
Rock tarihinin 60 yıllık efsane grubu Scorpions, “Coming Home — 60 Years of Scorpions” turnesi kapsamında, BKM organizasyonu ile 24 Haziran 2026’da Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’nda konser verecek.
1965’te Hannover, Almanya’da kurulan Scorpions, bugün 100 milyonun üzerinde albüm satışı ve dört büyük pazarda 22 milyonun üzerinde onaylı satış ile Avrupa’nın en başarılı rock grubu olarak kabul ediliyor. Grup; World Music Award, Echo Award ve Hollywood RockWalk of Fame yıldızı dahil uluslararası prestije sahip birçok ödülün sahibi. “Wind of Change”, “Still Loving You”, “Rock You Like a Hurricane” ve “No One Like You” gibi dünya çapında marşlara dönüşmüş hitleri; uluslararası listelerdeki başarıları ve küresel rock kültürüne bıraktıkları güçlü iz ile Scorpions’ı altmış yıllık bir müzikal ikona dönüştürdü.
Grubun 60 yıllık yolculuğunun dönüm noktalarını, unutulmaz hitlerini ve yıllara meydan okuyan sahne enerjisini bir araya getiren, büyük bir kutlama gecesine dönüşecek 24 Haziran’da Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’ndaki konserinin biletleri 14 Ocak Çarşamba günü saat 14.00’te, yalnızca Scorpions fan kulüp üyelerine özel ön satışa açılacak. Genel satışa ise 15 Ocak Perşembe günü saat 14.00’te açılacak. Fan kulüp üyeleri ve erişim detayları için: https://www.the-scorpionscommunity.com/
©Marc Theis
Black Light Gallery, ilk sergisi “Gelenek: In Progress” ile 17 Ocak-28 Şubat tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak.
“Gelenek: In Progress” sergisi, geleneksel tekniklerle üretilmiş işlerin güncel sanat bağlamında nasıl okunabileceğine dair bir düşünme alanı sunmayı amaçlıyor. Fatmanur Arslan, Zeynep Akman, Azra Çelik, Çağrı Dizdar, Behice Uçar, Merve Zeybek, Feyza Çoban, Mehmet İşcan, Bengisu Kaya, İsra Doğan, Selçuk Pol, Dilara Altınkepçe Arslan, Şule Güzeller, Gülbahar Gümüşten Çelik, Seda Özdemir ve Damla Moğulkoç olmak üzere 16 sanatçıyı bir araya getiren ve küratörlüğünü Hale Albayrak’ın üstlendiği sergi, “tamamlanmış” ya da “saf” bir gelenek fikrinin imkânını sorgulayarak geleneksel sanatları tarihsel, kültürel ve toplumsal koşullar içinde sürekli yeniden şekillenen canlı bir pratik olarak ele alıyor.
“Geleneksel sanatlar, ‘geleneksel’ kavramına yüklenen toplumsal ve politik anlamlar nedeniyle geçmişe sabitlenmiş, bugüne dair söz söylemeyen bir üretim alanı olarak kodlanır. Bu algı, Avrupa merkezli sanat tarihi anlatısının Doğu geleneksel sanatlarını bir üslup ya da ifade biçiminden ziyade tarihî bir kalıntı veya oryantalist bir durak olarak konumlandırmasından kaynaklanır. Köklerini Greko-Latin kültüre, Rönesans estetiğine ve Aydınlanma düşüncesine dayandıran bu dünya görüşü, sanatsal değeri kendi belirlediği ölçütlerle tanımlar. Bunun sonucunda Batı felsefesi etrafında şekillenmiş bir estetik terminolojiyle Doğu geleneksel sanatlarını kavramaya çalışmak, kavramlarla olgular arasında kaçınılmaz bir boşluk yaratır.
Dolayısıyla, Doğu minyatür geleneğinde merkezî perspektifin bilinçli olarak reddedilmesi, dokumanın zanaatle eş tutulup sanat alanının dışına itilmesi ya da hat sanatında Latin alfabesi dışında bir yazı sisteminin yaygın olması nedeniyle görmezden gelinmesi; Avrupa merkezli sanat tarihi anlatısının kompozisyon, perspektif, malzeme ve temsil biçimlerine dair ‘evrensel’ olarak sunduğu kabullerin bir sonucudur. Bu yaklaşım, geleneksel sanatları bir yandan modernist ideolojiyle geçmişe içkin ve görünmez kılar. Diğer yandan bu yaklaşıma karşı durmak için ortaya konulan tavır, muğlak ve normatif bir ‘muhafaza’ anlayışıyla geleneksel sanatları klasik üslup ve temalarla sınırlar.
