
İBB Kültür tarafından FilmKoop iş birliğiyle düzenlenen 6. Sinemada Film Festivali, 22-26 Temmuz tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak. Festival kapsamında Adalar’da film gösterimleri, söyleşiler ve çeşitli etkinlikler düzenlenecek.
İBB Kültür bünyesindeki İstanbul Sinema Ofisi yürütücülüğünde hazırlanan programda Gündüz Apollon Gece Athena, Erken Kış, O Da Bir Şey Mi, Perde, Tavşan İmparatorluğu, Sahibinden Rahmet ve Yaşamaya Mecbursun gibi filmler gösterilecek. Festival kapsamında ayrıca Pelin Esmer, Nejat Yavaşoğulları, Aslı Özge, Feride Çetin, Gamze Taşdan ve Şebnem İşigüzel’in katılımıyla söyleşiler gerçekleştirilecek. Programda Ezel Akay ile bir ustalık sınıfı ve çocuklara yönelik Çocuk Matinesi etkinliği de yer alıyor.
Gösterimler Büyükada, Heybeliada ve Kınalıada’nın yanı sıra tarihi Paşabahçe Vapuru’nda da yapılacak. Geçtiğimiz yıl da festival kapsamında kullanılan vapur, Haliç Tersanesi’nde İBB Şehir Hatları tarafından restore edilerek yeniden seferlere kazandırıldı. Festival süresince vapurda Yeşilçam filmlerinin gösterimleri gerçekleştirilecek.
Festival, 22 Temmuz akşamı Büyükada'da gerçekleştirilecek açılış etkinliğiyle başlayacak. Açılış programında, İstanbul’da çekilen ilk yabancı film olarak kabul edilen Enis Aldjelis, Doğunun Çiçeği, BaBa ZuLa’nın canlı müzik performansı eşliğinde gösterilecek.
Festival kapsamında Büyükada Taş Mektep, Heybeliada Pazar Meydanı ve Kınalıada Eski Sinema Alanı’nda Gündüz Apollon Gece Athena, Yaşamaya Mecbursun, Erken Kış, O Da Bir Şey Mi, Tavşan İmparatorluğu, Perde ve Sahibinden Rahmet izleyicilerle buluşacak. Kısa film seçkisinde ise E Blok, Daire 5, Alis, Ölüm Bizi Ayırana Dek, Yerçekimi ve Bimba yer alıyor.
Çocuklara yönelik program kapsamında, festivalin açılışının ardından her gün saat 16.00’da Büyükada Taş Mektep’te çocuk filmleri gösterimleri düzenlenecek. Festivalin ilk gününde tarihi Paşabahçe Vapuru’nda ise Bekçiler Kralı ve Selvi Boylum Al Yazmalım gösterilecek.
Etkinlik programında ayrıca “Sinemada İstanbul – Kent ve Üretim” başlıklı bir söyleşi de yer alıyor. Söyleşi; oyuncu Feride Çetin, yönetmen Aslı Özge, sanatçı Gamze Taşdan, yazar Şebnem İşigüzel ve akademisyen Ece Vitrinel’in katılımıyla gerçekleşecek. “Film Başlamadan” başlıklı söyleşilerde ise gösterimi yapılan filmlerin ekipleri sinema üzerine izleyicilerle bir araya gelecek.
Tüm etkinliklerin ücretsiz olarak düzenleneceği 6. Sinemada Film Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından sunulan Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü bu yıl, ACT Project ve Çıplak Ayaklar Kumpanyası’na verildi.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, tiyatro sanatçısı Gülriz Sururi’nin değerli bağışlarıyla hayata geçirilen 700 bin TL değerindeki 2026 yılı Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü, Dans tiyatrosu alanında uzun yıllardır sürdürdüğü üretimlerin yanı sıra genç dansçıların gelişimine ve üretimine alan açan Çıplak Ayaklar Kumpanyası ile çocuk ve gençlik tiyatrosu alanında nitelikli ve sürdürülebilir bir üretim modeli oluşturmayı amaçlayan ACT Project’e verildi.
