    Antik çağların melez yaratıklarını ve fantastik arketiplerini günümüzün popüler kültür imgeleriyle buluşturan sanatçı; balon, kulaklık, kurdele ya da sandalye gibi sıradan nesneleri mitolojik figürlerle aynı anlatıda harmanlayarak kişisel bir mitoloji inşa ediyor. Bir yanında miti, diğer yanında popüler kültürü barındıran bu görsel dünyada peinture kavramı ve resmin maddeselliği öne çıkıyor. Kumaş, deri, metal ve boyanın tuval yüzeyindeki karşılaşması; ilk bakışta zarafet ve oyun hissi uyandıran, yakından bakıldığında ise tekinsiz katmanlarını açığa vuran bir atmosfer yaratıyor. Sergide, tanıdık olanın güvenli sınırlarından çıkıp imgelerin henüz adlandırılmamış olduğu aralığa odaklanıyor.

    Künye:
    1. Gülin Hayat, The Other Side of the Dream, 2026, Tuval üzerine yağlı boya | Oil on canvas, 85 x 85 cm
    2. Gülin Hayat, A Silent Alliance with the Hound, 2026, Tuval üzerine yağlı boya | Oil on canvas, 80 x 75 cm
    ​3. Gülin Hayat, Welcome To The Wrong Fairy Tale, 2026, Tuval üzerine yağlı boya | Oil on canvas, 75 x 65 cm

    0
    0
    225
  • 12-09-2026

    Bilimkurgu ve gerçekdışı öyküleriyle çağdaş Kore edebiyatının öne çıkan yazarlarından biri hâline gelen Bora Chung’ın kara mizahının ve kapkaranlık masallarının kapılarını aralayan öykülerinden oluşan kitabı Kimse Bilmez, Sevda Kul’un Korece aslından çevirisiyle Tersine Kitap’tan çıktı.

    Uluslararası Booker ve Ulusal Kitap ödülleri finalisti Chung’ın dilimizde de yayımlanan Lanetli Tavşan kitabına uzanan yolun edebi köklerini açıyor bu kitap. Chung; bastırılmış bir kinin, duvardaki sıradan bir lekenin veya sinsi bir saplantının insanın zihnini ve hayatını nasıl usulca çürüttüğünü son derece soğukkanlı bir dille anlatıyor.

    ​Mitoloji, korku ve fantastiğin birbirine düğümlendiği tekinsiz bir araf. Şefkat dilenen canavarlar. Asla affetmeyen kurbanlar. Sanrılar. Sırlar. Hezeyanlar. Bu öykülerde diri diri gömülen çocuğun biri etobur bir ağaç olarak filizleniyor; adamın biri bir lekenin cazibesine esir düşüyor; bir zaman yolcusu gittiği gelecekte akıl hastanesine kapatılıyor; kurbanlarının son nefesine muhtaç bir varlık, ampute bir kadının boş sol ayakkabısına gizleniyor; hava aracı ormana düşen bir kaçak, sadece ıslıkla konuşan vahşi bir şifacının gönüllü tutsağı oluyor; dondurucu bir sürgünde, yıllarca beklenen kanlı intikam hayali kusursuz bir mutluluğa dönüşmek için fırsat kolluyor.

    0
    0
    216
  • 11-09-2026

    Muse Contemporary, Canan Savaş’ın “Çakal Düğünü” başlıklı kişisel sergisini 18 Eylül-18 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle bir araya getirecek.

    Canan Savaş’ın yeni üretimlerini bir araya getiren “Çakal Düğünü”, kişisel hafızayı kültürel mirasla buluşturarak doğa, insan ve insan doğası arasındaki ilişkiyi evrensel bir anlatı üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor. Savaş’ın sanat pratiğinin merkezinde, doğa ile insan arasındaki görünmez bağları araştıran bir yaklaşım yer alıyor. “Çakal Düğünü”, sanatçının yıllar önce babasından dinlediği bir hikâyeden yola çıkarak şekillenen ve kişisel belleğin kuşaklar boyunca nasıl aktarıldığını sorgulayan güçlü bir anlatı sunuyor.

