GÜNDEM
  • 27-02-2026

    Lisen Adbåge’nin yazdığı ve resimlediği, çocuklara demokrasiye dair etkili bir hikâye anlatan kitabı Karar Verenler, Ali Arda’nın İsveççe aslından çevirisiyle Dinozor Çocuk’tan çıktı.

    Karar Verenler, çocuklara gücü ve şiddet içermeyen direnişi anlatıyor. İktidar ve hayır deme hakkıyla ilgili bir kitap.

    ​Lotta Olsson, Dagens Nyheter Gazetesi’nın bu kitaba dair görüşü şöyle: “Görseller ve metin, grup psikolojisini demokrasi bağlamında ele alan bu etkili derste kusursuz biçimde bütünleşiyor.”

    0
    0
    112
  • 26-02-2026

    Roland Topor’un yazdığı Muhammet Uzuner’in yönettiği, Joko’nun Doğum Günü 13 Mart’ta Cihangir Atölye Sahnesi’nde prömiyer yapacak.

    Joko’nun Doğum Günü, şiddetin olağanlaştığı, itaatin erdeme dönüştüğü ve bireyin yavaş yavaş sadece işleve indirgendiği bir düzeni mercek altına alıyor. Yazarın, kara mizah ve gerçeküstücülükle beslediği yönetmenin bu üslubu trajikomik ve grotesk rejisiyle sürdürdüğü Joko’nun Doğum Günü, rıza üretiminin sistemin en sadık bekçisi olduğunu fark ettiriyor.

    Bir atık su deposu işçisi olan Joko’nun başkalarını sırtında taşımayı kabullenmesiyle başlayan dönüşümü izleyiciye; iktidarın şiddet, baskı ve eşitsizliği rıza yoluyla nasıl sıradanlaştırdığını gösteriyor. Joko, bir kişiden çok bir taşıyıcıya, bir bedenden çok bir araca dönüşüyor. Bu dönüşüm ansızın gerçekleşmiyor; tam tersine son derece düzenli, mantıklı ve “makul” gerekçelerle sinsice ilerliyor. Joko’nun maruz kaldığı şey, istisnai bir zulüm değil, düzenin ta kendisi olarak karşımızda boy gösteriyor. Akıl dışı, korkutucu ve uyumsuz olan şeyler insanı paramparça ederken, sistem tam da bu parçalanmışlık üzerinden kendini ayakta tutuyor ve güçleniyor. Topor, hayatın gerçek yüzünü absürt bir şekilde gösterirken, zekâsı ve keskin mizahıyla bu büyük aldatmacayı da gözler önüne seriyor.

    ​Prömiyerinden sonra 14 ve 15 Mart’ta da seyirci karşısına çıkacak Joko’nun Doğum Günü sezon boyunca Cihangir Atölye Sahnesi’nde oynamaya devam edecek. Biletlere buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    188
  • 26-02-2026

    Okyanus Çağrı Çamcı’nın “Sub Rosa” başlıklı ilk kişisel sergisi Görkem İmrek küratörlüğünde 11 Nisan’a kadar Depo’da sanatseverlerle buluşuyor.

    Okyanus Çağrı Çamcı’nın ilk kişisel sergisi “Sub Rosa”, sanatçının annesi, anneannesi ve teyzelerinin yaşamlarını kendi hikâyesiyle birlikte ele alıyor. Dört duvar arasında kuşaktan kuşağa aktarılan sessiz dirençlerin, kırılganlıkların ve görünmez bağların izini süren sergi, doğrusal bir geçmiş anlatısı kurmak yerine geçmişten bugüne taşınan tutumların, travmaların, iletişimsizliklerin ve çatışmaların bedende, duygularda, kimlikte ve ilişkilerde bıraktığı izlere odaklanıyor. Latincede “gülün altında” anlamına gelen “Sub Rosa”, ihtiyat ve mahremiyeti bir çerçeve olarak ele alıyor; sanatçı bu deneyimler adına söz söylemektense, kadın olarak kimliklenen öznelerin kendilerini diledikleri zaman ve koşullarda ifade edebileceği güvenli bir diyalog alanı açmayı öneriyor.