İKSV, çağdaş tiyatromuzun gelişiminde büyük katkıları bulunan iki usta ismin adına verilen bu ödül aracılığıyla, genç kuşak tiyatro topluluklarını ve sahne sanatları alanında üretim yapan sanatçıları destekleyerek, Türkiye’de bu alanda yeni ve nitelikli yapımların gerçekleşmesini teşvik etmeyi amaçlıyor. Ödülün, İKSV Genel Müdürü Yeşim Gürer Oymak’ın başkanlık ettiği seçici kurulu, çevirmen ve tiyatro eleştirmeni Seçkin Selvi, oyuncu Selçuk Yöntem, oyuncu ve eğitmen Tilbe Saran ile oyuncu, senarist ve girişimci Mert Fırat’tan oluşuyor.
2018’den bu yana her yıl üretimleriyle ve yenilikçi yaklaşımlarıyla tiyatromuzun gelişimine katkıda bulunan tiyatro topluluklarına veya kişilere verilen bu ödülle bugüne kadar 16 sanatçı ve topluluk yeni eserlerinin üretimi için desteklendi. Pandemi döneminde 14 tiyatro sahnesi, ödülü karşılıksız olarak faaliyetlerini sürdürmek için kullanma fırsatı buldu.
Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatro Teşvik Ödülü hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
1. Gülriz Sururi-Engin Cezzar
2. ACT Project
3. Çıplak Ayaklar Kumpanyası
İstanbul merkezli hip-hop, elektronik müzik ve lo-fi projesi Armageddon Turk, Gorillaz’ın “Damascus” parçası için hazırladığı resmi remix çalışmasını dinleyicilerle buluşturdu.
Hip-house, bass ve elektronik dans müziği, Anadolu’dan, Suriye’den ilham alan ses dokularıyla buluşturan remix, orijinal parçanın atmosferini korurken Armageddon Turk’ün karakteristik prodüksiyon anlayışını güçlü bir şekilde yansıtıyor. Armageddon Turk’ün bu yeni projesi, analog synth katmanları, dinamik house ve breakbeat ritmleri ve organik ses tasarımıyla şekilleniyor.
Orkun Tunç tarafından kurulan Armageddon Turk, Zag Erlat’ın da katılımıyla, geçtiğimiz yıllarda Garaj Müzik etiketiyle yayımladığı Anadolu Lo-Fi albümleriyle elektronik müzikte kendine özgü bir dil oluşturdu. Geleneksel Anadolu motiflerini çağdaş elektronik prodüksiyonla buluşturan proje, pek çok kişinin dikkatini çekti.
Gorillaz’ın İstanbul konserinde, warm up DJ set ile sahne aldığı Armageddon Turk’ün uluslararası alanda çalıştığı isimler sadece Gorillaz ile sınırlı değil. Ekip daha önce Moby, Pet Shop Boys, Aronchupa, Erasure, Princess Superstar, Kelis, Chicks On Speed, Gala vb. isimlerle de farklı remix projeleri için çalıştı.
“Damascus” parçasını buradan dinleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=f-qgU6wnOCE
Prof. Dr. Rüstem Aslan’ın okurunu Odysseia’yı ve Antik Çağ’ın tüm kodlarını anlamak için bir rehber eşliğinde keşif dolu bir yola çıkardığı kitabı Odysseus: Hoş Geldin Yabancı, Doğan Kitap’tan çıktı.
Aslan sayesinde tehlikeli devlerin ve büyücülerin gölgesinde hayatta kalma mücadelesi veren Odysseus’a bizzat eşlik edecek okur. “Hiç Kimse” olmaktan çıkıp kendi kaderinin efendisine dönüşen bir adamın adımlarını takip ederken kaba kuvvete karşı aklın, sabrın ve yurt özleminin rehberliğinde Odysseus’la omuz omuza yürüyecek ve bu amansız serüvende kendi “İthaka”nızı keşfedeceksiniz.