    Serginin çıkış noktası, Akira Kurosawa’nın Düşler (Dreams) filmindeki “Tilki Düğünü” sahnesi ile Karadeniz’in Çayeli ilçesine bağlı Arsovos’ta aynı doğa olayı için kullanılan “Çakal Düğünü” anlatısı arasında kurulan beklenmedik bağdan doğuyor. Asya kültüründe güneşli bir havada yağan yağmuru tanımlayan “Tilki Düğünü” kavramı ile Karadeniz’de aynı doğa olayının “Çakal Düğünü” olarak adlandırılması, farklı coğrafyalarda ortak sembollerle yaşayan kültürel hafızanın izlerini görünür kılıyor. Bu karşılaşma, sanatçının çocukluğunda babasından dinlediği hikâyeyi yalnızca kişisel bir anı olmaktan çıkararak kuşaktan kuşağa aktarılan ortak bir mirasın parçasına dönüştürüyor. İki farklı coğrafyada aynı doğa olayının benzer imgelerle anlatılması, kültürler arası ortak bilinçaltına ve sözlü kültürün zamana meydan okuyan gücüne işaret ediyor.

    Künye:
    1. Canan Savaş-“Uskuli I” 170 x 100 cm,  İplik, yağlı boya ve ahşap üzerine reçine, 2026
    2. Canan Savaş, Paluri, İplik, ahşap üzerine yağlı boya, 2026, Detay
    ​3. Canan Savaş

    0
    0
    245
  • 11-09-2026

    Zorlu PSM’nin sahne sanatları alanında yeni yetenekleri desteklemek amacıyla hayata geçirdiği PSM Atölye’nin beşinci döneminde üretilen dört özgün oyun, yeniden 12 ve 13 Eylül’de izleyicilerle buluşacak.

    Haziran ayındaki “Kısalar” programında ilk kez sahnelenen yapımlar, 12 ve 13 Eylül’de Zorlu PSM %100 Studio’da tiyatroseverlerin karşısına çıkacak. Program kapsamında sahnelenecek oyunlar arasında Afaki (5 Harf), Blackout, Otostop ve Üç Yüz On Beş Numarada Karşılaşma yer alıyor.

    Küratörlüğünü Serdar Biliş’in üstlendiği PSM Atölye; Dramatik Yazarlık, Tiyatro Yönetmenliği ve Tiyatro Yapımcılığı olmak üzere üç ana alanda eğitim veriyor. Katılımcıların üretim süreçlerini profesyonel sahne standartlarıyla buluşturan atölye, 2021 yılından bu yana 108 mezun vererek toplam 40 özgün oyunun sahnelenmesine katkı sağladı.

    Künye:
    1. Afaki (5 Harf) 
    2. Blackout 
    3. Üç Yüz On Beş Numarada Karşılaşma 
    4. Otostop

    0
    0
    244
  • 11-09-2026

    Murat Çelik’in kişisel hafızayla toplumsal hafızanın iç içe geçtiği, insanı dönüştüren küçük karşılaşmalara, kesitlere odaklandığı romanı Hâlâ Birinin Özür Dilemesini Bekliyorum, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.

    Çelik geçmişten bütünüyle kurtulmanın mümkün olup olmadığını sorguladığı bu romanında hatırlamanın, kaybetmenin ve yaşamı sürdürmenin farklı yüzlerini anlatırken okuru da hikâyesine ortak ediyor. Roman, yaşamın farklı dönemlerine yayılan anların peşinden gidiyor. Kardeşliği, aileyi, aşkı, dostluğu ve gündelik hayatın görünmeyen yüklerini merkeze alan bir anlatı kuruyor.

    “Bir zaman diliminde, istiyorsun ki vapura bindiğinde güneşin nereden gelip seni rahatsız edeceğini yanında biri hesaplasın. Sen bunun için kafa yorma. Bir zaman diliminde, istiyorsun ki biri eve gelirken o gün ekmeğe ihtiyaç duyup duymadığınızı bilsin. Seni hiç aramasın, senin markete uğramayacağından emin olsun. Bir zaman diliminde, istiyorsun ki sevgini göstermek için soytarılık yapma. O seni gözlerinden, bakıştan bilsin.”

