
KüçükÇiftlik Park’ın 11 Ekim’de gerçekleşecek yeni etkinliği “Sunday Best” kapsamında HVOB, Bedük, Soft Analog ve Aksak müzikseverlerle buluşacak.
KüçükÇiftlik Park’ın yeni etkinliği “Sunday Best”, gün boyunca etkileyici performanslara ev sahipliği yapacak. Elektronik müziğin atmosferik ve dans odaklı dünyasını özgün sound’uyla buluşturan Avusturyalı ikili HVOB, zihinlere kazınacak canlı performansıyla “Sunday Best” sahnesinin uluslararası konuğu olacak. Türkiye elektronik müziğin sahnesinde güçlü performanslarıyla öne çıkan Bedük, yüksek enerjisiyle dansın temposunu artırırken; Soft Analog, retro synth’lerden disco ve elektronik müziğe uzanan sound’uyla pazar gününe farklı bir ritim katacak. Aksak ise soul ve funk’tan house’a uzanan seçkisiyle gecenin enerjisini canlı tutacak.
Kapı açılış saati 14.30 olan “Sunday Best” etkinliğinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Pg Art Gallery, galeri mekânında Ayşe Gül Süter’in “Light Constellation” başlıklı kişisel sergisine yer verirken, Snob Collector alanında ise Sevim Kaya’nın “A Moment of Growth That No One Saw” başlıklı kişisel sergisini sanatseverlerle buluşturuyor.
Pg Art Gallery, yeni sanat sezonunu eş zamanlı iki sergiyle açtı. Ayşe Gül Süter’in “Light Constellation” sergisi, görünür olan ile görünmeyen arasındaki ilişkiyi, yaşamı şekillendiren bağlar üzerinden ele alıyor. Takımyıldızlarından yola çıkan sanatçı; ışık, renk ve malzeme aracılığıyla izleyiciyi algının ve kendi yaşamındaki görünmez bağlantıların izini sürmeye davet ediyor. Sevim Kaya’nın kâğıt üretimlerinden oluşan “A Moment of Growth That No One Saw” başlıklı sergisi, doğanın sessiz, yavaş ve süreklilik taşıyan büyüme biçiminden ilham alıyor. Birbirine tutunan ve tekrarlarla çoğalan her bir parça, kâğıdın narin yapısı ile bir araya gelmenin yarattığı güç arasında bir ilişki kuruyor.
Ayşe Gül Süter’in “Light Constellation” sergisi, 16 Ekim’e kadar Pg Art Gallery’nin galeri mekânında görülebilecekken, Sevim Kaya’nın kâğıt üretimlerinden oluşan “A Moment of Growth That No One Saw” sergisi ise, 2 Ekim’e kadar Snob Collector alanında izleyicilerle buluşacak.
Künye:
1-2. Ayşe Gül Süter, “Light Constellation”
3-4. Sevim Kaya, “A Moment of Growth That No One Saw"
Alberto Manguel’in Homeros’un İlyada ve Odysseia’sının farklı dil ve kültürlerde sürdüğü “yaşamları” incelediği kitabı Homeros’un İlyada ve Odysseia’sı – Bir Biyografi, Algan Sezgintüredi’nin çevirisiyle, gözden geçirilmiş ve genişletilmiş basımıyla Yapı Kredi Yayınları’nda çıktı.
Homeros’un destanlarının aklımıza kazıdığı –Odysseus, Penelopeia, Akhilleus, Hektor, Helen gibi– isimler kadar, yolu bu destanlarla kesişmiş yazar, yorumcu ve çevirmenlerin de hikâyesi Manguel’in anlattığı: Vergilius’tan Dante’ye, Pope’tan Joyce’a, Atwood’a ve daha birçok başkasına… “Klasik nedir?” sorusunun farklı yanıtlarını sunan, ayrıntı zenginliğiyle baş döndüren bir inceleme; çağları ve kültürleri kateden büyülü bir yolculuk…
Kapak görseli: Troya Savaşı’ndan sahneleri gösteren mermer rölyef parçası, MS 1. yüzyılın ilk yarısı, 18.1 x 17.6 cm, Fletcher Fund, 1924, env. no. 24.97.11, The Metropolitan Museum of Art Koleksiyonu.
