
Garanti BBVA, Unesco tarafından ilan edilen ve her yıl tüm dünyada 30 Nisan’da kutlanan Uluslararası Caz Günü’nde, “Beş Konser, Tek Akşam” sloganı ile müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.
Blind’da Shabaka, Nardis Jazz Club’ta Bulut Gülen Quartet, Salon İKSV’de Makaya McCraven, Zorlu PSM %100 Studio’da Jazzanova ft.Wayne Snow, Bova’da ise AMG, performanslarıyla dinleyicilerle bir araya gelecek.
Müzisyen, besteci ve prodüktör Shabaka Hutchings, çağdaş İngiliz caz sahnesinin en etkili isimlerinden biri olarak öne çıkıyor. Sons of Kemet ve The Comet Is Coming gibi projelerdeki çalışmalarıyla uluslararası alanda tanınan sanatçı, son dönemde “Shabaka” adıyla sürdürdüğü üretimlerinde caz ile elektronik ve spiritüel gelenekler arasında gidip gelen akışkan pratiğiyle caz ve deneysel müziğin global algısını yeniden şekillendiriyor. Blind sahnesinde gerçekleşecek konserinde dinleyicileri güçlü doğaçlamalar ve ritmik derinliklerle meditatif bir yolculuğa çıkaracak.
Her biri kendi alanlarının en iyilerinden oluşan Bulut Gülen Quartet; piyanoda Kürşad Deniz, kontrbasta Kağan Yıldız, davulda Berke Özgümüş ve trombonda Bulut Gülen'den oluşuyor. Lirik ve melodik ifadesi güçlü besteleri dinamik ritmik yapıyla güçlendiren ekip, Nardis Jazz Club’ta tamamıyla yeni ve daha önce sanatçının yayınlamadığı bir projeyi seslendiriyor. Daha önce yayımladığı iki albümle müziğini ortaya koyan sanatçının yeni albüm projesi; artık olgunluk döneminin başlangıcında ve kariyeri için mihenk taşı niteliği taşıyor.
ABD’li davulcu, besteci ve prodüktör Makaya McCraven, caz, hip-hop ve elektronik müzik unsurlarını bir araya getiren yenilikçi yaklaşımıyla tanınıyor. In The Moment ve Universal Beings albümleriyle geniş kitlelere ulaşan sanatçı, canlı performans kayıtlarını stüdyo prodüksiyon teknikleriyle yeniden kurgulamasıyla “beat scientist” olarak anılıyor. McCraven, Salon İKSV sahnesinde dinleyicilerle buluşacak.
Berlin merkezli kolektif Jazzanova, caz, soul ve elektronik müziği bir araya getiren prodüksiyonları ve canlı performanslarıyla uluslararası alanda tanınıyor. Konserde sahne alacak vokalist Wayne Snow ise neo-soul ve alternatif R&B etkilerini caz estetiğiyle harmanlayan tarzıyla biliniyor. Jazzanova (Live) ft. Wayne Snow performansı, Zorlu PSM %100 Studio’da gerçekleşecek.
Paris çıkışlı genç caz topluluğu AMG, modern cazın güncel yorumlarını groove temelli yapılarla birleştiren enerjik performanslarıyla dikkat çekiyor. Kolektif, çağdaş cazın doğaçlama geleneğini elektronik ve funk etkileriyle zenginleştiriyor. AMG, Bova sahnesinde dinleyicilerle buluşacak.