    0
    0
    380
  • 10-09-2026

    SANATORIUM, Christiane Peschek’in “Anka Kuşu Kalesi” başlıklı kişisel sergisini 17 Eylül-31 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor.

    “Anka Kuşu Kalesi”, dünyayı insan merkezli bir bakışın ötesinde; hafıza biriktiren, dönüşen, çözülen ve yeniden üreten canlı bir sistem olarak ele alıyor. Christiane Peschek, jeolojik süreçleri bedensel ve duygusal deneyimlerle buluşturarak ziyaretçiyi dönüşüm, madde, bellek ve zaman arasındaki ilişkiler üzerine düşünmeye davet ediyor.

    ​“Anka Kuşu Kalesi”, Gaia’yı insan yerleşiminin ötesinde, sürekli dönüşüm hâlinde yaşayan ve algı sahibi bir sistem olarak düşünmenin yollarını araştırıyor. Sergide dünya; kaybı içine çeken, belleği depolayan, zamanı biçimlendiren ve yaşamı sonsuz oluş ve çöküş döngüleri aracılığıyla yeniden üreten bir organizma olarak izleyicinin karşısına çıkıyor. Christiane Peschek, jeolojik süreçleri yalnızca fiziksel olgular olarak ele almak yerine; tortulaşma, sıkışma, kök salma, erozyon, duman, kül, arınma ve yenilenme gibi süreçleri duygulanımsal hâllerle ilişkilendiriyor. Serginin içinden geçmek, bu yeryüzü hâllerinin birbirini izlediği bir yürüyüşe dönüşürken ziyaretçiye depolamak, kompostlamak, parçalanmak, sıkışmak ve yeniden başlamak gibi gezegensel süreçlerin insan bedeninde ve kolektif hafızada da karşılık bulduğunu hatırlatıyor. Peschek’in yaklaşımında gezegensel bilinç, yerleştirmeler aracılığıyla bir mikrokozmosta görünürlük kazanıyor. Ritüeller, nesneler, sesler ve yazı üzerinden genişleyen mimari, ziyaretçiyi insanın Dünya ile kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye çağırıyor.

    0
    0
    424
  • 10-09-2026

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 30. İstanbul Tiyatro Festivali, 22 Ekim - 3 Aralık tarihleri arasında tiyatroseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

    Mehmet Birkiye küratörlüğünde düzenlenen festival; 6 uluslararası, 11 yerli gösteriden oluşan bir programla izleyicilerle bir araya gelecek. 3 Aralık’a kadar sürecek festivalde bu yıl iki yapım İKSV Genç Sanatçı Fonu ile desteklenecek. Tüm şehre yayılacak 30. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında, İstanbul’un iki yakasında; AKM Tiyatro Salonu, Alan Kadıköy, Arter, DoubleTree by Hilton Kadıköy, Fiba Salon İKSV, İBB Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı, İstanbul Özel Saint-Joseph Fransız Lisesi, Komünite, Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi, Panayia Kilisesi, Paribu Art, Phebus Müzayede Evi, Tarih Edebiyat Sanat Kütüphanesi (TESAK), Yeldeğirmeni Sanat, Zorlu PSM olmak üzere 17 farklı mekân festival izleyicilerine kapılarını açacak.

