GÜNDEM
  • 23-02-2026

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Garanti BBVA sponsorluğunda 30 Haziran-13 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek 33. İstanbul Caz Festivali’nin programı açıklandı.

    33. İstanbul Caz Festivali, aralarında Marcus Miller, Robert Plant, Thee Sacred Souls, Arooj Aftab, Mari Froes, Ayhan Sicimoğlu, Selen Beytekin, Joe Lovano, Antonio Faraò, Veronica Swift gibi isimlerin yer aldığı programıyla müzikseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. 14 gün boyunca 30’a yakın konserde 200’e yakın sanatçıyı ağırlayacak festivalin 10’dan fazla mekâna yayılan programı, çağdaş cazın yenilikçi temsilcilerinden geleneksel köklerden beslenen ustalara, elektronik dokunuşlarla sınırları genişleten projelerden akustik ifadenin en yalın hâline uzanan bir seçkiden oluşuyor.

    33. İstanbul Caz Festivali, ilk üç gününde Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda üç büyük ismi ağırlayacak. Festival, açılışını 30 Haziran Salı akşamı Marcus Miller ile yapacak. Miller, doğumunun 100. yılında ustası Miles Davis’i anmak için Bill Evans, Mike Stern, Mino Cinelu ve Russell Gunn’ın da yer aldığı WE WANT MILES! projesiyle sahnede olacak. 1 Temmuz Çarşamba akşamı, Can I Call You Rose?, Will I See You Again? gibi parçalarıyla tanınan, soul müziğin yükselen yıldızı Thee Sacred Souls ilk Türkiye konserinde festival izleyicisiyle buluşacak. Konserin açılışını ise Los Angeles’lı sevilen üçlü LA LOM yapacak. 2 Temmuz Perşembe akşamı ise Led Zeppelin’in söz ve ses hazinesi Robert Plant, tüm dünyada olağanüstü ses getiren yeni grubu Saving Grace ve Suzi Dian ile 33. İstanbul Caz Festivali sahnesinde olacak.

    Üç büyük konserin ardından festival; Sufi şiirleri yorumladığı özgün müzikal tarzı ve karakteristik sesiyle müziğin son dönemdeki en yenilikçi isimlerinden Grammy ödüllü Arooj Aftab; günümüzün en iyi caz müzisyenleri arasında kabul edilen Joe Lovano ile Antonio Faraò Trio; modern Brezilya müziğinin dünyaya açılan yüzlerinden Mari Froes; çağımızın en başarılı ve üretken caz vokallerinden Veronica Swift, Batı’ya Türkçe cazı sevdiren Senem Diyici ile Okay Temiz, dünyaca ünlü perküsyon ustası Ayhan Sicimoğlu ile Harikalar Bandosu, İstanbul’un özgün ve dinamik caz sahnesine ses rengi, vokali ve ışıltılı enerjisiyle dinamizm katan isimlerden Selen Beytekin ile Hermon Mehari & Tony Tixier gibi isimleri ağırlayacak.

    Festivalin gelenekselleşen etkinlikleri bu yıl da dinleyicilerle buluşmaya devam edecek. Müzikseverlerin Kadıköy’de müziğin peşinden gideceği +1’li Gece Gezmesi’nde, Moda Sahnesi ve Komünite’de peş peşe sahneye çıkacak L’Eclair, TurkodiRoma, Jazzbois, 3pillie ve Lhodos Project ile bir müzik maratonu festival izleyicilerini bekliyor.

    İstanbul’un sevilen simgelerinden Şehir Hatları vapurunu cazın en neşeli hâliyle buluşturan Caz Vapuru, bu yılki yolculuğunda Kamucan Yalçın ve grubu Kamucan Yalçın and Friends ile New Orleans’ın brass band geleneğini günümüze taşıyan İstanbullu üflemeliler beşlisi swing Brassist’i konuk edecek. Festivalin, müziği şehrin dört bir köşesine yaydığı ve her yaştan izleyiciye hitap eden ücretsiz Parklarda Caz konserleri bu yıl da İstanbul'un parklarını festival alanına çevirecek. Festivalin Genç Caz+ programına seçilen grupların izleyici karşısına çıkma heyecanını yaşayacağı etkinlik serisinin bir konuğu da Portekiz’den Kumpania Algazarra olacak.

