GÜNDEM
  • 18-09-2026

    Bu yıl 15’incisi düzenlenecek Beyoğlu Sahaf Festivali, 19-27 Eylül 2026 tarihleri arasında Eski Fransız Yetimhanesi Bahçesi’nde kitapseverlerle buluşacak.

    Beyoğlu Belediyesi tarafından düzenlenen festivalde nadir kitaplar, sahaf mezatları, edebi söyleşiler ve müzik dinletileriyle İstanbul’un kültür mirası yeniden canlandırılacak.

    Festival Programı

    ​19 Eylül Cumartesi

    ​17.00 - Söyleşi: "Cadde-i Kebir" — Konuşmacı: Emin Nedret İşli (Sahaflar Birliği Derneği Başkanı)
    ​18.00 - Dinleti: "Beyoğlu’nda Santur Sesi" — Sanatçılar: Damla Anar, Sedat Anar, Selahattin Anar
    ​18.45: 15. Beyoğlu Sahaf Festivali Açılış Konuşmaları

    ​20 Eylül Pazar

    ​17.00 - Söyleşi: "Eski Galata" — Moderatör: Cengiz Özdemir | Konuşmacı: Mete Göktuğ (Mimar / Galata Derneği Kurucusu)
    ​18.00 - Söyleşi: "19. Yüzyıl Beyoğlu Yangınları: Kaybolan, Kurtulan, Yenilenen Miras" — Konuşmacı: Prof. Dr. Paolo Girardelli
    ​19.00 - Dinleti: "Analog Kaset" — Sanatçılar: Deniz Bayrak, Soulbrother Aykut

    ​22 Eylül Salı

    ​17.30 - Söyleşi: "Almak mı? Okumak mı?" — Konuşmacılar: Görgün Taner, Yekta Kopan (Yazar)
    ​18.30 - Söyleşi: "Beyoğlu Olmasaydı ‘Edebiyatçılar’" — Moderatör: Cengiz Özdemir | Konuşmacı: Fırat Şenol (Yazar)

    ​23 Eylül Çarşamba

    ​17.30 - Söyleşi: "Bir Kitap Arkeoloğu" — Moderatör: Cengiz Özdemir | Konuşmacı: Haluk Oral (Yazar)
    ​18.30 - Söyleşi: "Polisiye Beyoğlu’nda Yazıldı" — Konuşmacılar: Armağan Tunaboylu (Yazar), Ercan Akbay (Yazar)

    ​24 Eylül Perşembe

    ​18.00 - Söyleşi: "Beyoğlu’nun Koku Kültürü" — Konuşmacılar: Zühal Vildan Takır (Uluslararası Koku Uzmanı), Ümit Gezen (Uluslararası Koku Uzmanı)
    ​19.00 - Dinleti: "Hep Beraber Çalalım Bir İstanbul Havası" — Moderatör: Cengiz Özdemir | Sanatçı: Çağlar Fidan

    ​25 Eylül Cuma

    ​18.00 - Söyleşi: "Beyoğlu ve Apartman Hikayeleri" — Moderatör: Cengiz Özdemir | Konuşmacı: Turan Farajova (Yazar)
    ​19.00 - Dinleti: "Analog Kaset" — Sanatçılar: Deniz Bayrak, Soulbrother Aykut

    ​26 Eylül Cumartesi

    ​17.00 - Söyleşi: "Beyoğlu’nda Kim Var İmiş Biz Burada Yoğuken" — Konuşmacı: Doç. Dr. Pınar Erkan
    ​18.00 - Mezat: Münadi Murat Uncu yönetiminde heyecanlı sahaf mezatı

    ​27 Eylül Pazar

    ​17.00 - Söyleşi: "Narmanlı Han’da Bir Tanpınar" — Moderatör: Cengiz Özdemir | Konuşmacı: Sakine Korkmaz (Editör)
    ​​18.00 - Dinleti: "'45'lik' Nostaljik Tınılar" — Sanatçı: Murat Meriç​

