
Önemli sanat etkinliklerinden biri olan Venedik Bienali 59. Uluslararası Sanat Sergisi, 23 Nisan’daki genel açılışı öncesinde profesyoneller için gerçekleştirilen ön izleme günleriyle başladı. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) koordinasyonunu yaptığı, T.C. Dışişleri Bakanlığı himayesinde ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nda Füsun Onur’un “Evvel zaman içinde…” başlıklı yeni sergisi yer alıyor.
İstanbul Bienali ve İKSV Güncel Sanat Projeleri Direktörü Bige Örer’in küratörlüğünü yaptığı “Evvel zaman içinde…” sergisi, 23 Nisan - 27 Kasım tarihleri arasında bienalin ana mekânlarından Arsenale’de sanatseverlerle buluşacak.
Kavramsal sanatın öncü isimlerinden Füsun Onur, Türkiye Pavyonu için ürettiği yeni sergisinde insanların yol açtığı ve gezegenin geleceğini tehdit eden insan odaklı yönetim anlayışına karşı birleşerek mücadele eden bir grup fareyle kedinin öyküsünü anlatıyor. Onur, eserinin ana karakterleri olan fareler ve kedileri pandemi döneminde, iki yıl boyunca evinden hiç çıkmadan hazırladı. Sanatçı Türkiye Pavyonu için metal telleri bükerek ve şekillendirerek farklı karakterler ve bu karakterlerin hayatlarından çeşitli kesitler sunan sahneler yarattı. Sergi mekânına yayılan bulutlar üzerinde tasvir edilen her bir sahne, bir araya gelerek bütünsel bir anlatı oluşturuyor. Serginin tasarımı Yelta Köm imzası taşıyor, aydınlatma tasarımı ise Erinç Tepetaş’ın danışmanlığında yürütülüyor.
Sergiyle eş zamanlı olarak Marcello Jacopo Biffi’nin tasarladığı, editörlüğünü Bige Örer ile Nilüfer Şaşmazer’in birlikte üstlendiği pek çok küratör, sanatçı ve sanat tarihçisinin Füsun Onur’un sanat pratiğine dair yazılarından oluşan bir yayın hazırlandı. Bu yayın İKSV ve Mousse Publishing ortaklığında İngilizce olarak yayımlanan kitapta Ahu Antmen, Alev Ersan, Anna Boghiguian, Anne Barlow, Aslı Seven, Ayşe Erek, Chus Martínez, Defne Ayas, Deniz Gül, Fatih Özgüven, Gregory Volk, Hera Büyüktaşcıyan, HG Masters, Iwona Blazwick, İz Öztat, Kevser Güler, Leylâ Gediz, Misal Adnan Yıldız, Murat Alat, Necmi Sönmez, Paolo Colombo, Sally Tallant, Seza Paker ve Tolga Tüzün’ün yeni yazıları yer alıyor. Kitapta Füsun Onur arşivinden görüntüler ve sanatçının Türkiye Pavyonu için ürettiği yeni işin görselleri de bulunuyor. Kitabın Türkçesi, İKSV ve Yapı Kredi Yayınları tarafından Nisan ayında yayımlanacak.
Jia Tolentino’nun yaşadığımız dönemi tanımlayan çatışmaları, çelişkileri, büyük değişimleri irdelediği kitabı Hileli Ayna – Kendimizi Nasıl Kandırıyoruz?, Su Akaydın’ın çevirisiyle Mundi’den çıktı.
The New Yorker'ın parlak genç yeteneği Tolentino, birbiriyle bağlantılı konuları masaya yatıran dokuz denemenin yer aldığı Hileli Ayna'da çağımıza dair keskin bir gözlemle okurunun bakış açısını çarpıtabilecek güçlerin bir analizini sunuyor.
Hileli Ayna, hayatlarımızın yüzeyinin hemen altında akıp giden kendini kandırma nehrinde bizleri aydınlatıcı, unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor; içine doğduğumuz ve bizi şekillendiren kültürün aynasında kendimizi net bir şekilde görmenin zorluğunu gözler önüne seriyor. Sosyal internetin kâbus gibi yükselişinden 2000'lerin belirleyici sistemi hâline gelen dolandırıcılık düzenine, abartılı düğünlerden bedenlerimiz de dahil olmak üzere her şeyin biz ölene kadar daha verimli ve güzel olması gerektiği konusunda ısrar eden optimizasyon rüyasına, farklı gözüken konuları birbirine bağlayarak anlatıyor Tolentino.