Buradan hareketle Gelenek: In Progress, geleneksel yöntemlerle üretilmiş işlerin güncel olanı ifade edemeyeceğine dair yaygın inanca karşı bir itiraz geliştiriyor. Geleneksel sanatların yalnızca biçimsel değil, kavramsal ve eleştirel katmanlar da içerebileceğini; çağdaş deneyimlerle, güncel sorularla ve mevcut toplumsal bağlamlarla ilişki kurabilen güçlü ifade biçimleri sunabileceğini gösteriyor. Sergi, günümüzün soru ve sorunsallarına bu tekniklerle ‘yanıt vermek’ olduğu gibi koruma niyeti veya nostaljik bir geri dönüş özlemi barındırmak yerine, bu ifade biçimleriyle bugünü düşünmenin ve bugünü kurmanın neyi mümkün kılabileceğini araştırıyor.
Oysa geleneksel yöntemlerle üretilmiş bir eser, kavramsal bir yaklaşım geliştirebilir; eleştirel bir pozisyon alabilir, güncel sanatın tartışma alanlarıyla doğrudan temas kurabilir. Serginin benimsediği bu anlayış, geleneksel sanatların belirli temalar, estetik kalıplar ya da belirli grupların tekelinde kalması gereken bir alan olmadığını; aksine çoğul, geçirgen ve dönüşmeye açık bir ifade alanı sunduğunu vurguluyor.”
Adres: Kemankeş Karamustafa Paşa Mah., Kemankeş Cad., Fransız Geçidi Sokağı, C Blok, Kat 1, No: 14. Beyoğlu, İstanbul
Künye:
1. Şule Güzeller, Turna, 35x50 cm, el yapımı kâğıt üzerine karışık teknik
2. Damla Moğulkoç, Kimse Bilmez, 79x197 cm, elle şekillendirme ve sıraltı boyama
3. Mehmet İşcan, ASDFGHASDFGHASDFGHASDFGH, 110x55cm, tevkî hattı ile kompozisyon
4. Merve Zeybek, Dünya, 30x50 cm, asitsiz paspartu kartonu üzerine sulu boya ve altın (24k)
Çağdaş İran edebiyatı yazarlarından Feriba Vefi’nin hayatın içinden, sıradan ama sahici kadınların hikâyelerini anlattığı kitabı Villa Yolunda, Damla Gürkan Anar’ın çevirisiyle İletişim Yayınları’ndan çıktı.
Vefi’nin karakterleri güçlü, kendi hayatlarını yaşamak isteyen, erkek dünyasında var olmaya çalışan kadınlar. Çocukları için “annelik”, yaşlı anneleri için “evlatlık” sorumlulukları arasında bunalanlar; kayınvalide-görümce yanında bir türlü kendisi olamayan gelinler; kocaları tarafından tembel, işe yaramaz görülen ev kadınları; çocuklarıyla iletişim kurmakta zorlanan anneler; hayallerini gerçekleştirme yolları arayan genç kızlar; gerçek aşkı hayal eden eşler...
“Birkaç gün için annelik vazifesinden azade olmak ve anne olduğumu unutmak istiyordum, hatta bakımıma muhtaç bir annenin kızı olduğumu da.”
Nermin Yağmur Erman’ın “Gündüz Düşleri” başlıklı kişisel sergisi 25 Ocak’a kadar The Letter Art Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor.
Esra Kökkılıç’ın editör ve küratörlüğünde gerçekleşen Nermin Yağmur Erman’ın sergisi “Gündüz Düşleri”, sanatçının çizgi romanın anlatı olanakları ile çağdaş sanatın mekânsal imkânlarını bir araya getiriyor.
“Küçükken tek başıma oynadığım oyunlar, zamanla hikâyelere dönüştü. Beni yalnız bırakmayan, hatta bazen rahat bırakmayan karakterlerin yalnızca görüntüden ve hikâye akışından ibaret olmadığını; bana, benimle ilgili bir şeyler söylemeye çalıştığını fark ettiğimde onlara kulak verdim. İçimde gelişen hikâyeler sadece görsel değildi; diyalog, sohbet ve akış benim için mutlaka yansıtılması gereken unsurlardı. Bu yüzden çizgi roman, kendimi en iyi şekilde ifade edebileceğim alan oldu. ‘Gündüz Düşleri’, özünde büyüme yolculuğumu ve kendimle kurduğum ilişkiyi anlatıyor.”
