
2021 yılında prömiyerini yapan ve beş sezondur kapalı gişe oynanan DasDas prodüksiyonu Deli Bayramı, 2-6 Eylül tarihleri arasında DasDas’ta gerçekleşecek son beş temsiliyle sahne yolculuğunu tamamlamaya hazırlanıyor.
Beş yılda 100 temsili geride bırakan ve DasDas’ın en uzun soluklu prodüksiyonlarından biri olan Deli Bayramı’nın süpervizörlüğünü usta sanatçı Metin Akpınar, yönetmenliğini ise Mert Fırat üstleniyor.
Turgut Özakman’ın 1987 yılında kaleme aldığı ve Devekuşu Kabare ile ölümsüzleşen Deliler oyunundan uyarlanan Deli Bayramı, tüm karakterlerin DasDas’ı ele geçirdiği özgün kurgusuyla izleyiciyi kahkaha ve düşünce arasında gidip gelen sıra dışı bir yolculuğa çıkarıyor. 1980’li yıllara yaptığı göndermelerle komedinin dönüştürücü gücünü sahneye taşıyan oyun, beş yıldır farklı kuşaklardan tiyatroseverleri aynı salonda buluşturuyor.
Ali Çakır, Ayşegül Cengiz, Büşra Alnıtemiz, Cansu Boz, Didem Balçın, Duhan Çebi, Erdi Güçlü, Mert Fırat, Nila Fırat ve Özgün Aydın’ın rol aldığı Deli Bayramı, 2, 3, 4, 5 ve 6 Eylül tarihlerinde DasDas’ta son kez izleyiciyle buluşacak. Detaylı bilgi ve biletlere buradan ulaşabilirsiniz.
Bu yıl beşinci kez Marmara Adası’nı edebiyat ile buluşturacak Marmara Adası Edebiyat Festivali, 6-9 Ağustos tarihleri arasında “Umut Kelimelerden Doğar” temasıyla gerçekleşecek.
Festival, söyleşiler, film gösterimleri, yazar-okur buluşmaları, dans performansları ve müzik etkinliklerinden oluşan programıyla dört gün boyunca edebiyat ve sanatseverleri bir araya getirecek. Festivalin bu yılki konukları arasında Anastasia Laukkanen, Aslı Atasoy, Ayşe Kulin, Ayşe Övür, Ayşegül Devecioğlu, Christina Schray, Eylem Ata, Güzin Değişmez, Hakan Günday, Hikmet Hükümenoğlu, Murat Meriç, Murathan Mungan, Nazlı Ökten, Oya Baydar, Özgür Mumcu, Rafet Kemancı, Sevengül Sönmez ve Taner Sayacıoğlu yer alacak.
Program; film gösterimleri, “Sabahattin Ali Akşamı”, söyleşiler, yazar-okur buluşmaları, dans gösterileri ve müzik dinletileriyle dört gün boyunca zengin bir içerik sunacak. Festivalin sunuculuğunu ise bu yıl yazar ve yayıncı Aslı Tunç üstlenecek.
2022 yılından bu yana Marmara Adası’nın edebiyat ve sanat belleğini görünür kılmak amacıyla düzenlenen MAEF, beşinci yılında da farklı kuşaklardan yazarları, sanatçıları ve okurları buluşturuyor. Galimi Çınarlı Kırsal Kalkınma ve Turizm Derneği, Gündoğdu Köyü Güzelleştirme Derneği ve Marmara Adası Dostları Derneği’nin ortak çalışmasıyla düzenlenen MAEF; Marmara Adalar Belediyesi, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ile yerel kurum ve kuruluşların katkılarıyla hayata geçiriliyor. Gönüllüler, sivil toplum kuruluşları ve yerel kurumların ortak katkısıyla büyümeyi sürdüren festival, adanın kültürel mirasını yaşatmayı ve köklü edebiyat geleneğini geleceğe taşımayı amaçlıyor.
