
KOLİ Art Space, Türkiye’den Almanya’ya göç eden kadınların öykülerini müzik aracılığıyla anlatan “Gurbette Hasret” projesi sergisini 17 - 31 Aralık tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.
“Gurbette Hasret” özlemin, kişisel değişim ve dönüşümün hikâyesini anlatıyor. İllüstrasyonlar ve müzikal hikâye anlatıcılığı da bu zorlu ve mücadele dolu öyküye eşlik ediyor. Kornelia Binicewicz (Ladies on Records), Türkiye’den Almanya’ya göç eden kadınların duygusal yaşantılarına odaklanarak onların kişisel özlem anlatılarını dinledi. Kadınların biyografik ve müzikal anıları, zorlu bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçmelerine yardımcı olan şarkılar hâline geldi. Gizem Winter da göçün bireysel ve müşterek deneyimlerinden çıkan hikâyeleri resimledi. Böylece, bir illüstratör olarak Gizem Winter’ın göç eden kadınların anılarından yola çıkarak ürettiği illüstrasyonları ve bir antropolog olarak Kornelia Binicewicz’ın bu kadınlarla yaptığı röportajları “Gurbette Hasret” projesinde bir araya gelerek, kadın göçünün anlamlı anlarını yakalamaya çalışan kayıtlara dönüştü.
Goethe Institut İstanbul ile birlikte Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünün 60. yılı anısına oluşturulan “Gurbette Hasret” projesi kapsamında sergi ile birlikte müzik etkinlikleri de gerçekleştirilecek. 25 Aralık saat 21.00’de Ladies on Records ve DJ İpek eşliğinde Sound Talk ve “dinleme partisi” düzenlenecek.
“Gurbette Hasret” sergisi 17 - 31 Aralık tarihleri arasında KOLİ Art Space’de ziyaret edilebilir.
Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin Disiplinlerarası Karşılaşmalar adlı panel serisi kapsamında 16 Aralık Perşembe günü “Antroposen Çağında Coğrafya, Ekoloji, Edebiyat ve Sanat” başlıklı çevrim içi bir etkinlik gerçekleşecek.
Özlem Öğüt Yazıcıoğlu’nun moderatörlüğünde gerçekleşecek panele Deniz Gündoğan İbrişim, Eray Çaylı, Cem İskender Aydın ve Serkan Taycan konuk olacak. Farklı disiplinlerin antroposen kavramı etrafında şekillenen tartışmalarda ortaklaştığı ve/veya ayrıştığı noktalardan yola çıkarak antroposenin tanımı, tarihselliği ve etik boyutlarına odaklanılacak.
Farklı disiplinlerde çalışan ve üreten araştırmacıların bir araya geleceği bu panelde “antroposen edebiyatı” “antroposen sanatı” “antroposen mimarisi” “antroposen şehirciliği” gibi tanımlar yapmanın ne derece mümkün olduğu tartışılacak. Daha çoğulcu bir yaklaşımla “antroposenler” demek mümkün müdür? Antroposen çağını tarihselleştirmek gerektiğinde nereden başlamak gerekir? Bu tarihin “öznesi” kim olmalıdır? Ekolojik sorunların “estetize” edilmesi ne gibi etik ve temsili açmazları doğurur? gibi sorulara cevaplar aranacak.
“Antroposen Çağında Coğrafya, Ekoloji, Edebiyat ve Sanat” başlıklı çevrim içi panel 16 Aralık Perşembe günü saat 17.00’de Zoom üzerinden canlı yayımlanacak. Herkesin katılımına açık ve ücretsiz olacak etkinliği buradan kayıt olarak izleyebilirsiniz.
Görsel: David Altmejd - The Flux and the Puddle, kaynak: Artsy
İş Bankası Resim Koleksiyonu’nun envanterine 1 numara ile kaydedilen Hikmet Onat’ın Peyzaj - Ortaköy tablosu 81 yıl sonra NFT’ye çevrilerek dijital koleksiyonun da ilk parçası oldu.
