GÜNDEM
  • 29-08-2022

    Ahmet Büke’nin bir çocuğun babaannesiyle mutlu anılarını yazdığı defterini konu alan yeni kitabı Babaannem, Kurbağalar ve Hayat, Başak Taşkıran’ın çizimleriyle Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.

    Ahmet Büke’nin yeni kitabı sevgiyle, neşeyle ve tuhaf sürprizlerle dolup taşan bir çocukluğu anlatıyor. Kitap her anı, dünyanın en ilginç kasabasında, dünyanın en sıra dışı babaannesiyle yaşanan sürprizli bir çocukluktan, komik, umut dolu ve anlamlı öyküler anlatıyor. Kimi yelkenlinin rüzgârında, kimi balkondaki kahvaltı sofrasında, kimi eşekle buzul tırmanışında... Çocukluğun acı tatlı günleri, hayatın gerçek bir armağan olduğunu duyumsatıyor. Kitap her yaştan okuyucuyu yaşamın tuhaf ama mutlu zamanlarında yolculuğa çıkartıyor.

    ​“Dokuz yaşından beri babaannesiyle birlikte yaşıyordu. Ama ne babaanne! Bazen börek tepsisi elinde, bazen de yelkenlisinin dümeninde… Bir gün torununa, yalnızlık hissini dindireceğini söyleyerek bir defter hediye etti. Uzun süre boş kalan defter zamanla, cıvıl cıvıl kasabanın, renkli konu komşunun tuhaf ama mutlu anılarıyla dolmaya başladı: Uzaya gitmek isteyenler, uçurtma meraklıları, deniz sevdalıları, dağdan kar toplayanlar, pilot teyzeler, oymakbaşına hayran izciler, toprağını dünyalara değişmeyenler… Yoksa hayat gerçekten güzel miydi!..

    0
    0
    2207
  • 28-08-2022

    Arthood Entertainment tarafından hayata geçirilen 1. Türkisches Film Festival (TFFB), bu yıl ilk kez 14 - 18 Eylül tarihlerinde Babylon Sineması’nda gerçekleştirilecek.

    Kendisini kültürler arası karşılıklı anlayışın destekleyicisi ve bir köprü olarak tanımlayan 1. Türkisches Film Festival, kültürel benzerlik ve farklılıkları filmlerin duygusal açıdan çekici sunumuyla hassas bir şekilde ele almayı ve Almanya ile Türkiye arasında sinema üzerinden bir diyalog kurmayı amaçlıyor. Türkiye’den birçok sinemacıyı Berlin’de ağırlayacak olan 1. Türkisches Film Festival (TFFB) kapsamında zengin bir film programı ve yan etkinlikler sinemaseverlerle buluşacak. Festival, Türkiye’den uluslararası alanda başarılı yönetmenlerin yanı sıra, yeni yeteneklerin hem tarihsel geçmişe bakan hem de güncel ve önemli konuları ele alan yaklaşık 25 uzun metrajlı, belgesel ve kısa filminden oluşan bir seçkiyi Babylon Sineması’nda izleyici ile bir araya getirecek. Festival açılışını, Cem Kaya’nın bu yıl Berlinale Panorama bölümünde seyirci ödülü alan, Almanya’daki iş gücünün temelini oluşturan göçmenlerin müzikle ilişkisini ele alan Aşk, Mark ve Ölüm belgeseli ile 14 Eylül’de yapacak. Yönetmen Cem Kaya ve filmin yapımcıları gösterimin ardından soru cevap bölümünde seyircinin sorularını yanıtlayacaklar. Festivalde film gösterimlerinin yanı sıra sektörün deneyimli yapımcı, yönetmen ve oyuncularının katılımıyla panel ve söyleşilerden oluşan yan etkinlikler düzenlenecek.

