GÜNDEM
  • 06-05-2026

    Ekin Bernay, Human Was isimli performansının prömiyerini 15 Mayıs Cuma akşamı saat 20.30’da Arter’in performans salonu Karbon’da yapacak.

    Beden, sistem ve zaman arasındaki dönüşümü 12 yaratıcı dansçı, canlı ses tasarımı ve görsel ritüellerle sahneye taşıyan performans, izleyenleri bedenin sınırlarını ve koreografik dünyanın anlamını yeniden düşünmeye davet ediyor.

    Ekin Bernay imzalı Human Was, canlı sanat alanında konumlanan, izleyiciyi yalnızca izleyen değil, tanıklık eden bir noktaya taşıyan çok katmanlı bir performans deneyimi sunuyor. 12 performansçı ve canlı ses tasarımıyla şekillenen bu yapı; koreografi, ses ve görsel ritüeller aracılığıyla seyirciyi hareketin ve dönüşümün merkezine davet ediyor. Beş bölümden oluşan performans; tekdüze sistemler içinde aynılaşan insan figüründen yola çıkarak, küresel yıkımların izlerine, zamanın beden üzerindeki etkilerine ve nihayetinde bir arınma ihtimaline doğru evriliyor. Her an yeniden kurulan bu dünyada, doğaçlamalara yer veriliyor; her temsil, kendine özgü bir dönüşüme açılıyor. Human Was, hâlâ insanken tutunabileceğimiz hisleri ve yüzleşmemiz gereken gerçeklikleri sahneye taşıyor.

    Human Was 15 Mayıs Cuma akşamı prömiyerini yaptıktan sonra, 16 Mayıs Cumartesi 16.30’da ve 20.30’da Arter’in performans salonu Karbon’da sahnelenecek. Biletlere Mobilet ve Biletix üzerinden ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    198
  • 06-05-2026

    Yayını olan, baskı materyalleri, metinler ve edisyonlu işler üzerine çalışan-üreten sanatçılar ve inisiyatifler ile yayım yapan müze, galeri, kurum ve enstitüleri bir araya getirerek kitap üretimleri üzerinden ortak alan yaratan border_less ARTBOOK DAYS’in sekizinci edisyonu 15-17 Mayıs tarihleri arasında Salt Galata’da gerçekleşecek.

    border_less ARTBOOK DAYS gerçekleşecek bu yeni edisyonunda 12 farklı ülkeden 67 katılımcıyı yan yana getirerek izleyici ile buluşturuyor. Bu sene ikinci kez, en iyi tasarlanan masa ödülü border_less ARTBOOK DAYS danışma kurulu tarafından belirlenerek katılımcılardan birine verilecek. Ödülün sahibi bir sonraki edisyon için öncelikli katılım hakkı kazanacak.

    Etkinlik süresince yayın pratiklerine odaklı konuşma programı, atölye ve çeşitli yayın lansmanları ziyaretçileri bekliyor. Programın detayları ileri bir tarihte border_less sosyal medya hesaplarından duyurulacak.

    ​border_less ARTBOOK DAYS hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    177
  • 06-05-2026

    Emel Kayin’ın “Kül Tepesi” başlıklı Emrah Çoban küratörlüğünde gerçekleşen ilk kişisel sergisi 24 Mayıs’a kadar Barın Han’da sanatseverlerle buluşuyor.

    Emel Kayin’in üretim pratiği, mekânı durağan bir düzlemin dışında dönüşen ve iz biriktiren canlı bir yapı olarak ele alıyor. Farklı disiplinlere yayılan çalışmalarında sanatçı, bulunduğu alanın arşivsel niteliğini görünür kılıyor.

    “Kül Tepesi”, mekânın tekil bir deneyim alanı olarak kavranmasına karşılık, farklı zamansal katmanların eşzamanlı olarak var olabildiği bir yapı öneriyor. Bu yaklaşım, sürekli yeniden kurulan bir zamansallık üzerinden geçmişe ait izlerin, kırılmaların ve katmanların iç içe geçtiği çoğul bir oluş alanını düşündürüyor.

    Sergide yer alan resimler mevcut mekânın içine yeni zamansal katmanlar açarak, görünür olan ile saklı kalan arasındaki ilişkiyi açığa çıkarıyor. Katmanlar arasında oluşan boşluklar, geçmişe ait izlerin mevcut anın içinde yeniden belirmesine imkân tanıyor. Böylece mekân, bir yüzey olmaktan çıkıyor; geçmişin tortularını taşıyan canlı bir hafıza alanına dönüşüyor.