    Okyanus Çağrı Çamcı’nın aile arşivine dayanan üretimlerinden oluşan sergide fotoğraf albümleri, ev eşyaları, çeyizler ve kayda geçmemiş yaşanmışlıklar bir araya geliyor. Bu malzemeler hakikatin eksiksiz bir kaydını tutmaktan ziyade kadınlık deneyimi etrafında şekillenen öfke, dayanıklılık ve güçlenme pratiklerini görünür kılan araçlara dönüşüyor. Güller, danteller, yazmalar ve gündelik nesneler; ev içi ve dışında kurulan örtük, sezgisel ve stratejik iletişim biçimlerine işaret ediyor. “Sub Rosa”, ne bir iyileşme ne de bir özgürleşme anlatısı olarak; bireysel deneyimle müşterekliği, sevgiyle çatışmayı, süreklilikle kesintiyi yan yana düşünmeye davet eden bir eşik olarak konumlanıyor.

    ​Künye: Okyanus Çağrı Çamcı - Sub Rosa Depo, 2026. Fotoğraf: Eyhan Çelik

    0
    0
    235
  • 26-02-2026

    76. Berlin Film Festivali’nde büyük iki ödülü kazanan iki iddialı yapım, art arda vizyona giriyor. 76. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü alan İlker Çatak’ın Sarı Zarflar filmi 27 Mart’ta, Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü’nü kazanan Emin Alper’in yeni filmi Kurtuluş da 6 Mart’ta Bir Film dağıtımıyla vizyona girecek.

    Senaryosunu İlker Çatak, Ayda Meryem Çatak ve Enis Köstepen’in birlikte kaleme aldığı İlker Çatak’ın yeni filmi Sarı Zarflar, bir ailenin idealleri ile hayatta kalma arzusu arasındaki etik ve politik yol ayrımlarını merkezine alıyor. Başrollerini Özgü Namal ve Tansu Biçer’in paylaştığı “Sarı Zarflar”da, Leyla Smyrna Cabas, İpek Bilgin, Aydın Işık, Aziz Çapkurt, Yusuf Akgün, Uygar Tamer, Jale Arıkan, Seda Türkmen, Emre Bakar, Elit İşcan, Sultan Ulutaş Alopé, Emine Meyrem ve İpek Seyalıoğlu rol alıyor. Filmin cast direktörlüğünü ise Ceren Sena Akdeniz üstleniyor. if... Productions, Haut et Court ve Liman Film ortaklığında çekilen Sarı Zarflar, ayrıca 5 Mart’ta Almanya’da, 1 Nisan’da da Fransa’da gösterime girecek.

    ​Emin Alper’in beşinci uzun metrajlı filmi Kurtuluş’un oyuncu kadrosunda Caner Cindoruk, Berkay Ateş, Feyyaz Duman, Naz Göktan, Özlem Taş, Eren Demir, Selim Akgül, Hichi Demi ve Nazmi Karaman yer alıyor. Yapımcılığını Liman Film’in üstlendiği Kurtuluş’un ortak yapımcıları arasında Bir Film, Meltem Films, TS Productions, Circe Films, Horsefly Films ve Second Land yer alıyor. Ahmet Sesigürgil ve Barış Aygen’in görüntü yönetmenliğini üstlendiği filmin müziklerinde Christiaan Verbeek, yapım tasarımında Nadide Argun Van Uden, kurgusunda ise Özcan Vardar’ın imzası bulunuyor. Korucu Hazeran aşireti ile yıllar önce terk etmek zorunda bırakıldıkları köylerine geri dönen Bezariler arasındaki toprak çatışmasını odağına alan film; gergin bir atmosferde, tekinsiz rüyaların körüklediği bir iktidar mücadelesini ve “kurtuluş” vaadinin peşinden giden bir köyün hikâyesini anlatıyor. Filmin Türkiye’deki vizyonunun ardından, farklı ülkelerde de gösterime girmesi planlanıyor.

    0
    0
    232
  • 26-02-2026

    Annette Louise Solakoğlu, Elena Tash, Işık Güner ve Yunus Karma’nın üretimlerini bir araya getiren “Rooted: The Garden Within” başlıklı sergi, 26 Şubat-19 Mart tarihleri arasında Şule Gazioğlu Gallery’de sanatseverlerle buluşacak.