    Sundance Film Festivali ve Berlinale’den ödüller alan, Rusya-Ukrayna savaşına küçük bir köyün parçalanması üzerinden bakan Klondike, Ferit Karahan’ın katıldığı dünya festivallerinden otuza yakın ödül alan yatılı okul karanlığını distopik bir evrende anlattığı son filmi Okul Tıraşı, Semih Kaplanoğlu’nun Cannes’da dünya prömiyerini yapan, karakterlerini inanç maddiyat ikilemine sıkıştırdığı son filmi Bağlılık Hasan, Toronto Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan, Antalya ve Ankara Film Festivalleri’nden ödüller alan Emre Kayiş’in ilk filmi Anadolu Leoparı ve Ahmet Necdet Çupur’un kendi hikâyesinden yola çıkarak hayatlarında değişiklikler yapmak isteyen kardeşlerinin hikâyesine odaklandığı sarsıcı belgeseli Yaramaz Çocuklar programın öne çıkan filmleri arasında yer alıyor.

    Azra Deniz Okyay’ın Hayaletler, Ümit Ünal’ın Aşk, Büyü vs., Leyla Yılmaz’ın Bilmemek ve Serdar Kökçeoğlu’nun Mimaroğlu belgeseli de program kapsamında izleyiciyle buluşacak. Gösterimlerin ardından film ekiplerinin katılımıyla gerçekleşecek “Q&A”ler kapsamında yönetmen ve oyuncular sahnede olacak.

    Pelin Esmer’in Barış Bıçakçı ile senaryosunu yazdığı İşe Yarar Bir Şey, Mahmut Fazıl Coşkun’un Venedik Film Festivali ödüllü darbe kara komedisi Anons ve Aslı Özge’nin Almanya’daki ötekileştirmeye ufak bir taşra kasabasından baktığı, suç ve gerilim dolu Ansızın filmi özel gösterimler kapsamında festivalde gösterilecek. Pelin Esmer, Mahmut Fazıl Coşkun ve Aslı Özge film gösterimlerinin ardından soru cevap kısmında seyirci ile bir araya gelecek. Son iki yılın ödüllü kısa filmlerinden oluşan bir seçkiye programında yer veren festival kapsamında gösterilecek kısa filmler arasında Can Merdan Doğan’ın Stilletto, Onur Güler’in Yara, Ceylan Özgün Özçelik’in Ankebût, Zeynep Dilan Süren’in Büyük İstanbul Depresyonu ve Murat Uğurlu’nun Tapınak filmleri bulunuyor. Özlem Sarıyıldız’ın Welcomed to Germany? kısa filmi Türkiye’den Almanya’ya son yıllarda artan yeni göçün görsel/işitsel temsilini ortaya koyuyor.

    Festival, Türkiye Sineması’nın deneyimli isimlerini festival kapsamında Berlin’de konuk edecek. Panel ve söyleşilere Aslı Özge, Pelin Esmer, Cem Kaya, Mert Fırat, Mahmut Fazıl Coşkun, Leyla Yılmaz, Azra Deniz Okyay, Ferit Karahan ve Özlem Sarıyıldız katılacak.

    ​Berlin merkezli film şirketi Arthood Entertainment tarafından düzenlenen 1. Türkisches Film Festival, Berlin Senatosu Kültür ve Avrupa Bölümü ve Goethe Enstitüsü’nün Alman Film Festivalleri Fonu tarafından destekleniyor. Babylon’un ev sahipliği yaptığı festival ekibinde uluslararası sinemacılar yer alıyor. Said Nur Akkuş’un festival yönetmenliğini yaptığı 1. Türkisches Film Festival’in, eş yönetmenliğini Felix Glück, sanat yönetmenliğini Francesca Vantaggiato ve Nesligül Satır üstlenirken, program koordinatörlüğünü ise Sinan Yusufoğlu yürütecek.