Marmara Adası Edebiyat Festivali’ne katılımın ücretsiz olacak. Ayrıntılı festival programına www.maef.com.tr ve sosyal medya hesaplarından ulaşılabilirsiniz.
Aslı Çelikel ve Ferit Katipoğlu’nun ilk duo sergisi “Başkalarının Denizleri –miş gibi”, 1 Ağustos’a kadar Tokyo’daki Laid Bug Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor.
Fotoğraf, video, ses ve yerleştirmeyi bir araya getiren sergi, kişisel hafızanın farklı coğrafyalarda nasıl yeniden kurulduğuna ve kayıpların ardından oluşan yeni aidiyet biçimlerine odaklanıyor.
Ortak bir kaybın ardından başlayan uzun bir dönüşüm süreci serginin çıkış noktasını oluşturuyor. İstanbul’dan Tokyo’ya uzanan bu yolculuk, iki sanatçının bireysel üretimlerini ortak bir anlatıda buluşturuyor. Başlıktaki “-miş gibi” eki ise, başkasına ait bir yere, anıya ya da manzaraya geçici olarak yerleşebilme fikrini; ait olmadan yakınlaşmanın ve başka bir hafızada kısa süreliğine var olmanın ihtimalini işaret ediyor.
Sergi boyunca İstanbul ve Tokyo birbirine eklemlenen iki şehir olmaktan çıkıyor; sesler, imgeler ve gündelik nesneler aracılığıyla ortak bir iç coğrafyaya dönüşüyor. Vapurların sesi, kalabalıkların uğultusu, martılar, Fuji’nin silueti, Boğaz kıyıları ve ev içlerinden taşınan parçalar aynı anlatının katmanları hâline geliyor.
Bu yaklaşımın en yoğun karşılığını, sergi için üretilen Akrabamızın Evi başlıklı yerleştirme oluşturuyor. Kürasyon danışmanlığı ve metin yazarlığını Kıvılcım Akay’ın üstlendiği serginin ses tasarımını Burak Sander gerçekleştirirken, müziklerini ise Yağız Oral tarafından bestelendi.
Carmen Mola’nın eşitsizliği, adaleti, halkı kâr uğruna hiçe sayan politikacıları, yoksulluğu ve idealler uğruna nereye kadar gidilebileceğini sorgulayan polisiye romanı Canavar, Süleyman Doğru’nun çevirisiyle Mundi’de çıktı.
1952’den beri verilen İspanya’nın en prestijli edebiyat ödülü Planeta sahibi Canavar sıra dışı polisiye hikâyesi anlatıyor.
Yıl 1834: Surlarla çevrili Madrid, tüm şehri kırıp geçiren koleraya ve siyasi çekişmelere teslim olmuş halde. Bu esnada surların dışında, yoksulların hayatta kalma mücadelesi verdiği yerde, küçük kızları parçalara ayıran Canavar kol geziyor. 14 yaşındaki Lucía ise eski polis tek gözlü Donoso ve meraklı gazeteci Diego’nun yardımıyla, kaybolan kardeşi Clara’yı canlı halde bulmak için şehirde girilmedik delik bırakmıyor. Lucía’nın şehrin karanlık dehlizlerinde bulduğu sırlarsa boyunu aşan ve asla peşini bırakmayacak türden…
Avrupa’nın birbirinden farklı ülkelerinden gelen genç ve yetenekli müzisyenleri Türkiye’deki müzikseverlerle bir araya getirerek, onların seslerini ve eserlerini daha geniş kitlelere duyurmayı hedefleyen Sound of Europe Festivali, bu yıl 17-19 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek.
Beşinci yılında da müzikseverlerle buluşmaya hazırlanan Sound of Europe Festivali etkinlikleri İstanbul Alan Kadıköy, Ankara Çankaya Kuğulu Park ve İzmir Bostanlı Seyir Terası’nda düzenlenecek. Avrupa’nın farklı noktalarından seçilen dokuz müzik grubunun yanı sıra Türkiye’den yeni seslerin son beş senedir aynı çatı altında buluştuğu festival, genç yetenekler ile dinleyiciler arasında kültürlerarası bir diyalog kurulmasına hizmet ediyor. Festival, müziğin ötesinde kültürel bir keşif platformu olarak öne çıkıyor.