    Hafıza, bu yılki programda en çok üzerinde durulan meselelerden biri. Murat Gülsoy’un aynı adlı romanından Müge Oskay’ın uyarladığı, Mehmet Birkiye’nin yönettiği Ve Ateş Bizi Tüketiyor, geçmişini bulma yolculuğunu anlatıyor. Çiğdem Erdöl’ün yazdığı, Elif Sözer ve Zeynep Özden’in yönettiği; Tilbe Saran, Fulya Peker ve Çağdaş Ekin Şişman’ın rol aldığı Sanatçısı Belirsiz *İvi Buradaydı, kentin hafızasından silinen bir ressamı adıyla geri çağırıyor. Elif Özge Maltepe’nin yazıp Murat Daltaban’ın sahneye taşıdığı Bir Çeyiz Sözleşmesi’nde 129 yıllık bir çeyiz senedi kilisede yeniden okunuyor. Mustafa Kaplan ve Filiz Sızanlı (Taldans) koreografisiyle hazırlanan En Son Neyi Unuttuğumu Hatırlamıyorum ise otuz yıl önce arşivlenmiş bir sahne çalışmasını bugünün bedenleriyle temasa geçiriyor.

    Dil ve iletişim, programın izleyicileri üzerine düşünmeye davet ettiği diğer önemli meseleler. Marah Haj Hussein’in projesi Dil Broblem Değil, ses kayıtlarından yola çıkarak anadilin dönüşümünü gözler önüne seriyor. George Mann’ın yönettiği ve sağır oyuncu Ramesh Meyyappan’ın oynadığı solo performans Veda Ritüeli, ilgisiz babasının ölümünün ardından ona kendi ritüeliyle veda eden bir adamı anlatıyor. Caroline Guiela Nguyen’in yazıp yönettiği açılış oyunu Lacrima ise Paris’ten Mumbai’ye uzanan bir emek zincirini deşifre ediyor.

    Farklı zaman ve coğrafyalardan bugüne uzanan meseleler sahnede yeni karşılıklar buluyor. Dmitry Krymov’un yazıp yönettiği Requiem, Rusya-Ukrayna savaşının gölgesinde şekilleniyor. Suzie Miller’ın kaleme aldığı, Nagihan Gürkan’ın yönetip Özlem Öçalmaz Yıldız, İbrahim Arıcı ve Ceren Köse ile birlikte rol aldığı Anna K, bir kadının özel hayatının hashtag’e dönüşmesini konu alıyor. J.M. Coetzee’nin romanından Saim Güveloğlu’nun uyarlayıp yönettiği; Tansu Biçer, Tülin Özen, Defne Koldaş ve Sezer Arıçay’ın rol aldığı Elizabeth Costello, etik ve insanın dünyayla ilişkisini sorguluyor. Yeşim Özsoy’un yazıp yönettiği Aksak Deliryum gündelik hayata sızan bir felakete odaklanırken; Yngvild Aspeli ve Paola Rizza’nın kukla anlatısıyla sahnelediği Bir Bebek Evi, kadın deneyimlerini öne çıkarıyor.

    Dans yapımlarında Nederlands Dans Theater (NDT 2) repertuvarından bir seçki sunulurken, Fernando Melo koreografisi Rüzgâr Ağacı MDTistanbul dansçıları tarafından sahneleniyor. Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği; Damla Sönmez, Ceren Kaçar, Selen Öztürk, Sevda Deniz Karali ve Melis Öz’ün oynadığı İstanbul Mon Amour: Aşk > Nefret < Aşk Kadıköy mekânlarına yayılıyor. Lara Lakay’ın uyarladığı Reşad Ekrem Koçu anlatısı Silahşör Kızı Rabia Hanım Phebus Müzayede Evi’nde izleyiciyle buluşuyor. Festivalin kapanışını ise Mehmet Birkiye’nin yönettiği, Kerem Kurdoğlu uyarlaması Dorian Gray’in Portresi yapıyor; oyunda Salih Bademci, Engin Hepileri ve Yiğit Sertdemir rol alıyor.

    Festivalin bu yılki Onur Ödülü usta oyuncu Tilbe Saran’a sunulurken, söyleşiler ve atölyeleri kapsayan ücretsiz “Festival Artı” etkinlikleri de program boyunca devam edecek.

    Festival biletleri, İKSV Lale Kart üyeleri için 7 Eylül Pazartesi saat 10.30’da başlayan ön satış döneminin ardından 11 Eylül Cuma saat 10.30’da Passo üzerinden genel satışa açılacak.

