
Çalışmalarını kimlik-aidiyet, zaman-mekan ilişkileri üzerine politik bakışla oluşturan Burçin Başar’ın “Counter Argument” başlıklı dördüncü kişisel sergisi, 11 Aralık tarihine kadar x-ist’te sanatseverlerle buluşuyor.
4. kişisel sergisi “Counter Argument” dahilinde post-dijital çağın pozitifliği ile giderek yayılan sanallaşma hâlini, ideal ve gerçeklik arasındaki ilişki doğrultusunda ele alan Burçin Başar, görsel hafızanın kirliliği karşısında yeni bir alan yaratma kaygısıyla contra olarak ele aldığı kavramla görünen imgenin tersi olarak yeni bir görme biçimini şekillendiriyor. Eserlerde sorgulanan düşünce tarzı, ideal ile gerçeklik arasındaki ilişkinin başlangıcını ve bitişini araştıran Başar, “Counter Argument” sergisinde yer alan eserlerinde figürlerin giderek flulaşarak yok olması, imaj kirliliğine yönelik bir refleks olarak doğayı baskın çıkarıyor. Yapaylıkla şekillenen imajlar karşısında gösterdiği tutum eserlerinde yeni bir atmosfer arayışına dönüşen Başar’ın resim, video gibi farklı ifade biçimlerini bütünsel bir diyalog hâlinde ele aldığı “Counter Argument” sergisi eskizlerinde görsel materyal olarak kişisel arşivlerden çıkardığı dijital fotoğrafları manuel manipülasyonlarla maskeliyor. Sanatçının yağlı boya tuvallerinde yer alan bu maskeler, sanal ile gerçeklik arasındaki bağlantıyı bir oyuna çevirerek döngüsel bir irdeleme yaratıyor.
Burçin Başar’ın “Counter Argument” isimli dördüncü kişisel sergisini 11 Aralık tarihine kadar x-ist’in Karaköy Juma’da yer alan galeri mekânında ziyaret edebilirsiniz.
Becky Davies’in yazdığı, Patricia Hu’nun resimlediği çocuklara bir kitabı baskıya hazırlamanın inceliklerini, süreçlerini öğreten Kitap Yapma Sanatı, Ümit Mutlu’nun çevirisiyle Uçanbalık’tan çıktı.
5 yaş ve üzeri okurlara yayıncılık dünyasını tüm çarklarıyla tanıtmayı amaçlayan Kitap Yapma Sanatı, bir kitabın okura ulaşma serüveninde başından geçenleri açıklayıcı kısa bilgiler ve eğlenceli görseller eşliğinde anlatıyor. Davies ve Hu, yayıncılığı sektörel boyutta ele alıyor, bir kitaba emek veren tüm paydaşların işkollarını anlaşılır bir dille tanımlıyor.
Kitap yapma sanatının inceliklerini keşfetmeye hazır mısınız?
-Yazarın aklına gelen harika bir fikir, nasıl adım adım kitaba dönüşüyor?
-Bir kitabın yayın yolculuğunda, kim hangi görevleri üstleniyor?
-Baskı aşamasına gelen bir kitap, ne tür teknik uygulamalardan geçiyor?
-Satışa sunulan bir kitabın yayın hakları, denizaşırı ülkelere nasıl ulaştırılıyor?
Chicago’da yaşayan ve çalışan ödüllü sanatçı Michael Rakowitz, İstanbul’daki ilk kişisel sergisi “Görünmez düşman var olmamalı” ile 25 Aralık tarihine kadar Pi Artworks İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyor.