Türkiye İş Bankası Resim Koleksiyonu Osman Hamdi Bey’den Şeker Ahmet Paşa’ya, İbrahim Çallı’dan Hikmet Onat’a, 950’yi aşkın sanatçının 2.500’den fazla eseriyle ülkemizin en geniş özel koleksiyonlarından biri. 1939 yılındaki ilk Devlet Resim Heykel Sergisi’nden satın alınan üç eser ile oluşmaya başlayan koleksiyona kaydedilen ilk eser olan Hikmet Onat’a ait Peyzaj - Ortaköy isimli tablosu NFT’ye çevrildi.
Ayrıca Türkiye İş Bankası Resim Koleksiyonu’nun bir müze çatısı altında sanatseverlerle buluşması için çalışmalar yapılıyor.
Özge Burçak Öztürk Güven’in insan psikolojisinin çocuklukta sünger gibi emilip öylece bırakılmış, bastırılmış, gizil kalmış yanlarıyla yüzleştiren öykülerinden oluşan kitabı Sarı Vosvos, Klaros Yayınevi’nden çıktı.
Güven, ikinci kitabı olan Sarı Vosvos’ta yer alan 19 öyküde okura zengin bir kişilik çözümlemesi olanağı sunuyor.
"Yaprak, altı raydan oluşan otoyol setini kurup arabaları yan yana dizdi. Kenarlardan dışarı taşan vosvosu aldı eline, arka tekerleklerinin üzerinde hızla çıkış noktasına sürükledi. Gri arabayı arkasında bırakmıştı. Dizlerinin üstünde emekleyerek vosvosu balkonun içinde gezdirmeye başladı. Köşelerde ters dönmüş kıpırdayan at sinekleri vardı. Arabasının ön tekerlekleriyle tek tek doğrulttu sinekleri. Masanın arkasında yığılı küçüklü büyüklü çöp poşetlerine doğru ilerledi. Arabasını kaydırdı üzerlerinde. Parmaklarıyla küçük delikler açıp babasının beyaz gömleklerine dokundu, mavi külotuna, siyah çoraplarına. Yerine döndüğünde yerdeki fayansların kurumuş olduğunu fark etti. Naylonu altına sermeden ılık taşların üstüne oturdu. Şortunun paçalarını düzeltti, üzerindeki çiçek desenlerinde gezdirdi parmak uçlarını.”
Geçtiğimiz eylül ayında hibrit bir programla gerçekleştirilen Istanbul Fringe Festival, programındaki çevrim içi gösterimleri aralık ayından itibaren her ay İstanbul’da sanatseverlerle buluşturarak tiyatro sezonuna yayılacak.
Türkiye’den ve dünyadan tiyatro, dans ve performans disiplinlerindeki alternatif işlerin yer aldığı Istanbul Fringe Festival’in etkinliklerine ilk olarak Ukrayna’dan Kyiv Mime Theatre konuk olacak. Kyiv Mime Theatre, Internal isimli pandomim gösterileriyle 26 Aralık saat 20.30’da Sahne Kadir Has’ta ve 27 Aralık saat 20.30’da K! Kültüral Performing Arts sahnelerinde izleyicilerle buluşacak. Oyun izleyiciye duyuların ve düşüncelerin gözünden hayal etme fırsatı vererek, etraflarını çevreleyen gerçek dünyayı algılama olasılıklarını çoğaltıyor. Bireylerin bilgi kirliliğinden sıyrılıp, insanlığın gelişmesine katkıda bulunmak için bilincini geliştirmesi gerektiğine inanan ekip, ihtiyaç duyduğumuz önemli değişikliği daha kolay algılamak ve anlamak için kelimeleri değil, görselliği kullanıyor. Garmash Yaroslavna’nın yapımcılığını üstlendiği, Vyshnevskyi Pavlo’nun yönettiği oyunun kadrosunda Vyshnevskyi Pavlo, Symonenko Oleksandr, Spodoneiko Kateryna ve Chernova Anastasiia yer alıyor.
“Maddi dünya bizi çevreler ve şüphesiz durumumuzu etkiler. Peki içimizde yaşadığımız duygular etrafımızı etkilerse ne olur? Evet, maddi bir dünya değil bu, bir düşünce ve fikirler dünyası. Önemli bir karar vermeden önce, duygularımızın ona karşı tutumunu belirlemeliyiz. Bir insanı içinde utandıran, kendi yarattığı ve kurtulmak istediği her şeye kendi karar verir. Herkes bu dünyada kendini aramak için kolay bir yoldan geçmek zorundadır, ancak bu adımı gerçek hayatta atmaya çalışmadan önce kendi içimize dönmeliyiz. Duygularımız eylemlerimiz tarafından yönetilir ve bizi kaostan kurtaracak tek şey ruhumuzun derinliklerinde.”