Üç farklı şehirde eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek konserlerde, gerek Avrupa’nın yeni soluk getiren sesleri gerekse Türkiye’den yetenekli sesler ve projeler dinleyicilerle buluşacak. Katılımın tamamen ücretsiz olduğu etkinlikte, 25’e yakın konserle Avrupa’dan ve Türkiye’den 12’den fazla sanatçı ve grup sahne alacak. Sound of Europe Festivali, bu sene de Avrupa’nın yükselen müzikal enerjisini Türkiye’ye taşırken, Avrupalı ve Türk genç müzisyenler için uluslararası bir platform sunarak yaratıcı projelerin önünü açmaya devam edecek.
Festivalin bu seneki yabancı sanatçıları arasında R&B, Indie ve Pop'un tüm yönlerini oryantal melodilerle birleştiren Aze, caz ve Akdeniz müziğini birleştiren özgün besteleriyle adını duyuran Mosaïc, çağdaş İspanyol rock müziğinin umut vadeden müzisyenlerinden biri olarak tanınan ve konserleri, izleyicinin kendini tamamen kaptırdığı ve güçlü bir deneyim sunan Nacho Sarria, geleneksel Latin Amerika flütleri, alışılmadık vokaller, elektro gitar, bas hibritleri ve özel elektronikler kullanan Alman ikili Witch 'n' Monk, alternatif pop müzik tarzı ve tiyatral yeteneğiyle tanınan, Malta doğumlu şarkıcı ve söz yazarı Stefan Galea bulunuyor.
Ayrıca, synth-pop, neo-soul ve indie rock’ın sinematik bir sentezini sunan, tamamı şarkı yazarı ve multi-enstrümantalistlerden oluşan Future Husband, müzik tarzlarını caz ve rock’ın enerjik bir birleşimi olan “loud jazz” olarak tanımlayan JazzyBit, İtalyan şarkılarının zamansız güzelliğine adanmış, zarif ve büyüleyici bir proje olarak doğan Amar Corda Duo ve müzikleri blues, soul, vintage rock ve indie pop türlerini bir araya getiren sıcacık ritimler, güneşli melodiler ve Polonya nostaljisi içeren, hem zamansız hem de taze bir deneyim sunan shama, sinematik pop müziğini duygusal hikaye anlatıcılığıyla birleştiren bir sanatçı olarak öne çıkan Krick, geleneksel ve çağdaş müzik anlayışını birleştiren Enes Kunduracı ile İzmir’in en köklü Big Band orkestralarından biri olan İzBB Pop Orkestrası da Sound of Europe Festivali kapsamında müzikseverlerle buluşacak.
Sound of Europe Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
İBB Kültür AŞ’ye bağlı Taksim Sanat, genç sanatçıların eserlerini sanatseverlerle buluşturan “Genç Buluşmalar” sergisinin üçüncü edisyonunu sanatseverlerle buluşturuyor.
Genç sanatçıları desteklemek amacıyla hayata geçirilen “Genç Buluşmalar”, Türkiye’nin farklı bölgelerinden ve sanat kültürlerinden gelen genç sanatçıları ortak bir platformda bir araya getiriyor. Türkiye’nin farklı şehirlerinden 44 genç sanatçının yer aldığı sergide farklı disiplinlerde üretilmiş 131 eser izleyicilere sunuluyor.
Sergi; genç sanatçıların özgün bakış açılarını ve çağdaş sanata yönelik yaklaşımlarını görünür kılarken, farklı disiplinlerde üretilen eserler aracılığıyla yeni kuşağın yaratıcı ifade biçimlerine alan açıyor. Aynı zamanda sanatçıların çalışmalarını kamusal bir sergi ortamında geniş bir izleyici kitlesiyle buluşturma imkânı sunuyor.