    0
    0
    2444
  • 28-08-2022

    Damla Menteş, Hıdır Eligüzel, Jeff Oslo, Karbon, Kübra Ayyıldız.KA, Met-İs, Nesrin İçen, Okyanus Çağrı Çamcı, Öner Başkan, Selman Akıl ve Serhat Akavcı’nın “temellük” kavramı üzerine ürettikleri işlerden oluşan “Kendileme” başlıklı sergi, 22 Eylül - 8 Ekim tarihleri arasında Labirent Sanat’ta izleyiciyle buluşacak. İsmet Doğan’ın küratörlüğünü üstlendiği “Kendileme” başlıklı sergi, sanat geleneğinin yeniden okunmasını amaçlıyor.

    Son birkaç yılda, Kendileme kavramı, kültürel etkileri nedeniyle “özellikle anladığınızı veya saygı duyduğunuzu göstermeden, size ait olmayan bir kültürden bir şeyler alma veya kullanma eylemi” olarak daha geniş çapta anlaşılır hâle geldi. Belki de daha az bilinen şey, sanatta teorik bir terim ve uygulama olarak Kendilemenin-Temellük etmenin tarihsel bağlamıdır. Kendilemenin tanımında küçük farklılıklar olsa da özünde sanatta Kendileme, diğer sanat eserlerini veya sanatçıların görsel malzemelerini yeniden kullanan, bunlara atıfta bulunan, kopyalayan veya sahiplenen amaçlı ve yaratıcı bir uygulamadır. Sanat tarihinde, kendileme eyleminin derin teorik ve kavramsal kökleri vardır; yüzyıllarca süren sanat yapımı ve dağıtımı yoluyla filizlenen ve sayısız şekilde tezahür eden bir uygulama olarak günümüze kadar gelmiştir.

    ‘Kendileme’ kendisi üzerine düşünmedir, ne yaptığımız üzerine. Aynı zamanda kendisine karşı(t) düşünmedir. Ve düşünceyi homojenleşmekten kurtarır. ‘Kendileme’ sanatı ya da kendine mal etme eylemi temel olarak modernite eleştirisi yapar. Eleştireldir. Kendileme eylemi yerinden eder, köksüzleştirir, piç kılar, piçleştirir. Temellükün de bir pasif alımlamadan ziyade bir aktif faaliyet olduğunun altını çizer.

    ​“Kendileme” başlıklı grup sergini, 22 Eylül - 8 Ekim tarihleri arasında Labirent Sanat’ta ziyaret edebilirsiniz.

    Künye:
    1. Jeff Oslo, Herkes Adına, 2022, fotoğraf, buluntu nesne, 100x100cm
    2. Nesrin İçen, Siz Hiç Burada Değilmişsiniz Gibi, 2022, ıhlamur ağacı ve çelik çatal, ahşap yontma rölyef, 56x90cm
    3. Öner Başkan, İsimsiz, 2021, tuvalet kağıdı üzerine serigrafi baskı, 10x1200cm

    0
    0
    2102
  • 28-08-2022

    Abigail Dean’in 30’dan fazla dile çevrilen, dizi hakları satılan çarpıcı çıkış romanı Kız A, Mehmet Gürsel’in çevirisiyle Epsilon’dan çıktı.

    Abigail Dean’in ilk romanı olan Kız A, bir kaçış hikâyesi olarak başlıyor ve okuru tamamen saran psikolojik bir gerilime dönüşüyor. The Independent gazetesinin “yılın en iyi gerilim romanı” olarak gösterdiği kitap, tacizci ebeveynlerinden ve onların “korku evi”nden kaçan kardeşlerin hikâyesini anlatıyor. Yıkıcı bir geçmişin yarattığı dehşetin izini süren Kız A, bir ailenin dramını ele alıyor.

    Beni tanımıyorsunuz ama yüzümü görmüşsünüzdür. Önceki fotoğraflarda belimize kadar hatlarımızı minik piksellerle anlaşılmaz hâle getirdiler; saçlarımız bile ifşa edilemeyecek kadar farklıydı. Fakat hikâyenin bıkkınlık vermesi ve bizi koruyanların da usanmasıyla birlikte internetin rutubetli köşelerinde bizi bulmak kolaylaştı.