Michael Rakowitz’in 2007’de başlayan ve süregelen bir seriden oluşturduğu “Görünmez düşman var olmamalı” isimli yapıtı, 2000’lerin başındaki Irak Savaşı süresince ve sonrasında yaşanan kültürel yağmaya bağlı olarak, Irak Ulusal Müzesi’nden alınan sayısı toplamda 7000’i aşan, yok edilmiş ve kaybolmuş tarihi eseri yeniden yaratmayı hedefliyor. Eski Mezopotamya’dan günümüze ulaşmış Asur sarayının yer aldığı Kalhu’daki rölyef panellerin 2015 yılında IŞİD tarafından yok edilmesi dünya çapında şoka yol açarken, yerel halka da derin bir keder yaşatmıştı. Rakowitz, bu seriyi Kalhu’nun (Nimrud) rölyef panellerinin oda oda “yeniden ortaya çıkışını” içerecek şekilde genişletirken günümüzde Batı’nın saygın ama sömürgeci kurumlarında bulunan yağmalanmış rölyefleri dahil etmeyerek bu boşluklarının anlamının ağırlığına odaklanıyor. Rakowitz, atölyesiyle beraber Irak Ulusal Müzesi’nden sonsuza kadar kaybolmuş nesnelerin 900’ünü yeniden dünyaya getirirken, Kalhu/Nimrud’dan 7 odayı yeniden canlandırıyor ve bunlar Oda N, G, Z, H ve F ve S odalarından bölümler oluyor. Pi Artworks İstanbul’da Rakowitz’in Nimrud’dan Oda C, Bölüm 1 yapıtı yer alıyor.
Pi Artworks’te, 2015’te IŞİD yok etmeden önce, Nimrud sarayındaki ‘Oda C’den günümüze ulaşmış rölyeflerin yeniden ortaya çıkışı sergileniyor. Yeniden yarattığı tüm odalarda olduğu gibi Rakowitz bize yıkımdan önceki gün Irak halkının günümüzde Irak'ta Numaniyah’ta, kendi tarihlerinden neler görebileceğine dair yeni bir hayal gösteriyor. Buna, Rakowitz'in künyelerle işaretlediği boşlukları dahil etmesiyle birlikte tamamı eksik rölyef paneller, kesik başlar ya da parçalar ile projesinde yeniden yarattığı rölyeflerdeki siyah alanları kullanımına yansıyor. Panellerde siyah ile doldurulmuş alanlar ve boş kısımlar, sömürgeci güçlerin verdiği tahribatı ve gizlice el konmuş eksik ve kayıp tarihi gösterirken, panellerin yeniden ortaya çıkışı IŞİD yüzünden kaybolup gidenlere işaret ediyor.
“Rakowitz mülksüzler, silinmişler ve yerinden edilmişlerin sanatçısıdır. Bundan sadece eserin içeriğinde değil, aynı zamanda maddeselliğinde de bahsetmektedir. Rakowitz tarihi eserleri ve panelleri orijinal renkli hallerine yakın bir forma getirmek için, Orta Doğu’dan ürün ambalajları ve Arapça-İngilizce gazetelerle bir tür papier-mache tekniği kullanmaktadır. Bu, yalnızca onun önceki ve belirleyici serilerine gönderme yapmakla kalmaz, aynı zamanda tam da bu serinin doğuşuna değinmektedir. Bölgenin zenginliklerinin ve tarihinin Batı tarafından tüketilmesi fikri, eş zamanlı olarak halkının değeri ve kimliğinin, onları ‘saranların’, bağlamlarının bir kenara itilmesiyle birleşmiştir. Rakowitz, bu tarihi eserleri etiketler ve kağıtlar aracılığıyla gururla kimlikle donatmaktadır. Eserler, kelimenin tam anlamıyla nereden geldiklerini anons eden etiketler taşımaktadır. Mülksüzleştirme onlara nüfuz edemez. Ayrıca, Rakowitz’in çalışmalarının çoğunda olduğu gibi anlam ve etki çok katmanlıdır; bu çalışmaların politik adaletin yanı sıra, çevresel adalet ve hem metaforik açıdan hem de kelimenin tam anlamıyla kültürel adalet konularıyla ilişkileri de gözden kaçırılmamalıdır.”
Michael Rakowitz’in "Görünmez düşman var olmamalı (Bölüm I, Oda C, Nimrud Kuzeybatı Sarayı)" başlıklı kişisel sergisi 25 Aralık 2021’e kadar Pi Artworks İstanbul’un 50 Mumhane Cad. Karaköy’de yer alan mekânında ziyaret edilebilir.