    “Rooted: The Garden Within” sergisi, doğayı dışsal bir tema olarak ele almak yerine; insanın iç dünyasında kök salan, psikolojik ve duygusal bir varlık alanı olarak yeniden düşünmeyi amaçlıyor. “Rooted: The Garden Within”, doğa ile kurulan duygusal ve psikolojik bağı ön plana çıkarıyor; onu, zihnin ve bedenin en eski eşlikçisi, iç hâllerin sessiz aynası ve hafızanın dokunulabilir izi olarak konumlandırıyor. İzleyici, mekânın içine adım attığında, doğayla kurduğu bağı yeniden keşfederken kendi içsel yolculuğuna da çağrılmış oluyor.

    Şule Gazioğlu küratörlüğünde ve Ece Balcıoğlu danışmanlığında galeri mekânını adeta zamansız ve nostaljik bir bahçeye dönüştüren sergi kurgusu, izleyicide paylaşılan anıları, kaybolmuş hatıraları ve çocukluk izlenimlerini canlandırmayı amaçlarken; fotoğraf, botanik resim, heykel ve tekstil gibi farklı disiplinler aracılığıyla doğayı, yalnızca çevresel bir gerçeklik değil, insanın iç dünyasını biçimlendiren kurucu ve dönüştürücü bir güç olarak ele alıyor.

    “Rooted: The Garden Within”, farklı sanatsal pratikler arasında karşıtlıklar kurmak yerine, ortak bir dikkat ve gözlem biçimi etrafında ilerlemeyi amaçlıyor. Doğanın duygusal ve psikolojik bir çerçeve olarak ele alınması, bitkisel formların hafıza ve kimlik üzerindeki izleri, organik büyüme ve ritme verilen sezgisel insan tepkisi serginin temel eksenlerini oluşturuyor. Resim, fotoğraf, heykel ve tekstilin bir araya geldiği bu çok katmanlı kurgu, izleyiciyi doğayı yalnızca görmeye değil, hissetmeye de davet ediyor.

    ​İstanbul’dan Londra’ya uzanacak sergi sürecinin ilk durağı olan Şule Gazioğlu Gallery’de “Rooted: The Garden Within”, doğayı hem bireysel hem de kolektif hafızada kök salan bir “iç bahçe” olarak yeniden düşünmeye alan açıyor.

    Künye:
    1. Annette Louise Solakoğlu, Garden Pavilion on the Bosphorus, Ortaköy
    2. Elena Tash
    3. Isık Güner, FOREST 300 small edited

    0
    0
    242
  • 26-02-2026

    Edward Tulane ve Mucizevi Yolculuk’un yazarı Kate DiCamillo’nun kendi küçük ama kalbi büyük bir farenin umut tazeleyici kahramanlık öyküsünü anlattığı Newbery Ödüllü romanı Despero’nun Öyküsü, Timothy Basil Ering’in kara kalem resimleri ve Gözde Koca’nın çevirisiyle Tudem’den çıktı.

    Animasyon filme ve müzikale de uyarlanan, “Öğretmenlerin Seçtiği En İyi 100 Çocuk Kitabı” listesinde yer alan Despero’nun Öyküsü, 10 yaş ve üzeri tüm okurları derin bir düşünsel yolculuğa çıkarıyor.

    ​Şaşırtıcı büyüklükte kulaklara sahip minimini bir fare olan Despero, görkemli bir şatoda yaşayan fare ailesinin en küçük ve zayıf ferdidir. Her yönüyle diğer tüm farelerden farklılaşan dostumuz, karanlıktan ve kemirmekten çok; kitaplara, müziğe ve ışığa ilgi duyar. Okuduğu masallardaki mutlu sonlardan büyülendikçe gönlünü bir prensese kaptırır. Onu kurtarma hayaliyle yollara düştüğünde ise kadim fare yasalarını çiğnemiş bir suçluya dönüşür. Attığı her adımla hem kendi kaderini hem de krallığın geleceğini değiştiren Despero için kahramanca mücadele etme vaktidir. Çünkü masallar “hep” mutlu sonla bitmelidir...

    0
    0
    351
  • 25-02-2026

    Ödüllü Amerikalı yazar, yönetmen ve besteci Peter Danish’in kaleme aldığı Devlerin Savaşı oyunu 6 ve 7 Mart’ta Zorlu PSM’de prömiyerini yapacak.