    Sergiye adını veren “Kül Tepesi”, bu birikim hâlinin metaforu olarak ortaya çıkıyor. Kül, geride kalan bir kalıntıyı ve dönüşümün izini taşıyor. Bu anlamıyla sergi, mekânın içinde biriken zamansal izleri görünür kılarak, geçmiş ile şimdi arasındaki geçirgen ilişkiye odaklanıyor.

    Künye:
    1. Emel Kayin, Tablo | The Painting, 2026, Tuval üzerine mum boya | Wax Crayon on canvas, 65x84 cm
    2. Emel Kayin, Halı | The Carpet, 2026, Tuval üzerine mum boya | Wax Crayon on canvas, 48x73,5 cm
    3. Emel Kayin, Kül Tepesi | Ash Heap, 2025, Tuval üzerine mum boya | Wax Crayon on canvas, 115x55 cm​

    0
    0
    167
  • 06-05-2026

    S. J. Watson’ın hafızasını her gün yeniden kaybeden bir kadının gerçekleri arayışını konu alan romanı Uyuyana Kadar, Şen Süer’in çevirisiyle Koridor Yayıncılık’tan çıktı.

    Watson, okuru şüphe, sırlar ve beklenmedik yüzleşmelerle dolu bir hikâyeye davet ediyor. Romanın başkahramanı Christine her sabah tanımadığı bir yatakta, bir yabancının yanında uyanır. Banyodaki aynaya baktığında tanımadığı orta yaşlı bir yüzle karşılaşır. Ve her sabah, yanında uyandığı adam sabırla ona kocası olduğunu açıklar. Bir kaza sonucu hafızasını kaybettiğini. Birbirlerine âşık olduklarını.

    ​Christine bir anı defteriyle ve fotoğraflarla kendini tanımaya çalışır. Çok geçmeden, onu gizlice tedavi ettiğini söyleyen doktor ona günlüğünü hatırlatır: Günlükte, doktorundan ve kocasından edindiği bilgiler, zihninin derinlerinden aniden gün yüzüne çıkan geçmişinin anıları kayıtlıdır. Fakat sayfalar doldukça tutarsızlıklar belirginleşir ve Christine içini kemiren soruların peşine düşer. Mahvolmuş hayatının parçalarını birleştirdikçe gerçeğe biraz daha yaklaşır ve gerçeğin sandığından çok daha karanlık, çok daha ölümcül olduğunu keşfeder.

    0
    0
    215
  • 06-05-2026

    Led Zeppelin’in efsanevi solisti Robert Plant, Saving Grace projesiyle 2 Temmuz Perşembe akşamı, 33. İstanbul Caz Festivali kapsamında Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda müzikseverlerle buluşacak.

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Garanti BBVA sponsorluğunda düzenlenen 33. İstanbul Caz Festivali, 2 Temmuz Perşembe akşamı saat 21.00’de Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda Robert Plant’i konuk edecek.

    Led Zeppelin’in ardından da müzikal yolculuğunu sürekli dönüştüren, farklı türler ve sesler arasında yeni yollar açan Robert Plant, bu kez “Robert Plant with Saving Grace and Suzi Dian” projesiyle festival izleyicisiyle buluşacak. Suzi Dian’ın eşlik ettiği Saving Grace; folk, blues, country ve gospel arasında dolaşan, gösterişten uzak ama derinlikli tınılarıyla Plant’in müzikal hafızasını bugünle buluşturuyor.

    Robert Plant’in son yıllardaki en rafine ve en kişisel canlı performanslarından biri olarak öne çıkan Saving Grace, sanatçının kariyerindeki yeni yaratıcı evreyi sahneye taşıyor. Bu projede Plant, yıllardır içinden geçtiği müzikal coğrafyayı daha sade, daha yakın ve daha güçlü bir dille yeniden kuruyor. Klasik rock mirasının izleri bu kez daha sakin, daha katmanlı ve daha derin bir anlatının parçası hâline geliyor.