    Ben Alexandra Gracie ama beni Kız A olarak bilirler. Kardeşlerimle birlikte Korku Evi’nde büyüdüm. Ve on beş yaşındayken kaçmayı başardım. Yeni bir hayatın beni beklediğini düşünüyordum. Şimdi ise bir şey beni o eve geri çağırıyor.”

    0
    0
    2032
  • 27-08-2022

    Zorlu PSM, tiyatronun sürdürülebilirliğine katkı sağlamak üzere hayata geçirdiği PSM Atölye’nin ikinci dönemi için başvurular başladı.

    PSM Atölye’nin birinci yılında 26 katılımcı teorik ve pratik eğitimleri tamamlayarak 10 farklı oyun sahneye koydu. Eğitmen kadrosunu Türkiye’de alanında öncü yönetmenlerin, oyun yazarlarının ve yapımcıların oluşturduğu, tiyatro alanında deneyimli uluslararası isimler de konuk eğitmen olduğu PSM Atölye’nin ikinci dönemi için 25 Eylül’e kadar başvuru yapılabilecek.

    “Dramatik Yazarlık”, “Tiyatro Yönetmenliği” ve “Tiyatro Yapımcılığı” olarak 3 farklı bölümde eğitimlerin yer aldığı PSM Atölye’ye kariyerlerinin ilk aşamalarında olan ve gelecek vadeden 18 - 30 yaş arası amatör/profesyonel yönetmen, yapımcı ve yazarlar katılabiliyor. PSM Atölye, tiyatroya yeni yetenekler kazandırmayı, tiyatro külliyatının özgün içeriklerle zenginleşmesini sağlamayı ve katılımcılarını Türkiye’deki sahne sanatları ağının bir parçası hâline getirmeyi amaçlıyor. Tiyatro yönetmeni Serdar Biliş’in moderatörlüğünde hazırlanan ve 7 ay süren atölye programında katılımcıların bir oyun fikrinin ilk aşamasından sahneleme sonrasına kadar tüm süreçte yetkin ve donanımlı hâle gelmeleri hedefleniyor.

    ​PSM Atölye’ye 18 - 30 yaş arasındaki dramatik yazarlık, yönetmenlik ve tiyatro yapımcılığı ile ilgilenenler 25 Eylül’e kadar psmatolye@zorlu.com adresine iletecekleri niyet mektubu, öz geçmiş ve/veya portfolyoları ile katılabilir.

    0
    0
    2811
  • 27-08-2022

    Decollage Art Space, Oya Akman’ın tasarımda 50 yıllık sürecine odaklanan “Yarını Bugün Seç / Oya Akman ile Tasarımda 50 Yıl” sergisini 14 Eylül - 9 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    Decollage Art Space’in sanat yöneticiliğini ve danışmanlığını yapan Mine Çağlar’ın küratörlüğünü üstlendiği “Yarını Bugün Seç / Oya Akman ile Tasarımda 50 Yıl” sergisinde, tasarımcının üretimine kapsamlı bir bakış sunan eserlerinin yanı sıra sergi için üretilen, ilk kez izleyiciyle buluşacak olan pek çok çalışma da yer alıyor.

    Sergi, 2022 Dünya Cam Yılı ve Oya Akman’ın da tasarımda 50. yılı olması sebebiyle anlamlı bir tarihte izleyiciyle buluşacak. İklim krizinin kaçınılmaz etkileriyle mücadele ettiğimiz günümüzde, sürdürülebilirlik, sıfır atık, geri dönüşümün hayatımızda önemli bir yeri bulunuyor. Tüm bu etmenler paralelinde Modern Çağ’ın bir diğer adı Cam Çağı olarak kabul ediliyor.