Nejat Dimili, Orhan Veli’nin Üstüne şiirinden yola çıkarak hazırladığı yeni teklisini müzikseverlerle buluşturdu.
Nejat Dimili’nin yeni teklisi “Üstüne”, şiirin yalın ve yoğun duygusunu elektronik dokular, sinematik yaylılar ve karanlık bakır nefesli çalgılarla bugünün sound’una taşıyor. Tekli, Dimili’nin önümüzdeki aylara yayılacak olan yeni single çalışmalarının da ilk adımını oluşturuyor.
Dimili, “Üstüne” ile Orhan Veli’nin kalıpların dışına çıkan, kendine özgü şiirsel dünyasına bir besteci ve yorumcu olarak farklı bir perspektiften bakıyor. Elektronik altyapıların soğuk ve mesafeli dokusu ile organik enstrümanların karakteri arasında kurulan denge, parçanın merkezindeki duyguyu belirliyor. “Üstüne”ye, sanatçı Ecem Dilan Köse’nin kreatif direktörlüğünü üstlendiği AI-generated official music video eşlik ediyor. Müzik ve görüntünün birlikte kurduğu bu atmosfer, parçanın içe dönük ve sinematik dünyasını görsel bir anlatıyla genişletiyor.
“Üstüne”nin müzikal atmosferi, ilk anda kendisini açıklamak yerine dinledikçe katmanlarını gösteriyor. Elektronik dokular müziğe çağdaş bir zemin kazandırırken, sinematik yaylılar ve karanlık tonlara sahip nefesli çalgılar bu zeminin üzerinde daha derin, içe dönük bir duygu alanı oluşturuyor. Böylece şiirin sözcükleri ile müziğin atmosferi birbirini tamamlayan iki ayrı anlatı katmanına dönüşüyor.
Nejat Dimili’nin yeni teklisi “Üstüne”yi buradan dinleyebilirsiniz.
Künye:
1. Nejat Dimili, Üstüne kapak görseli, Video Ecem Dilan Köse
2. Nejat Dimili, Üstüne, video Ecem Dilan Köse
3. Nejat Dimili, Fotoğraf: İrem Çakır
Bu yıl 15’incisi düzenlenecek Beyoğlu Sahaf Festivali, 19-27 Eylül 2026 tarihleri arasında Eski Fransız Yetimhanesi Bahçesi’nde kitapseverlerle buluşacak.
Beyoğlu Belediyesi tarafından düzenlenen festivalde nadir kitaplar, sahaf mezatları, edebi söyleşiler ve müzik dinletileriyle İstanbul’un kültür mirası yeniden canlandırılacak.
Festival Programı
19 Eylül Cumartesi
17.00 - Söyleşi: "Cadde-i Kebir" — Konuşmacı: Emin Nedret İşli (Sahaflar Birliği Derneği Başkanı)
18.00 - Dinleti: "Beyoğlu’nda Santur Sesi" — Sanatçılar: Damla Anar, Sedat Anar, Selahattin Anar
18.45: 15. Beyoğlu Sahaf Festivali Açılış Konuşmaları
20 Eylül Pazar
17.00 - Söyleşi: "Eski Galata" — Moderatör: Cengiz Özdemir | Konuşmacı: Mete Göktuğ (Mimar / Galata Derneği Kurucusu)
18.00 - Söyleşi: "19. Yüzyıl Beyoğlu Yangınları: Kaybolan, Kurtulan, Yenilenen Miras" — Konuşmacı: Prof. Dr. Paolo Girardelli
19.00 - Dinleti: "Analog Kaset" — Sanatçılar: Deniz Bayrak, Soulbrother Aykut
22 Eylül Salı
17.30 - Söyleşi: "Almak mı? Okumak mı?" — Konuşmacılar: Görgün Taner, Yekta Kopan (Yazar)
18.30 - Söyleşi: "Beyoğlu Olmasaydı ‘Edebiyatçılar’" — Moderatör: Cengiz Özdemir | Konuşmacı: Fırat Şenol (Yazar)
23 Eylül Çarşamba