14 Haziran’da Türkiye’de yayın hayatına başlayacak olan Disney+, Kaçış isimli ilk Türk içeriğini dizinin setinden görseller ile duyurdu.
The Walt Disney Company’nin dijital yayın platformu Disney+’ın ilk Türk içeriği Kaçış’ın hikâyesini Engin Akyürek, senaryosunu ise Ali Doğançay kaleme aldı. Yapımcılığını O3 Medya ve Same Film’in üstlendiği dram, aksiyon ve macera türündeki dizinin yönetmen koltuğunda Yağız Alp Akaydın otururken, dizinin oyuncu kadrosunda Engin Akyürek, İrem Helvacıoğlu, Aziz Çapkurt, Onur Bay, Leyla Tanlar, Aras Aydın ve Levent Ülgen gibi pek çok isim bulunuyor.
Kaçış; savaş fotoğrafçısı Mehmet ve farklı ülkelerden gelen bir grup gazetecinin araştırma yapmak üzere bir Ezidi köyüne gitmelerinin ardından radikal terör örgütünün eline düşmeleri, sonrasında yaşadıkları dramları, değişimleri ve kaçış hikâyelerini anlatıyor. Dizi araştırma ekibinin kurtulmak için vereceği zorlu mücadeleyi anlatırken Orta Doğu’da yaşanan insanlık dramına da farklı bir bakış açısı sunuyor.
PİLEVNELİ, Tarık Töre’nin “Caspar David Friedrich Nietzsche Guevara” başlıklı kişisel sergisi ile Esra Gülmen’in “Don’t Play with My Emotions” başlıklı Türkiye’deki ilk kişisel sergisini 28 Mayıs tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
“Caspar David Friedrich Nietzsche Guevara” sergisiyle yaşadığı çağın hafızasını ifade etmeyi amaçlayan Tarık Töre, kendi görsel dünyasına has imgeleri gerçek üstü kompozisyonlarda bir araya getiriyor. Yeni dünya düzeni içerisinde insanı ve hayat içerisindeki yolculuğunu parçalar, bölümler altında değerlendiren sanatçıya göre bu yolculuk bir akış içerisinde değil fakat birbirinden ayrı bölümlerden oluşuyor. Sanatçı bu bölünmüş görüntüleri kendi içinde sınırlandırılmış bölümler olarak nitelendiriyor. Serginin başlığı üç ayrı “ikonun”, yani tarihten üç ayrı bölümün birbirine geçmiş hâlini temsil ediyor. Bunlar; Alman romantik ressam Caspar David Friedrich, filozof Friedrich Nietzche ve aktivist, savaşçı politik figür Che Guevara. Friedrich insanın romantik yönünü ve duygularını, Nietzche aklı, Che ise eylemi temsil ediyor. Friedrich, Nietzsche ve Che sergide temelde herkesin günlük hayatında arada kaldığı üç ana karar mekanizmasını olan duygular, akıl ve eylemi temsil ediyor. Bu üç mekanizma arasındaki karmaşa sergide yer alan eserlerin her birinde kendini gösteriyor. Sanatçı eserlerinde bu bölünmüş tereddütleri, sınırsız seçenek arasında dolaşan akılları ele alıyor.
Esra Gülmen’in gelenekselin dışında farklı mecra ve teknikleri de kullandığı “Don’t Play with My Emotions” sergisi, sanatçının kendi duygularıyla “oynadığı” ve ziyaretçiye de oyun alanı sunduğu bir mekân oluşturuyor. Sokaklar, posterler, sosyal medya, sohbetler, müzik, şarkı sözleri, filmler ve kitaplar gibi güncel hayatın ve popüler kültürün tüm aparatlarını inceleyen sanatçı, onlardan faydalanıyor, ilham alıyor ve eserlerinde yer veriyor. Genellikle bir kavramı veya duyguyu inceleyerek sorularına başlayan sanatçı, bu kavramla “oynayarak” ve onu anlamaya çalışarak eserlerini oluşturuyor. Sanatçı alışılmışın dışında ve gündelik hayata ait objeleri ve müzik enstrümanlarını da tuval yüzeyi gibi kullanıyor. Hem mecrayla hem de kavramlarla oyun oynayarak, çalışmayı seçtiği yüzey alanı, eserin anlamını ve sorguladığı kavramı/duyguyu destekliyor. Sanatçı böylelikle inşa ettiği geçici, uçucu kurguda izleyiciyi gündelik duyguları, alışkanlıkları, sevme ve sevilme biçimleri üzerine düşünmeye yönlendiriyor.