    Meslek hayatı boyunca mobilya, tekstil, seramik, plastik ve cam sektörlerinde tasarımcı olarak çalışan Akman; German Design Award Special 2016, Pentawards Bronze 2015, Feed Patent Bronz 2020, WorldStar 2015, Design Turkey Üstün ve İyi Tasarım Ödülleri 2013, 2014, 2018; Ambalajın Ay Yıldızları Altın Ambalaj Ödülü, Altın ve Gümüş Ödüller 2014, 2020 , Observeur du Design 2009, Design and Design 2011, Good Design 2010, Red Dot 2008, Design Plus MateriaL Vision 2007, EUWIIN  gibi pek çok ödül kazandı. Oya Akman’ın kariyerini ilk kez bu kadar kapsamlı bir şekilde ele alan “Yarını Bugün Seç / Oya Akman ile Tasarımda 50 Yıl” sergisine eş zamanlı olarak birçok paralel etkinlik de gerçekleştirilecek.

    ​“Yarını Bugün Seç / Oya Akman ile Tasarımda 50 Yıl” sergisini 14 Eylül - 9 Ekim tarihleri arasında Decollage Art Space’de ziyaret edebilirsiniz.

    0
    0
    2693
  • 27-08-2022

    Türkiye’nin yerli bilimkurgu ve fantastik edebiyatının önemli isimlerinden Orkun Uçar’ın üç uzun hikâyenin birleşiminden oluşan bilimkurgu romanı OPUS Holden Kitap’tan çıktı.

    ​Burak Turna ile birlikte yazdığı Metal Fırtına romanıyla 1 milyondan fazla okur kitlesine ulaşan Orkun Uçar’ın Derzulya Serisi, ZifirDerin İmparatorlukKült ve Absentium romanları Türk fantazyasının en önemli kitapları arasına girdi. “Sigun”, “Demir Yıldız” ve “S.O.D” isimli üç hikâyenin birleşiminden oluşan OPUS romanında Uçar günümüzde Google, Apple, Samsung gibi büyük teknoloji şirketleri tarafından kullanılmaya ve geliştirilmeye başlayan yapay zekânın ne boyutlara ulaşabileceğini araştırıyor. Sigun adında evden çıkamayan bir internet korsanının hikâyesiyle başlayan roman daha sonra uzayın sonsuzluğunda gezinen bir maceraya dönüşüyor. Kitap çoklu evrenler, uzay kolonileri, yapay zekâlar, klonlar, tiranlar ve gizemli gezegenler ile hayal gücünün sınırlarını zorluyor.

    0
    0
    1839
  • 26-08-2022

    Düzce’de yer alan Prusias ad Hypium Antik Kenti’nde yapılan kazı çalışmaları sırasında Apollon heykeli bulundu.

    Düzce Belediyesi kazı ekibi ve arkeologlar tarafından yapılan kazı çalışmaları sırasında başta Apollo Citharoedus heykeli olmak üzere birçok heykel buldu. Bulunan heykelde Apollo bir kithara ile birlikte yer alıyor. Yaklaşık 1 metre 90 santim boyunda, 60 santim eninde olan heykelin başında defne yapraklarından diadem (taç) bulunuyor. Üzerinde chlamys (kıyafet) olan heykelin belden aşağısı ise çıplak çıplak olarak betimleniyor. Bulunan diğer heykelde üzerinde chiton (kıyafet) ile betimlenmiş bir kadın bulunuyor. Heykelin baş kısmı kırık olup ayaklarının altında da kaide yer alıyor. Genişliği 60 cm, boyu ise yaklaşık olarak 1,90 olan kadın heykelinin de aynı yüzyıla ait olduğu tahmin ediliyor. Heykellerin restorasyonu için İstanbul Arkeoloji Müzesi ile temasa geçildiği belirtildi.