“Odysseia destanı, güçlü, zengin, ihtişamlı bir kralın her şeyini nasıl kaybettiğini, nasıl aç susuz dolaşan bir mülteciye, yaşlı bir dilenciye dönüştüğünü ama aynı zamanda bütün umutların tükendiği anda direnişle, sabırla, akılla, hile ve mücadeleyle her şeyini nasıl geri kazandığını, yıllar sonra sevdiği ailesine nasıl kavuştuğunu anlatan çarpıcı bir hikâyedir. Anlatılan tüm olaylarda kimliksizleşme, yurtsuzlaşma ve evsizleşme merkezi bir öneme sahiptir. Yabancı ülkeler, yabancı coğrafyalar, yabancı insanlar ve yabancı diller insanın önündeki en büyük maceralardır. Odysseia destanı, Akdeniz’in sert, acımasız, fırtınalı denizlerinde Odysseusʼun tüm bu engelleri nasıl aştığının bir kronolojisidir.”
Filistinli şarkıcı, söz yazarı Saint Levant, Kuzey Amerika, Avrupa ve Orta Doğu’yu kapsayan dünya turnesi AFANDI WORLD TOUR kapsamında 10 Aralık’ta Volkswagen Arena’da müzikseverlerle buluşacak.
Müziğinde Arapça, İngilizce ve Fransızcayı özgün bir şekilde harmanlayan Saint Levant, kendine has sound’u ve güçlü hikâye anlatımıyla dünya genelinde geniş bir dinleyici kitlesine sahip. Live Nation prodüksiyonuyla hayata geçirilen turne, 12 Eylül’de Boston’da başlayacak Kuzey Amerika ayağının ardından Brooklyn, Toronto, Chicago, Los Angeles ve San Francisco gibi önemli şehirleri ziyaret edecek. Avrupa ve Orta Doğu ayağı ise 29 Ekim’de Dublin’de başlayacak; Paris, Amsterdam, Berlin, Stockholm, Madrid, Atina ve İstanbul’un da aralarında bulunduğu birçok şehirde gerçekleşecek konserlerin ardından 12 Aralık’ta Muskat’ta sona erecek.
Turne kapsamında sahnelenecek Layali Al Afandi, 1990’ların Levant kabare kültüründen ilham alan özel bir canlı performans olarak tasarlandı. Hikâye anlatımını canlı müzik ve etkileyici sahne tasarımıyla buluşturan gösteri, dönemin atmosferini ve kültürel etkisini yansıtmayı amaçlıyor. Beyrut’un gece hayatından ilham alan prodüksiyon; müzik, moda ve çağdaş Arap popüler kültürünü şekillendiren sanatsal kimliği sahneye taşıyor.
Pozitif Müzik ve Live Nation Middle East organizasyonuyla gerçekleşecek İstanbul konserinin biletleri 24 Temmuz Cuma 10.00’da Biletix, Passo ve Bubilet üzerinden satışa çıkacak.
SAHA’nın sanatçı, küratör ve yazarlara yönelik araştırma ve üretim programı SAHA Studio’nun 12. dönemi başladı.
Temmuz-Aralık 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek programa Ateş Alpar, Osman Bozkurt, Şafak Çatalbaş, Etem Şahin ve Doğa Yirik katılıyor. Program kapsamında sanatçılar, altı ay boyunca İMÇ’deki çalışma alanlarında projelerini geliştirme olanağı bulacak. Katılımcılara çalışma mekânının yanı sıra üretim bütçesi, küratöryel destek ve ulusal ile uluslararası sanat profesyonelleriyle bir araya gelme fırsatı sunulacak.
Araştırma ve üretim süreçlerini desteklemeyi amaçlayan program boyunca sanatçılar, çalışmalarını farklı etkinliklerle izleyiciyle paylaşacak. Ekim ayında Ara Dönem Buluşması’nın, aralık ayında ise dönem boyunca geliştirilen projelerin kamuoyuna sunulacağı SAHA Studio Açık etkinliğinin düzenlenmesi planlanıyor.