    ​30. İstanbul Tiyatro Festivali’nin programına buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    395
  • 10-09-2026

    Pera Müzesi, yaşayan en önemli soyut ressamlardan biri kabul edilen Frank Bowling’in altmış yılı aşan üretimini gözler önüne seren “Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle” sergisini 29 Eylül 2026 – 31 Ocak 2027 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, Birleşik Krallık İstanbul Başkonsolosluğu iş birliğiyle çağdaş resmin sınırlarını genişleten kapsamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Alistair Hicks’in üstlendiği “Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle” sergisi, Bowling’in renk, yüzey ve belleği buluşturan üretiminin farklı evrelerini, 20. yüzyılın en etkili figüratif ressamlarından Francis Bacon ile savaş sonrası Britanya resminin özgün isimlerinden Victor Willing’in eserleriyle yan yana getiriyor. Üç sanatçı arasında kurulan bu ilişki, aynı sanatsal sorulara verilen farklı yanıtları birlikte düşünmeye imkân tanıyor.

    1934’te Britanya Guyanası’nda doğan Bowling, 1953’te Londra’ya yerleşti ve Royal College of Art’tan 1962’de resim dalında gümüş madalyayla mezun oldu. 2005’te Royal Academician seçilen, 2008’de OBE nişanına layık görülen ve 2020’de şövalyelik unvanı alan ve 2019’da Tate Britain’da kapsamlı bir retrospektifi düzenlenen sanatçının yapıtları dünya çapında elliden fazla koleksiyonda yer alıyor. Londra ve New York arasında şekillenen üretiminde Bowling, İngiliz resim geleneği ile Amerikan soyutlamasından beslenirken soyutlama ile bellek, geometri ile kendiliğindenlik arasında özgürce hareket etti. Renk, ışık ve boyanın maddesel olanaklarını araştırarak kendine özgü bir resim dili geliştiren sanatçı, bugün 92 yaşında üretimini aktif olarak sürdürüyor.

    “Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım”, sanatçının pratiğini deneysellik, rastlantı ve yeniden keşfetme ekseninde ele alıyor. İlk kez sergilenecek eserlerin yanı sıra, ünlü Harita serisinden (1967–71) resimler ile çocukluğunu geçirdiği Guyana’daki evin görüntüsüne yıllar sonra yeniden döndüğü 2026 tarihli Annemin Evine Yeniden Bakış’ın da yer aldığı seçkide sanatçının farklı dönemlerinden yapıtlar bir araya geliyor. Sergi, Bowling’in üretiminde yaratım ile yıkım, düzen ile kaos, rastlantı ile kontrol arasındaki gerilimlerin izini sürerken, resmi tamamlanmış bir yüzeyden çok kesintisiz bir dönüşüm alanı olarak ele alıyor.

    Sergide Bowling’in yapıtlarına, insan bedenine ve figüre getirdiği güçlü ve sarsıcı yorumlarla 20. yüzyıl sanatına damgasını vuran Francis Bacon ile portre ve figür resminden daha özgür ve dışavurumcu bir dile uzanan üretimiyle savaş sonrası Britanya sanatında kendine özgü bir yer edinen Victor Willing’in eserleri eşlik ediyor. Seçkide, aralarında Bacon’ın Lisa’nın Portresi (1956) ve Nü Etüt Çalışması (1952–53) ile Willing’in Baş VI (1985) adlı yapıtlarının da bulunduğu eserler Bowling’in resimleriyle yan yana geliyor.

    Bu birlikteliği “müdahaleler” olarak nitelendiren küratör Alistair Hicks, söz konusu yapıtları “Bowling’in resimleri arasında yolumuzu bulmamıza yardımcı olan birer pusula” olarak tanımlıyor. Bu kurgu, üç ressamın ayrışan ve kesişen yaklaşımlarını ortaya koyarken Bowling’in sanatına yeni açılardan bakmayı da mümkün kılıyor.