Nermin Yağmur Erman
“Dokuzuncu sanat olarak kendi meşruiyetini giderek daha güçlü biçimde kuran çizgi roman, farklı okur deneyimlerinde farklı anlam alanları açar: Kimi için dış dünyanın zorlayıcı gerçekliğinden geçici bir kaçış, kimi için olmak isteyip de cesaret edemediklerinin güvenli bir temsili, kimi içinse dile gelmeyen duygu ve düşüncelerin paneller içinde ve arasındaki görünümü. Nermin’in ‘Gündüz Düşleri’, belki de bu çok katmanlı deneyimlerin kesiştiği bir evren.
Scott McCloud, çizgi romanın anlamlandırma sürecinin sayfanın sınırları içinde değil, okurun zihninde tamamlandığını söyler. Paneller arasındaki boşluklar, anlatının asıl kurulduğu alanlardır. Bu sergi, tam da bu boşlukları genişleterek eseri kâğıtla sınırlı bir okuma nesnesi olmaktan çıkarıyor. Çizgi romanı, bireyin elinde tuttuğu somut bir metayla dünyadan yalıtıldığı bir pratik olarak değil; göz hizasına yükselen, mekâna yayılan ve izleyiciyi içine alan kolektif bir deneyim olarak yeniden düşünüyor.
Bir büyüme hikâyesini merkeze alan Gündüz Düşleri, çizgi romanın anlatısal olanakları ile çağdaş sanatın mekânsal imkânlarını bir araya getirerek izleyiciye yalnızca bakılan değil, içinde dolaşılan ve deneyimlenen bir anlatı sunuyor.”
Esra Kökkılıç
Artin Demirci’nin “Siyahın İçinde, Beyazın İçinde ve Diğer Patikalar” başlıklı kişisel sergisi 31 Ocak’a kadar Red Rouge Art’ta sanatseverlerle buluşuyor.
Sergi, Artin Demirci’nin yıllara yayılan üretiminden seçilmiş elliden fazla eseri bir araya getirerek siyah, beyaz ve gri tonların hâkim olduğu soyut bir yolculuk sunuyor. Zaman zaman renkli geçişlerle zenginleşen bu seçki, monokromu yalnızca estetik değil, kavramsal ve düşünsel bir alan olarak ele alıyor.
İzleyiciyi siyah soyutlamaların, gri tonların ve renkli geçişlerin oluşturduğu katmanlı bir görsel yolculuğa davet eden sergide, monokrom alanlar zaman zaman renkli ara duraklarla kesintiye uğruyor. Renk -ya da renksizlik- yalnızca estetik bir tercih olarak değil; kavramsal, kültürel ve politik bir sorgulama alanı olarak karşımıza çıkıyor. Bu yönüyle sergi, ana yollardan sapmayı, hâlâ varlığını sürdüren “patikalara” girmeyi öneriyor.
Çocuk edebiyatına gönül veren 18 yazar, ressam ve editörün yol göstericiliğinde şekillenen, kişisel deneyimle teoriyi birleştiren ve Barış İnce’nin yayına hazırladığı Çocuk Kitabı Yazarının Yolculuğu, Tudem’den çıktı.
Altay Öktem, Asuman Portakal, Barış İnce, Burcu Ünsal, Dilge Güney, Ferda İzbudak Akıncı, Feyza Hepçilingirler, Güzin Öztürk, Hanzade Servi, Koray Avcı Çakman, Mavisel Yener, Mehmet Atilla, Miyase Sertbarut, Mustafa Kemal Yılmaz, Nuri Kurucu, Sedat Sever, Toprak Işık, Zeynep Özatalay “tecrübeyle sabit” görüşleriyle çocuklar için kalem oynatan her yaştan yazar ve yazar adayına ilham veren bir kılavuz sunuyor. Tür seçiminden üsluba, olay örgüsünden hayal gücünün sınırlarını zorlamaya, çocuklarla kurulan bağdan ressam ve editörle iletişime kadar pek çok köşe taşı başlığı mercek altına alınıyor.
