
Alternatif rock sahnesinin parlayan isimlerden Wednesday, %100 Müzik katkılarıyla 17 Ağustos’ta Blind sahnesinde müzikseverlerle buluşacak.
Kuzey Carolina çıkışlı grup, indie rock, country ve gürültü estetiğini kendine özgü bir dengede buluşturarak son yılların en dikkat çeken isimlerinden biri hâline geldi. Karly Hartzman önderliğindeki Wednesday, güçlü hikâye anlatımı ve sahnedeki yoğun enerjisiyle öne çıkıyor.
Yeni albüm Bleeds, eski üye ve grubun önemli isimlerinden MJ Lenderman’ın da katkılarıyla, gündelik hayatın sıradan detaylarını çarpıcı, yer yer karanlık ama her zaman samimi bir dille ele alıyor. Bir önceki albümleri Rat Saw God ile büyük beğeni toplayan grup, yeni şarkılarında da indie rock’ın sınırlarını zorlamaya devam ediyor.
Wednesday, son yıllarda uluslararası festival sahnelerindeki performanslarıyla da adından sıkça söz ettiriyor. Grup; Primavera Sound gibi önemli festivallerde sahne alarak global indie sahnesindeki yerini sağlamlaştırdı.
%100 Müzik Sunar: Wednesday konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Ka ve Galeri Siyah Beyaz, “Güneş Hiç Gölge Görmedi” başlıklı sergiyi 2 Mayıs’a kadar iki mekânda eş zamanlı olarak sanatseverlerle buluşturuyor.
Oğuz Karakütük ve Umut Sur’un ortak küratörlüğünde kurgulanan “Güneş Hiç Gölge Görmedi”, fotoğraf ve resim arasında bir diyalog kuruyor. İki mekâna yayılan ancak tek bir anlatı olarak düşünülen yapısıyla sergi, görüntünün üretimi ve okunması üzerinden iki medyum arasındaki sınırları, geçişleri ve kör noktaları görünür kılmayı amaçlıyor. Fotoğrafın “kayıt”, resmin ise “yorum” olarak kodlandığı yerlerde oluşan gerilimi; taklit, ödünç alma, müdahale ve melezleşme üzerinden yeniden düşünmeye davet eden sergi, medyumların karşıtlığından çok, birbirine sızdığı ve birbirini dönüştürdüğü alanla ilgileniyor.
Sergide yer alan sanatçılar; Deniz Aktaş, Ayşe Aydoğan, Yoann Bac, Mustafa Boğa, Burçak Bingöl, Rachelle Bussières, Erdem Çolak, Máté Dobokay, Ece Erbil, Görkem Ergün, Ahmet Elhan, Vittoria Gerardi, Yusuf Günler, Mehmet İçöz, Rebuar Rezzak İlge, Gülnihal Kalfa, Murat Kahya, Onur Kaymak, Kayahan Kaya, Sıtkı Kösemen, Ali Kotan, Doruk Kumkumoğlu, Alix Marie, Murathan Özbek, Metehan Özcan, Ardan Özmenoğlu, Argun Okumuşoğlu, Ayline Olukman, Thomas Paquet, Alina Saranti, Anıl Saldıran, Kaan Sezgin, Yusuf Murat Şen, Esat Tekand, Erdem Varol, Begüm Yamanlar, Pınar Yolaçan, Tereza Zelenková.
Künye:
1. Ayline Olukman, 2023, Citrus Still Life, 68x92 cm, 8ED
2. Begüm Yamanlar, 2023, İsimsiz Unitled, Photo Rag Print, 100x150cm, 3 ED
3. Pınar Yolaçan, İsimsiz Untitled, 2012, Archival inkjet print, 81x61cm, ED6
4. Esat Tekand, Çeşme The Fountain, 1998, Tuval üzerine yağlı boya Oil on canvas, 138x98cm
5. Onur Kaymak, Self Portrait ll, Pencil on paper, 30x41cm, 2025
Psikolog Ulrike Bossmann’ın hayatın her alanında ve sürekli olarak başkalarının ihtiyaçlarını önceleyerek yaşamayı şiar edinmiş kişileri incelediği çalışması Herkesi Memnun Etme Çabası, Atilla Dirim’in çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıktı.
Kendi ihtiyaçlarını dile getirmenin bencillik değil sağlıklı ilişkilerin olmazsa olmazı olduğunu vurgulayan Herkesi Memnun Etme Çabası, okura farkındalığın ve öz şefkatin değerini hatırlatıyor.