    33. İstanbul Caz Festivali’nin avantajlı dönem biletleri; Siyah Lale Kart üyeleri için 3 Mart Salı; Beyaz Lale Kart üyeleri için 4 Mart Çarşamba; Kırmızı Lale Kart üyeleri için 5 Mart Perşembe öncelikli olarak satışa çıkacak. Festivalin genel satışları ise 6 Mart Cuma günü başlayacak.

    ​33. İstanbul Caz Festivali’nin programına buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1545
  • 23-02-2026

    Patricia Park’ın yemek tutkusu, kimlik arayışı ve kuşak çatışmasını lezzetli bir metaforla harmanladığı romanı Jackie'nin Mutfağında Neler Oluyor?,  Yuzu Kitap’tan çıktı.

    Yüksek notlar, zor sınavlar, “örnek öğrenci” olma baskısı... Oysa Jackie Oh artık o örnek Koreli-Amerikalı öğrenci rolünü oynamaktan bıkmıştı. Genç kızın tek hayali, gerçek bir şef olmaktı. Koreli Amerikalı ailesi onun için çoktan başka bir gelecek çizmişti. Jackie ise dedesinin Manhattan’daki şarküterisinde çalışıyor, geceleri gizlice Fransız mutfağı teknikleri öğreniyordu.

    ​Okul, aile, Asyalılara karşı ırkçılık... Baskı her yerdeydi. Sığınabildiği tek yerse mutfaktı. Jackie, favori televizyon programı Ateşte Yarış!’a yarışmacı olarak seçilince her şey değişti. Kameralar açıldı. Rakipler acımasız, jüri sertti. Görevlerse tuzaklarla doluydu. Jackie, yarışmada ilerlemek için sadece iyi yemek yapmak zorunda değildi; aynı zamanda başkalarının ona biçtiği kimliği reddedip kendi “lezzetini” bulmalıydı.

    0
    0
    1162
  • 23-02-2026

    Ferda Art Platform, “-In Between” başlıklı yeni grup sergisini 14 Mart tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.

    Aslı Dündar Özcan, Barkın Coşkun, Ecem Yerman ve Nisan Talaz’ın temelde dört farklı malzemeyle ürettiği heykel ve seramik işlerden oluşan “-In Between”, malzemenin olanaklarını araştırıyor. Maddeyle kurulan ilişkilenmede malzeme, salt bir yüzey değil anlam üreten temel bir yapı taşı olarak ele alınıyor. Farklı malzemeler ile kurulan bu çok dilli ilişkilenme kendi zamansallığını ve ağırlığını bir araya getiriyor. Sergi boyunca işler, bu farklı varoluş hâllerinin yan yana gelmesiyle oluşan ortak bir algı zemini kuruyor.

    Nisan Talaz çalışmalarında, kilin şekillenebilir yapısını hem metaforik hem de fiziksel bir araç olarak kullanıyor. Doğanın ve kilin akış hâlindeki yapısını duyumsatan işleri insanlık hâliyle birleşerek varoluşun dönüşüm içindeki yapısının hatırlatıcıları oluyor. Aslı Dündar Özcan işlerinde gaz beton kullanıyor. Sıkışmış bireylerin görüldüğü ve duruşlarının minimalize edilmiş bir şekilde verildiği bu heykeller; kontrollü bir kalıp hâlinde duran hâlleriyle davranışlarımızı sorgulatıyor. Barkın Coşkun, heykellerinde nesnelere maddi varlıklarının ötesinde değer ve güç atfetmeye yönelik insani bir yaklaşım olan fetişizm kavramını araştırıyor. Mermer ve metal gibi sert malzemelerle yastık gibi yumuşak bir yüzeyin algısını verirken arzunun ve tahakkümün izlerini görünür kılıyor. Çalışmalarında ahşabı kullanan Ecem Yerman’ın Ulu Ana’nın Hayvansı Bedeni serisinde ilk arketipin zıtlıkları kendi bünyesinde barındıran, çok katmanlı ve iki anlamlı doğasından hareketle melez figürler yer alıyor. Hem kapının koruyucusu hem de bir bilge olan Eşik Bekçisi işinde, eşiği yalnızca kendini tanıyan, kendi benliğiyle yüzleşmiş olanlar geçebiliyor. Eşik Bekçisi bu göreviyle despotik bir iktidar veya otorite figürüne dönüşmüyor; aksine, her türlü hiyerarşiye karşıdır ve varoluşsal bir dengeyi koruma sorumluluğunu taşıyor.