Ara Güler’in Cannes Film Festivali’nde farklı yıllarda çekmiş olduğu fotoğraflardan oluşan “CANNES!” başlıklı sergi 11 Ekim’e kadar Ara Güler Müzesi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
Ara Güler arşivinden ilk kez gün ışığına çıkan fotoğrafların yer aldığı “CANNES!” sergisinde Brigitte Bardot, Sophia Loren, Monaco Prensesi Grace Kelly, Federico Fellini, Orson Welles, Jean Cocteau, Michelangelo Antonioni, Kim Novak ve François Truffaut gibi dönemin pek çok ikonik sinema figürünün Ara Güler tarafından çekilmiş fotoğrafları yer alıyor. Sergiyi oluşturan kareler, yalnızca tanınmış isimleri değil, sinemanın büyüsünü ve bir dönemin ruhunu bugüne taşıyor. Ara Güler, Cannes’ı yalnızca yıldızların sahnedeki ya da kırmızı halıdaki anlarıyla değil, festivalin arka planındaki gündelik sahnelerle birlikte anlatıyor. Şöhreti Cannes’da yakalamaya çalışanları, foto muhabirlerini, hayran kitlelerini bazen bir arada bazen de bir yıldız ile aynı karede buluşturuyor. Böylece izleyiciye festivalin gerçek ritmini ve atmosferini hissettiriyor. Sergi, üç ana anlatı etrafında kurgulanıyor. Sahne bölümünde Cannes, La Croisette boyunca uzanan plajları, otelleri ve kalabalığıyla bir film seti gibi ele alınıyor. Gündelik hayat ile sinema dünyası arasındaki geçişler, Ara Güler’in karelerinde görünür hâle geliyor. Festival bölümünde film gösterimleri, basın toplantıları ve ödül törenleri merkeze alınıyor. İzleyenler ve izlenenler arasındaki ilişki bu bölümün odağını oluşturuyor. Kutlama bölümünde ise festivalin renkli gece hayatı sahil boyunca yapılan partiler, davet ve kutlamalar ile ortaya çıkıyor.
1950’li yılların sonu ve 1960’lı yıllar, sinema tarihi için olduğu kadar Cannes Film Festivali açısından da belirleyici bir dönemi temsil ediyor. Cannes, bu yıllarda filmler kadar sinemacıların, oyuncuların ve onların etrafında oluşan kültürel atmosferin de merkezinde yer alıyor. Fransız Rivierası’nın ünlü sahil şeridi La Croisette boyunca uzanan plajlar, oteller ve kalabalıklar dönemin ışıltısını ve festivalin cazibesini besleyen başlıca unsurlar olarak öne çıkıyor. Sergiye adım atan ziyaretçileri karşılayan fotoğraflar da bu atmosferi yansıtıyor. Kırmızı halının pırıltısı kadar, festivalin gündelik akışı ve sürpriz karşılaşmalar da görünür hâle geliyor. Ara Güler Müzesi’nin yeni sergisi “CANNES!” sinemanın, şöhretin ve Fransız Rivierası’na özgü yaşam tarzının iç içe geçtiği bir dönemi, Ara Güler’in kendine özgü bakışıyla gözler önüne seriyor.
Künye:
1. Ara Güler, Cannes
2. Ara Güler, Sophia Loren, 1959
3. Ara Güler, Prince Rainer III of Monaco and Princess Grace Kelly , 1958
4. Ara Güler, Brigitte Bardot, 1957
5. Ara Güler, Betta St. John, June Laverick ve Anne Heywood, 1957
6. Ara Güler, Cannes, 1967
Bülent Tanör’ün Kurtuluş Savaşı’ndan Cumhuriyet’in ilk yıllarına, bir liderin iradesini ve halkın emeğini anlattığı çalışması Kurtuluş Kuruluş, Mundi’den çıktı.
Tanör; Birinci Dünya Savaşı ve hemen ertesindeki Kurtuluş Savaşı sürecinde “kurtuluş”un nasıl başarıldığına ve Türkiye Cumhuriyeti inşa edilirken yaşanan “kuruluş” dönemine odaklanıyor. Bu kitap, Tanör’ün sözleriyle, ne liderlerin payını göz ardı eden ne de halkın payını azımsayan bir tutum içinde… Gerçek bir devrimin ancak bu iki tarafın bir araya gelmesiyle gerçekleşebileceğini gösteren Tanör, arkasında bıraktığı bu kıymetli analiziyle tarihimizin anlaşılması için bugüne bir ışık düşürüyor.
“Denklem açıkça ortaya çıkmaktadır: Ulusal bağımsızlık eşittir ulusal-demokratik egemenlik. Ulusal özgürlüğe demokrasiyle (ulusal egemenlikle) ulaşılabilecektir. Ulusal bağımsızlık hedefi, içte ulusal-demokratik egemenliği beslemekte, hatta zorunlu kılmaktadır. Çünkü dayanılabilecek başka bir güç yoktur. Halkın gücü ve iradesi, kurtuluşun biricik dayanağıdır.”
Grammy ödüllü müzisyen Bruce Springsteen’in 1982 tarihli Nebraska albümünün yapım sürecini anlatan, Jeremy Allen White’ın başrolünde yer aldığı Springsteen: Deliver Me from Nowhere, sinemaların ardından Disney+’ta izleyicilerle buluşuyor.