    0
    0
    61
  • 18-09-2026

    Baksı Müzesi, Türk sinemasının usta yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz’un yalnızlık temalı fotoğraf seçkisi “Hayatta ve Fotoğrafta En İyi Pozu Yalnızlar Verir” ile Amerikalı sanatçı Mike Berg’in geleneksel dokumayı soyut sanatla buluşturan “Innocent of Theory” (Kuramdan Arınmış) sergilerini 30 Ekim’e kadar eşzamanlı olarak sanatseverlerle buluşturuyor.

    Bayburt’un Bayraktar Köyü’nde yer alan ve geleneksel üretim biçimleriyle çağdaş sanatı buluşturan Baksı Müzesi, sonbahar döneminde iki farklı disiplini ve iki özgün bakışı bir araya getiriyor. Müzenin kente uzaktan bakan konumu, doğası ve sessizliğiyle diyalog kuran bu iki sergi; izleyicileri hem fotoğraftaki yalın duruşlar hem de dokumalardaki çizgiler üzerinden mekân, boşluk, zaman ve sınırlar kavramlarını yeniden düşünmeye çağırıyor.

    Zeki Demirkubuz’un Avrupa, Amerika ve Asya’da çektiği karelerden oluşan “Hayatta ve Fotoğrafta En İyi Pozu Yalnızlar Verir”, dramatik kurgudan ve görsel yönlendirmelerden arındırılmış yalın bir fotoğraf dili sunuyor. Sinemasındaki içe dönük ve gözlemci bakışı bu kez sabit karelere taşıyan Demirkubuz; ışık, insan ve mekân ilişkisini Bayburt coğrafyasının suskunluğu ve Çoruh’un akışıyla buluşturarak fotoğraf, mekân ve yalnızlık arasında güçlü bir karşılaşma yaratıyor.

    Amerikalı sanatçı Mike Berg’in yalnızca kilimlere odaklanan “Innocent of Theory” (Kuramdan Arınmış) sergisi ise geleneksel dokuma sanatını çağdaş ve soyut bir dille yeniden yorumluyor. Geometrik biçimler ve yüzeyde yaratılan boşluklarla iki ve üç boyut arasındaki görsel algıları sorgulayan Berg, teori ile üretim pratiğini birbirinden ayırmadan iç-dış, doluluk-boşluk ve gelenek-çağdaşlık gibi karşıtlıkları Baksı’nın el sanatları mirasıyla harmanlıyor.

    Künye:
    1-2.  Zeki Demirkubuz, “Hayatta ve Fotoğrafta En İyi Pozu Yalnızlar Verir”
    ​3-4. Mike Berg, “Innocent of Theory”

    0
    0
    97
  • 18-09-2026

    Sakıp Sabancı Müzesi’nin bünyesindeki Emirgan Arşivi’nden yola çıkarak hazırladığı, arşiv malzemelerini yaratıcı düşünme ve yazma süreçlerini odağına alacağı “Arşivle Yazmak: Emirgan Arşivi’nden Bir Yazı Atölyesi” 1 Ekim’de başlıyor.

    Sepin Sinanlıoğlu yürütücülüğündeki atölye öncesinde katılımcılar, yazı çalışmalarının temelini oluşturacak arşiv malzemesini digitalssm.org adresindeki Emirgan Arşivi’nden seçecek. Yetişkinlere yönelik dört haftalık programda katılımcılar, arşivdeki fotoğraflar, mektuplar, haritalar, objeler ve diğer malzemeler üzerinden hayal kurma ve yeni anlatılar geliştirme pratiklerini keşfedecek.