    Saving Grace, uluslararası müzik basınında son yılların en dikkat çekici canlı projelerinden biri olarak öne çıkıyor. The Guardian’ın “gösterişten uzak bir süperstar hâlâ hayranlık uyandırıyor” sözleriyle değerlendirdiği proje, The Times tarafından “mistik bir ustalık dersi”, Financial Times tarafından ise “elektrik yüklü” olarak tanımlandı. Eleştirmenler Saving Grace’i, Robert Plant’in nostaljiye yaslanmadan müzikal mirasını yeniden kurduğu en güçlü sahne projelerinden biri olarak değerlendiriyor. Konser, bir nostalji gösterisinden çok daha fazlasını vadediyor. Robert Plant’i bir rock ikonundan öte, hâlâ dönüşen, araştıran ve yeniden kuran bir sanatçı olarak izleme fırsatı sunuyor. Saving Grace ile Harbiye sahnesine taşınacak bu özel repertuvar, yazın en dikkat çekici canlı performanslarından biri olmaya hazırlanıyor.

    ​33. İstanbul Caz Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    244
  • 06-05-2026

    Bozlu Art, Gamze Taşdan’ın “Hoş Vakit” başlıklı kişisel sergisini 8 Mayıs-4 Temmuz tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    Gamze Taşdan, “Hoş Vakit” sergisinde, erken Cumhuriyet döneminde modern yaşamın inşasını eğlence kültürü üzerinden ele aldığı yeni üretimlerine yer veriyor ve kadınların kamusal eğlence hayatında görünür olmalarını kendine has üslubu ile ortaya koyuyor.

    Serginin başlığı olan “Hoş Vakit” keyifle geçirilen bir zamanı ya da zihinsel bir dinlenme hâlini ifade ediyor olsa da sadece eğlenmekten ibaret bir anı tanımlanıyor. Alt metninde bir modern yaşam inşası barındırıyor. Genç Cumhuriyet’te eğlencenin sadece boş zaman pratiği değil yeni bir toplumsal kimliğin sahnesi olduğunu vurguluyor. Bu sahnenin başrol oyuncuları olan kadınlar Taşdan’ın resimlerinde odak merkezini oluşturuyor.

    “1923 ve 1950 yılları arasına tarihlenen Erken Cumhuriyet dönemi, Osmanlı’dan devralınan eğlence alışkanlıklarının hızla dönüşüp modern ‘Batılı’ bir şehir kültürüne evirildiği çok canlı bir zaman dilimidir. Osmanlı’daki meddah, Karagöz-Hacivat, orta oyunu gibi sözlü ve doğaçlama eğlenceler yerini giderek tiyatroya, operete ve sinemaya bırakmaya başlamış, özellikle İstanbul ve Ankara bu dönüşümün sahnesi olmuştur. Bu değişim sürecinin en önemli yanı kadınların kamusal eğlence hayatına daha görünür şekilde katılmasıdır. Batı müziği ve dansların hızla popülerleşmesiyle karma eğlence ortamları yaygınlaşmıştır.

    Erken Cumhuriyet’in en karakteristik eğlence mekânları dönemin gazinoları, barlar ve kulüplerdi. Yeni Maksim, Garden Bar, Taksim Belediye Gazinosu, Kristal Gazinosu, Kulüp 12, ve Rejans İstanbul’un en popüler mekânlarıydı. Bunların yanı sıra dönemin sembolik etkinliklerinden biri de balolardı. Cumhuriyet baloları sadece eğlence amaçlı partiler değil, aynı zamanda devlet eliyle kurulan ideolojik birer vitrindi. Pera Palas Oteli, Park Otel ve Ankara Palas gibi yerler hem seçkin konaklama mekânları hem de baloların merkeziydi. Bu balolar, yeni Cumhuriyet’in vatandaşlarının nasıl yaşayacağını gösteren bir model olurken, kadınların kamusal alanda dans etmesi bile başlı başına bir devrimdi.

    Sokaklar ve yarı kamusal alanlar da Erken Cumhuriyet dönemi eğlence kültürünün en canlı biçimde yaşandığı alanlardı. Büyük oteller ve gazinolar daha çok vitrinse, sokak, mesire ve ada kültürü gündelik hayatın kendisiydi. Özellikle Büyükada, Heybeliada ve Burgazada hafta sonu eğlencesinin merkezleriydi. Erken Cumhuriyet döneminde kadınlar ilk kez bu kadar yoğun biçimde kamusal eğlence hayatının parçası hâline geldiler. Balolara katılmak, akşam yürüyüşlere gitmek, Lebon ya da Markiz pastanesinde oturmak kadınları ‘eşlik eden’ olmaktan çıkarıp sosyal hayatın öznesi hâline getirmişti.  Dönemin en popüler ‘modern’ alışkanlığı olan dans kadınlar için çarpıcı dönüşümlerden birini de beraberinde getirdi. Dans daha önce de belirtildiği gibi insanlara özgürlük ve sosyal cesaret sunarken, öte yandan kadınlar için toplumsal cinsiyet bağlamında zarafet sınırlarını aşmamak ve sürekli bir denge kurmak gibi sınırlar da çiziyordu.