    Künye:
    1 Aslı Dündar Özcan
    2. Barkın Coşkun
    3. Ecem Yerman
    4. Nisan Talaz

    0
    0
    1346
  • 23-02-2026

    Jacqueline Harpman’ın uygarlığın çöküşünü, iktidarın doğasını ve cinsiyetler arasındaki görünmez sınırları ürpertici bir dille sorguladığı romanı Erkek Nedir Bilmeyen Ben, S. İpek Ortaer Montanari’nin çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.

    Distopyayla felsefi anlatıyı bir araya getiren Erkek Nedir Bilmeyen Ben, hafızanın sığınağında karanlık bir hikâye anlatıyor.

    ​Yeraltında, kapalı bir mekânda yaşayan kırk kadından geriye yalnızca biri kalmıştır. Dış dünyaya ne olduğunu bilmeyen bu son tanık, geçmişi hatırlamaya ve anlatmaya başlar: Erkeklerin var olduğu, düzenin hüküm sürdüğü, sonra yavaş yavaş çözülen bir dünya… Kadınlar, anlamını bilmedikleri kurallara uyarak hayatta kalmaya çalışmış, erkeklerin ortadan kayboluşunu ise sessizce kabullenmişlerdir. Anlatmak, hayatta kalmanın tek yolu haline geldikçe hafıza hem bir sığınağa hem de bir tehdide dönüşecektir.

    0
    0
    1679
  • 22-02-2026

    Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Mozart ve Beethoven yorumlarıyla tanınan Fransız piyanist François-Frédérick Guy ile birlikte 26 Şubat’ta Lütfi Kırdar Asım Kocabıyık Anadolu Oditoryumu’nda konser verecek.

    Konserde Carlo Tenan yönetimindeki BİFO, dinleyicilerini zengin bir programla selamlıyor. Klasik ve modern repertuvarların kesiştiği bu program, klasik dönemin inceliğini 20. yüzyılın folklorik dokusuyla birleştiriyor. Haydn’ın uvertürüyle başlayacak konser, Mozart’ın 22. Piyano Konçertosu ile devam edecek. Bartók ve Kodály’nin klasikleşmiş eserleri ve Brahms’ın 1 numaralı Macar Dansı Lütfi Kırdar Asım Kocabıyık Anadolu Oditoryumu’nda izleyicilerle buluşacak.

    Carlo Tenan yönetimindeki BİFO’nun eşlik edeceği konuk solist, günümüzün önde gelen yorumcularından biri olan Fransız piyanist François-Frédérick Guy. Paris Konservatuvarı’ndaki eğitiminin ardından Avrupa’nın köklü orkestralarıyla aynı sahneyi paylaşan Guy, özellikle Beethoven’ın tüm piyano sonatlarını ve konçertolarını seslendirdiği performanslarıyla uluslararası eleştirmenlerden büyük övgüler toplamış bir isim. Müzikalitesi, şiirsel yorumu ve geniş repertuvarıyla tanınan sanatçı, Mozart’ın 22 numaralı Piyano Konçertosu’nda dinleyicileri klasik dönemin derinliklerine davet edecek. 

    ​Klasik dönemden Macar renklerine uzanan programın açılışında Haydn’ın Filozofun Ruhu operasının uvertürü müzikseverleri karşılayacak. Mozart’ın konçertosunun ardından konser, ritmik yapısı ve orkestral renkleriyle heyecan verici bir dans seçkisiyle devam edecek. Bartók’un “Dans Süiti, Sz.77”, Kodály’nin “Galanta Dansları” ve Brahms’ın popüler “Macar Dansı no.1”, orkestranın enerjisini zirveye taşıyarak geceyi noktalayacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1094
  • 22-02-2026

    Zilberman Dialogues, İz Öztat’ın Zilberman Berlin’de gerçekleşen “Vorbei mit der Übeltäterei / Geçti Gitti Kötülükler” başlıklı kişisel sergisinin paralelinde, “Şimdi ve Orada, ya Sonra?” sergisini 22 Nisan’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.

    Galerinin İstanbul ve Berlin’de yer alan sergi mekânları arasında bir bağ kurmayı amaçlayan Zilberman Dialogues, İz Öztat’ın Berlin’deki sergisinden bir seçkiyi Mısır Apartmanı’nın ikinci katında izleyiciye sunuyor. Bu seçkide Öztat, Almanca edebiyatın –Kasperle kukla tiyatrosu ve Faust efsanesi gibi–geleneksel tür ve temalarının, kolektif hafızaya nasıl yerleştiğini, ulusal anlatılar tarafından nasıl benimsendiğini ve günümüzde davranış normlarını ve biçimlerini nasıl şekillendirmeye devam ettiğini araştırıyor. Bu yolla sanatçı, sanatsal irade ve suç ortaklığı, itaat ve itaatsizlik, şeytanlaştırma ve ceza üzerine sorularla meşgul oluyor.