    “Arşivle Yazmak: Emirgan Arşivi’nden Bir Yazı Atölyesi”, 1, 8, 15 ve 22 Ekim tarihlerinde, 11.00-13.00 saatleri arasında Sakıp Sabancı Müzesi’nde gerçekleştirilecek. Öğrencilerin %50 indirimli olarak katılabileceği atölye hakkında detaylı bilgiye Sakıp Sabancı Müzesi’nin web sitesinden ulaşabilirsin.

    0
    0
    229
  • 17-09-2026

    Şule Ateş’in tasarlayıp yönettiği, prömiyerini Müzede Sahne kapsamında Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde gerçekleştiren Şâzân Meclisi – Tuhaf Akrabaların İzinde, Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı desteğiyle eylül ve ekim aylarında İstanbul’un tarihi mekânlarında izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor.

    24 Eylül’de Metrohan’da, 25 Ekim’de Anarat Otel bünyesindeki Şapel’de (Manastır - İstanbul Sanat Merkezi) ve 27 Ekim’de Tophane-i Âmire’de sahnelenecek Şâzân Meclisi – Tuhaf Akrabaların İzinde, Şahmeran, Lilith ve Beyaz Kadın mitlerini şarkı, dans ve yapay zekâ videoları eşliğinde ekofeminist bir mercekle yeniden yorumluyor. Yüzyıllar boyunca “ucube” ve “canavar” olarak etiketlenen bu şâzân (müstesna ve tuhaf) akrabaları güncel performans alanına taşıyan yapım; insan ile doğa, geçmiş ile bugün ve mit ile beden arasında köprü kurarak ekolojik farkındalık, kültürel hafıza ve bir arada yaşam pratikleri üzerine çok katmanlı bir tartışma alanı açıyor. Anadolu, Mezopotamya ve Avrupa mitolojilerinden beslenen çalışma; insan-merkezci bakışın kadın bedeni, doğa ve diğer türler üzerindeki tahakkümünü sorgularken, kopan bağları ilişkisel bir varoluş tahayyülüyle yeniden örmeyi teklif ediyor.

    Performansta Şahmeran, Lilith ve Beyaz Kadın figürleri, moda tasarımcısı Hatice Gökçe’nin kostüm tasarımlarıyla hayat buluyor. Sahne üzerinde bu karakterleri çağdaş dans sahnesinin öne çıkan isimlerinden Tuğçe Ulugün Tuna, Aslı Bostancı ve Canan Yücel Pekiçten canlandırıyor. Aslı Bostancı’nın vokal performansıyla zenginleşen eserin müzikal tasarımı baştan sona Umut Tingür’e, yapay zekâ destekli görsel tasarımı ise dijital üretimleriyle tanınan AI video yönetmeni Haluk Alp Çelik’e ait.

    Çalışma, 2022 yılında Şule Ateş’in küratörlüğünde, Posthüman Bir Çağda Performans başlıklı bir sanatsal araştırma projesi olarak, Londra Üniversitesi, Birkbeck Centre for Contemporary Theatre ve Dijitallab Performans arasındaki sanatsal iş birliğiyle başladı ve British Council Yaratıcı İşbirlikleri Hibe Programı tarafından desteklendi. Araştırma sürecinde tasarlanan performansın fikrini temsil eden bir taslak, Nisan 2023’te Salt Galata’nın Açık Prova programı kapsamında “work in progress” olarak sunuldu.

    Program:
    24 Eylül / Metrohan
    25 Ekim / Anarat Otel | Şapel (Manastır - İstanbul Sanat Merkezi)
    ​27 Ekim / Tophane-i Âmire

    0
    0
    205
  • 17-09-2026

    Galeri 77, Hakan Gürbüzer’in “Metanoia” başlıklı ilk kişisel sergisine 7 Kasım’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.