    Erken Cumhuriyet’i doğrudan bir tarih anlatısıyla sunmak yerine dönemin atmosferini ve kolektif hissiyatını yansıtan görsel bir dil üreten Taşdan, eserlerinde belgeci bir yaklaşımı değil, hafıza ve temsil üzerine odaklanan bir bakış açısını benimsiyor. Bu bağlamda ‘Hoş Vakit’ yalnızca bir boş zaman etkinliğini, eğlence anlarını değil; inşa edilen bir dönem kültürünü ve kadınların bu süreçte yaşadıkları ikilemleri görünür kılıyor ve içinde yaşadığımız krizlerle örülü dünyada geçmişteki keyifli zamanları hatırlatarak feminen bir direniş olasılığını gündeme getiriyor.”

    Künye:
    1. Gamze Taşdan, Beyaz Kuğu, 2026, tuval üzerine akrilik, 95 x 130 cm
    2. Gamze Taşdan, Kızılay Balosu, 2026, kâğıt üzerine akrilik, 35 x 50 cm
    3. Gamze Taşdan, Kulüp 18, 2026, kâğıt üzerine akrilik, 25 x 35 cm
    4. Gamze Taşdan, Macar Artistleri, 2025, kâğıt üzerine akrilik, 35 x 50 cm
    ​5. Gamze Taşdan, Safiye Ayla, 2026, kâğıt üzerine akrilik, 35 x 25 cm

    0
    0
    105
  • 06-05-2026

    Eda Tekcan’ın “ECHOES – Yankılar” başlıklı kişisel sergisi 6-30 Mayıs tarihleri arasında Red Rouge Art’ta sanatseverlerle buluşuyor.

    ​Eda Tekcan, yeni kişisel sergisi “ECHOES – Yankılar” ile izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, görmenin kendisini sorgulamaya davet ediyor. Sanatçının son dönem üretimlerine odaklanan bu seri, “yankı” kavramını fiziksel bir olgudan çıkararak zihinsel ve görsel bir deneyime dönüştürüyor. ECHO, burada dışarıdan gelen bir ses değil; içeride başlayan, çoğalan ve katmanlanan bir “görme hâli” olarak izleyici karşısına çıkıyor. Bu yaklaşım, serginin temelini oluşturan görsel dilde açıkça hissediliyor. Tekil gibi görünen formlar, bir araya geldikçe çoğalıyor; tekrar ettikçe dönüşüyor. Tıpkı yaşamın kendi ritmi gibi, eserler de içsel bir düzeni takip ederek izleyicide süreklilik hissi yaratıyor.

    0
    0
    237
  • 06-05-2026

    İdil Pişgin Talan’ın yazdığı, Rumeysa Abiş’in resimlediği çocuk dünyasından sıradan bir anı düşündüren bir apartman macerasına dönüştürdüğü kitabı Asansör Düğmesi, Uçanbalık’tan çıktı.

    Asansör Düğmesi, çocuklara seçimlerinin başkaları üzerindeki etkisini fark ettirirken; küçük bir oyunun nasıl büyük sonuçlara dönüşebileceğini de gösteriyor. Asansör düğmesine basmayı çok seven bir çocuk, bir gün bu düğmeyi kimseyle paylaşmak istemez ve onu saklamaya karar verir. Ancak bu minicik karar, apartmandaki herkesin hayatını etkiler; kaybolan düğme yüzünden katlar karışır, insanlar yollarını bulamaz ve beklenmedik sorunlar ortaya çıkar.

    0
    0
    249
  • 05-05-2026

    Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say, caz odağındaki yeni projesi “Say Plays Jazz on Tour with Škoda” ile bu yaz Türkiye turnesine çıkıyor. Pozitif Müzik organizasyonuyla gerçekleşecek turne, Türkiye genelinde 7 şehir ve 10 konserle müzikseverlerle buluşacak.