Künyeler:
The invisible enemy should not exist
(Room C, Northwest Palace of Nimrud, Panel C-b-1) 2021
Paper Object
Cardboard, food packing, and newspapers, glue, museum labels 3 x 1.4 cm
Paper Object
Cardboard, food packing, and newspapers, glue, museum labels
H: 31 cm
Yönetmenliğini Serdar Kökçeoğlu’nun üstlendiği, efsanevi elektronik müzik bestecisi İlhan Mimaroğlu ile hayat arkadaşı Güngör Mimaroğlu’nun hikâyesini anlatan MİMAROĞLU belgeseli bu akşam (11 Kasım) Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük belgesel film festivali olan DOC NYC’de gösterilecek.
İstanbul ve New York arasında geçen hikâyesi ile "Mimaroğlu: The Robinson of Manhattan Island" belgesel filmi, Avrupa ve Türkiye’nin ardından Mimaroğlu çiftinin elli yılı aşkın yaşadığı New York’da da izleyici ile buluşacak. New York, İstanbul ve Londra'da, iki buçuk yıl süren çekim süreçlerinin ardından 2020'de tamamlanan "Mimaroğlu:The Robinson of Manhattan Island" 2020'de dünya prömiyerini Visions du Reel ‘Burning Lights Competition ile yapmıştı. Bu kez de Amerika'nın en büyük belgesel film festivali kabul edilen DOC NYC Metropolis Yarışması'nda yer alacak. Festivalde toplamda 250 den fazla uzun ve kısa metraj film gösterilecek. "Mimaroğlu: The Robinson of Manhattan Island" filminin yarıştığı Metropolis kategorisinde New York bağlantılı altı farklı film daha gösterilecek.
11 Kasım akşamı Cinepolis Chelsea sinemasında New Yorklular'ın karşısına çıkacak. Gösterimin ardından gerçekleşecek söyleşide filmin yönetmeni Serdar Kökçeoğlu, yapımcılar Dilek Aydın ve Esin Uslu ve müzik direktörü Erdem Helvacıoğlu soruları cevaplayıp filmin hikâyesini anlatacak.
Harold Bloom’un edebi metinleri okumanın işlevlerini ve faydalarını, kitapların nasıl okunması gerektiğini sade bir dille anlattığı Nasıl ve Neden Okumalıyız?, Ahmet Ölmez’in çevirisiyle Ketebe Yayınları’ndan çıktı.
Bloom, elli yılı aşkın okuma tecrübesi ışığında okuma eylemi üzerine rehber bir kitap sunuyor okuruna.
“Yalnızlığın sağladığı büyük zevklerden biri de iyi okuyabilmektir. Bu da benim tecrübeme göre en sadra şifa zevklerden biridir. Okuma sizi öteki kılar. Bunu içinizde, arkadaşlarınızda veya arkadaşınız olabileceklerde bu şekilde yapabilir. Hayalden beslenen edebiyat öteki olmaktır ve böylece yalnızlığı da yükseltir. Sadece yeterince insan tanıyamayacağız diye değil, aynı zamanda dostlukların etkiye açık olması, azalmaya veya yok olmaya temayül etmesi, zaman, mekân ve kusurlu sempatilere yenilmesi ve ailevi veya tutkulu hayatın kederleriyle dolması ihtimalinden dolayı da okuruz.”
Görsel: Gray318/Photo by Eamonn McCabe/Popperfoto via Getty Images
Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, değişimin öncülerine ışık tutan 2021 belgesel seçkisi ile 1-5 Aralık tarihlerinde Surdurulebiliryasam.net’te çevrim içi olarak izleyicilerle buluşacak.
Sürdürülebilir bir yaşam kültürü için insanlık olarak birlikte hareket etmenin hayati önem taşıdığı ve değişimi gerçekleştirmek üzere her birimizin katkısının çok değerli olduğu bu dönemde, topladığı hikâyelerle bunu başarabileceğimize dair güvenimizi canlı tutmaya davet eden SYFF seçkisinde yer alan belgeseller, yaratıcılık, niyet, azim ve çeşitlilikle şekillenen bir gelecek olasılığını gözler önüne seriyor. SYFF2021 seçkisi, birey, aile, kurum, sektör ve toplum ölçeğinde değişimin örneklerini aktarıyor; kaosun içindeki dinginliği, krizin içindeki umudu, karmaşanın ortasındaki adaptasyonu, çaresizliğin güce dönüşmesini gösteren belgesellerle gerçekleşmekte olan dönüşümü gözler önüne seriyor. 2021 seçkisi, öne çıkan “Sistem Değişimi”, “İşiyle Dünyayı Değiştirenler”, “İklim İçin ve Suyu Düşünenler” temaları ile izleyicileri dünyanın farklı yerlerinden ilham verici hikâyelerle buluşturuyor.