    Sergi, adını kişinin zihniyetinde, dünya görüşünde, inançlarında ve düşünme biçiminde köklü bir değişim geçirerek kendini zihinsel olarak yeniden yapılandırması anlamına gelen “Metanoia” kavramından alıyor. Gürbüzer’in üretiminin merkezinde insan, insanın iç dünyası ile onu kuşatan gerçeklik arasındaki gerilim yer alıyor; kalabalıklar içinde yaşanan yalnızlık, kimlik arayışı, bellek, aidiyet ve zamanın insan üzerinde bıraktığı izler sanatçının temel meselelerini oluşturuyor.

    Kübist parçalanma ile hiperrealist netliği aynı görsel dil içinde buluşturan sanatçı, bu sergide geçmişi anlatmaktan ziyade geçmişin bugünün içindeki etkisini irdeliyor. Sergi, yaşanan her kırılmanın insanı değiştirdiğini ancak geçmişin kaybolmayıp bugünkü benliğimizin içinde yaşamaya devam ettiğini vurguluyor.

    Künye:
    1. Hakan Gürbüzer, Sarı Hat, 2025, Tuval üzerine yağlıboya, 90x130 cm 
    2. Hakan Gürbüzer, Sinyal Yok, 2023, Tuval üzerine yağlıboya, 100x150 cm 
    3. Hakan Gürbüzer, Stüdyo 7, 2026, Tuval üzerine yağlıboya, 130x160 cm 
    4. Hakan Gürbüzer, Geçmişten Bugüne, 2024, Tuval üzerine yağlıboya, 160x160 cm 
    ​5. Hakan Gürbüzer, Araf, 2023, Tuval üzerine yağlıboya, 125x100 cm 

    0
    0
    151
  • 17-09-2026

    Ebru Duruman’ın beden, doğa ve bellek arasındaki geçirgen ilişki üzerinden kimliğin akışkan doğasını araştırdığı “Sessiz Mevcudiyet” başlıklı kişisel sergisi 25 Ekim’e kadar Dirimart Pera’da sanatseverlerle buluşturuyor.

    Ebru Duruman’ın en yeni resimlerini bir araya getiren “Sessiz Mevcudiyet”, benliğin sınırlarına ve kimliğin yaşantılar yoluyla aralıksız yeniden şekillenen yapısına odaklanıyor. Üretimlerinde beden ile duygusal alanların etkileşimini, soyutlama ve figürasyonun birlikteliğiyle tuvale aktaran Duruman; canlı renkler, akışkan çizgiler ve dinamik fırça darbeleriyle içsel çatışmaları ve duyusal deneyimleri irdeliyor. Sanatçı bu sergisinde, insan bedeni ile doğal unsurları iç içe geçirerek kimliği durağan bir durumdan ziyade bellek, dönüşüm ve deneyimlerle sürekli yoğrulan canlı bir süreç olarak ele alıyor.

    Kişisel bir dönüşüm evresinden beslense de ortak bir insani sorgulamaya uzanan sergi, “Hayatın bizi değiştirmesinden sonra kendimiz olarak kalabilir miyiz?” sorusunun izini sürüyor. Bedenlerin ormanlar, nehirler ve taşlarla bütünleştiği; insan bedeninden doğan peyzajlar ve çözülen yüzlerin yer aldığı kompozisyonlarda içsel ile dışsal arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor. Sergi, geçmiş benliğin bütünüyle silinmeyip dönüşen ve yaşayan bir ize evrildiği bir oluş hâlini temsil ediyor.

    Künye:
    1. Ebru Duruman, Becoming Wild, 2026, Tuval üzerine yağlıboya, Oil on canvas, 140 x 180 cm
    ​​2. Ebru Duruman, What Remains, 2026, Tuval üzerine yağlıboya, Oil on canvas, 200 x 300 cm

    0
    0
    180
  • 17-09-2026

    Siang Lu’nun mitlerin, tarihin ve yapay zekâ çağındaki yalnızlığın katmanlı hikâyesini anlattığı romanı Hayalet Şehirler, Serkan Toy’un çevirisiyle Timaş Yayınları’ndan çıktı.