    “Say Plays Jazz on Tour with Škoda”, Fazıl Say’ın cazla kurduğu ilişkinin bugüne kadarki en kapsamlı ifadesi olarak öne çıkarken; sanatçının caz formuna yalnızca yorumcu olarak değil, doğrudan besteci ve proje kurucusu kimliğiyle yaklaştığı özgün bir üretim modeli sunacak. “Say Plays Jazz”, Fazıl Say’ın bugüne dek geliştirdiği müzikal anlatının yeni bir evresi olarak öne çıkıyor. Sanatçı, bu projede cazla kurduğu bağı yalnızca yorumcu olarak değil, doğrudan üretici kimliğiyle derinleştiriyor. Bu projede, caz beşlisi için özel olarak bestelediği yeni eserlerin yanı sıra, geçmiş dönem çalışmalarının caz formundaki yepyeni düzenlemeleri de yer alıyor.

    Fazıl Say Jazz Quintet, alanlarında uluslararası başarıya sahip müzisyenleri bir araya getiriyor. Güçlü ve çok yönlü vokaliyle Ezgi Alaş, flütün büyüleyici tınısıyla Aslıhan And Say, saksafondaki dinamik stiliyle Serdar Barçın ve caz sahnesinin en önemli davulcularından Ferit Odman’ın ritmik zenginliği bu projede bir araya geliyor. Beşlinin sahnede yaratacağı yüksek enerji ve doğaçlama yeteneği, her bir konseri benzersiz bir müzik şölenine dönüştürecek.

    Konser tarihleri:
    19 Temmuz Pazar / Balıkesir / Ayvalık Amfi Tiyatro
    24 Temmuz Cuma / İzmir / Çeşme Açıkhava Tiyatrosu
    25 Temmuz Cumartesi / İzmir / Efes Antik Tiyatrosu
    26 Temmuz Pazar / Muğla / Bodrum Antik Tiyatro
    2 Eylül Çarşamba / İstanbul / Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu
    3 Eylül Perşembe / İstanbul / Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu
    13 Eylül Pazar / İzmir / İzmir Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu
    16 Eylül Çarşamba / Denizli Hierapolis Antik Tiyatrosu
    17 Eylül Perşembe / Antalya / Antalya Açıkhava Tiyatrosu
    27 Eylül Pazar / Ankara / Bilkent Odeon

    0
    0
    272
  • 05-05-2026

    Yonca Karakaş’ın “Back Contamination / Dönüş Kontaminasyonu” başlıklı kişisel sergisi 12 Mayıs-27 Haziran tarihleri arasında G-art Galeri’de sanatseverlerle buluşacak.

    “Back Contamination / Dönüş Kontaminasyonu” sergisi, insanlığın “sonrası”na dair tüm senaryoların varsayımsal ve temelsiz doğasını görünür kılıyor. Hibrit kompozisyonları ve kurguladığı steril, gerilim yüklü düzenlemeleriyle tanınan Yonca Karakaş, bu sergide insan zihninin evrimsel olarak geliştirdiği tehdit odaklı seçicilikten yola çıkarak, medya ve kolektif bellekte yer etmiş, tekrar eden felaket anlatılarına odaklanıyor. Sanatçı, bunun düşünceyi sınırlayan ve olasılık alanını daraltan bir algı rejimi olduğuna işaret ediyor.

    Savaşlar, çevresel krizler ve yok oluş senaryoları yalnızca tarihsel deneyimlerle değil; kültürel üretim ve medya aracılığıyla yeniden dolaşıma girerek geleceğe dair düşünme biçimlerini de etkiliyor. Bu tekrar, bazı felaket biçimlerini daha görünür kılarken, diğer olasılıkların geri planda kalmasına yol açabiliyor. Karakaş’ın pratiği ise bu noktada, öngörülebilir senaryoların sınırlarında dolaşarak daha az temsil edilen, paylaşılmayan ve kolektif bellekte karşılığı bulunmayan risk biçimlerine yöneliyor. Sanatçı, bu çok katmanlı kontaminasyon hâlini fotoğraf, video ve enstalasyonlar aracılığıyla mekânsal bir kurguya dönüştürüyor. Kurulan eşik mekân ve yerleştirilen fare figürü, bir geçiş ihtimaline işaret etse de bu alanın yönü ve karşılığı belirsizliğini koruyor. Sınırların ortadan kalktığı bir düzlemde ise geçiş fikri işlevini yitirerek kendi anlamını askıya alıyor.

    ​​Sergi, insanlığın geleceğe dair tahayyüllerinin, geçmişten ve kolektif bellekten taşınan, tekrar eden felaket anlatılarıyla kirlenmesini ifade ederken; bir “sonrası” ya da olası bir çıkış fikrini kesin bir önerme olarak sunmak yerine, bu varsayımları yeniden düşünmeye açıyor.

    0
    0
    265
DAHA FAZLA
Geldanlage