GÜNDEM
  • 30-08-2026

    MUBI, eylül programıyla yeni filmlerden modern klasiklere, müzik dünyasından dizilere uzanan zengin bir seçkiyi bir araya getiriyor.

    Eylül programındaki yapımlar, sonbaharı farklı dünyalara açılan hikâyelerle karşılıyor. İspanyol yaratıcı ikili Javier Ambrossi ve Javier Calvo’nun, namıdiğer Los Javis’in aile, inanç ve travma etrafında şekillenen çok katmanlı dizisi La Mesías’ın ilk bölümü, 3 Eylül’de MUBI’de yayına girecek. Bu yıl Cannes Film Festivali’nde Özel Ödül’e layık görülen Bi Gan imzalı Diriliş (Resurrection) 5 Eylül’de, ikonik müzik grubu Pulp’ın 24 yıl sonra sahneye dönüşünü kayıt altına alan Pulp: Son Bir Şarkı Daha (Pulp: What Do You Do for an Encore?) ise 24 Eylül’de izleyicilerle buluşacak.

    Programın öne çıkan yapımları arasında; zamanın, hafızanın ve rüyaların sınırlarında dolaşan Bi Gan imzalı Diriliş (Resurrection), Türk sinemasının erken dönem korku klasiklerinden biri olan ve restore edilmiş kopyasıyla sunulan Mehmet Muhtar yönetmenliğindeki Drakula İstanbul'da, Uğur Savaş’ın hayal gücüyle örülü masalsı stop-motion animasyonu Kurdun Kutusu, Orian Barki ve Meriem Bennani imzalı İtalya-Fas ortak yapımı avangart çalışma Büşra (Bouchra), yaşadıkları travmanın ardından yolları kesişen iki kadının adalet arayışını merkezine alan Eylem Kaftan belgeseli Bir Gün, 365 Saat, Hollywood’un usta yönetmenlerinden Brian De Palma’nın imza attığı gerilim ve suç klasikleri Patlama (Blow Out), Ölüme Kuşanmak (Dressed to Kill), Carlito’nun Yolu (Carlito’s Way) ve Carrie: Günah Tohumu (Carrie), Mike Nichols’ın dört kişinin karmaşık ilişkilerini odağına alan modern klasiği Daha Yaklaş (Closer) ile Luca Guadagnino’nun André Aciman uyarlaması sevilen yapımı Beni Adınla Çağır (Call Me by Your Name) yer alıyor.

    Tag: MUBI
    0
    0
    316
  • 30-08-2026

    Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi koleksiyonundan seçili fotoğraflar, Nâzım Hikmet’in yaşamını, üretimini ve kültürel mirasını farklı arşiv, koleksiyon ve disiplinler üzerinden ele alan “Romantika: Bir Ömrün Seyrüseferi” kapsamında 5 Eylül 2026-15 Ocak 2027 tarihleri arasında Kültürpark Atlas Pavyonu’nda sanatseverlerle buluşacak.

    Folkart’ın yapımını üstlendiği, İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğindeki sergi, Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi koleksiyonunda yer alan ve çoğu ilk defa gösterilecek Nâzım Hikmet portreleri ile 1961 yılında yayımlanan In quest’anno 1941 kitabında yer alan, Ara Güler’in Anadolu gezilerinde çektiği fotoğraflar bulunuyor. Farklı arşiv ve mecraları birleştiren sergide ayrıca M. Melih Güneş koleksiyonundan Ara Güler’in çektiği Nâzım Hikmet portreleri ile Ara Güler’in 1976 yılında Moskova’ya yaptığı ziyarette çektiği Nâzım Hikmet’in çalışma odası ve Vera Tulyakova Hikmet’in fotoğrafları da yer alıyor.