    2025 Miles Franklin Edebiyat Ödüllü Lu, gerçek ile simülasyonun, unutmak ile hatırlamanın iç içe geçtiği bir hikâye anlatıyor romanında.

    ​Çin’in ıssız metropollerinden ilham alan Hayalet Şehirler, kadim saray entrikalarıyla modern Avustralya’da kimliğini arayan göçmen bir gencin hikâyesini buluşturuyor. Sidney’deki Çin Başkonsolosluğunda çevirmen olarak çalışan Xiang, tek kelime Çince bilmediği ve işini tamamen çeviri uygulamalarıyla yürüttüğü ortaya çıkınca kovulur. Kısa sürede bir internet fenomenine dönüşen genç adamın yolu, Çin’in hayalet şehirlerinden birine düşer. Peki Xiang’ın buraya yerleşmesi; paranoyak bir imparatorun kendisinden bin kopya yarattığı, zehirli ziyafetlerin verildiği ve kitapların yakıldığı kadim bir hikâyeyle nasıl bağlantılıdır? Ya ölümcül bir sır saklayan, satranç oynayan bir otomatla?

    0
    0
    484
  • 16-09-2026

    Anna Laudel, yeni sanat sezonunu İstanbul ve Ankara mekânlarında üç yeni sergiyle karşılıyor. Galeri, İstanbul’da Serkan Küçüközcü’nün “BADE” ve Noah Becker’ın “Herkese Yetecek Kadar Var” başlıklı kişisel sergilerini sanatseverlerle buluştururken; Ankara’daki mekânında ise Ramazan Can’ın “Ben Buranın Yabancısıydım / I Was A Stranger Here” sergisine ev sahipliği yapıyor.

    Serkan Küçüközcü’nün altıncı kişisel sergisi “BADE”, 1 Kasım’a kadar ANNA LAUDEL İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının son dönem üretimlerinden seçkiyi bir araya getiren sergi; anı, sezgi ve iç dünya ile dış dünya arasındaki değişken ilişki üzerine odaklanıyor.

    Noah Becker’ın “Herkese Yetecek Kadar Var” başlıklı kişisel sergisi, 1 Kasım’a kadar ANNA LAUDEL İstanbul’da izleyici karşısına çıkıyor. Sanatçının ANNA LAUDEL İstanbul’daki ilk kişisel sergisi “Herkese Yetecek Kadar Var”, insanın doğa ve kentsel dünyayla ilişkisini bireysellik üzerinden ele alırken, rekabet, denge ve birlikte var olma kavramlarını bir araya getiriyor.

    Anna Laudel, Ankara, Ramazan Can’ın “Ben Buranın Yabancısıydım / I Was A Stranger Here” başlıklı sergisini 21 Kasım’a kadar izleyiciyle buluşturuyor. Sanatçının Yörük kültürü ve aile geçmişi üzerine araştırmalarından beslenen sergi; halının hareket ve belleğini, betonun yerleşiklik ve kalıcılığı üzerinden ele alıyor.

    Künye:
    1. Serkan Küçüközcü b. 1980 Salkım Serisi / Grape Cluster Series, 2025 Tuval üzerine akrilik Acrylic on canvas 70h x 120w cm 27 1/2 x 47 1/4 in
    2. Noah Becker b. 1994 I celebrate my Unity with all Life knowing we are all one (Milan), 2026 Mixed Media on Canvas 110h x 152w cm
    ​3. Ramazan Can b. 1988 I have wandered the mountains with the nomads for forty years, 2024 Neon, Carpet, Wood 175h x 120w x 17.5d cm 68 7/8 x 47 1/4 x 6 7/8 in