Usta isimler; “Çocuk edebiyatının yetişkin edebiyatından farkı nedir?”, “Bir çocuğun ilk tanıştığı resimli kitaplar”, “Yazmadan önce dil, yazarken dil, yazdıktan sonra dil”, “Çocuk edebiyatı 'basit' midir? Yazma cesaretimiz nereden geliyor?”, “Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gözeterek yazmak”, “Sansür, otosansür ve aileler”, “Çocuk edebiyatında didaktiklik tuzağı: Anlatmadan anlatma sanatı” gibi kilit başlıklara değinirken çocuk edebiyatını altı ana bölümde enikonu irdeliyor. Çocuk Kitabı Yazarının Yolculuğu, yaratma süreci sancılarına esin verecek bir baş ucu rehberi.
Yazar Yekta Kopan ve yönetmen Lerzan Pamir’in imzasını taşıyan müzikli oyun Hişt Hişt!, 31 Ocak Cumartesi günü saat 15.00’te İş Kuleleri Salonu’nda izleyicilerle buluşacak.
Hişt Hişt! oyunu, ismini usta yazar Sait Faik Abasıyanık’ın öyküsünden alıyor. Bugüne dek 15 farklı çocuk oyununu 157 kez sahneleyen İş Sanat’ın yeni oyunu Hişt Hişt!, Abasıyanık’ın doğa sevgisine dikkat çekiyor. 31 Ocak Cumartesi günü ilk kez izleyicileriyle buluşacak oyun, sezon boyunca sahnelenecek.
Oyunda; Efe, Defne, Nil ve Bulut, öğretmenleri Aslı ve Mert ile çıktıkları kamp gezisinde gizemli bir ses duyarlar: “Hişt Hişt!” Sesin izini süren kahramanlarımız, rüzgârın, kuşların ve doğanın sesine kulak verirken, ormanda piknik yapan Hin ve Sin ile karşılaşırlar.
“Bu oyunu yazarken çocukları doğa sevgisi ve çevre bilinciyle buluşturmak istedim; ama bunu ders verir gibi değil, oyun oynar gibi yapmayı tercih ettim,” diyen Yekta Kopan, oyunun ilhamını Sait Faik’in fısıltısından ve doğaya duyduğu derin saygıdan aldığını söylüyor. Lerzan Pamir ise şunları söylüyor: “Hişt Hişt! bizim için sadece eğlenceli bir sahne oyunu değil; müziğiyle, danslarıyla ve rejisiyle yarınlara umutla bakan bir dünya kurma çabasıydı. Tüm çocukları bu rengârenk doğa serüvenine ortak olmaya, bu fısıltıya kulak vermeye çağırıyoruz.”
Decollage Art Space’in gelenekselleşen sergi serisi “ODAK 2025”, bu yıl “Yansıma” teması ile 13 Ocak-1 Mart tarihleri arasında sanatseverlerle buluşacak.
Yansımayı farklı anlatılarla ele alan sergi; çeşitli malzeme, biçim ve görsel dillerle çalışan 33 sanatçıyı bir araya getiriyor. Sergide; Ahsen Küçükçalık, Aliye Yıldız, Berk Ergül, Betül Onganaşçı, Candeniz Gönen, Cenk Macar, Eren Kenar, Ersay Can Demirbolat, Ezgi Özkılıç, Gizem Yücelen, Handan Korkmaz, Hilal Topkan, İrem Esra Gökalp, Kaan Kaya, Melis Alabıyık, Mira Sert, Modilda, Murat Özce, Nahide Akyol, Nida Nur Erdoğan, Onat İskenderkaptanoğlu, Pelin Bulu Yılmaz, Pınar Hüseyinoğlu, Pınar Polat, Serap İskender, Sibel Uslui, Su Başkan, Şevval Erdoğan, Tuğba Demirbaş, Umut Kartal, Utku Karagül, Yaren Yivli, Yusuf Murat yer alıyor.
“İnsan, dönüştürme eylemiyle varlığını somutlar.
Bu eylem, içsel arayışların yaratılan, sökülen ve yeniden inşa edilen nesneler ve mekânlarla buluştuğu bir dışavuruma dönüşür. Sanat da bu arayışın dili olur; düşünce ile madde, niyet ile rastlantı arasındaki gerilim, üretim sürecinde yeni anlamlar üretir. Tanıdık teknikler bazen irrasyonel ifadelere dönüşse de bu irrasyonellik insana özgü kabul edilir.