17.30 - Söyleşi: "Bir Kitap Arkeoloğu" — Moderatör: Cengiz Özdemir | Konuşmacı: Haluk Oral (Yazar)
18.30 - Söyleşi: "Polisiye Beyoğlu’nda Yazıldı" — Konuşmacılar: Armağan Tunaboylu (Yazar), Ercan Akbay (Yazar)
24 Eylül Perşembe
18.00 - Söyleşi: "Beyoğlu’nun Koku Kültürü" — Konuşmacılar: Zühal Vildan Takır (Uluslararası Koku Uzmanı), Ümit Gezen (Uluslararası Koku Uzmanı)
19.00 - Dinleti: "Hep Beraber Çalalım Bir İstanbul Havası" — Moderatör: Cengiz Özdemir | Sanatçı: Çağlar Fidan
25 Eylül Cuma
18.00 - Söyleşi: "Beyoğlu ve Apartman Hikayeleri" — Moderatör: Cengiz Özdemir | Konuşmacı: Turan Farajova (Yazar)
19.00 - Dinleti: "Analog Kaset" — Sanatçılar: Deniz Bayrak, Soulbrother Aykut
26 Eylül Cumartesi
17.00 - Söyleşi: "Beyoğlu’nda Kim Var İmiş Biz Burada Yoğuken" — Konuşmacı: Doç. Dr. Pınar Erkan
18.00 - Mezat: Münadi Murat Uncu yönetiminde heyecanlı sahaf mezatı
27 Eylül Pazar
17.00 - Söyleşi: "Narmanlı Han’da Bir Tanpınar" — Moderatör: Cengiz Özdemir | Konuşmacı: Sakine Korkmaz (Editör)
18.00 - Dinleti: "'45'lik' Nostaljik Tınılar" — Sanatçı: Murat Meriç
Baksı Müzesi, Türk sinemasının usta yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz’un yalnızlık temalı fotoğraf seçkisi “Hayatta ve Fotoğrafta En İyi Pozu Yalnızlar Verir” ile Amerikalı sanatçı Mike Berg’in geleneksel dokumayı soyut sanatla buluşturan “Innocent of Theory” (Kuramdan Arınmış) sergilerini 30 Ekim’e kadar eşzamanlı olarak sanatseverlerle buluşturuyor.
Bayburt’un Bayraktar Köyü’nde yer alan ve geleneksel üretim biçimleriyle çağdaş sanatı buluşturan Baksı Müzesi, sonbahar döneminde iki farklı disiplini ve iki özgün bakışı bir araya getiriyor. Müzenin kente uzaktan bakan konumu, doğası ve sessizliğiyle diyalog kuran bu iki sergi; izleyicileri hem fotoğraftaki yalın duruşlar hem de dokumalardaki çizgiler üzerinden mekân, boşluk, zaman ve sınırlar kavramlarını yeniden düşünmeye çağırıyor.
Zeki Demirkubuz’un Avrupa, Amerika ve Asya’da çektiği karelerden oluşan “Hayatta ve Fotoğrafta En İyi Pozu Yalnızlar Verir”, dramatik kurgudan ve görsel yönlendirmelerden arındırılmış yalın bir fotoğraf dili sunuyor. Sinemasındaki içe dönük ve gözlemci bakışı bu kez sabit karelere taşıyan Demirkubuz; ışık, insan ve mekân ilişkisini Bayburt coğrafyasının suskunluğu ve Çoruh’un akışıyla buluşturarak fotoğraf, mekân ve yalnızlık arasında güçlü bir karşılaşma yaratıyor.
Amerikalı sanatçı Mike Berg’in yalnızca kilimlere odaklanan “Innocent of Theory” (Kuramdan Arınmış) sergisi ise geleneksel dokuma sanatını çağdaş ve soyut bir dille yeniden yorumluyor. Geometrik biçimler ve yüzeyde yaratılan boşluklarla iki ve üç boyut arasındaki görsel algıları sorgulayan Berg, teori ile üretim pratiğini birbirinden ayırmadan iç-dış, doluluk-boşluk ve gelenek-çağdaşlık gibi karşıtlıkları Baksı’nın el sanatları mirasıyla harmanlıyor.