Ailede, arkadaş çevresinde ya da iş hayatındaki gerçek ve güvenilir ilişkiler, anlamlı ve mutlu bir hayatın vazgeçilmezlerindendir. Bu yüzden pek çok insan sevdiklerini kaybetme korkusuyla isteklerini dile getirmekten kaçınır ve onların esenliğini kendilerininkinden üstün tutar. Bossmann şu soruların peşinden gidiyor: Herkesi memnun etme çabası ne demektir ve çatışma fikriyle nasıl bir ilişki içindedir? Başkalarının üzüleceğini düşünerek kendi ihtiyaçlarını geri plana atmanın duygusal bedelleri nelerdir? Sağlıklı öfkeyi ifade etmenin yapıcı ve hayatla uyumlu yolları var mıdır? Başkalarını memnun etmeye çalışan kişilerin karakteristik özellikleri hangileridir? Başarısızlık korkusu, utanç ve hayal kırıklığı bu kişiler için ne anlama gelir? Herkesi memnun etme çabası, kişileri nasıl kıskacına alır ve onları hangi yöntemlerle yönetir? Vicdan azabını yönlendirmek ve kontrol etmek mümkün müdür? Empati nasıl kişinin özdeğerini yükselten bir işlev görebilir? Herkesi memnun etmeye çalışan kişiler hangi becerileriyle toplum hayatına katkıda bulunabilirler?
Elif Çağlar’ın elektronik müzik odaklı projesi Donna Mobile, “Airplane Mode” isimli yeni teklisini müzikseverlerle buluşturdu.
“Airplane Mode”, evde beklemekten sıkılıp kendini şehrin gece ışıklarına atan bir karakterin hikâyesini anlatıyor. Sözler; ulaşılmamak için telefonu uçak moduna alırken özgürleşme ve kalabalığın içinde kendi alanını koruma hissine odaklanıyor. Elektronik, yer yer karanlık ama eğlenceli altyapı; yoğun vokaller ve doğrudan anlatımla birleşiyor. Airplane Mode, bağlantıyı kesip gerçekten anın içinde kaybolmak isteyenler için bir gece yürüyüşü gibi.
“Airplane Mode” teklisini buradan dinleyebilirsiniz.
İzzet Keribar’ın “Prag & Bohemya - Tarihten Yansıyan Işık” başlıklı sergisi nisan sonuna kadar Galeri Işık Teşvikiye’de sanatseverlerle buluşuyor.
Fotoğraf sanatının önemli isimlerinden İzzet Keribar’ın hem geçmiş yıllara hem de son seyahatine uzanan güçlü görsel hafızasını yansıtan sergi, izleyiciyi zamansız bir yolculuğa davet ediyor. Yarım asrı aşan sanat yolculuğunu Avrupa’nın en şiirsel coğrafyalarından Prag ve Bohemya ile buluşturan sanatçı, bu seçkisiyle yalnızca bir coğrafyayı değil; zamanın, ışığın ve hafızanın katmanlarını görünür kılıyor.
Orta Avrupa’nın kalbinde yer alan Prag ve Bohemya, yüzyıllar boyunca sanatçıların, yazarların ve düşünürlerin ilham kaynağı oldu. Keribar, bu eşsiz coğrafyayı yalnızca belgelemiyor; adeta yeniden yorumluyor. Onun kadrajında şehir, tarihsel bir dekor olmaktan çıkarak yaşayan, nefes alan bir anlatıya dönüşüyor. İzzet Keribar’ın farklı dönemlerde gerçekleştirdiği seyahatlerden oluşan bu özel seçki, Bohemya’nın masalsı atmosferini ve Prag’ın zamana direnen estetiğini güçlü bir görsel dil ile ortaya koyuyor. Özellikle son seyahatinde çekilen fotoğraflar, Keribar’ın yıllar içinde derinleşen bakışını, sabrını ve sezgisel ustalığını çarpıcı biçimde yansıtıyor.
“Bu sergi hem Prag’ın hem Bohemya’nın olağanüstü güzelliklerine duyduğum hayranlığın bir yansıması hem de bir fotoğrafçının iç dünyasının izlerini taşıyan bir yolculuğun hikâyesi olacak” diyen İzzet Keribar, izleyiciyi yalnızca görmeye değil, hissetmeye davet ediyor.
Çekya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu’nun katkıları ve Yüce Auto Skoda destekleri ile hayata geçirilen “Prag & Bohemya - Tarihten Yansıyan Işık” sergisi, nisan ayı boyunca Galeri Işık Teşvikiye’de ziyaret edilebilir.
William March’ın insan özünde iyidir tesellisine sırtını dönen saf bir dehşet hikâyesi anlatan kitabı Kötü Tohum, Burcu Denizci’nin çevirisiyle Tersine Kitap’tan çıktı.