    “Şeytanla Pazarlık Üzerine Etütler (2026) başlıklı üçlemeye; Faust efsanesine, özellikle de Goethe’nin Faust eserine dair tarihi gravürler ve ahşap baskılar kaynaklık ediyor. Paneller düşünürü çalışma odasında, Mephisto, şeytanlar ve diğer alegorik motifler ile beraber betimliyor. Sahnelere, tıpkı kukla tiyatrosunda olduğu gibi –işaret eden, baştan çıkaran ve yön veren– çeşitli eller müdahale ediyor. Böylece Faust’un edimlerini, yukarıdan yönlendirilen ve iradeye sahip olmayan bir şekilde temsil ediyor. Faust bilgi açlığı, etkiye karşı savunmasızlığı ve suç ortaklığı arasında gidip geliyor. Sanatçının seneler içinde geliştirdiği kendine özgü ikonografiyi örnekleyen kırmızı geometrik formlar beliriyor; biçimler farklı görüş açıları oluşturuyor, siyasi çağrışımlara alan açıyor ve Faust’u takdir yetkisi sınırlı bir figür olarak betimliyor.

    Kırmızı üçgen, Şimdi ve Burada, ya Sonra? (2025) başlıklı videoda, itaatsiz bir kuklanın kırmızı, ters üçgen burnu olarak mizahi bir şekilde yeniden ortaya çıkıyor. Kamera önünde icra edilen bu kukla oyunu ulusal anlatılarla –ve bastırdıklarıyla, dışarıda bıraktıklarıyla– ilgileniyor, Kasperle tiyatrosunun dilini Karagöz oyunundan öğeler ile bir araya getiriyor. Gösterinin merkezindeki devinim, sözleşmeler aracılığıyla kurulan üç ayrı ilişki üzerinden ilerliyor: şeytan ile imzalanan Faustyen sözleşme, sanatçının aldığı fon karşılığında devlet ile imzaladığı sözleşme ve kukla olma arzusunun müzakere edildiği bir sözleşme. Bu ilişkilerde rıza, ret ve müzakere görünür olurken sanatçının irade gösterme gücü, çalışmalarının kurumsal şartları ve hesap verebilirliği sorgulanıyor. Eserde bazı kuklalar müzakereleri sürdürüp anlaşmalara varırken, bazı kuklalar boyun eğmeyi reddederek kendi hakikatlerini tanıyan bir adalet talebinde diretiyorlar.”

    Künye: Here and Now, and After? / Şimdi ve Burada, ya Sonra?, 2025 HD video, 26' 10'' Ed. 5 + 1 A. P.

    0
    0
    1868
  • 22-02-2026

    Martha Beck’in kaygıyı bastırmaya çalışmak yerine daha huzurlu, daha anlamlı bir hayata açılan kapıya dönüştürmenin mümkün olduğunu gösterdiği kitabı Kaygının Ötesi: Merak, Yaratıcılık ve Hayatın Amacını Bulmak, Emre Ülgen Dal’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.

    Beck pek çok dile çevrilen ve büyük övgü toplayan Kaygının Ötesi kitabı önce beynimizin “kaygı sarmalına” hapsolma eğiliminde olduğunu ve bu sarmalın endişeyi sonsuza doğru uzatabilen bir geribesleme döngüsü olduğunu ortaya koyuyor; ardından kendimizi bu sarmaldan kurtarmak üzere sinir sistemimizin yaratıcılıkla ilgili bölümlerini harekete geçirmemiz için basit ve uygulanabilir öneriler getiriyor.

    Kaygının Ötesi, zihninizi sakinleştirip dikkatinizi yeniden toplamaya ihtiyaç duyduğunuzda, kaygının üstesinden gelmeye uzanan yeni bir yol sunuyor.

    0
    0
    2117
  • 21-02-2026

    BBI Music Co. kürasyonuyla gerçekleşecek “Armageddon Turk plays Anadolu Lo-fi x Derdo Disco” konseri 7 Mart’ta Babylon’da gerçekleşecek.

