
İran asıllı sanatçı Vahid Danaiefar’ın “Akışkan Korku” başlıklı Türkiye’deki ilk kişisel sergisi 11 Eylül-31 Ekim tarihleri arasında Simbart Projects’te sanatseverlerle buluşacak.
“Akışkan Korku”, korkunun görünür bir tehditten çok, gündelik deneyimin içine sessizce yerleşen bir durum olarak nasıl ortaya çıktığını araştırıyor. Sergi, imge, nesne ve mekân arasındaki ilişkiler üzerinden, tanıdık olana duyulan güvenin nasıl çözülmeye başladığına ve tekinsiz bir nitelik kazandığına odaklanıyor.
İmge, nesne ve mekân arasındaki ilişkileri merkezine alan sergi, Zygmunt Bauman’ın aynı adlı kitabındaki çağdaş toplumda korkunun görünmez, dağınık ve süreğen bir hâl alması fikrinden besleniyor. Bauman’ın güvensizlik ve belirsizlik üzerine kurduğu bu zemin, Freud’un “tekinsiz” kavramıyla kesişerek serginin ana hatlarını belirliyor. Danaiefar; gündelik mekânları, nesneleri ve figürleri bütünüyle yabancılaştırmak yerine, aralarındaki bağları ve anlamları neredeyse fark edilmeyen mikro sapmalarla dönüştürüyor. Özellikle “ev” kavramı, yalnızca fiziksel bir alan olmaktan çıkıp güven duygusunun ve alışkanlıkların çözüldüğü bir eşiğe dönüşüyor.
Resim, video ve yerleştirme medyumlarını bir arada kullanan sanatçı, doğrudan bir olayın hikâyesini anlatmak yerine ardında bıraktığı yankı ve izleri görünür kılıyor. Tanıdık olan varlığını korumaya devam ederken ürettiği güven hissini yitiriyor; böylece korku belirli bir ana indirgenemeyen, gündeliğin dokusuna sızan akışkan bir yapıya kavuşuyor.
Camilla Barnes’ın tiyatro tecrübesiyle edebiyatı birleştirdiği ilk romanı Her Zamanki O Öldürme Arzusu, Didar Zeynep Batumlu’nun çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Yıllardır sahnenin oyunculuk dışında her aşamasında rol almış Barnes, edebiyata adım attığı bu kitapta okura bazen kendisini bir tiyatro oyunu izliyormuş gibi hissettirirken bazen de durup 50 yıllık bir evliliğin portresine bakma fırsatı sunuyor.
Anne babasının bitmek bilmeyen çekişmelerine yıllar boyunca tanıklık etmiş kızlarının gözünden anlatılan roman, üç kuşağın dünyayı birbirinden ne kadar farklı şekillerde deneyimlediğini incelikle ortaya koyuyor. Geçmişe sıkı sıkıya bağlı ebeveynler, onların arasında sıkışıp kalan çocukları ve değişen dünyanın değerleriyle yetişen torunlar... Aynı aileye mensup bu üç kuşak bambaşka diller konuşuyor; sevgiyi, özgürlüğü ve sorumluluğu farklı biçimlerde tanımlıyor.
Türkiye’nin farklı şehirlerinden doğaçlama tiyatro ekiplerini İstanbul’da bir araya getirmeye hazırlanan DasDas Doğaçlama Tiyatro Festivali, 4, 5 ve 6 Eylül’de ilk kez tiyatroseverlerle buluşacak.
DasDas Akademi eğitmenleri Kadir Çevik ve Sevda Çevik’in yönetiminde gerçekleşecek festival, üç gün boyunca performanslardan atölyelere uzanan kapsamlı bir programa imza atacak. Ekipler, kendilerine özgü sahne dilleri ve doğaçlama formlarıyla her temsilde o anda doğan, bir daha aynı şekilde tekrarlanmayacak hikâyeleri seyirciyle paylaşacak.
Festival, 4 Eylül Cuma günü gerçekleştirilecek açılışın ardından İstanbul İMPRO ile başlayacak. 5 ve 6 Eylül boyunca DasDas’ın farklı sahnelerinde devam edecek programda Güldürgeç Doğaçlama, Sahne Cosa, ÜçİkiBir Doğaçlama, Oyuncusuz Tiyatro, DO-AR, Oyun Mahalli, Kafa Ütülemeyen Komedya, Doğaçlama Ligi, Deliler Doğaçlama, Oyun İstasyonu, Tikitaka İmpro ve Mahşer-i Cümbüş seyirci karşısına çıkacak.