    Klasik müziğin iki efsane ismi Leonard Bernstein ve Herbert von Karajan’ın yarım asırlık rekabeti, ödüllü yazar ve yönetmen Peter Danish’in kaleminden sahneye taşınıyor. Okan Bayülgen ve Celal Kadri Kınoğlu’nun rol aldığı, Nihal Usanmaz’ın yönettiği Devlerin Savaşı, yaratıcısının da katılımıyla prömiyerini yapacak.

    BroadwayWorld ve Amazon Prime’da ses getiren projeleriyle tanınan Danish’in kaleme aldığı oyun, klasik müziğin iki efsane ismi Leonard Bernstein ve Herbert von Karajan arasındaki yarım asırlık rekabeti sahneye taşıyor. Prömiyer gecesinin ardından Peter Danish, Okan Bayülgen, Celal Kadri Kınoğlu ve oyunun yönetmeni Nihal Usanmaz’ın katılımıyla özel bir söyleşi gerçekleştirilecek.

    Devlerin Savaşı oyununun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    404
  • 25-02-2026

    Özlem Günyol ve Mustafa Kunt’un “Dışarı çıkmak istiyorsan, içeri gir” başlıklı sergisi 5 Mart-11 Nisan tarihleri arasında Dirimart Londra’da sanatseverlerle buluşacak.

    Sanatçı ikilisi heykel, performans, video ve yerleştirmeden oluşan altı yeni işiyle akla hayale sığmayacak sosyal ve siyasi durumların nasıl yavaşça yeni normale dönüştüğünü sorguluyor. Sergi, heykel, performans, video ve yerleştirmeyi bir araya getirirken siyasal şiddetin, gözetimin ve kamusal ile özel alanlar arasındaki sınırların aşınmasının giderek normalleşmesini ele alıyor.

    Mayfair’deki Açılış (2026) başlıklı çalışmada sanatçılar, kamusal alandaki gözetim ve muhbirliğin açık uçlu niteliğine dikkat çekiyor. Londra metrosunda yapılan “See it. Say it. Sorted.” [Gör. Söyle. Çöz.] anonsundan hareketle kurgulanan performans, sergi açılışı sırasında kimliği sanatçılar tarafından dahi bilinmeyen bir dedektif tarafından kaleme alınan raporları içeriyor. Yapıt, galeri mekânının kamusal niteliğine ve küresel politik iklimde bu kamusallığı biçimlendiren ve giderek artan otoriter baskılara dikkat çekiyor.

    Günyol ve Kunt’un sergi için ürettiği işlerden olan The Dirty Work (2026), Almanya Şansölyesi’nin Haziran 2025’te, İsrail’in İran’a saldırılarının die Drecksarbeit [kirli iş] olarak nitelenmesini memnuniyetle sahiplenmesinden hareketle üretilmiş heykellerden oluşuyor. Etrafında 360 derece dönerek askeri mühimmat görüntüsüne dönüşen heykelsi harfler, sivil kayıpları görünmez kılan siyasi retoriğin şiddetini görünür kılıyor.

    Türkiye’deki haksız tutuklamalara odaklanan çalışmalar arasında yer alan Ben bu renkleri sevmedim! (2026) eseri, gözaltı ve tutukluluk süreçlerinde siyasetçi, entelektüel ve gazetecilerin karşılaştığı renkleri merkezine alıyor. Yerleştirme, sanatçıların basın yayın organlarındaki haberlerden dijital olarak topladıkları polis üniforması, polis arabası, nezarethane, adliye koridorları, sorgu odaları, hücre kapıları ve duvarlara ait renklerden oluşan bir renk paleti sunuyor. Çepeçevre (2026) başlıklı çalışmada ise bu renkler, Türkiye hapishanelerindeki mevcut tek kişilik bir hücreye eşdeğer büyüklükteki bir mekânı çevreleyerek kendi sınırlarını inşa eden bir duvar resmi oluşturuyor. Bu eserler hem bireysel özgürlüklerin kısıtlanmasını hem de zorunlu tecrit koşulları altında zaman algısının bozulmasını ele alıyor.