Tarık Töre’nin “Caspar David Friedrich Nietzsche Guevara” başlıklı sergisi ile Esra Gülmen’in “Don’t Play with My Emotions” başlıklı sergisini 28 Mayıs tarihine kadar PİLEVNELİ’de ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
1. Esra Gülmen, "Don't Play with My Emotions", Davul seti üzerine akrilik boya, 2022
2. Tarık Töre,"Döv Beni", Kağıt üzerine akrilik ve sprey boya, 200 x 150 cm, 2021
Colm Tóibín’in dünya edebiyatının da en önemli yazarlarından Thomas Mann’ın ve kendisi kadar ünlü ailesinin hayatı anlatılan kitabı Sihirbaz - Bir Thomas Mann Biyografisi, İlknur Özdemir’in çevirisiyle Sia Kitap’tan çıktı.
Tóibín, bu kitapta akıcı bir dille, gerçeklerden sapmadan, yazarın yaşamını olduğu kadar edebiyata bakışını, siyasi duruşunu, Almanya’da Nasyonal Sosyalizm’in yükselişiyle birlikte ülkesinden kopmasını, mültecilik yıllarındaki duygu dünyasını, kimi inancından vazgeçişini sunuyor. Sihirbaz, Mann’ın hayatıyla birlikte yirminci yüzyılın da geniş bir panoraması.
Thomas Mann, başarılı bir romancıyken, 20. yüzyıl tarihinin çarklarında savaşları, devrimleri, faşizmi, soykırımları, mülteciliği yaşamak zorunda kalan, dünyanın gözlerini diktiği, sözlerini dinlediği bir fikir liderine dönüşen biri olarak beliriyor. Çocukluğundan başlayarak ölümüne kadar bütün hayatı, özel merakları, evliliği, sıra dışı ailesi, birine yakından birine uzaktan tanık olduğu iki dünya savaşının yazarda yarattığı çelişkiler ve çalkantılar geniş açıyla seriliyor okurun önüne. Sihirbaz çok önemli bir edebiyatçının dünyasının aynası olduğu kadar değişimin yüzyılıyla duygusal bir hesaplaşma da, merkezinde de dik durmaya çalışan ama bu değişimin rüzgârlarıyla sallanan bir adam yer alıyor.
Canan Yücel Pekiçten’in dünya prömiyerini Amsterdam’da Podium Mozaïek’te yaptığı performansı How To Enjoy Ceylon Tea (Seylan Çayı’nın Tadı Nasıl Çıkarılır) Türkiye’de ilk kez 23 ve 24 Nisan’da Kundura Sahne’de izleyiciyle buluşacak.
Son dönem çalışmalarında kadın bedeninin çağdaş sanattaki temsiliyet biçimleri üzerine yoğunlaşan dans sanatçısı, koreograf ve öğretim üyesi Canan Yücel Pekiçten’in konsept, koreografi ve performansını üstlendiği How To Enjoy Ceylon Tea (Seylan Çayı’nın Tadı Nasıl Çıkarılır) ile kolonyal bir ürün olan Seylan Çayı’nın tadını çıkarmanın “öteki” yollarını arıyor. Performans izleyiciyi Georges Bizet’in oryantalist operası İnci Avcıları’nın peşinde Sri Lanka’nın sömürge ürünü çayı Seylan’a ulaşan bir yolculuğa çıkaracak. How To Enjoy Ceylon Tea (Seylan Çayı’nın Tadı Nasıl Çıkarılır) 23 Nisan Cumartesi günü saat 18:00’de ve 24 Nisan Pazar günü saat 17:00’de Kundura Sahne’de sahnelenecek.
Canan Yücel Pekiçten performansının üretim süreci hakkında şunları söyledi: “‘Batı’ kültürünün simgesi operalar ve aryalar, bir süredir çalışmalarımın kritik kaynağı. Batılı klasik bir operaya ait arya üzerinde çalışarak onun bir parçasına dönüşürken, operanın konusu olan meseleleri tersyüz etmenin, yıkmanın ve yeniden yapmanın karşıtlığı ile ilgileniyorum. Bu sefer Georges Bizet’in İnci Avcıları oryantalist operasının sesini duymak için düşüncelerim Seylan’ın kendisine uzandı ve beni Sri Lanka'nın sömürge ürünü çaya götürdü.”