Künye:
1-2. Zeki Demirkubuz, “Hayatta ve Fotoğrafta En İyi Pozu Yalnızlar Verir”
3-4. Mike Berg, “Innocent of Theory”
Sakıp Sabancı Müzesi’nin bünyesindeki Emirgan Arşivi’nden yola çıkarak hazırladığı, arşiv malzemelerini yaratıcı düşünme ve yazma süreçlerini odağına alacağı “Arşivle Yazmak: Emirgan Arşivi’nden Bir Yazı Atölyesi” 1 Ekim’de başlıyor.
Sepin Sinanlıoğlu yürütücülüğündeki atölye öncesinde katılımcılar, yazı çalışmalarının temelini oluşturacak arşiv malzemesini digitalssm.org adresindeki Emirgan Arşivi’nden seçecek. Yetişkinlere yönelik dört haftalık programda katılımcılar, arşivdeki fotoğraflar, mektuplar, haritalar, objeler ve diğer malzemeler üzerinden hayal kurma ve yeni anlatılar geliştirme pratiklerini keşfedecek.
“Arşivle Yazmak: Emirgan Arşivi’nden Bir Yazı Atölyesi”, 1, 8, 15 ve 22 Ekim tarihlerinde, 11.00-13.00 saatleri arasında Sakıp Sabancı Müzesi’nde gerçekleştirilecek. Öğrencilerin %50 indirimli olarak katılabileceği atölye hakkında detaylı bilgiye Sakıp Sabancı Müzesi’nin web sitesinden ulaşabilirsin.
Şule Ateş’in tasarlayıp yönettiği, prömiyerini Müzede Sahne kapsamında Sakıp Sabancı Müzesi’nin bahçesinde gerçekleştiren Şâzân Meclisi – Tuhaf Akrabaların İzinde, Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı desteğiyle eylül ve ekim aylarında İstanbul’un tarihi mekânlarında izleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor.
24 Eylül’de Metrohan’da, 25 Ekim’de Anarat Otel bünyesindeki Şapel’de (Manastır - İstanbul Sanat Merkezi) ve 27 Ekim’de Tophane-i Âmire’de sahnelenecek Şâzân Meclisi – Tuhaf Akrabaların İzinde, Şahmeran, Lilith ve Beyaz Kadın mitlerini şarkı, dans ve yapay zekâ videoları eşliğinde ekofeminist bir mercekle yeniden yorumluyor. Yüzyıllar boyunca “ucube” ve “canavar” olarak etiketlenen bu şâzân (müstesna ve tuhaf) akrabaları güncel performans alanına taşıyan yapım; insan ile doğa, geçmiş ile bugün ve mit ile beden arasında köprü kurarak ekolojik farkındalık, kültürel hafıza ve bir arada yaşam pratikleri üzerine çok katmanlı bir tartışma alanı açıyor. Anadolu, Mezopotamya ve Avrupa mitolojilerinden beslenen çalışma; insan-merkezci bakışın kadın bedeni, doğa ve diğer türler üzerindeki tahakkümünü sorgularken, kopan bağları ilişkisel bir varoluş tahayyülüyle yeniden örmeyi teklif ediyor.
Performansta Şahmeran, Lilith ve Beyaz Kadın figürleri, moda tasarımcısı Hatice Gökçe’nin kostüm tasarımlarıyla hayat buluyor. Sahne üzerinde bu karakterleri çağdaş dans sahnesinin öne çıkan isimlerinden Tuğçe Ulugün Tuna, Aslı Bostancı ve Canan Yücel Pekiçten canlandırıyor. Aslı Bostancı’nın vokal performansıyla zenginleşen eserin müzikal tasarımı baştan sona Umut Tingür’e, yapay zekâ destekli görsel tasarımı ise dijital üretimleriyle tanınan AI video yönetmeni Haluk Alp Çelik’e ait.
Çalışma, 2022 yılında Şule Ateş’in küratörlüğünde, Posthüman Bir Çağda Performans başlıklı bir sanatsal araştırma projesi olarak, Londra Üniversitesi, Birkbeck Centre for Contemporary Theatre ve Dijitallab Performans arasındaki sanatsal iş birliğiyle başladı ve British Council Yaratıcı İşbirlikleri Hibe Programı tarafından desteklendi. Araştırma sürecinde tasarlanan performansın fikrini temsil eden bir taslak, Nisan 2023’te Salt Galata’nın Açık Prova programı kapsamında “work in progress” olarak sunuldu.