26 Aralık saat 20.30’da Sahne Kadir Has’taki gösterimin biletine buradan, 27 Aralık saat 20.30’da K! Kültüral Performing Arts’ta gerçekleşecek gösterimin biletine iste buradan ulaşabilirsiniz.
Nilüfer Belediyesi, koronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının anısını yaşatmak adına anlamlı bir projeye imza atıyor. Hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının anısını geleceğe taşımak için yapılacak parka yerleştirileceği sanat eseri için bir yarışma düzenliyor. “Sağlık Çalışanlarına Adanmış Bir Yapıt Yarışması”na katılmak isteyen sanatçılar 7 Ocak 2022 tarihine kadar başvuru yapabilecek.
Nilüfer Belediyesi, dünya genelinde 4,7 milyon, ülkemizde ise 60 bini aşkın insanın hayatını kaybetmesine neden olan pandemi sürecinde görevi nedeniyle hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının anısını geleceğe taşımak, onların mücadelesini kamusal alanda görünür kılmak ve bunu da sanat aracılığıyla yapmak için bir yarışma düzenliyor. “Sağlık Çalışanlarına Adanmış Bir Yapıt Yarışması”nda seçilecek eser, 29 Ekim Mahallesi’nde üç bin metrekarelik bir alanda tasarlanan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam’ın adını taşıyacak parkta yer alacak.
Yarışmanın jürisinde heykeltıraş Nilüfer Ergin Doğruer başkanlığında; mimar Hakan Demirel, sanatçı İnci Eviner, sanat tarihçi Ali Kayaalp, küratör Bige Örer, sanat tarihçisi Zeki Çoşkun, mimar ve sanatçı Sinan Logie, sanatçı Dilek Winchester, Nilüfer Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Nejla Aslan, Nilüfer Belediyesi Kentsel Tasarım Danışmanı ve peyzaj mimarı Aslıhan Ayradilli ile Türk Tabipleri Birliği Covid-19 İzleme Grubu Üyesi Kayıhan Pala bulunuyor.
Ulusal çapta gerçekleştirilen yarışmaya şartnamede belirtilen koşulları sağlayan tüm sanatçılar başvuru yapabilecek. Yarışmada birinciye 60 bin TL, ikinciye 40 bin TL, üçüncüye ise 30 bin TL ödül verilecek. Ayrıca üç eserin sahibi de 10’ar bin liralık mansiyon ödülünün sahibi olacak. Yarışmanın sonuçları 18 Ocak 2022 tarihinde duyurulacak.
“Sağlık Çalışanlarına Adanmış Bir Yapıt Yarışması” ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Soner Sert’in alanından yetkin 20 yazarın katkısıyla hazırladığı, “sinemanın ilk teorisyeni” Hugo Münsterberg’den “sinemanın son teorisyeni” Lev Manovich’e uzanan bir köprü kuran çalışması Sinemanın Teorisi, Yordam Kitap’tan çıktı.
Sinemanın Teorisi, başlangıcından günümüze sinemaya katkı sunan, fikirleriyle bu sanat dalının büyümesinde, gelişip serpilmesinde etkisi olan büyük teorisyenlerin çalışmalarını merkezine aldı. Kitap; Beyza Bilal, Burcu Kurtiş, Deniz Ulusoy, Erkan Büker, Fırat Yücel, Gizem Parlayandemir, Hakan Erkılıç, Janet Barış, Metin Akdemir, Murat Tırpan, Nalan Büker, Selahattin Yıldız, Selda Salman, Seray Genç, Soner Sert, Süreyya Karacabey, Ufuk Tambaş, Yeşim Dinçer, Yusuf Güven, Z. Tül Akbal Süalp’ın katkılarıyla hazırlandı.