Ayrıca 23 Nisan Cumartesi günü saat 17:00’de Marilyn Monroe efsanesinin başlangıcı sayılan 1953 yapımı suç filmi Niagara, 4K çözünürlüğünde restore gösterimi ile son kez Kundura Sinema’da sinemaseverlerle buluşacak.
Beykoz Kundura’da gerçekleştirilecek etkinliklerin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Artopol Art Gallery, Gülcan Karadağ’ın farklı dönemlerinden eserlerinin yer aldığı “Gülcan Karadağ: Sanatta 40. Yıl” başlıklı sergiyi 30 Nisan’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Gülcan Karadağ’ın farklı dönemlerinden farklı serilerine ait en çarpıcı eserlerinden oluşan sergide, izleyici hayal gücünün derinliğinin ve bilinmezliğinin, mistisizmle harmanlanmasına ve bir sanat eserine dönüşmesine tanıklık ediyor. Sanatçı eserlerinde en eski uygarlıklardan beri süregelen düşünce tarihini gizem ve estetik ile bir araya getiriyor. Sanatçı, gerçeklik ve boyut etkisi verdiği eserlerinde, yumuşak tonlamalarıyla sfumato tekniğini uyguluyor. Bu teknik, tonların birbiri içerisinde kaybolup ipeksi yumuşak bir görüntüye kavuşmasını sağlıyor. Serginin odak noktası Karadağ’ın son dönem serisi olan ormanlar.
Gülcan Karadağ’ın “Sanatta 40.Yıl” sergisini 30 Nisan’a kadar 10:00 - 22:00 saatleri arasında 42 Maslak’ta yer alan Artopol Art Gallery’de ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
1. Gülcan Karadağ, Altın Orman, 120x180 cm, Tuval üzeri yağlı boya
2. Gülcan Karadağ, İzlenim, 97x130 cm, Tuval üzeri yağlı boya
Newbery Ödüllü Amy Timberlake ile Caldecott Madalyalı ünlü çizer Jon Klassen’in ortak kaleme aldığı kitap serisinin ilk kitabı Kokarca ile Porsuk, Cenk Pamay’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Okul çağı 6-10 yaş aralığındaki çocuklara hitap eden seride bir arada yaşamak zorunda kalan iki zıt karakterin dostluğu anlatılıyor.
“Kimse kapı çaldığında karşısında bir kokarca görmekten mutlu olmaz. Ayrıca aklı başında hiç kimse evine bir kokarcanın taşınmasına izin vermez! Ama bizim hikâyemizde işler öyle yürümüyor: Kokarca, Porsuk’un yanına taşınıyor! Mühim Taş İşi’yle meşgul Porsuk’un isteyeceği son şey rahatsız edilmek olsa da artık bunun için çok geç.
Kokarca’nın gelişiyle Porsuk’un tüm düzeni altüst oluyor. Roket patatesler havada uçuşuyor, kuyruklar havaya dikiliyor ve korkunç kokular yanlış yerde, yanlış hayvana püskürtülüyor. Hepsi tamam da, ortalıkta bunca tavuğun dolaşma sebebi ne?”
Bağımsız Fransız sanatçı Oscar Anton, her ayın ilk cuma günü yeni bir ülkede yeni tanıştığı bir lokal sanatçıyla kaydettiği şarkıları yayımladığı “kartpostallar” serisine Nilipek’le kaydettiği “castles” şarkısı ile devam ediyor.
Milano, Madrid ve Berlin’in ardından İstanbul’la yola devam eden “kartpostallar” serisinin yeni konuğu Nilipek oldu. “Postcards” konseptiyle tekrar tekliler yayımlamaya başlayan Oscar Anton, mart ayında konser için geldiği İstanbul’da Nilipek’le tanıştı. Çok iyi anlaşan ikili “castles” isimli parçayı kaydetti. Oscar Anton ve Nilipek’in ukulele ile birleşen yumuşak sesleri, dinleyiciyi ateş başında güzel bir kitap okuma isteği uyandıran, yaza hasret bırakan sıcacık bir atmosfere götürüyor. 2022 Ocak’ta Milano’dan gelen ilk kartpostalla başlayan bu seri, devamında Hollanda, İsviçre, İngiltere gibi durakları müjdeliyor.
Oscar Anton ve Nilipek’in “castles” şarkısını buradan dinleyebilirsiniz.
Fotoğraf: Lucas Troadec
Koruma, restorasyon, arkeoloji, müze, kütüphanecilik fuarı 6. Heritage İstanbul, 11 - 13 Mayıs tarihleri arasında Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşecek.