Festivalin bir diğer ayağını ise doğaçlama tiyatro üzerine düzenlenecek atölyeler oluşturacak. 5 ve 6 Eylül’de gerçekleştirilecek atölyelerde Zeynep Özyurt Tarhan, Koray Tarhan, Emrah Aktürk, Şebnem Telci Dereli, Yiğit Arı, Burak Tamdoğan ve Özgün Aydın katılımcılarla buluşacak.
Doğaçlamanın temel prensiplerinden hiçten tiyatro yaratmaya, üç saniyede öykü kurmaktan uzun form doğaçlamaya; mekân ve nesne kullanımından statü çalışmalarına kadar farklı başlıkların ele alınacağı atölyeler, katılımcılara doğaçlama tiyatronun farklı alanlarını deneyimleme imkânı sunacak.
Gypsy punk akımının dünyadaki en önemli temsilcilerinden Gogol Bordello, Pulse organizasyonuyla 5 Eylül Cumartesi akşamı JJ Arena Ataşehir’de konser verecek. Konserin açılışını ise geleneksel motifleri kendilerine has üslupları ve yüksek tempolarıyla sahneye taşıyan Cümbüş Cemaat yapacak.
Punk’ın asi tavrını Doğu Avrupa ezgileri, keman, akordeon ve vurucu ritimlerle harmanlayan topluluk, solist Eugene Hütz liderliğinde İstanbullu dinleyicilerle buluşacak. New York’un yeraltı kulüplerinden dev festival sahnelerine taşınan Gogol Bordello; göç, kimlik, kültürlerarası kaynaşma ve özgürlük gibi temaları mizahi bir dille, isyanla ve sınırsız bir sahne enerjisiyle birleştiriyor. Müziği kadar dinleyiciyi anında içine çeken patlayıcı performanslarıyla tanınan ekip, sahnede adeta kolektif bir kutlama yaratacak.
Anadolu’nun ilk bienali olan Sinopale – Uluslararası Sinop Bienali, 20. yılında 10. edisyonuyla 2 Eylül-15 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek.
“Karada Akıl Yürür, Denizde Sezgi” başlığını taşıyan Sinopale 10, 12 ülkeden yaklaşık 25 sanatçıyı Sinop’ta bir araya getiriyor. Sanat üretiminin sergi açılışından çok önce başladığı süreç odaklı yapısıyla öne çıkan bienalde bu yıl sanatçılar, 2 Eylül’den itibaren kentte, yerel zanaatkârlar, topluluklar ve gönüllülerle birlikte eserlerini üretmeye başlayacak. Sinop’ta üretilen eserlerden oluşan ana sergi ise 25 Eylül’de Sinop Askeri Gazino Binası’nda açılacak.
Yerel katılımı, imece temelli üretim modeli ve ulusal ve uluslararası sanatçılarla kurduğu iş birlikleri sayesinde Sinop’u, çağdaş sanatın önemli buluşma noktalarından biri hâline getiren bienal, onuncu edisyonunda da bu mirası geleceğe taşımayı hedefliyor. İlk günden bu yana tek bir başküratör belirlemek yerine farklı isimlerin eşit düzlemde birlikte çalıştığı yatay küratöryel modelini benimseyen Sinopale’nin 10. edisyonunun eş-küratörlüğünü Deniz Kırkalı, Mariam Natroshvili, Marina Fokidis ve bienalin kurucusu Melih Görgün üstleniyor.
Sinopale 10, çağdaş sanatın ağırlıklı olarak Avrupa merkezli dolaşım ağlarına dayanan yerleşik yapısına alternatif, daha kapsayıcı ve çok merkezli bir yaklaşım benimsiyor. Avrupa’nın yanı sıra Gürcistan, Güney Kore, Kazakistan, Venezuela gibi farklı coğrafyalardan sanatçıları programına dahil eden bienalde, Gürcistan’dan Mariam Natroshvili’nin eş-küratör olarak katılımı da bu yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu tercih, Sinopale’nin farklı coğrafyalar arasında yeni ilişkiler kurma ve çağdaş sanatın dolaşım kanallarını çeşitlendirme yönündeki iradesini yansıtıyor. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Isabel Allende’nin köklerinden koparılan çocukların, savaşın ve göçün ortasında kaybolan hayatların ama her şeye rağmen sönmeyen o aidiyet arzusunun hikâyesini anlattığı romanı Rüzgâr Adımı Biliyor, İnci Kut’un çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
Rüzgâr Adımı Biliyor, Nazi Avrupa’sından günümüz ABD’sinin sınırlarına uzanan iki çocukluk hikâyesi üzerinden savaşın, göçün ve zorunlu ayrılıkların kuşaklar boyunca bıraktığı izleri anlatıyor.