2019 yılında kurulan SAHA Studio, bugüne kadar Türkiye’nin farklı kentlerinden 59 sanatçı ve sanatçı kolektifine üretim ve araştırma desteği sağladı. Program, çalışmalarını İMÇ’de sürdürerek sanatçılara disiplinler arası etkileşim ve yeni iş birlikleri geliştirebilecekleri bir çalışma ortamı sunmaya devam ediyor.
SAHA Studio hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Saul Bellow’un zamanın aşındıramadığı duygular üzerine kaleme aldığı dokunaklı romanı Gerçek, M. Murtaza Özeren’in çevirisiyle Holden Kitap’tan çıktı.
Bellow bu romanında, modern insanların hayatını incelerken, bir yandan da şu sorunun peşine düşüyor: Zaman geçer, hayat değişir, herkes başka taraflara savrulur... Peki insanın gerçekten sevdiği şey değişir mi?
Romanın anlatıcısı Harry Trellman, hayatı boyunca hiçbir yere tam olarak ait olamamış bir adamdır. İnsanların davranışlarını, tutkularını ve gizli motivasyonlarını gözlemlemekte olağanüstü yeteneklidir. Fakat kendi duygularını dile getirmekte aynı ölçüde beceriksizdir. Yıllar boyunca dünyanın uzak köşelerinde yaşadıktan sonra Chicago’ya döndüğünde, geçmişin kapanmamış hesapları da yeniden gün yüzüne çıkar. Harry'nin zihninde değişmeyen tek bir şey vardır: Gençliğinden beri sevdiği Amy Wustrin. Aralarında var olduğunu hissettiği o “gerçek yakınlığı” ona hiçbir zaman anlatamamış olsa da kırk yıl boyunca başka hiçbir duygu bu inancı sarsamaz.
23 yıldır kısa filmi bağımsız bir sinema üretim alanı olarak destekleyen, bu yıl 16-24 Mart 2027 tarihleri arasında gerçekleştirilecek Akbank Kısa Film Festivali’ne başvurular başladı.
Türkiye’de kısa filmin gelişimine katkı sağlamak ve yeni sinemacıları desteklemek amacıyla 2004 yılından bu yana sürdürülen festival sanat yönetmeni Senem Erdine’nin küratoryal vizyonuyla sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. 23. Akbank Kısa Film Festivali, kısa filmi bağımsız bir sinema formu olarak ele alan, bu alanın dönüşümünü yakından izleyen ve yeni anlatı olanaklarını görünür kılan bir yaklaşımla yoluna devam edecek. Festival, kısa film dünyasında öne çıkan yeni eğilimler etrafında düşünme ve tartışma zemini kurarken, üretimi hem düşünsel hem de pratik düzeyde destekleyen ve genç sinemacılara uluslararası platformda görünürlük kazandıran bir karşılaşma alanı olmayı sürdürecek.
Festival kapsamında “Ulusal Yarışma”, “Uluslararası Yarışma”, “Forum Senaryo Yarışması” ve “Yeni Yetenekler Kısa Film Yarışması” bölümleri için başvurular 1 Temmuz 2026 itibarıyla başladı. Tüm yarışma bölümleri için başvurular 11 Aralık 2026 tarihine kadar devam edecek.
23. Akbank Kısa Film Festivali yarışma başvuru formlarına ve detaylı bilgiye akbanksanat.com adresinden ulaşabilirsiniz.
Chi Art Gallery, “Be The Sun” başlıklı karma sergisini 21 Temmuz-25 Ağustos tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Aziz Çınar, Feyza Çoban, Ekinakis, İrfan Erdal, Erman Gürcüm, Daniel Horoz, Buket Ada Kılıç, Ceren Müftüoğlu, Yunus Özaksu, Cem Öztürk, Loya Kader Öztürkmen, Çiğdem Polat, Ege Subaşı, Ufuk Güneş Taşkın ve Elif Tutka’nın eserlerinden oluşan “Be The Sun”, ışık ve karanlık arasındaki karşıtlığı yalnızca estetik bir unsur olarak değil, insanın iç dünyasını anlamaya yönelik varoluşsal bir alan olarak ele alıyor. Resimden heykele uzanan farklı üretim pratiklerini bir araya getiren sergi, görünür olanla saklanan, güçle kırılganlık, umutla yas ve sessizlikle dönüşüm arasındaki ince çizgiyi araştırırken, izleyiciyi içsel dönüşüm, dayanıklılık ve öz farkındalık üzerine düşünmeye davet ediyor.