20th Century Studios’un imzasını taşıyan, Bruce Springsteen’in “hayatını değiştiren an”ı gözler önüne seren filmin oyuncu kadrosunda Jeremy Allen White, Stephen Graham ve Grace Gummer gibi ünlü isimler yer alıyor. Springsteen’in bu albümü kaydettiği dönemde dünya çapında bir yıldız olmaya adım atmak üzere olan bir genç müzisyen olarak boy gösterdiği filmde müzisyen, başarının getirdiği baskılarla geçmişinin hayaletleri arasında denge kurmaya çalışıyor. Springsteen’in New Jersey’deki yatak odasında dört kanallı bir kayıt cihazıyla kaydedilen Nebraska albümü sanatçının müzikal kariyerinde önemli bir dönüm noktası olurken, en kalıcı eserlerinden biri olarak da müzik tarihine adını yazdırdı.
Scott Cooper ve Warren Zanes’in Deliver Me from Nowhere kitabından uyarladığı filmin yönetmen koltuğunda Cooper oturuyor. Oscar adayı, Emmy ve Altın Küre ödüllü Jeremy Strong’un menajer ve prodüktör Jon Landau’ya hayat verdiği filmin kadrosunda aynı zamanda Paul Walter Hauser, Odessa Young, David Krumholtz, Gaby Hoffmann, Harrison Sloan Gilbertson ve Marc Maron da yer alıyor.
Arter Çocuk Festivali, bu yıl 5. edisyonu ile 23-26 Nisan tarihleri arasında “Sanatla Büyüyorum” başlığıyla düzenlenecek.
Bu yıl 5. yaşını kutlayan Arter Çocuk Festivali, çağdaş sanata ilgi duyan ve keşfetmeye meraklı 4-11 yaş aralığındaki tüm çocukları yaratıcılıkla dolu bir yolculuğa davet ediyor. Etkinlik kapsamında çocuklar, dört gün boyunca resim, heykel, koral müzik, ses ve hikâye atölyelerine katılmanın yanı sıra, rehberli sergi turları, film gösterimi, dans etkinlikleri ve keşif alanları yoluyla sanat yapıtlarıyla bağ kurma fırsatı bulacak. Arter’in güncel sergilerindeki eserlerden ilhamla kurgulanan Arter Çocuk Festivali programı, çocukların hafıza, kurmaca anlatı, bir sanat yapıtını oluşturan malzemeler, bir sanat mekânının geçmişi, bugünü ve geleceği arasındaki ilişkiler üzerine düşünüp sohbet ederek kendi sanat eserlerini üretmelerine de alan yaratacak.
Arter Çocuk Festivali kapsamında dört gün boyunca saat 15.00’te ücretsiz olarak gerçekleştirilecek ve kayıt gerektirmeyen Keşif Saati etkinliklerinde, 4-11 yaş grubundan katılımcılar her gün farklı üretim tekniklerini ve malzemeleri deneyimleyebilecek. Keşif Saati’nde katılımcılar, 23 Nisan Perşembe günü birlikte dans edecek; 24 Nisan Cuma günü alüminyumdan rölyefler tasarlayacak; 25 Nisan Cumartesi günü diledikleri sözcüklerle metinsel otoportrelerini oluşturacak; festivalin son günü olan 26 Nisan Pazar günü ise farklı duyulara hitap eden malzemelerle bir kolaj üretecekler.
Çocuklar, festival boyunca Arter Kütüphanesi’nde yer alan Okuma Köşesi’nde özenle bir araya getirilmiş kitaplardan oluşan seçkiyi inceleme imkânı bulurken girişteki Fotoğraf Köşesi ise “Festival Hatırası” yazılı çerçeveyle fotoğraf çektirmek isteyen katılımcılara keyifli bir alan sunacak.
5. Arter Çocuk Festivali hakkında detaylı bilgiye ve programına buradan ulaşabilirsiniz.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda Paribu Art, çocukların kendi dijital eserlerini üreteceği “Bi’ Kedi Gördüm Sanki” başlıklı bir etkinlik düzenleyecek ve yapının etrafındaki LED ekranlar bu kez çocuklar için açılacak.