Gösterimlerin ücretsiz olarak gerçekleştirileceği festivale surdurulebiliryasam.net üzerinden kayıt yaptırarak belgesellere ulaşabilirsiniz. SYFF2021 Seçkisi’ne ise buradan ulaşabilirsiniz.
Bıyıkof ve Kerem Ardahan’ın birbiriyle söyleşmek üzerine kurguladıkları yeni dil imgesinin ilk kez izleyiciyle buluştuğu, iki seneye yayılan kolektif üretimleri “Cry Baby” sergisi, 13 Kasım – 11 Aralık tarihleri arasında Bant Mag. Havuz / Bina’da izleyiciyle buluşuyor.
“Cry Baby” başlıklı sergide resimlerine plansız başlayıp duygu durumunu boyayarak keşfe çıkan Bıyıkof ile özgür alanlarda edilen dansın ruhunu bulmak ve yansıtmak için mecrasını resim olarak seçen Kerem Ardahan birbiriyle diyalog hâlinde kurguladığı eserleri yer alıyor.
Günümüz dünyasının kusursuzluk arayışına karşı duyguları, gerçekliği, yalınlığı koyarak argüman üreten “Cry Baby”, Bıyıkof ve Kerem Ardahan’ın sırasıyla birbiri üzerine bindirdiği katmanlar sonucunda tamamlanan resimleri bir araya getiriyor. Eserlerinde tezahürü olmayan keşfedilmemiş, primitif kuytulara yayılan sanatçılar, dil dışı bir diyalog üzerinden söylemlerini tanımlıyor. Sergide yer alan işlerin tuval ve kağıt üzerine karışık teknikle ortaya konduğu “Cry Baby” itaatsizliğini çokseslilik üzerinden duyuruyor. Boşluk üzerine binen her ifadeyle yeni bir imaja ulaşan resimler, ulaştıkları nihai sonucun ardında birçok resmi barındırıyor.
Ödüllü çizgi roman yazarı Victoria Jameson ile Omar Mohammed birlikte kaleme aldığı, mülteci kampında büyüyen iki kardeşin umutlu bekleyişlerini anlatan çizgi roman Yıldızlar Saçıldığında, Genç Timaş’tan çıktı.
Kitapta Omar Mohamed kendi hayat hikâyesini gerçekçi ve vurucu bir şekilde anlatıyor. Yıldızlar Saçıldığında aldığı ödüller ve satış rakamlarıyla uluslararası alanda da büyük ilgi gören başarılı bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Mülteci bir çocuğun umuda tutunma hikâyesiyle okuyan herkesin kalbine dokunuyor.
Mülteci kampında günler birbirinin aynı geçer: sıkıcı, aç ve gergin. Kampta ne yeteri kadar yiyecek vardır ne oyalanacak bir şey ne de ihtiyaç duyulan ilaçlar. Hayatının büyük kısmı kampta geçen Omar, okula gitme fırsatı doğduğunda bunu hem kendi hem kardeşi Hasan için bir umut ışığı olarak görür. Fakat bu aynı zamanda konuşamayan kardeşini, ailesine dair tek hatırasını yalnız bırakacağı anlamına gelir. Omar ve kardeşinin hayalini kurdukları yeni hayata başlamaları içinse beklemeleri, beklemeleri ve daha çok beklemeleri gerekir. Ömrünü karşılaştığı zorluklarla mücadele ederek ve değer verdiği şeyleri var gücüyle koruyarak geçiren Omar, nereye giderse gitsin ve yanında kim olursa olsun ailesini ve evini yüreğinde taşır.