    0
    0
    262
  • 16-09-2026

    Pera Müzesi, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün (İAE) 20. yıl dönümü için düzenlediği erken cumhuriyet İstanbul’unun gündelik hayatını ve foto muhabirliğinin perde arkasını ele alan “Cumhuriyetin Kamera Arkası” sergisini 29 Eylül 2026 - 28 Mart 2027 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün (İAE) 20. yıl dönümü vesilesiyle düzenlediği “Cumhuriyetin Kamera Arkası” sergisi, erken cumhuriyet İstanbul’unun gündelik hayatına ve foto muhabirliğinin perde arkasına alışılmışın dışında bir yerden bakıyor. İdil Çetin ve Ahmet Ersoy’un küratörlüğünü üstlendiği sergi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu, Basın Fotoğrafları Arşivi’nden seçilen karelerle 1920’lerden 1950’lerin başlarına uzanan dönemin yerleşik görsel hafızasının dışında kalan insanlara, anlara ve hikâyelere odaklanıyor. Sergi, basın fotoğrafçılığının dolaşıma girmemiş görüntüleri aracılığıyla dönemin toplumsal çeşitliliğini ve haber üretiminin çoğu kez gözden kaçan katmanlarını ortaya çıkarıyor.

    Fotoğrafın çoğaltılabilir doğası, 19. yüzyıldan bu yana dolaşıma giren karelerin çok ötesinde büyük bir görsel birikim yarattı. Seçim dışında kalan, kullanılmayan ya da zaman içinde önemini yitiren görüntüler de bu birikimin parçası olarak görsel hafızanın farklı katmanlarını oluşturdu. Cumhuriyetin Kamera Arkası, haber üretiminin gerisinde kalan bu görsel malzemeyi odağına alıyor.

    Serginin çıkış noktasını oluşturan Basın Fotoğrafları Arşivi, 90 binden fazla fotoğrafı barındırıyor. Bu görüntülerin önemli bir bölümünü kusurlu, hasarlı ya da erken Cumhuriyet dönemine ilişkin estetik ve ideolojik beklentilerin dışında kalan kareler oluşturuyor. Geleneksel sergileme ve arşiv standartları açısından çoğu zaman göz ardı edilebilecek bu fotoğraflar, sergiyle birlikte yeniden görünürlük kazanıyor.

    1920’lerden 1950’lerin başlarına uzanan seçki, Türkiye’de foto muhabirliğinin erken dönemlerine de ışık tutuyor. Fotoğrafların çoğunu İstanbul’da Cumhuriyet gazetesi foto muhabirleri Selahattin Giz ve ustası Namık Görgüç çekmiş olsa da isimlendirilmemiş negatiflerden oluşan koleksiyon dönemin önde gelen diğer basın fotoğrafçılarına ait pek çok kareyi de içeriyor. Bu görüntüler, dönemin haber üretim süreçlerini izlemeye imkân verirken aynı zamanda gündelik yaşama dair gayri resmî bir tanıklık sunuyor.

    Künye:
    1. Olay yerinde bir foto muhabiri, İstanbul, 1930’lar. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu, Basın Fotoğrafları Arşivi, CFA_004025.
    2. Darülfünun Konferans Salonu önünde (Tayyare Piyangosu çekilişini) bekleyenler, Beyazıt, İstanbul, 1930’lar. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu, Basın Fotoğrafları Arşivi, CFA_008417.
    3. Sirkeci Garı'nda bir sporcu kafilesi, İstanbul, 1925 öncesi. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu, Basın Fotoğrafları Arşivi, CFA_005594.
    4. Foto muhabiri Namık Görgüç Beyazıt Yangın Kulesi’nde, İstanbul, 1925-1947. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu, Basın Fotoğrafları Arşivi, CFA_015151.

    0
    0
    235
  • 16-09-2026

    Galerist, 25. yılını kuruluşundan bugüne dek galerinin kimliğini şekillendirmiş 50’ye yakın sanatçıyı bir araya getiren “Gönül İşi” başlıklı sergisini 16 Eylül-7 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.