    Zamansallığa atıfta bulunan bu söz konusu yerinden edilme hâli, sanatçıların kendi kalp atışlarını referans noktası olarak kullanarak ürettikleri otoportre video çalışmalarından oluşan Aynı Zaman(da) (2026) başlıklı seride daha da derinleşiyor. İkilinin, 20. yüzyılın başından bu yana tutukluların hapishanelerde boncuklarla ürettiği elişlerinden biri olan ve halk sanatının önemli bir parçası hâline gelmiş “hapishane işi” adındaki örgü tekniğini kullanarak ürettiği Günbegün (2026) eseri ise, bittiğinde bir yıllık bir süreci işaret edecek.

    ​Sanatçıların Hollanda’nın Delft kentindeki bir parkta yürüyüşe çıktıkları bir ânı belgeleyen Bir anekdot: Öteki (2020), çalışması sekteye uğrayan lambalardan birine mors alfabesiyle “Free Osman Kavala” [Osman Kavala’ya Özgürlük] ifadesini tekrar ettirmeleriyle oluşturulmuş bir eser. İkilinin geçmiş yıllarda ürettiği bir diğer eser olan ve Türkiye Anayasası’nda 36 kere geçen “hak” kelimesini grafik olarak bir araya getirmeleriyle oluşan Hak (2015) ise, güncelliğini sürekli yeniden üreten bir eser olarak bir anayasanın temel görevinin, bütün bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasını güvence altına almak olduğuna dikkat çekiyor.

    ​Künye: Özlem Günyol & Mustafa Kunt_Right_2015 (detail)_Fine art print on Hahnemühle photo rag ultra smooth 305 g_m²_41.2×60 cm_Ed 3+2 AP_Courtesy of Özlem Günyol & Mustafa Kunt and Dirimart

    0
    0
    824
  • 25-02-2026

    2025 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan László Krasznahorkai’nin Savaş ve Savaş’tan bir yıl önce yazdığı, bireysel çözülüşle toplumsal çöküşü tek bir ânın içine sığdıran uzun öyküsü Yeşaya Geldi, Leyla Önal’ın çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.

    Krasznahorkai, Yeşaya Geldi’de sarsıcı bir bekleyiş hâlini, açıklanamayan bir tehdidi ve yavaşça çözülen bir dünyayı iç içe geçiriyor.

    Yeşaya Geldi, László Krasznahorkai’nin insanlığın hiç bitmeyen savaşını ve yıkımı Savaş ve Savaş’ın başkahramanı György Korin’in iç sesiyle birleştirerek sarsıcı bir bekleyiş duygusuyla anlattığı karanlık bir eşik. Korin’in kaderinin henüz mühürlenmediği, kendi kendini yok etmeye en yatkın hâlinde, henüz yola çıkmadan yakalanmış bir portresi.

    0
    0
    359
  • 25-02-2026

    Teksaslı enstrümantal deneysel müzik grubu Balmorhea, Epifoni organizasyonuyla 16 Ekim akşamı IF Performance Hall Beşiktaş’ta konser verecek.

    2006’da Rob Lowe ve Michael Muller tarafından Austin’de kurulan Balmorhea, post-rock, indie folk, caz ve klasik müzikten ilham alan özgün enstrümantal sound’u ile uzun yıllardır dünya çapında takdir topluyor. Grubun sakin ve duygusal melodileri; gotik katedrallerden modern sanat müzelerine, rock kulüplerinden uluslararası festivallere kadar pek çok farklı mekânda yankı buldu. 

    2025 yılında yayımlanan The Trap (Original Motion Picture Soundtrack), grubun Lena Headey’in ilk uzun metraj filmi için hazırladığı soundtrack albümü olarak müzik dünyasında dikkat çekti. Albüm; piyano, vibrafon, atmosferik gitarlar ve analog synthesizer’larla dokunan tınılarıyla Balmorhea sound’unu sinematografik bir boyuta taşıyor ve grubun film müziği çalışmalarını derinleştiriyor. 

    ​Duygusal yoğunluğu yüksek melodileri, atmosferik yapısı ve güçlü sahne anlatımıyla Balmorhea’nın İstanbul’daki konseri, enstrümantal müziğin eşsiz bir örneğini sunacak özel bir gece olarak müzikseverlerle buluşacak. İstanbul konserinin biletleri 26 Şubat Perşembe saat 12.00'de satışa çıkacak.

    0
    0
    543
DAHA FAZLA
Geldanlage