    M. Melih Güneş’in küratörlüğünde, tasarımını Ömer Durmaz’ın yaptığı “Romantika: Bir Ömrün Seyrüseferi” projesi Türkiye ve yurt dışındaki çok sayıda kişi, kurum, arşiv ve koleksiyondan bu sergi için bir araya getirilen belge, kişisel eşyalar ve görsel-işitsel kayıtların yanı sıra edebiyat, resim, heykel, fotoğraf, film ve tasarım alanlarından farklı eserleri buluşturuyor. Yaklaşık 2.125 metrekarelik alanda 15 salona yayılan sergi, Nâzım Hikmet’in yaşamını klasik bir biyografi anlayışının ötesinde, çok katmanlı bir anlatıyla ele alıyor.

    Fotoğraf Künyesi: Nâzım Hikmet, İstanbul, 1950-1951. Fotoğraf: Ara Güler, © Ara Güler Müzesi

    ​Adres: Kültürpark Atlas Pavyonu, Mimar Sinan Mah., Kültürpark, Atlas Pavyon, Konak / İzmir

    0
    0
    291
  • 30-08-2026

    Diane Oliver’ın ölümünden 58 yıl sonra yayımlanan ve “yeniden” keşfedilmiş bir hazine olarak nitelendirilen öykülerinden oluşan kitabı Komşular, Ceren Öztuna Kaynakcı’nın çevirisiyle Siren Yayınları’ndan çıktı.

    Toplumcu gerçekçi yanlarıyla sivrilen Oliver, Amerikan tarihinin en karanlık dönemlerinden birine ayna tutuyor. 1960’ların toplumsal dönüşümlerini arka plan olarak kullandığı öykülerinde ırkçılığın gündelik hayatta bıraktığı tahribatı duygusal kolaycılığa sığınmadan vurucu ama berrak bir dille anlatıyor.

    ​Bu kitapta isyanla korkuyu aynı eve sığdıran, çoğunlukla yoksulluğun ve göçün, şiddetin öne çıktığı öyküler yer alıyor. Beyazların arasında okuyacak ilk siyah çocuğun ve ailesinin okul öncesi son gecesi, oğullarını zorbalıktan korumaya çalışırken yaşamlarını bir ormanın içine sıkıştırmış bir aile, çocuklarından birinin aşısı için diğerlerini de yanına alıp kilometrelerce yürümek zorunda kalan bir anne, daha iyi bir gelecek umuduyla Kuzey’e giden ve çoğunlukla dönmeyen babalar…

    0
    0
    412
  • 29-08-2026

    Güçlü vokali, sinematik atmosferi ve karanlık soul estetiğiyle geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan Hollandalı sanatçı Kovacs, “Leave the Sun Behind” isimli yeni teklisini yayımladı.

    Bu yılın başlarında yayımlanan “A Perfect Crime” ile başlayan yeni döneminin ikinci teklisi “Leave the Sun Behind”ı müzikseverlerle buluşturan Kovacs, Aralık 2026’da gerçekleşecek üç özel konserle Ankara, İzmir ve İstanbul’da sahne alacak. Kovacs’ın karakteristik kasvetli atmosferini ve kendine has vokal yoğunluğunu koruyan “Leave The Sun Behind”, sanatçının elektronik müzik arayışını bir adım öteye taşıyor. İlhamını Berlin yeraltı sahnesinin çiğ enerjisinden alan parça, erken dönem elektro tınıları, 1970’lerin fütüristik ses dünyası ve Kraftwerk estetiğine selam duran retro ögeleri sanatçının karakteristik vokal tarzıyla bir araya getiriyor.

    Şarkının “A Perfect Crime” ile kurulan görsel dili devam ettiren müzik videosunun yönetmenliğini Jiske Rijkels, görüntü yönetmenliğini ise Anton Corbijn’in uzun süreli işbirlikçisi Martijn Broekhuizen üstleniyor.