Görünürlüğün güç kazandığı bir kültürde yansıma yalnızca optik bir olgu değil, toplumsal bir müzakere alanıdır. ‘ODAK’ sergisi de buradan hareketle, yansımaları birer eylem olarak ele alıyor; görünmeyeni tartışmaya açıyor ve hem maddi hem toplumsal yapıları yeniden sorgulamamızı sağlıyor. Benlik ile dünya, görünen ile saklı olan arasında kurulan bu sürekli ilişki, sanat aracılığıyla yeniden yorumlanmayı bekliyor.”
Akira Mizubayashi’nin savaşın darmadağın edip müziğin birleştirdiği ruhlar üzerine yazdığı romanı Unutulmaz Süit, Şirin Etik’in çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
Mizubayashi’nin kahramanları, sınırları ve dönemleri aşan bir klasik müzik eserini andırırcasına sözcükleri notalara dönüştürüyor. Genç ve başarılı lutiye Pamina, İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya’da aynı mesleği icra eden büyükannesi Hortense Schmidt’in izinden gitmektedir. Paris’te ünlü bir ustanın atölyesinde çalışmaya başlayan Pamina’nın ellerine bir gün Matteo Goffriller işi bir çello emanet edilir. Enstrümanı onarırken içinde 1945 Nisanı’nda yazılmış bir mektup bulan bu müzik tutkunu kadının yolu, büyük bir aşkın öznesi ve tanığı olan insanların hayatlarıyla kesişecektir.
“Hayır, hayat yeniden yaşanamaz… Aksine, bir kez yaşandı mı sonsuza dek yitirilir…”
Ferda Art Platform, çağdaş sanat ortamında koleksiyonerlik ve sanat üretimi arasındaki ilişkiyi odağına alan “Koleksiyoner & Sanatçı Buluşmaları” sergi dizisinin 5. edisyonunu 14 Şubat’a kadar sanatseverlerle buluşturacak.
Sanat yapıtının zaman içinde kurduğu ilişkileri görünür kılmayı amaçlayan sergi serisi, koleksiyonerler ile sanatçılar arasında süregelen diyalogu, üretim ve koleksiyon pratiği üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor. Yeni edisyonun eşleşmeleri şu şekilde; Mehmet Abbasoğlu - Fırat Engin, Nezih Barut - İrfan Önürmen, Altuğ Hacıalioğlu - Erinç Seymen, Emin Hitay - Ezgi Yakın, Ahu Serter - Super Linox.
Bu sergi formatında, koleksiyonerlerin kendi koleksiyonlarından seçtikleri bir eser, sanatçının güncel üretimi için bir başlangıç noktası oluşturuyor. Sanatçı, bu yapıta yanıt olarak ürettiği yeni işler aracılığıyla, pratiğinin zaman içindeki dönüşümünü, sürekliliklerini ve kırılmalarını görünür hâle getiriyor. Böylece sergi, geçmiş ile bugünü yan yana getiren, doğrusal olmayan bir anlatı alanı kuruyor.
“Koleksiyoner & Sanatçı Buluşmaları”, koleksiyonerliği yalnızca sahiplik üzerinden değil; tanıklık, eşlik etme ve uzun soluklu ilişki kurma pratiği olarak ele alıyor. Sergi, sanat dünyasında çoğu zaman görünmez kalan koleksiyoner–sanatçı ilişkisini kamusal alana taşıyarak, izleyiciye sanat yapıtlarının nasıl üretildiğini, korunduğunu ve zaman içinde nasıl anlam değiştirdiğini izleme imkânı sunuyor. Ferda Art Platform’un bu sergi dizisi, koleksiyon, üretim ve sergileme pratikleri arasındaki sınırları geçirgenleştirerek, çağdaş sanat ortamında ilişki temelli bir bakış açısı öneriyor. Sergi, izleyiciyi yalnızca eserlerle değil; bu eserlerin ardındaki süreçler, ilişkiler ve hafızalar üzerine düşünmeye davet ediyor.
Künye:
1. Super Linox
2. Erinç Seymen
3. Fırat Engin (sol), İrfan Önürmen (sağ)
4. Fırat Engin(sağ), Ezgi Yakın (sol)