Küratörlüğünü Dr. Meriç Aktaş Ateş’in üstlendiği bu edisyonda; Adana Çukurova Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Düzce Üniversitesi, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi, Gaziantep Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Samsun Üniversitesi, Trakya Üniversitesi, Bursa Uludağ Üniversitesi ve Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültelerinde eğitimlerini sürdüren genç sanatçıların eserleri izleyiciyle buluşuyor.
Psikanalist Arno Gruen’in gerçek özerkliğin kişinin kendi duygu ve ihtiyaçlarıyla tam bir uyum içindeyken mümkün olabileceğini anlattığı kitabı Kendine İhanet - Erkek ve Kadında Özerklik Korkusu, Reva Akkuş’un çevirisiyle Kolektif Kitap’tan çıktı.
Özerklik kavramını bireysel güç ve üstünlüğün bir göstergesi olarak görmek, modern başarı odaklı toplumun ürettiği ve ağır sonuçlar doğuran bir yanılgıdır. Oysa başarı ve verimlilik odaklı zihniyet, pek çok insanın kendisiyle bağ kurmasını engeller. Eğitim ve toplumsal baskıların dayattığı boyun eğme canlılığı, yaratıcılığı ve sevme yetisini köreltir. Bu kayıp insanları hem bağımlı hem de itaatkâr kılan bir kişilik yapısına sürükler ve bu da kendine ihanetle sonuçlanır.
“Bu kitap daha insancıl bir dünyanın hâlâ mümkün olduğuna inanan, uyuma ve yüzeysel adaptasyona değil hissedebilme cesaretine, duyarlılığın bilgeliğine ve içsel bütünlüğün gücüne yönelenleri güçlendirmek umuduyla yazıldı. Amacım duygudan kopmuş soyut düşüncenin egemenliğine karşı, duygulara dayalı bir gerçeğin bilimsel alandaki yerini yeniden inşa etmeye küçük de olsa bir katkı sunmak.”
Netam’ın elektronik müzik, canlı enstrümanlar ve kişisel hikâyeler arasında kurduğu en kapsamlı çalışması BURNOUT, Kanto Records etiketiyle müzikseverlerle buluştu.
Tükenmişlik, dönüşüm, özlem, öfke, yakınlık ve özgürleşme gibi temaları farklı duygusal katmanlar üzerinden ele alan BURNOUT, modern elektronik müziği disko, boogie, Anadolu psikedelik ve caz-funk etkileriyle bir araya getiriyor. Berlin ve İstanbul arasında üretilen albümde Netam’a nesly ve Damla Temel vokalleriyle eşlik ediyor.
İngilizce ve Türkçe sözlerin bir arada yer aldığı albüm, bir yandan dans pistine göz kırparken diğer yandan içsel kırılmaların ve duygusal kontrastların izini sürüyor. Albüm boyunca hipnotik groove’lar, canlı enstrümanlar, analog dokular ve güçlü vokal performansları bir araya gelerek Netam’ın şimdiye kadarki en kişisel ve en çok yönlü ses evrenini oluşturuyor.
Netam’ın BURNOUT albümünü buradan dinleyebilirsiniz.
Handan Börüteçene’nin 1980’lerden günümüze üretimine ışık tutan arşivi Salt Araştırma’da çevrim içi erişime açıldı.
Garanti BBVA tarafından kurulan Salt, Handan Börüteçene’nin en kapsamlı sergisi “Üç İç Denizin Ülkesi”nin (Salt Beyoğlu, 2023-2024) ardından, sanatçının arşivini sanatseverlerle çevrim içi olarak buluşturdu. Salt Araştırma’daki sanatçı arşivleri arasına eklenen koleksiyon, Börüteçene’nin kırk yılı aşkın sanat pratiğine ayrıntılı bir bakış sunuyor. Koleksiyonda, sanatçının 1980’lerde İstanbul ve Paris’te geçirdiği öğrencilik yıllarından çalışmalarının yanı sıra yurt içi ve yurt dışında katıldığı sergilere dair belge, kupür ve görseller yer alıyor.