“Bi’ Kedi Gördüm Sanki” etkinliğinde, Paribu Art’ın cephesi dev bir dijital “kedi evi” olacak. Paribu’nun tüm yaratıcı vizyonunu, teknolojik geliştirmeleri ve tasarım konularını sahiplenen Paribu Studio tarafından geliştirilen özel tablet arayüzü sayesinde çocuklar; farklı karakterler, aksesuarlar ve kostümler kullanarak kendi dijital kedilerini tasarlayacak ve yaratıcı sürecin bir parçası olacaklar. İstanbul ve Kadıköy’ün sokak kedilerinden ilham alınarak yaratılan etkinlikte 2D/3D çizgi film estetiğinde üretilen kedi tasarımları, çocukların hayal gücü ile canlanacak.
“Bi’ Kedi Gördüm Sanki” etkinliği 23 Nisan’da ücretsiz olarak Paribu Art’ta, 11.00–18.00 saatleri arasında, herkesin katılımına açık olarak gerçekleşecek. Paribu Art’ın bahçesine kurulacak atıştırmalık ve deneyim alanları da gün boyu ziyaretçilere açık olacak. Aynı gün saat 14.00’te ise Önüm Arkam Duygularım Sobe tiyatro oyunu sahnelenecek. “Önüm Arkam Duygularım Sobe” biletlerine Paribu Pass’ten ulaşabilirsiniz.
Elektronik müziğin sınırlarını sürükleyici görsel-işitsel deneyimlerle yeniden tanımlayan Anyma, 2026 ÆDEN Global Tour kapsamında 12 Eylül’de Only You Live organizasyonuyla Ataköy Marina Arena’da sahne alacak.
İtalyan-Amerikalı elektronik müzik prodüktörü ve DJ Anyma, Coachella sahnesinde yeni live şovu ÆDEN’i ilk kez müzikseverlerle buluşturdu. İlk hafta sonu performansı olumsuz hava koşulları nedeniyle iptal edilmesine rağmen, ikinci hafta sonunda gerçekleşen headliner setinde sanatçı adeta görsel ve işitsel bir şov sundu. Özel olarak tasarlanan sahne prodüksiyonu ve çarpıcı görsellerle dikkat çeken performansa; LISA, Matt Bellamy (Muse), Joji ve Swae Lee sürpriz konuk olarak eşlik etti. ÆDEN Global Tour, Coachella’daki bu prömiyerin ardından Asya, Orta Doğu, Avustralya ve Avrupa’da 12 ülkeyi kapsayan geniş bir turne ile devam edecek. Anyma ayrıca 2026 yazı boyunca Ibiza’da dünyanın ilk “hyperclub” konsepti olarak öne çıkan [UNVRS]’te Haziran-Eylül ayları arasında gerçekleşecek özel residency serisiyle sahne alacak.
Bu yeni dönem, Anyma’nın 2025 yılı boyunca imza attığı dev prodüksiyonların üzerine inşa ediliyor. Sanatçı; Las Vegas Sphere’da elektronik müzik dünyasında bir ilke imza atarak gerçekleştirdiği residency, Giza Piramitleri’nde sahnelediği “Quantum” gösterisi, Ibiza’daki kapalı gişe yaz serisi ve League of Legends Worlds açılış performansı ile küresel ölçekte büyük ses getirdi. ÆDEN Global Tour, aynı zamanda sanatçının The End Of Genesys Deluxe albümünün ardından geliyor. Albüm; “Out Of My Body” ve Solomun iş birliği “Till I Die (feat. Claudia Valentina)” gibi yeni parçaların yanı sıra, daha önce yayımlanan Genesys üçlemesini de tamamlıyor.
Karaburçak Ailesi koleksiyonuna ait eserlerden oluşan “Bir Renk Ressamı: İhsan Cemal Karaburçak” sergisi, 30 Ağustos’a kadar Casa Botter’de sanatseverlerle buluşuyor.
Kendine has renk anlayışıyla dikkat çeken İhsan Cemal Karaburçak’ın üretimini kamusal alana taşıyan sergi, aynı zamanda izleyiciyi kişisel olan ile kolektif olan arasındaki geçirgen sınırları yeniden düşünmeye davet ediyor. “Bir Renk Ressamı: İhsan Cemal Karaburçak” sergisi, sanatçının pratiğini kamusal alana taşıyan bir temsil olmaktan öte, kişisel olan ile kolektif olan arasındaki geçirgen sınırları yeniden düşünmeye davet ediyor. Bu bütünlük, sanatçının üretimini parçalı örnekler üzerinden değil; kendi iç sürekliliği içinde okuma imkânı da sağlıyor. Sergi böylece hem bir arşivle karşılaşma deneyimi hem de zaman içinde biriktirilmiş, korunmuş ve bugün yeniden dolaşıma giren bir görsel hafıza sunuyor.