    “Gönül İşi” galerinin tarihine damga vurmuş önemli yapıtları, sergi için üretilmiş yeni eserlerle bir araya getirerek sanatsal yakınlıkların, uzun soluklu ilişkilerin ve ortak bağlılıkların izini sürüyor.

    2001 yılında kurulan Galerist, yıllar içinde farklı kuşaklardan sanatçılarla kurduğu uzun soluklu ilişkiler, düşünsel alışveriş ve sürekliliğe dayalı bir diyalog etrafında şekillenen bir program geliştirdi. Yaklaşık 200 sergi boyunca genç sanatçıların üretimlerine alan açarken, yerleşik pratiklerin gelişimine eşlik etti; sanatçı miraslarını gözetti ve Türkiye çağdaş sanatının uluslararası görünürlüğünü destekledi. Farklı kuşakları, mecraları ve sanatsal yaklaşımları bir araya getiren, eşit cinsiyet temsiline dayalı bu sanatçı odaklı yaklaşım, Galerist’in 25 yıllık hikâyesinin de temelini oluşturuyor.

    “Gönül İşi” bu hikâyeye arşiv üzerinden bakmak yerine, Galerist’i onu var eden sanatçıların üretimleri aracılığıyla düşünmeye açıyor. Sergide bir araya gelen yapıtlar, sanatçıların kendi pratikleri içinde birer otoportre olarak okunabilecekleri gibi, bir bütün olarak Galerist’in kolektif portresini de oluşturuyor. Buradaki otoportre fikri, yalnızca sanatçının kendisini temsil ettiği bir imgeye değil; tekrar eden biçimlere, malzeme seçimlerine, jestlere, sembollere, üretim yöntemlerine ve bir pratiği tanımlayan düşünsel meselelere uzanan daha geniş bir ifade alanına işaret ediyor.

    Serginin başlığı sanatsal üretimin ve uzun soluklu birlikteliklerin temelinde yer alan çoğu zaman görünmez emek, özen, kararlılık ve inancı görünür kılıyor. Başlık, yıllara yayılan sanatçı, kurum, sanat profesyoneli, koleksiyoner ve izleyici gibi farklı aktörlerle birlikte gelişen bir galeri olmanın süreklilik gerektiren çabasına işaret ediyor. Tamamlanmış bir geçmişi anmaktan ziyade, sergi hâlâ yazılmaya devam eden bir hikâyeyi kutluyor; yirmi beş yıllık yolculuğu selamlarken bu ilişkilerin mümkün kılacağı geleceğe de bakıyor.

    “Gönül İşi”, :mentalKLINIK, Hüseyin Bahri Alptekin, Haluk Akakçe, Yeşim Akdeniz, Rasim Aksan, Francesco Albano, Semiha Berksoy, Hera Büyüktaşcıyan, Taner Ceylan, Hussein Chalayan, Michael Craig-Martin, Ergin Çavuşoğlu, İpek Duben, Ayşe Erkmen, Leyla Gediz, Kendell Geers, Anton Henning, Mustafa Hulusi, İdil İlkin, Merve İşeri, Şahin Kaygun, Nuri Kuzucan, Arik Levy, Merve Morkoç, Youssef Nabil, Julian Opie, Lara Ögel, Serkan Özkaya, Güçlü Öztekin, Seza Paker, Thomas Ruff, Sarkis, Yusuf Sevinçli, Erinç Seymen, Arslan Sükan, Murat Şahinler, Ali Emir Tapan, Evren Tekinoktay, Ayça Telgeren, Defne Tesal, Margaret R. Thompson, Gavin Turk, TUNCA, Elif Uras, Viron Erol Vert, Erwin Wurm, Nil Yalter, Burcu Yağcıoğlu ve Nazım Ünal Yılmaz’ın eserlerini bir araya getiriyor.

    ​Künye: Sergi görünümü/ Gönül İşi, 2026, Galerist, İstanbul. Fotoğraf: Zeynep Fırat

    0
    0
    403
DAHA FAZLA
Geldanlage