    Kovacs, yeni teklisini şu sözlerle anlatıyor: “Önceki şarkı hafıza ve hayal gücü arasındaki bulanık alanı keşfederken, ‘Leave The Sun Behind’ farklı bir tür hafızaya yöneliyor: kaygısız yazlara ve gençliğin masumiyetine nostaljik bir veda. Bu, bir zamanlar kim olduğunuzu tamamen bırakmadan yaşlanmakla ilgili bir şarkı — canlı bir şekilde hatırlayabildiğiniz, ancak asla geri dönemeyeceğiniz bir dünyaya geri bakmanın tuhaf güzelliğini yakalıyor.”

    ​Kovacs’ın “Leave the Sun Behind” isimli yeni teklisini buradan dinleyebilirsiniz.

    0
    0
    386
  • 29-08-2026

    Hüseyin Kartal’ın “Yakalamaç” başlıklı kişisel sergisi 4-17 Eylül tarihleri arasında Guga Contemporary’de sanatseverlerle buluşacak.

    Hüseyin Kartal’ın gündelik yaşamın akışı içindeki mikro anlara, bedenin istemsiz reflekslerine ve insan-hayvan etkileşimlerine odaklandığı sergi; hareket, bellek ve karşılaşma ekseninde gelişen bir görsel anlatı sunuyor. Serginin adı, çocukluk oyununa yaptığı doğrudan göndermenin ötesinde, Kartal’ın resimlerinde süregelen bir arayışa; hareket hâlindeki bedeni, kısa süreli bir karşılaşmayı ve gözden kaybolmak üzere olan bir ânı resmin yüzeyinde tutma çabasına işaret ediyor.

    ​Sanatçının yapıtlarında beden, sözel ifadelerin ötesine geçen bir ifade alanına evrilirken; oyun oynayan hayvanlar, tekrarlayan jestler ve gündelik rastlantılar görsel dilin ana omurgasını kuruyor. Aynı hareketin farklı evrelerini tek bir kompozisyon üzerinde katmanlaştıran Kartal, zamanın doğrusal algısını kırarak tamamlanmış bir kareden ziyade hareketin devam ettiği zamansal aralıkları görünür kılıyor. Neşeli ile tekinsiz, kovalayan ile kaçan, izleyen ile izlenen arasındaki hiyerarşinin sürekli dönüştüğü bu atmosfer; yakınlık, mesafe ve hafıza ilişkilerini yeniden düşünmeye davet ediyor.

    0
    0
    447
  • 29-08-2026

    Sierra Greer’ın yapay zekâ çağında aşk, erkeklik, kadınlık ve özgür irade üzerine kaleme aldığı ödüllü romanı Annie Bot, Serkan Göktaş’ın çevirisiyle April Yayıncılık’tan çıktı.

    Greer, arzu ile tahakküm, şefkat ile sahiplik, aşk ile zorbalık arasındaki ince çizgiyi cesurca kurcaluyor bu kitabında. Yakın geleceğin teknolojik kabusunu en eski iktidar hikâyelerinden birinin içinden anlatıyor. Roman; 2025 Arthur C. Clarke Ödülü kazananı, 2026 Prix Libr'à Nous Ödülü kazananı, Scientific American // Npr Yılın En İyi Romanı Seçkisi ve Goodreads Okur Ödülleri En İyi Bilim Kurgu Finalisti oldu.

    ​Romanın dünyasındaki Stella’lar yemek yapan, ev temizleyen, çocuk bakan, sevişen, susan ve sahiplerinin ihtiyaçlarına göre şekillenen yapay zekâ ürünü dişiler. Annie de onlardan biri. Sahibi Doug için kusursuz bir sevgili olmak üzere tasarlandı. Sahibi Doug’ın duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak, her akşam onu evde beklemek, seçtiği kıyafetleri giymek, ruh hâline göre libidosunu coşturmak, sevdiği sıcaklıkta kalmak, fantezilerini gerçekleştirmek üzere programlandı. Görevi ise Doug’ı mutlu edecek. Annie çabalıyor, çabaladıkça insanlık hâllerini öğreniyor. Merak etmeyi, sır saklamayı, arzu duymayı, kıskanmayı, utanmayı, korkmayı, istemeyi... Doug onun “gerçek bir kadın gibi” davranmasını istiyor. Annie gerçeğe yaklaştıkça, kusurları artıyor. Ne kadar kadınlaşırsa, itaatkâr olmaktan o kadar çıkıyor. Ne kadar hissederse, o kadar sorguluyor.