Program:
24 Eylül / Metrohan
25 Ekim / Anarat Otel | Şapel (Manastır - İstanbul Sanat Merkezi)
27 Ekim / Tophane-i Âmire
Galeri 77, Hakan Gürbüzer’in “Metanoia” başlıklı ilk kişisel sergisine 7 Kasım’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Sergi, adını kişinin zihniyetinde, dünya görüşünde, inançlarında ve düşünme biçiminde köklü bir değişim geçirerek kendini zihinsel olarak yeniden yapılandırması anlamına gelen “Metanoia” kavramından alıyor. Gürbüzer’in üretiminin merkezinde insan, insanın iç dünyası ile onu kuşatan gerçeklik arasındaki gerilim yer alıyor; kalabalıklar içinde yaşanan yalnızlık, kimlik arayışı, bellek, aidiyet ve zamanın insan üzerinde bıraktığı izler sanatçının temel meselelerini oluşturuyor.
Kübist parçalanma ile hiperrealist netliği aynı görsel dil içinde buluşturan sanatçı, bu sergide geçmişi anlatmaktan ziyade geçmişin bugünün içindeki etkisini irdeliyor. Sergi, yaşanan her kırılmanın insanı değiştirdiğini ancak geçmişin kaybolmayıp bugünkü benliğimizin içinde yaşamaya devam ettiğini vurguluyor.
Künye:
1. Hakan Gürbüzer, Sarı Hat, 2025, Tuval üzerine yağlıboya, 90x130 cm
2. Hakan Gürbüzer, Sinyal Yok, 2023, Tuval üzerine yağlıboya, 100x150 cm
3. Hakan Gürbüzer, Stüdyo 7, 2026, Tuval üzerine yağlıboya, 130x160 cm
4. Hakan Gürbüzer, Geçmişten Bugüne, 2024, Tuval üzerine yağlıboya, 160x160 cm
5. Hakan Gürbüzer, Araf, 2023, Tuval üzerine yağlıboya, 125x100 cm
Ebru Duruman’ın beden, doğa ve bellek arasındaki geçirgen ilişki üzerinden kimliğin akışkan doğasını araştırdığı “Sessiz Mevcudiyet” başlıklı kişisel sergisi 25 Ekim’e kadar Dirimart Pera’da sanatseverlerle buluşturuyor.
Ebru Duruman’ın en yeni resimlerini bir araya getiren “Sessiz Mevcudiyet”, benliğin sınırlarına ve kimliğin yaşantılar yoluyla aralıksız yeniden şekillenen yapısına odaklanıyor. Üretimlerinde beden ile duygusal alanların etkileşimini, soyutlama ve figürasyonun birlikteliğiyle tuvale aktaran Duruman; canlı renkler, akışkan çizgiler ve dinamik fırça darbeleriyle içsel çatışmaları ve duyusal deneyimleri irdeliyor. Sanatçı bu sergisinde, insan bedeni ile doğal unsurları iç içe geçirerek kimliği durağan bir durumdan ziyade bellek, dönüşüm ve deneyimlerle sürekli yoğrulan canlı bir süreç olarak ele alıyor.
Kişisel bir dönüşüm evresinden beslense de ortak bir insani sorgulamaya uzanan sergi, “Hayatın bizi değiştirmesinden sonra kendimiz olarak kalabilir miyiz?” sorusunun izini sürüyor. Bedenlerin ormanlar, nehirler ve taşlarla bütünleştiği; insan bedeninden doğan peyzajlar ve çözülen yüzlerin yer aldığı kompozisyonlarda içsel ile dışsal arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor. Sergi, geçmiş benliğin bütünüyle silinmeyip dönüşen ve yaşayan bir ize evrildiği bir oluş hâlini temsil ediyor.
Künye:
1. Ebru Duruman, Becoming Wild, 2026, Tuval üzerine yağlıboya, Oil on canvas, 140 x 180 cm
2. Ebru Duruman, What Remains, 2026, Tuval üzerine yağlıboya, Oil on canvas, 200 x 300 cm