Masumiyetin pembe yanaklı maskesini tek hamlede düşüren, kötülüğün genetik kodlarıyla oynayan bir roman. Kötü Tohum, yayımlandığı anda hem eleştirmenlerden hem de okurlardan büyük ilgi gördü; Oscar adayı bir filme ve Tony kazanan bir Broadway oyununa uyarlandı. Kitap yayımlandıktan birkaç hafta sonra hayatını kaybeden March, Kötü Tohum’u kaleme aldığında bir alttür şaheseri yarattığının farkında mıydı bilinmez fakat “kötücül çocuk” arketipi için öyle bir çıta koydu ki Bradbury ve King gibi bu yolun müdavimi yazarların yanına yazdırdı adını.
Sekiz yaşındaki Rhoda Penmark örnek bir çocuktur: temiz, saygılı, ölçülü. Annesi Christine için kusursuz çalışan küçük bir saat gibidir. Büyüklerin sözünü kesmez, reverans yapmayı bilir, takdirleri hak ettiğine inanır. Bu yüzden sınıf arkadaşı Claude’un okul pikniğinde iskeleden düşüp boğulması, evde uzun süren bir keder yaratmaz. Olsa olsa, yanlış kişiye verilmiş bir madalyanın telafisidir. Rhoda’nın evinde iştahla yemeğini yemesi de kimseyi şaşırtmamalıdır haliyle. Ama apartman görevlisi Leroy’un, Rhoda’nın acımasızlığına dair imaları ve Christine’in karanlık geçmişine dair anıları, kusursuz görünen küçük kızın zihninin, aslında başka türlü işlediğine dair soru işaretlerine sebep olur. Her çocuk masum doğmaz. Rhoda Penmark da istediği küçük parlak şeylere ulaşmak için önüne çıkan engelleri kaldırırken, masumiyetin ne kadar keskin bir silah olabileceğini son derece nazik biçimde gösterecektir.
“Birden, şiddet kalbin kaçınılmaz bir unsuru, belki de hepsinden önemlisiymiş gibi geldi ona; iyiliğin, şefkatin, sevginin kucaklayışının ardında yatan, kökü kazınamayan bir şey, âdeta kötü bir tohum gibi. Bazen derinlerde gizlenir, bazen yüzeye yakın durur ancak her zaman oradadır, doğru koşullar altında, mantıkdışı tüm dehşetiyle ortaya çıkmaya hazırdır.”
Casper Faassen’in “ReCollecting Anatolia” başlıklı Türkiye’deki ilk kişisel sergisi 17 Mayıs’a kadar Martch Art Project’te sanatseverlerle buluşuyor.
Leiden’daki stüdyosundan çalışan Casper Faassen, Batı müze koleksiyonlarının nasıl oluştuğunu ve kültürel otoritenin tarihsel olarak nasıl inşa edildiğini inceliyor. Faassen, “ReCollecting” olarak adlandırdığı bir süreç aracılığıyla farklı yerlere dağılmış nesnelerin izini sürüyor ve onları yeni bir bağlam içinde yeniden fotoğraflayarak koleksiyonların nasıl oluşturulduğuna dair yerleşik anlatıları sorguluyor.
Tabloda betimlenen taşınma sahnesi, Hilaire’in bölgedeki seyahatleri sırasında eşlik ettiği Fransız büyükelçisi Comte de Choiseul-Gouffier ile ilişkili. Bu sahne, 18. yüzyılda Osmanlı topraklarından Batı Avrupa’ya kültürel eserlerin taşınması yönündeki daha geniş bir pratiği yansıtıyor; bu süreç çoğu zaman eşitsiz güç ilişkileri tarafından şekillendiriliyor. Faassen, tabloda görülen mermer nesnelerin izini sürerek, bu eserlerin bugün büyük ölçüde Louvre Museum koleksiyonunda bulunduğunu tespit etti. Sanatçı, bu nesneleri kendine özgü görsel dili içinde fotoğraf aracılığıyla yeniden bir araya getiriyor. Yarı saydam katmanların arkasında örtülmüş ve craquelé yüzeylerle kaplanmış heykeller; zaman, bellek ve yer değiştirme tarafından işaretlenmiş kırılgan imgeler olarak görünüyor. Tarihsel birer ganimet gibi sunulmak yerine sessiz tanıklar olarak konumlanan bu çalışmalar, kültürel eserlerin yerinden edilmesi ve müze koleksiyonlarını şekillendirmeye devam eden anlatılar üzerine düşünmeye davet ediyor.