1938, Viyana. Kırık Camlar Gecesi’nin dehşeti Avrupa’yı sararken, altı yaşındaki Samuel Adler, bir daha asla göremeyeceği annesi tarafından son bir umutla İngiltere’ye giden bir trene bindirilir. Yanında sadece kemanı ve çocuk kalbine sığdırdığı ağır bir yalnızlık vardır.
2019, Arizona. Anne babasından koparılan ve ABD sınırındaki bir kampta tek başına kalan yedi yaşındaki Anita Díaz, hayal gücünün güvenli limanına sığınmıştır. Sosyal hizmetler uzmanı Selena ve avukat Frank, küçük kızı kurtarmak için çabalarken yolları seksen yıl önce aynı kaderi paylaşmış olan Samuel’le kesişecektir.
Fransız besteci, piyanist ve multi-enstrümantalist Yann Tiersen, “Solo Piano & Electronics” performansıyla 10 Ekim Cumartesi günü Maximum Uniq Açıkhava’da konser verecek.
Stagepass organizasyonuyla ve Maximum katkılarıyla gerçekleşecek konserde, Tiersen öncesinde Ragnarok dizisiyle tanınan ve “Beni Vur” şarkısına yaptığı cover ile dikkat çeken Norveçli sanatçı Resa Saffa Park sahnede olacak. Gecede ayrıca Islandman ve Alice Boyd da performanslarıyla dinleyicilerle buluşacak.
30 yılı aşkın kariyerinde pek çok hite imza atan Yann Tiersen, piyano ve akustik enstrümanlardan elektronik ve deneysel seslere uzanan özgün bir müzikal dünya kurdu. Film müzikleriyle dünya çapında geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan sanatçı, bu alandaki çalışmalarıyla César Ödülü kazanırken BAFTA’ya da aday gösterildi. Son albümü Rathlin from a Distance | The Liquid Hour, sanatçının müzikal dünyasının iki farklı yüzünü bir araya getiriyor. Albümün ilk bölümü sekiz parçalık yalın ve içe dönük bir piyano yolculuğu sunarken, ikinci bölüm elektronik dokular ve psikedelik ritimlerle daha deneysel bir alana açılıyor. Minimalist besteciliği, duygusal yoğunluğu ve güçlü sahne enerjisiyle tanınan Tiersen, doğayla kurduğu bağın izlerini de taşıyan özel bir müzikal deneyimi İstanbul seyircisiyle buluşturmaya hazırlanıyor.
Norveçli şarkıcı, söz yazarı, besteci ve oyuncu Theresa Frostad Eggesbø’nün müzikal projesi Resa Saffa Park, caz, soul ve indie’den beslenen sinematik bir müzik dünyasına sahip. Nirvana’dan Billie Holiday ve Chet Baker’a uzanan farklı müzikal etkiler taşıyan sanatçı, modern ve vintage tınıları güçlü melodileri ve melankolik vokaliyle harmanlıyor. Netflix dizisi Ragnarok’taki Saxa rolüyle dünya çapında da tanınan Resa Saffa Park, Türkiye’yle kurduğu özel bağı sık sık dile getiriyor. Ahmet Kaya’nın “Beni Vur” şarkısına yaptığı cover ile büyük ilgi gören müzisyen, çok sevdiği İstanbul seyircisine unutulmaz bir performans sunacak.
Türkiye çıkışlı multi-enstrümantalist üçlü Islandman, Anadolu psikedeliası ile elektronik müziğin kesişiminde kendine özgü bir sound yaratıyor. Dans ritimlerinin öne çıktığı canlı performansıyla ekip, günün enerjisini yükseltecek.
Güney Londra merkezli müzisyen ve ses sanatçısı Alice Boyd ise folk ve ambient arasında dolaşan müziğinde doğadan topladığı ses kayıtlarına yer veriyor. Vokal, synth ve canlı loop’larla kendi ses dünyasını kuran sanatçı, dingin performansıyla programın açılışını yapacak.
Maximum Sunar: Yann Tiersen konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Oscar ödüllü senarist ve yönetmen Aaron Sorkin’in yeni filmi Sosyal Hesaplaşma, 9 Ekim’de TME Films dağıtımıyla vizyona girecek.