“Nasıl bakılacağını bilirseniz, yıldızların özüne işlenmiş hikâyeler vardır. Bir yıldız gibi olun, ışığınız parlasın. Hikâyeniz parlasın. Çünkü bizi eve hikâyeler götürecek.”
SALT ve Kalebodur’un yedi yıla yayılan ortaklığı sayesinde SALT Araştırma Mimarlık ve Tasarım Arşivi’nde biriken kaynakların ele alındığı Arşivden Çıktı video serisinden “Anıtkabir ve Mimarları” başlıklı video, saltonline.org ve SALT Online sosyal medya kanallarında yayımlandı.
“Anıtkabir ve Mimarları”, Cumhuriyet döneminin mimarlık, tasarım, planlama ve koruma pratiklerinde öne çıkan, yapılı çevreye ilişkin beş hikâyenin ikincisi. Videoda, Cumhuriyet döneminin etkin mimar, tasarımcı ve sanatçılarının pratiklerine bir uygulama alanı sunmuş olan Anıtkabir, yapının 1944 ile 1953 yılları arasındaki inşa sürecinde ve gelişiminde rol oynamış İstanbul Teknik Üniversitesi öğretim görevlileri ve mimarlar Paul Bonatz, Nezih Eldem ve Kemali Söylemezoğlu’na ait belgeler ışığında ele alınıyor.
Video serisi erken Cumhuriyet döneminin planlı mahalleleri konusuyla aralık ayında devam edecek. “Anıtkabir ve Mimarları” başlıklı videoyu buradan izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=IXwPuHRLI_E
Çağdaş cazın en dikkat çekici isimlerinden Vijay Iyer, davulcu Tyshawn Sorey ve basçı Linda May Han Oh ile birlikte kurduğu Vijay Iyer Trio ile 20 Kasım 2021’de Zorlu PSM’de müzikseverlerle buluşacak.
Müzik dilini, Güney Asya ve Batı Afrika'nın ritmik gelenekleri, 60'lar ve 70'lerin Afro-Amerikan yaratıcı müzik hareketi ve Duke Ellington’tan Thelonious Monk'a, Alice Coltrane ve Geri Allen'a kadar cazın ikonik figürlerinden aldığı ilham oluşturan Vijay Iyer, davulcu Tyshawn Sorey ve basçı Linda May Han Oh ile birlikte kurduğu trio ile 2021 yılında ECM Records etiketli UnEasy albümünü yayımladı. The New York Times’ın “multimedya işbirlikçisi, sistem kurucusu, rapsodist, tarihsel düşünür ve kültürlerarası bir figür” olarak bahsettiği ve Pitchfork’un “güncel cazın en ilgi çekici ve hayat dolu piyanistlerinden biri” olarak gösterdiği Vijay Iyer, parçası olduğu birçok müzik grubuyla birlikte son yirmi beş yılda hiç durmadan yenilikçi ve çarpıcı üretimler gerçekleştirdi. Harvard Üniversitesi Müzik Bölümü ve Afrika ve Afro-Amerikan Çalışmaları Bölümü'nde ders vermeye devam eden müzisyen, yakın zamanda Londra'daki Wigmore Hall'da konuk besteci olarak görev aldı ve Ojai Müzik Festivali'nin müzik direktörü oldu. Grammy adaylığı bulunan ve caz dünyasının en prestijli ve köklü dergisi Downbeat Magazine tarafından son on yılda dört kez Yılın Caz Sanatçısı seçilen Vijay Iyer, aynı zamanda MacArthur Bursu, Doris Duke Gösteri Sanatçısı Ödülü, Amerika Birleşik Devletleri Sanatçı Bursu, sanat dalında Alpert Ödülü ve iki “Echo” ödülünün de sahibi oldu. Teju Cole, Carrie Mae Weems, Robert Pinsky, Haile Gerima ve Karole Armitage gibi birçok farklı disiplinden sanatçılarla iş birliği yaptı.
Vijay Iyer Trio’nun 20 Kasım 2021’de Cumartesi saat 21.00’de Zorlu PSM’de gerçekleşecek konserinin biletlerine passo.com.tr’den ulaşabilirsiniz.