Künye:
1. Casper Faassen, ReCollection Series, 1014, Mansonia çerçevesinde Setasan UV baskı / Setasan UV print in mansonia frame, 25 x 20 cm
2. Casper Faassen, Nereid Danver I, 2026 ,Mansonia çerçevesinde Setasan UV baskı / Setasan UV print in mansonia frame, 150 x 98 x 25 cm
3. Casper Faassen, Nereid Danver II, 2026 ,Mansonia çerçevesinde Setasan UV baskı / Setasan UV print in mansonia frame, 150 x 98 x 25 cm
4. Casper Faassen, ReCollection Series, 1014, Mansonia çerçevesinde Setasan UV baskı / Setasan UV print in mansonia frame, 25 x 20 cm
Darkwave, post-punk, endüstriyel, gotik, new beat ve deneysel karanlık müzik türlerini dinleyicilerle buluşturmaya hazırlanan Disko Anksiyete Festivali, 11 ve 12 Nisan’da Paribu Art’ta gerçekleşecek.
2025 yılında başlayan ve bu yıl festival formatıyla devam eden konser serisinde; She Past Away küratörlüğünde bir araya gelen 9 grup ve 4 DJ, Paribu Art sahnesinde iki gün boyunca müzikseverlerle buluşacak. She Past Away, uzun zamandır merakla beklenen yeni albümü Mizantrop’un Türkiye lansmanını da festival kapsamında 11 Nisan’da yapacak.
Paribu Art, Disko Anksiyete’de darkwave, post-punk, endüstriyel, gotik, new beat ve deneysel karanlık müzik janrlarını festival formatında bir araya getiriyor. Disko Anksiyete Festivali biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
11 Nisan Programı:
16.00 – Dj Set: Hakan Tamar
18.00 – ISLA OLA
19.00 – Skelesys
20.00 – She Past Away
21.15 – RIKI
22.30 – Dj Set: Leo Skiadas
12 Nisan Programı:
15.00 – Dj Set: Gülşah Turgut
16.00 – POL
17.00 – Sydney Valette
18.00 – Ductape
19.00 – Ploho
20.00 – Eddie Dark
21.00 – Dj Set: Taha Kiremitçi
Japon yazar Sanaka Hiiragi’nin birbirine hiç benzemeyen üç kişinin maceralarını merkezine alan Hayat Stüdyosundaki Mucize adlı ödüllü kitabı, Tunç Albay’ın çevirisiyle Düşbaz Kitap’tan çıktı.
Hayat Stüdyosundaki Mucize, 11. KONOMYS Ödülleri’nde “Gizli Mücevher” kategorisinde ödüle layık görüldü. Kitap, bir fotoğraf stüdyosu olan Hirasaka’nın dükkânına uğrayan biri kreş öğretmeni, biri mafya ve biri de çocuk olan üç müşterisinin hikâyelerini merkezine alıyor.
Hirasaka, araftaki fotoğraf stüdyosunu işleten bir kılavuzdur. Ölen ruhların öbür tarafa geçmeden önce, hayatlarındaki anılarını son kez gördüğü bir “döner fener” hazırlamalarında yardımcı olur. Bir nevi projektör olan bu döner fenerde gördükleri, yaşamları boyunca çekilmiş fotoğraflarıdır. Bu ruhlar, her yıl için bir fotoğraf seçer ve en sonunda bu fotoğraflar, gözlerinin önünden “bir film şeridi” gibi akar. Olur da silik bir fotoğrafı restore etmek isterlerse Hirasaka ile geçmişe dönerek o fotoğrafı tekrar çekebilirler. Tabii bu konuda da bazı kurallar mevcuttur. Geçmişe yalnızca bir günlüğüne gidilecek, etraftakilerle konuşulamayacak ve özellikle de yazgılarını değiştirmeye çalışmayacaklardır. Zaten kim yazgısını değiştirebilir ki? Öyle değil mi?
Pozitif’in müzik, şehir ve enerji odaklı etkinlik serisi Pozitif Vibrations, global müzik sahnesinin öne çıkan isimlerini İstanbul’da ağırlamaya devam ediyor. Serinin dikkat çeken konuklarından biri ise global pop sahnesinin önemli isimlerinden Zara Larsson olacak. Power FM medya sponsorluğunda gerçekleşecek konser, 9 Ağustos Pazar akşamı Bonus Parkorman’da düzenlenecek.
1997 doğumlu Zara Larsson, genç yaşta kazandığı müzik yarışmasıyla dikkat çekmiş ve kısa sürede uluslararası bir yıldız hâline geldi. “Lush Life”, “Never Forget You” ve “Symphony” gibi hit şarkılarıyla geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan sanatçı, güçlü vokali ve sahnedeki enerjisiyle dikkat çekiyor. Modern pop müziğin dinamik temsilcilerinden Zara Larsson, hit parçaları ve sahnedeki yüksek enerjisiyle Pozitif Vibrations’ın ruhunu dinleyici ile buluşturacak. Konserin biletleri 13 Nisan Pazartesi günü 10.30’da Biletix, Passo ve Bubilet üzerinden satışa çıkacak.