    Konserde Armageddon Turk, türküleri ve anonim eserleri lo-fi hip-hop ve chill beat dokusuyla yeniden yorumladığı Anadolu Lo-fi albümünü konuk müzisyenlerle birlikte sahneye taşıyacak. Geleneksel melodilerin modern prodüksiyonla buluştuğu bu set, dinleyiciyi hem tanıdık hem de güncel bir ses dünyasının içine çekmeyi hedefliyor. Gecenin devamında kabinde Derdo Disco olacak. House, disco ve funk dokunuşlarını melankolik bir hat üzerinden kurduğu DJ setiyle dans pistinin temposunu yükseltecek Derdo Disco, geceyi hareketli bir kapanışa taşıyacak.

    ​7 Mart’ta Babylon’da gerçekleşecek “Armageddon Turk plays Anadolu Lo-fi x Derdo Disco”, canlı performans ile DJ set kültürünü aynı akışta buluşturan özel bir gece sunacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1453
  • 21-02-2026

    Bireyin hafızasında, sezgilerinde ve kolektif bilincinde biriken katmanları görünür kılan ve çok katmanlı bir sergi deneyimi sunan “Zihin Kütüphanesi”, 26 Mart’a kadar Artcrowd Istanbul Preview Room Cihangir’de sanatseverlerle buluşuyor.

    Farklı disiplinlerden sanatçıları bir araya getiren “Zihin Kütüphanesi”, zihni yalnızca düşüncelerin değil; duyguların, sezgilerin ve ortak hafızanın saklandığı bir alan olarak ele alıyor. Küratörlüğünü Şanel Şan Sevinç’in üstlendiği sergide; Alex Garant, Arden Oluk, Cins, Elifko, Hülya Sözer, Kerem Ağralı, Murat Germen ve Pınar Yeşilada’nın eserleri bir araya geliyor. Farklı disiplin ve anlatım biçimlerinden beslenen bu seçki, izleyiciyi zihnin derinliklerinde dolaşmaya, kendi “zihin kütüphanesini” yeniden okumaya çağırıyor.

    Artcrowd Istanbul bünyesindeki Preview Room Cihangir’de gerçekleşen sergi; hayatın karmaşası içinde yönünü kaybettiğini hisseden bireylerin, zihinsel berraklık ve içsel bilgelik arayışına odaklanıyor. Sergi, zihni yalnızca rasyonel bir alan olarak değil; sezgi, duygu ve kolektif bilinçle örülü çok katmanlı bir yapı olarak ele alıyor.

    Sergi metni Bahar Oylumlu tarafından kaleme alınan “Zihin Kütüphanesi”, bilgi, duygu, sezgi ve kolektif bilinç katmanlarını merkeze alarak; beyin sisi, içsel farkındalık ve zihinsel uyanış kavramlarını sanatsal bir dil aracılığıyla görünür kılıyor. Sergi, izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkararak, içsel bir deneyimin aktif parçası hâline getiriyor.

    “Zihin Kütüphanesi” sergisini 26 Mart tarihine kadar randevu alarak ziyaret edebilirsiniz.

    Künye:
    1. Kerem Ağralı-Yeni Ormanın Papazı 
    ​2. Pınar Yeşilada -Mirage

    0
    0
    1441
  • 21-02-2026

    Kim Bo-Young’un kaleme aldığı, modern Kore bilimkurgusunun öne çıkan örneklerinden biri olarak görülen kitabı Yıldız Üçlemesi: Seni Bekliyorum; Sana Geliyorum; Geleceğe Gidenler, Tayfun Kartav’ın çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’dan çıktı.

    Yıldız Üçlemesi, göreliliğin soğuk matematiğiyle insan duygularının kırılganlığını aynı anlatı evreninde buluşturuyor. Kitabı oluşturan öyküler zamanın doğrusal olmadığı bir evrende sevginin, umudun, bekleyişin ve seçimin ne anlama geldiğini sorguluyor.

    ​Yıldızlararası görevler, farklı hızlarda akan zamanlar ve geri dönülmesi mümkün olmayan yolculuklar, bu metinde yalnızca bilimsel bir arka plan değil; insanın yalnızlıkla, sadakatle, gelecekle ve kendisiyle kurduğu ilişkinin aynasıdır. Kim Bo-Young, teknolojinin ilerlediği bir dünyada dahi insanın en temel sorularının değişmediğini gösterir: Beklemek bir erdem midir, yoksa bir yazgı mı? Geleceğe giden herkes gerçekten (ilerliyor mudur?) gelecek diye bir yere gidiyor mudur?

    0
    0
    960
DAHA FAZLA
Geldanlage