    ​Düzce Belediye Başkanı Dr. Faruk Özlü şunları söyledi: “Bugünlerde yaptığımız kazılarda son derece kıymetli heykeller çıkardık. Düzce’de Apollo heykeli bulduk. Bir depremde kırıldığını tahmin ettiğimiz Apollo heykelinin iyileştirilmesi için İstanbul Arkeoloji Müzesi ile görüşeceğiz. Apollo heykelinin bulunması Düzce tarihi için önemli bir dönüm noktasıdır. Burası Düzce’nin ve Batı Karadeniz’in kalbidir. Ortaya çıkan eserlere baktıkça Düzce’nin geçmişi ve tarihini ile ilgili geleceğe ışık tutan eserlerin gün ışığına çıkarılması bana son derece mutluluk veriyor.”

    0
    0
    3199
  • 26-08-2022

    Through The Window (TTW) projesi kapsamında hayata geçirilen “ÇARK” başlıklı sergi, Karşı Sanat Çalışmaları ve Koli Art Space seçkileri ile eş zamanlı olarak sanatseverlerle buluşacak.

    Türkiye, Hollanda ve ötesinden queer sanatçı, aktivist, düşünür ve gece çalışanlarını çevrim içi olarak bir araya getiren Through The Window (TTW) projesi dayanışma ve iş birliği olanaklarını geliştirmeyi amaçlıyor. "ÇARK” başlıklı sergi, 2 Eylül - 1 Ekim tarihleri arasında Karşı Sanat Çalışmaları’nda, 3 Eylül - 1 Ekim tarihleri arasında Koli Art Space’de ziyaret edilebilecek.

    Through The Window, “ÇARK” ile gördüğünüz anda kendinizi görülmüş hissedeceğiniz bir karşılaşmayı hedefliyor. Farklı disiplinlerden sanatçılar benzer kapsayıcılıklarla ördükleri ağ içinde ve yakınlık kurmayı hatırlatan çeşitlilikleriyle bir araya gelmeyi kutluyor. Sergi kapsamında Koli Art Space ve Karşı Sanat Çalışmaları’nda cevapsız sorulara, boşluklara ve çatlaklara yer bırakan samimi bir sorgulama alanı yaratılmaya çalışılıyor.

    Bedenin üretken rolüne ve onun (queer) arzularına hitap eden “ÇARK”, sabit tanımlara meydan okuyan bir tavırla, çeşitli performans araçlarını kullanarak cinsellik ve toplumsal cinsiyetin bir ifadesini, politik bir hareket ve bir duyarlılık olarak queerliği araştırıyor. "ÇARK” kapsamında ayrıca atölyeler, sanatçı konuşmaları ve kapanış partisi de gerçekleştirilecek.

    Karşı Sanat Çalışmaları’nda yer alan seçki Melis Bektaş küratörlüğünde Ardıl Yalınkılıç, Emir Erkaya, Metehan Törer, Ünal Bostancı, SPNDEX, Vinita Gatne, Yasemin’in eserlerini bir araya getiriyor.

    Elçin Acun ve Yasemin küratörlüğünde gerçekleşen Koli Art Space seçkisinde ise 71 cm canavar travesti Kiki ggNash, Andru Suarez Rojas, Anto Lopez Espinoza, Aroth & DRTY, ceytengri, Damla Şahinbaş, Efe Durmaz, Elçin Acun & Mert Çağıl Türkay, el1fkk, Eloy Cruz del Prado, Elyla, Onur Karaoğlu, Prins Chris, Syntia eserleriyle yer alıyor.

    "ÇARK", 2 Eylül - 1 Ekim tarihleri arasında Karşı Sanat Çalışmaları’nda, 3 Eylül - 1 Ekim tarihleri arasında Koli Art Space’de ziyaret edilebilir.

    Karşı Sanat Çalışmaları Adres: Asmalı Mescit, İstiklal Cd. No:108, 34430 Beyoğlu/İstanbul
    ​Koli Art Space Adres: Rasimpaşa Mh, Yurttaş Sk. No:14/A, 34716 Kadıköy/İstanbul

    0
    0
    4218
  • 26-08-2022

    Edebiyat tarihi metodolojisi ve Marksist eleştirinin en önemli klasiklerinden biri olan György Lukács’ın Tarihsel Roman isimli kitabı İsmail Doğan’ın çevirisiyle Telemak Kitap tarafından yeniden yayımlandı.