“Be The Sun”, izleyicisine tek bir soru yöneltiyor: Kendi ışığını üretmek mümkün mü? Işık çoğu zaman yaşamın, nefesin, hareketin ve canlılığın sembolü olarak görülürken; karanlık çoğunlukla eksiklik, kırılganlık ve duraksamayla ilişkilendiriliyor. Oysa insanın en görünmez, en hakiki tarafları çoğu zaman tam da geri çekildiği o gölgede şekilleniyor. Başkalarında tamamlanmayı beklemek yorucu olduğu kadar insanı kendisinden de uzaklaştırıyor. “Kendi güneşin olmak”, tam da bu yüzden önce kendi karanlığına bakabilme cesaretiyle başlıyor.
Acılar, kayıplar, korkular ve tereddütler yalnızca taşınması gereken yükler değil; insanın kendine en çok yaklaştığı alanlar olarak karşımıza çıkıyor. Kendi eksiklerini, çelişkilerini ve kırılganlığını görebilmek bir güçsüzlük değil, en dürüst yüzleşme biçimine dönüşüyor. Sergide yer alan her eser, bu içsel dönüşümün farklı bir katmanına temas ediyor; bazen bir yüzeyde, bazen bir boşlukta, bazen de sessizliğin içinde insanın kendini yeniden kurma ihtimalini görünür kılıyor.
Güvenin giderek aşındığı, yakınlığın zaman zaman bir tehdit gibi hissedildiği çağımızda “Be The Sun”, insanın yeniden kendine dönmesini, kendi sıcaklığını üretmesini ve kendi etrafında dönen küçük ama güçlü bir iklim yaratmasını öneriyor. Çünkü bazen hayatta kalmak; kimseye yaslanmadan dimdik durabilmek değil, düştüğünde bile kendi ışığını üzerinde hissedebilmektir. Bu sergi, tüm mevsimlerde kendi güneşi olmayı seçenlere ve seçmeye cesaret edenlere adanıyor.
Künye:
1. Ege Subaşı, "Obscurity", 2023, Oil on paper, 14 x 13.5 cm
2. Ege Subaşı, "Untitled", 2023, Oil on paper, 16.5 x 14 cm
3. Yunus Özaksu, Otopotre, 35 x 50 cm, kağıt üzerine karışık teknik 2021
Horacio Castellanos Moya’nın evinin kalbinden, Latin Amerika’dan insana ve ahlaka dair çarpıcı bir hikâye anlattığı romanı Anlamsızlık, Süleyman Doğru'nun çevirisiyle Jaguar Kitap’tan çıktı.
“Benim aklım yerinde değil.”
Böyle başlıyor Anlamsızlık. Fakat bu cümle romanın anlatıcısına değil, onun düzeltmenliğini yaptığı rapordaki tanıklardan birine ait.
İşsiz güçsüz, alkolik bir yazar olan anlatıcı karakterimiz bir arkadaşının yardımıyla başpiskoposluk sarayında geçici bir iş bulur: 1100 sayfalık bir tanıklık dosyasının düzeltmenliği. Masanın başına geçip ilk sayfayı önüne koyduğunda ise karşısına işte bu cümle çıkar.
Askerlerin yerli köylerinde yaptıkları katliamlardan kurtulanların tanıklıkları, yaşadıkları korkunç olayları anlatış ve betimleyiş biçimleri zaten fazlasıyla karamsar ve paranoyak yazarımızı derinden etkiler. Bu arada bahsi geçen katliamların sorumluları da boş durmamaktadır, raporun ortaya çıkmaması için çoktan harekete geçmişlerdir.