Bu yıl altıncısı düzenlenecek olan Heritage İstanbul, Türkiye’de kültürel miras bilincinin artması ve korunması gibi konuları kendisine sosyal misyon edinerek bu doğrultuda ürün, hizmet ve teknolojilerin geliştirilmesini amaçlıyor. Heritage Projeleri Kurucusu Osman Murat Akan ve TG Expo ev sahipliğinde düzenlenen fuarın basın toplantısı, İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürü Hayrullah Çelebi, İBB Kütüphane ve Müzeler Müdürü Ali Şafak Özdemir, Heritage İstanbul Danışma Kurulu Üyesi, Arkeolog Nezih Başgelen ve Baksı Müzesi Kurucusu ve Baksı Kültür Sanat Vakfı YKB Prof. Dr. Hüsamettin Koçan katılımıyla İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde yapıldı.
TG Expo tarafından, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin büyük destekleri ile gerçekleşecek Heritage İstanbul 2022’de, fuara eş zamanlı olarak konferanslar, seminer ve diğer yan etkinlikler de düzenlenecek. Bu etkinliklerde dünyaca ünlü 200’e yakın arkeolog, restoratör, konservatör, mimar ve müzeci katılımcılarla buluşacak. Fuar kapsamında üç gün boyunca 8’i keynote olmak üzere 100’ü aşkın konuşmacının yer aldığı 48 oturum gerçekleştirilecek.
Basın toplantısının açılış konuşmasında Heritage Projeleri Kurucusu Osman Murat Akan şunları söyledi: “Ülkemiz ve özelde İstanbul, dünya kültürel miras alanları arasında önemli bir bölge. Heritage İstanbul Restorasyon, Arkeoloji, Müzecilik ve Kütüphanecilik Teknolojileri Konferans ve Fuarı da bu bilinç ve farkındalıkla doğan, gelişen bir marka olarak uluslararası alanda aynı oranda ses getirmekte. Heritage ekibi olarak; ülkemizin kültür değerlerinin korunması ve kollanması adına, uluslararası teknolojilerin tanıtılması amacıyla çıktığımız yolda altıncısını gerçekleştireceğimiz organizasyonumuzun, tüm sektörel aktörlerin buluşma yeri olduğunu görmek bize kıvanç ve onur vermekte. ‘Geçmişe gelecek sağlamak’ mottosuyla organize edilen ve sektöre yönelik ünik bir platform olan Heritage İstanbul; konferansları ile sektörün önemli gelişmeleri ve oluşumlarını tartışmak, fuarı ile ülkemizde alanlarında uzman kuruluşların katılımıyla kültür mirası üzerine dünyada gelişen trendler, güncel sistemler ve teknolojileri tanıtmak için 2015 yılından bu yana sizlerle birlikte yol alıyor.
Sektörün tek organizasyonu Heritage İstanbul, yeni alanlar ve birliktelikler yaratarak ülke ekonomisine olumlu sinyallerin artmasını sağlayacak adımları atmaya, ülkemizin müzecilik, arkeoloji restorasyon ve kütüphanecilik sektörlerini biraya getiren bu kapsamlı etkinlikte uluslararası aktörleri yurdumuza getirmeye devam ediyor. Uluslararası 33, ulusal 100’ün üzerinde katılımcı firmaya ilave olarak tüm sektörel Sivil Toplum Kuruluşlarını bir çatıda toplayan ve tabi ki ülkemizin kültür mirası alanındaki başat kamu kurumlarının desteği ile 7000’i aşkın ziyaretçisiyle büyüyen bir aileyiz.
11-13 Mayıs tarihleri arasında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda TG Expo tarafından gerçekleştirilecek T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin büyük destekleri ile organize ettiğimiz Heritage İstanbul 2022’de, fuara eş zamanlı olarak düzenlenen konferanslar, seminer ve diğer yan etkinliklerde dünyaca ünlü iki yüze yakın arkeolog, restoratör, konservatör, mimar ve müzeci bilgi ve birikimini dinleyicilerle paylaşacak. Fuar ile eş zamanlı düzenlenecek konferans, miras sohbetleri ve atölye çalışmalarında; üç gün boyunca 8’i keynote olmak üzere 100’ü aşkın konuşmacının yer aldığı 48 oturum gerçekleşecektir. Bu vesileyle tüm paydaşlarımıza bir kez daha teşekkürlerimizi sunarken, Heritage İstanbul’un bir kez daha tüm kültür camiasına hayırlı olması en büyük temennimiz.”