Sinemanın önemli teorisyenlerinden Sergey M. Ayzenştayn, Vsevolod Pudovkin, Dziga Vertov, Béla Balázs, Rudolf Arnheim, John Grierson, Bertolt Brecht, Cesare Zavattini, André Bazin, Siegfreid Kracauer, Üçüncü Sinema Anlayışı, Christian Metz, Laura Mulvey, Gilles Deleuze, Slavoj Žižek, B. Ruby Rich kitapta farklı yazarlar tarafından ele alınıp değerlendirildi.
Doğaçlama, saykedelik ve Anadolu motiflerinden beslenerek müzik üreten KAM, “Tünel” isimli yeni teklisi Gülbaba Records etiketiyle yayımlandı.
KAM’ın İstanbul’un kaotik evrenini doğu ile orta Asya arasındaki bir geçit olarak tanımladığı “Tünel” teklisi üç parçadan oluşacak Kuz isimli EP’sinin müjdecisi niteliğinde. Grup 2019 yılında folk-rock ve caz gibi türleri doğunun özgün tınılarıyla harmanlayarak hazırladığı Amad isimli albümünü yayımlanmıştı. Grup müziğinde trompet, klavye ve gitarın iç içe geçen sesleri, bas gitar ve davulun salınımıyla, anlatıcıya kulak vererek zaman içinde bir hal alıp onu ana sunmayı hedefliyor.
KAM’ın "Tünel” isimli teklisini buradan dinleyebilirsiniz.
x-ist, Gülin Hayat Topdemir’in “The Phase” başlıklı galerideki ikinci kişisel sergisine 16 Aralık 2021 - 22 Ocak 2022 tarihleri arasında ev sahipliği yapacak.
Eserlerinde kadın dünyasına dair hikâyeleri gerçeküstü bir anlatımla paylaşan Gülin Hayat Topdemir, gerçekçi bir üslupla Rönesans’a uzanan bölgesel ışıklandırma tekniği Chiaroscuro’yu kullanarak farklı kadın kimlikleri üzerinden çeşitli duygu durumlarını ele alıyor. Sanatçının tuvalin karşısında güdüsel olarak açığa çıkardığı resimlerden oluşan sergideki eserlerde kadınların ya da kadın olarak hissedenlerin kozalarından çıkıp benliklerine kavuşma anları yer alıyor.
Sergide sanatçının su yansımasından, sisler ardından verdiği puslu kadın imgesi zamansızlık ve mekânsızlık üzerinden ele alınıyor. Kadın olmanın gerçeküstü hikâyeler yaşamaya açık olma hâli yüzünden kadınların kendi benliklerini yaşamak için ihtiyaç duydukları atmosfer, sanatçının odağına sadece bu meselenin öznesi olan kişiyi almasıyla kurgulanıyor. Topdemir’in hem şiirsel bir romantizm hem tekinsiz bir karanlık taşıyan resimlerinin yer aldığı sergideki eserlerin üzerinde figürlerin örtülü olma durumu izleyici için de kendi duygularıyla yüzleşme, hesaplaşma ve keşfetme alanı bırakıyor.
Gülin Hayat Topdemir’in “The Phase” başlıklı sergisini 16 Aralık 2021 - 22 Ocak 2022 tarihleri arasında x-ist’te ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
1. Cocoon, Tuval üzerine yağlı boya, 140x170cm
2. Love, Tuval üzerine yağlı boya, 125x140 cm
3. Mutated, Tuval üzerine yağlı boya, 120x90cm
Séverin Vidal’in kırmızı bir mantoyla çocuklara eşitsizlik ve paylaşım konusuna dair bir hikâye anlattığı kitabı Manto, Louis Thomas’ın resimleri ve Sumru Ağıryürüyen’in çevirisiyle Meav Yayıncılık’tan çıktı.
Vidal, 2021’de Prix des Incorruptibles ödülünü aldığı Manto ile 3 yaş ve üzeri okura kayıtsız kalamayacağı bir hikâye anlatıyor.
Lison, uzun zamandır ablasının kırmızı mantosunu giyeceği günü iple çekiyordu. Nihayet o gün gelmişti ve artık mantosuyla çok mutluydu. Ama onu giyip dışarı çıktığı gün, kendisini nelerin beklediğinden habersizdi.