    György Lukács 1937-38 arası tefrika ettiği Tarihsel Roman’da Walter Scott’ın açtığı çığırda yeni bir edebiyat türünün doğuşuna ve bunun Napolyon sonrası Avrupa’nın devrimci dinamikleriyle etkileşimine ışık tutuyor. Tarihsel Roman burjuva düzeninin tesisi ve buna paralel olarak gerçekleşen arkaik toplumsal formların tasfiyesi çağında tarihsel bilincin yaşadığı dönüşümlere odaklanıyor. Manzoni, Tolstoy, Balzac, Stendhal ve birçok klasik yazarın katıldığı “halk”ların bu yeni edebi canlandırımının anlamlarını ve siyasetini hususen Fransız-Alman edebiyatı ve tarihi üzerinden okuyor.

    Orhan Pamuk: “Lukács’ın ‘Tarihsel Roman’ı hayatımda yazarlığımda çok etkili olan seçkin kitaplardan biridir. Yazar olmaya, romancı olmaya karar verdiğim günlerde, 1975’te okudum bu kitabı. Romancı olmak istiyordum, ama nasıl bir romancı olmam gerektiğini anlamaya, çıkarmaya çalışıyordum ki bu kitap, ince kapaklı bir cep kitabı olarak elime geçti. Büyük eleştirmenin geniş, neredeyse sınırsız kültürü, belli başlı büyün klasik romanlara hâkim olması ve edebiyat ile tarihi aynı anda düşünüyor olması kitabın zenginliği ile birlikte çok etkiledi beni. Bugün ‘tarihi roman’ı bir biçim ve yöntem olarak seviyorsam, yaptığım işi edebi ve ‘tarihi’ anlamına inanıyorsam, bunda Lukács’ın büyük payı vardır. Lukács’ın başka pek çok kitabını, bu kitap gibi, satırların altını çizerek ve düşünerek okudum. Yazarın ansiklopedik bilgisinden ve felsefi bakış açısından da çok yararlandım. Bu büyük düşünür eleştirmenin Budapeşte’deki evini kırk iyi yıl sonra ziyaret ettim ve ne çok şey borçlu olduğumu ifade ettim. Tarihsel Roman Türkçeye çevrildiği için seviniyorum.”

    Fredric Jameson: “Tarihsel Roman Marksist ve diyalektik edebi eleştirinin değişken programının ve vaatlerinin muhtemelen en anıtsal gerçekleşimidir… ve gün gibi ortadadır ki, Tarihsel Roman her Marksist eleştirinin başlıca vazifesini muzafferane bir şekilde yerine getirmektedir: Bu vazife, geniş anlamıyla konuşursak, estetik metnin ve onun tarihsel ya da sosyal ‘bağlam’ının artiküle edilmesi çabasıdır.”

    Lukács: “Tarihsel romanın büyük görevi, tam da halkın iç hayatını, içerisinde vuku bulan önemli akımları canlı şekilde temsil eden halk karakterlerini sanatsal olarak icat etmektir. Tarih yazımının –ki genellikle egemen sınıfların bilimidir– halk hayatının bu unsurlarını çoğunlukla bilinçli olarak ihmal etmesi, görmezden gelmesi, sıklıkla suçlayıcı şekilde çarpıtması kendiliğinden anlaşılır bir durumdur. İnsanlığın ilerlemesinin savunulmasının kuvvetli bir silahı olan tarihsel roman, insanlık tarihinin bu sahici itici kuvvetlerini gerçek yerine yerleştirme, şimdiki çağ için canlandırma gibi büyük bir görev üstlenmiştir.”

    0
    0
    1832
DAHA FAZLA
Geldanlage