Oscar ödüllü senarist ve yönetmen Aaron Sorkin, büyük yankı uyandıran filmi Sosyal Ağ (The Social Network) sonrasında sosyal medya devinin karanlık koridorlarını bu kez Sosyal Hesaplaşma (The Social Reckoning) ile mercek altına alıyor. Wall Street Journal’ın tüm dünyada ses getiren “Facebook Dosyaları” haberine dayanan teknolojik gerilim türündeki yapımın yönetmenliğini ve senaryosunu Aaron Sorkin üstleniyor. Filmin başrollerini Mikey Madison ve Jeremy Allen White paylaşırken; Mark Zuckerberg karakterini Jeremy Strong canlandırıyor. Kadroda ayrıca Wunmi Mosaku, Betty Gilpin, Billy Magnussen ve Bill Burr gibi iddialı isimler yer alıyor.
“Genç bir Facebook mühendisi olan Frances Haugen (Mikey Madison), Wall Street Journal muhabiri Jeff Horwitz’in (Jeremy Allen White) yardımıyla çıktığı tehlikeli yolculukta kendisini sosyal ağın en gizli sırlarını ifşa edeceği bir mücadelenin ortasında bulur. Kontrolden çıkan dijital çarklar ve kapalı kapılar arkasında alınan kararlar karanlık bir gerçekliğe dönüşürken Frances, devasa bir sisteme karşı soluk soluğa bir hesaplaşmaya sürüklenir.”
Sosyal Hesaplaşma (The Social Reckoning) filminin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
Ekolojik sanatçı Neslihan Yetişkin’in “Aidiyet Bahçesi” başlıklı yeni sergisi 1-15 Eylül tarihleri arasında Bozcaada Itırlı Bahçe’de sanatseverlerle buluşuyor.
Doğanın yol alma ve yeniden kök salma biçimlerinden yola çıkan Neslihan Yetişkin, yeni sergisinde insanın yer, ev, bellek ve aidiyetle kurduğu ilişkiye odaklanıyor. Yetişkin’in “Aidiyet Bahçesi” adını verdiği yeni sergisi, bitkilerin başka topraklarda yeniden kök salma biçimleriyle insanın yer değiştirme, köklenme ve bir yere ait olma arayışı arasında bağ kuruyor. Sergi, aidiyeti sabit bir yere bağlı olmaktan çok, zaman içinde yeniden kurulan ve yeşeren bir ilişki olarak ele alıyor. Doğal malzemelerle kurduğu özgün üretim diliyle tanınan Yetişkin, yeni çalışmalarında balmumu batik ve doğal boyama tekniklerini kullanıyor; keten kumaşları ve farklı yüzeyleri siyah havuç, meşe palamudu, pas ve doğal boyalarla dönüştürüyor. Doğal renklerin zaman içinde değişmesine alan açan sanatçı, doğayı yalnızca esin kaynağı değil, üretim sürecinin de bir parçası hâline getiriyor.
Yazar Michael Morpurgo ile çizer Jim Field’ın okurlarına sevginin, aile bağlarının ve doğaya duyulan sorumluluğun kuşaktan kuşağa aktarılmasının değerini anlattıkları Geleceğe Mektup, Arif Cem Ünver’in çevirisiyle Uçanbalık’tan çıktı.
Bir dededen torununa, çocuklardan geleceğe uzanan bu hikâye gezegenimizi sevmenin ve korumanın yalnızca bugüne değil, gelecek nesillere karşı da bir sorumluluk olduğunu hatırlatıyor.
Her yılbaşında Mia ve ailesi, merdiven altındaki dolaptan rengârenk papatyalarla süslü eski bir günlük çıkarır. İçinde, Mia'nın dedesinin yıllar önce ona yazdığı bir mektup vardır. Her yıl aynı heyecanla okudukları bu satırlarda, birlikte geçirdikleri bostan günlerinin neşesi, toprağın bereketi ve doğaya duyulan sevgi saklıdır. Dedesinin mektubu Mia’ya yalnızca geçmişi hatırlatmaz; geleceğe karşı taşıdığı sorumluluğu da gösterir. Torununun daha güzel bir dünyada yaşamasını dileyen dedesi, doğanın karşı karşıya olduğu tehlikeleri anlatır ve Mia’dan onu korumak için elinden geleni yapmasını ister. Böylece bir aile geleneği hâline gelen mektup, geçmişle gelecek arasında güçlü bir köprü kurar.