Türk resminin akademik eğitim almadan kendini yetiştirmiş en özgün sanatçılarından biri olan İhsan Cemal Karaburçak, değeri yıllar sonra anlaşılan gizli kalmış ustalar arasında yer alıyor. Herhangi bir akım ve üsluba bağlı kalmadan kendine özgü bir resim dili oluşturan sanatçı, eşsiz renkleriyle ve özellikle tuvaline imzası kadar yer etmiş “mor”uyla tanınıyor. Akademik kuralların dışında, kendi ritmini ve dilini inşa eden sanatçının bu bağımsızlığı, eserlerinde belirgin bir iç tutarlılık ve süreklilik olarak kendini gösteriyor. Erken döneminde doğrudan gözleme dayalı imgeler, ilerleyen yıllarda giderek sadeleşiyor; biçimler çözülüyor, renkler yoğunlaşıyor ve kompozisyonlar birer görsel hafıza alanına dönüşüyor.
İhsan Cemal Karaburçak’ın yaşamı boyunca sürdürdüğü hareketli gözlem pratiği, sanatının temel katmanlarını oluşturuyor. Telgraf hatlarının izini sürerek dolaştığı coğrafyalar, gazeteci kimliğiyle temas ettiği dünya ve resim aracılığıyla kurduğu içsel alan, eserlerinde iç içe geçen zaman katmanları olarak beliriyor. Sanatçı, bu katmanları zamanla soyutlayarak kendine özgü bir işaret diline dönüştürüyor; mors alfabesiyle kurduğu şifreli anlatım ve minyatürü andıran istif anlayışıyla, iki boyutlu yüzey üzerinde kendine özgü bir kompozisyon dili geliştiriyor. Karaburçak için renk, yalnızca bir ifade aracı değil; aynı zamanda düşünmenin ve hatırlamanın bir biçimi. Özellikle mor tonları, sanatçının resminde gece ile gündüz, gerçek ile hatıra arasında asılı kalan bir atmosfer yaratıyor. Bu yaklaşım, onun dünyayı olduğu gibi yansıtmak yerine yeniden kurma çabasını görünür kılıyor.
Nicolas Lafitte’in radyo programındaki genç dinleyicilerinden gelen sorulardan esinlenerek Bertrand Fichou ile hazırladığı kitabı Herkes İçin Müzik, Gökhan Dinar’ın çevirisiyle Dinozor Çocuk’tan çıktı.
Pascal Lemaître’nin illüstrasyonlarıyla renklenen kitapta farklı müzik tarzları, enstrüman ailelerinin, orkestraların, bestecilerin ve şarkıcıların özellikleri ele alınıyor. Bu kitap, çocukların müziği farklı bir şekilde dinlemelerini sağlarken ve onları tüm müzik tarzlarıyla tanıştırmayı amaçlıyor.
Müziği kim buldu?
Orkestra şefi ne iş yapar?
Banyoda oda müziği çalınabilir mi?
Rock müziği ne zaman ortaya çıktı?
Neden hepimizin sesi aynı değil?
Cannes’dan Jüri Özel Ödülü ile dönen ve bu sene Oscar yarışında Almanya’yı temsil eden Düşüşün Tınısı (Sound of Falling), 24 Nisan’da MUBI’de gösterime girecek.
Çağdaş Alman sinemasının öne çıkan isimlerinden Mascha Schilinski’nin ikinci uzun metrajlı filmi Düşüşün Tınısı (Sound of Falling), 1910’lardan günümüze uzanan zaman diliminde, dört farklı kuşaktan kadının kesişen hayatlarını şiirsel bir mercek altında inceliyor. Bir çiftlik evinin duvarları arasında yüz yıl boyunca yaşananları takip eden film, geleneksel anlatı kalıplarını yıkan görkemli sinema dili dikkat çekiyor. Mekânın hayaleti gibi serbestçe dolaşan kamerasıyla Schilinski, bireysel mücadeleleri birbirine bağlayan görünmez ipleri bir araya getirerek, kadınlık deneyiminin zamanın ötesine geçen yankılarını duyuyor.