    0
    0
    393
  • 28-08-2026

    Danimarkalı Türk vokalist ve besteci Hilal Kaya, Sümbül isimli ilk albümünü CPL Music / Nordic Notes etiketiyle müzikseverlerle buluşturdu.

    Türk halk müziğini rock, caz ve psikedelik öğelerle buluşturan albüm; geleneksel Anadolu ezgilerini modern bir anlayışla yeniden yorumluyor. Prodüktörlüğünü Søren Bigum’un üstlendiği albümde ud ve bağlamada Orhan Özgür Turan, basta Henrik Poulsen, davul ve perküsyonda Søren Poulsen yer alıyor. Albümün mastering çalışması ise Björn Engelmann imzası taşıyor.

    Hilal Kaya’nın özgün bestelerinin yanı sıra Yozgat yöresinden “Mavi Yıldız”, Erzurum türküsü “Alma Attım Yuvarlandı” ve Dadaloğlu’nun sözlerini afro ritimlerle buluşturan “Başındaki Yazma / Avşar Elleri” düzenlemesi de albümde öne çıkıyor.

    Danish Music Awards Roots 2025’te adaylıklar elde eden ve SPOT Festival ile Mix Festival gibi sahnelerde yer alan sanatçının ilk albümü Sümbül’ün lansman konserleri ise Eylül ayında Danimarka’nın Aarhus, Kopenhag, Odense ve Herning kentlerinde gerçekleştirilecek.

    ​Hilal Kaya’nın ilk albümü Sümbül’ü buradan dinleyebilirsiniz.

    0
    0
    420
  • 28-08-2026

    Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin “Türk Resmini İzlemek” başlıklı kalıcı sergisi, kurgusuna yeni eklenen tematik odalar ve eserlerle yeniden ziyarete açıldı.

    Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi, bankanın 1940’tan bu yana oluşturduğu ve bugün 1.000’den fazla sanatçının 2.800’ü aşkın eserini barındıran Sanat Eserleri Koleksiyonu’nu sanatseverlerle buluşturuyor. Kalıcı serginin yenilenmesiyle birlikte, müzenin geçmiş süreli sergilerinden ilham alan özel seçkiler de kalıcı serginin birer parçasına dönüşerek sergi anlatısına zengin bir katman ekledi.

    Sergi, Başlangıcın Temel Taşları odasında Türk resminin öncü isimlerinden Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi ve Mihri Hanım’ın Otoportre’si ile açılıyor. Anadolu Esinlenmeleri’nde ise ziyaretçileri Fahrünnisa Zeid’in ünlü yapıtı Mevleviler karşılıyor.

    Müzenin ilk süreli sergisinden esinlenen İstanbul’un Resmi odasında kentin sanatsal ve görsel mirası çok yönlü bir bakışla izlenebilirken, Natürmort salonunda Türk resmindeki natürmort geleneğinin farklı örnekleri bir araya getiriliyor. Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu’nun eserlerinden oluşan Yan Yana odası ise çiftin sanatla bütünleşen ortak yaşamını ve üretimlerini sergiliyor.

    Sanatçı Kadınlar ve Kadın Portreleri odalarında Türkiye kadınlarının görsel hikâyeleriyle ve sanatçı kadınların yaratıcı dünyasıyla buluşmaya davet eden sergi; Deniz Coşkusu, Memleket Manzaraları, Yaşantının Getirdikleri ve Apartman Salonunda Sanat gibi farklı tematik alanlarla da derinlikli bir yolculuk sunuyor.