“Handan Börüteçene, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Seramik Bölümü’nde öğrenim gördü. Arkeoloji ve tarihe olan ilgisi sebebiyle 1978’den itibaren kazılara katılmaya başladı. 1981’deki mezuniyetinin ardından kendi olanaklarıyla Paris’e giden sanatçı, École nationale supérieure des Beaux-Arts’da heykel eğitimine devam etti.
Heykel, enstalasyon, fotoğraf ve metinlerinde Türkiye’nin kültür mirasıyla umulmadık bağlantılar kuran Börüteçene’nin Kır/Gör enstalasyonu, 1985’te 5. Yeni Eğilimler sergisinde başarı ödülüne layık görüldü. Mekâna özgü üretimlerle ilgilenen sanatçı, Aya İrini’de Bütün Denizlerin İçinden Geç, Sessizlik ve Sırdır Ötesi (1991), Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde Yeryüzünün Belleği (1995) sergilerini açtı. Farklı zamanlarda Suların Bağladığı / Suların Çözdüğü, Kendime Gömülü Kaldım ve Morla Döndüm. Gömülü Gecemden Sabaha (1999–2023) ismiyle sunulan işinde ise İstanbul’un bilinen en eski kadın şairi Byzantionlu Moiro’ya odaklı bir hikâye üzerinden, 13. yüzyılda yağmalanıp Venedik'e götürülen Bizans kültür mirasını takip etti. Sanatçı, Moiro’ya hak ettiği görünürlüğü kazandırmak için İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenen Azize Eudokia ikonasındaki elbisenin bir benzerini dikti; gösterişli taşlar yerine yok olmuş medeniyetleri çağrıştıran kırık çanak çömlek parçalarıyla süsledi. İstanbul ve Venedik’teki Bizans yapılarında çekilen bir dizi “hatıra” fotoğrafında hep bu elbise vardı.
Hâlen İstanbul, Paris ve Kaş'ta yaşayan Börüteçene, arkeoloji, tarih, doğa ve kültür mirasının kesişiminde üretimini sürdürüyor.”
Handan Börüteçene’nin arşivine buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
1. Handan Börüteçene, Savaşa Karşı işiyle, 34éme Salon de la Jeune Peinture, Grand Palais (Paris), 1983
2. Handan Börüteçene, Kitle İletişimsizlik Araçları vs vs zzzz....bızzzz işiyle, 1. Uluslararası İstanbul Çağdaş Sanat Sergileri, Askerî Müze (İstanbul), 1987
3. Handan Börüteçene, Olympos için, Olimpos Lodge Otel (Antalya), 1992
4. Handan Börüteçene, Bütün Denizlerin İçinden Geç, Sessizlik ve Sırdır Ötesi sergisinin hazırlığında, Aya İrini (İstanbul), 1991
5. Handan Börüteçene, Belleklerin Buluşması, 1. Busan Bienali, Busan Museum of Modern Art, 2002
Aglaja Veteranyi’nin paramparça bir göçmen hayatı ve bir aile karambolünü konu aldığı romanı Çocuk Neden Mısır Unu Lapasında Pişer, Seda Tunç’un çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıktı.
Veteranyi, öğrenmekte olduğu bir dilin içinde oradan oraya seğirten bir sirk cambazı gibi yazıyor hatta “gibi”si fazla. Bazılarına bütün dünya yurt dışıdır, bazıları hep kendi arasında yabancıdır ya...
“El kızı olmasına rağmen onu ablammış gibi seviyorum. Annesi babamın üvey kızı. Ablamın annesi ve annesinin annesi yani ablamın anneannesi ve babamın eski karısı bir akıl hastanesinde yaşıyorlar çünkü delirdiler. Ablan da deli, diyor annem çünkü babam onu bir kadını sever gibi seviyor. Delirmemek için benim de dikkat etmem lazım, o yüzden annem gittiği her yere beni de götürüyor.”