    “Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım”, bu üç farklı resim pratiği üzerinden soyutlama ile figürasyon arasındaki yerleşik ayrımları sorguluyor. Sergi, sanatsal arayışların ortak deneyimlerden ve “Resim neye dönüşebilir?” sorusuna verilen radikal yanıtlardan ne denli etkilenebileceğini ortaya koyuyor.

    Künye:
    1. Victor Willing Gezgin Şövalye, 1978 Tuval üzerine yağlıboya 200 × 240 cm © Victor Willing Varisleri
    2. Francis Bacon R. J. Sainsbury (Robert Sainsbury) Portresi, 1955 Tuval üzerine yağlıboya 115 × 99 cm © Francis Bacon varisleri. Tüm hakları saklıdır, DACS 2026 Sainsbury Centre, University of East Anglia izniyle Fotoğraf: Prudence Cumming Associates
    3. Frank Bowling Babamın Portresi, 1960 Tuval üzerine yağlıboya 84 × 58.5 cm Sanatçının izniyle © Frank Bowling. Tüm hakları saklıdır, DACS 2026 Fotoğraf: Rose Jones
    ​4. Frank Bowling Kitty, 2009 Tuval üzerine akrilik 68.5 × 173 cm Sanatçının izniyle © Frank Bowling. Tüm hakları saklıdır, DACS 2026 Fotoğraf: Jess Littlewood

    0
    0
    396
  • 10-09-2026

    offgrid art project, İstanbul’un değişen fiziksel ve kültürel katmanlarına odaklanan “Aynı Şehirde” başlıklı grup sergisini 18 Eylül-25 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    Ci Demi, Hüseyin Güler ve Tibet Oktay Aslan’ın çalışmalarını bir araya getiren “Aynı Şehirde”, şehri yalnızca mimarisi ve dönüşen silueti üzerinden değil; hafıza, gündelik hayat ve insan-mekân ilişkileri üzerinden ele alıyor. Sergi, üç sanatçının farklı yaklaşımları üzerinden İstanbul’un dönüşümünü, kent hafızasını ve gündelik hayatın şehirle kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

    İstanbul’un sürekli değişen yapısı, serginin çıkış noktasını oluşturuyor. Yeni yapılar, yıkılan binalar, dönüşen mahalleler ve değişen kent manzaraları, şehrin geçmişini ortadan kaldırmak yerine çoğu zaman onunla birlikte var oluyor. Sergi, İstanbul’u farklı zamanların ve hikâyelerin üst üste geldiği, tamamlanmayan bir şehir olarak düşünmeye açıyor. Ci Demi, Tibet Oktay Aslan ve Hüseyin Güler’in pratikleri bu dönüşüme birbirinden farklı noktalardan bakıyor. Ci Demi, fotoğraf çalışmalarında İstanbul’un gündelik hayatını, değişen kent dokusunu ve şehrin kendine özgü atmosferini takip ederken; Tibet Oktay Aslan, fotoğrafı malzeme, yüzey ve mekânla ilişkilendirerek kentin fiziksel katmanlarına odaklanıyor. Hüseyin Güler ise insanın yaşadığı çevreyle kurduğu ilişki ve sosyal hafıza üzerinden şehrin görünmeyen katmanlarını araştırıyor.

    Üç sanatçının çalışmaları bir araya geldiğinde İstanbul, tek bir görüntüye indirgenemeyen; farklı dönemlerin, yapıların, insanların ve deneyimlerin bir arada bulunduğu canlı bir organizma olarak ortaya çıkıyor. Sergi, bu çoğulluğu bir anlatıya dönüştürmek yerine, izleyiciye şehrin değişimine farklı perspektiflerden bakabileceği bir alan açıyor.

    Künye:
    1. Hüseyin Güler, Gözden Uzakta, 2020, Fine art print
    2. Ci Demi, Untitled, 2023, Fine art print​
    3. Tibet Oktay Aslan, Kontak II, 2026, Gum bichromate prints made with pigment made out of old bricks on 300 gsm acid-free paper, 35 x 28 cm

    0
    0
    386
DAHA FAZLA
Geldanlage