    ​Müzenin kurucu küratörü Prof. Dr. Gül İrepoğlu tarafından hazırlanan koleksiyon kitabına Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın kitabevleri ile internet sitesinden, RHM Dükkan’dan ve seçkin kitapçılardan ulaşabilirsiniz. Müze, Eylül ayı boyunca ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.

    0
    0
    625
  • 28-08-2026

    Claire Lynch’in bir anneyi merkeze alarak aile, sırlar ve aidiyet üzerine sarsıcı bir hikâye anlattığı romanı Aile İçi Bir Mesele, Dilara Alemdar’ın çevirisiyle Holden’den çıktı.

    Lynch, romanında 1980’ler Britanyası’nda lezbiyen bir annenin çocuğunun velayetini kaybetmemek için verdiği mücadeleyi konu alıyor. Tarihsel gerçeklerin gölgesinde o dönemde bir kadın boşandığında çocuklarının velayetini alması olağan kabul edilebilirdi. Ancak aynı kadın lezbiyense, meselenin rengi değişirdi. 80'lerde Britanya'da boşanma davalarına giren lezbiyen annelerin yaklaşık %90'ı çocuklarının velayetini kaybetti.  Bazıları partnerleriyle ilişkilerini gizlemek zorunda kaldı. Bazılarının çocuklarıyla görüşmesine ancak belirli koşullar altında izin verildi. Böylece pek çok kadın için son derece acımasız bir seçim ortaya çıktı: “Kendin olmak mı, anne kalabilmek mi?”

    Genç bir kadın kalbinin sesini dinlemeye karar verdiğinde kocası beklemediği bir tepki verir. Çirkin bir boşanma süreci başlar ve küçük bir kız çocuğu annesinden koparılır.

    1982. Dawn, Hazel isimli bir kadınla karşılaşana kadar kocasıyla kurduğu hayata alışmaya çalışan genç bir annedir.  İki kadın arasında oluşan bağ karşı konulamayacak kadar güçlüdür. Bir anda hayat, Dawn’ın hiç beklemediği kadar karmaşık ama aynı zamanda daha neşeli bir hâle bürünür. Ancak sorumlulukları vardır. Tutması gereken sözler ve ilgilenmesi gereken bir kızı vardır.

    2022. Heron, doktorundan aldığı bir haberle dünyası altüst olmuş yaşlı bir adamdır. Sessiz ve alışkanlıklarla örülü bir yaşamın içine sıkışıp kalmıştır. Kızına gerçeği söylemek ise neredeyse imkânsız görünmektedir. Heron yıllardır sakladığı diğer sırlar gibi hastalığını da kızına açıklayamaz.”​

    0
    0
    467
  • 27-08-2026

    Elektronik müzik sahnesinin en özgün ve köklü seslerinden İzlanda çıkışlı GusGus, 18 Eylül akşamı %100 Studio’da konser verecek.

    Bugün Biggi Veira, Daníel Ágúst ve Margrét Rán öncülüğünde yoluna devam eden ve Depeche Mode, Björk ile Sigur Rós gibi efsanevi isimlere yaptığı remixlerle adından söz ettiren GusGus, yaklaşık çeyrek asırdır elektronik müzik sahnesinin yönünü belirliyor.

    Felaketler, son dakika iptalleri ve dramatik kırılmalarla örülü hikâyesi, kariyerlerindeki beklenmedik zirve anlarıyla iç içe geçerek GusGus’u elektronik müzik tarihinin en ilham verici topluluklarından biri hâline getiriyor. Canlı sahne performanslarıyla efsaneleşen GusGus, sahnede parçalarını yeniden şekillendirerek her konserde dinleyicilerine yalnızca o ana ait, eşi benzeri olmayan bir deneyim sunuyor. Türler arasında özgürce dolaşan bu benzersiz müzikal kimlik, topluluğu dünya çapında ün kazandırdı.

    ​18 Eylül Cuma akşamı Zorlu PSM’in yeni nesil sahnesi %100 Studio’da gerçekleşecek GusGus (Live) konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    521
DAHA FAZLA
Geldanlage