
Taksim Sanat, çağdaş sanatın çok katmanlı yapısını odaklanan “Yüzeyin Derinliğinde” başlıklı yeni sergisini 31 Mayıs’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Küratörlüğünü Deha Çun’un üstlendiği “Yüzeyin Derinliğinde” sergisi, yüzeyi yalnızca görünenin sınırı olarak değil; izlerin, katmanların ve hafızanın biriktiği çok boyutlu bir alan olarak ele alıyor. Sergide, farklı kuşaklardan aralarında uluslararası sanatçıların da yer aldığı 20 sanatçının toplam 60 eseri bulunuyor. Sergideki eserler, form, malzeme, renk ve teknik arasındaki ilişkiler üzerinden yüzeyin hem fiziksel hem de düşünsel derinliğini görünür kılıyor. Boya, kâğıt, metal, ahşap, fotoğraf ve çeşitli endüstriyel veya organik malzemeler, yüzeyle kurulan diyaloğun yapı taşlarını oluşturuyor. Farklı disiplinlerden gelen çalışmalar, yüzeyin taşıdığı anlam etrafında bir araya gelerek izleyiciye bütünlüklü bir deneyim sunuyor. “Yüzeyin Derinliğinde”, görünür ile görünmeyen arasındaki zarif dengeyi odağına alarak, sanatın düşündüren, hissettiren ve çoğaltan doğasına işaret ediyor.
Sergide; Nimet Babanoğlu & Fatih Bozkurt, Jéssica Burrinha, Melis Cantürk, Eylül Civelek, Ersan Deveci, Osman Dinç, İrfan Erdal, Emin Mete Erdoğan, Mesut Karakış, Hasan Kıran, Burak Kutlay, Haydar Lale, Mehmet Öğüt, Günnur Özsoy, Burcu Perçin, Miguel Rodrigues, Ahmet Sarı, Emre Tura, Mehmet Ali Yıldız ve Semih Zeki’nin eserleri yer alıyor.
Fransız sanatçı Nathalie Rey’in insan faaliyetlerinin doğa üzerindeki etkisini ve çağdaş ekosistemlerin giderek kırılganlaşan durumunu ele aldığı çalışmalarından oluşan “Sensitive Zone” başlıklı kişisel sergisi, 7 Mayıs tarihine kadar 1890 Urla’da konumlanan Creative Chaos Project Galeri’de izleyiciyle buluşuyor.
Nilay Yerebasmaz küratörlüğünde gerçekleşen sergi, araştırma temelli küratöryel platform TRIC İnisiyatif tarafından başlatılan ilk gezici proje olma özelliğini taşıyor. “Sensitive Zone”, çevresel yıkımın çoğu zaman görünmez kalan sonuçlarına dikkat çekerken, korunmaya ihtiyaç duyan manzaralara ve yaşam alanlarına işaret ediyor. Sergi, izleyicileri ekolojik hassasiyet, insan müdahalesi ve doğal sistemlerin değişen dengesi üzerine düşünmeye davet ediyor.
Oyun ve çocukluk imgelerine yapılan göndermeler aracılığıyla Rey, ekolojik meseleleri görünüşte masum nesnelerin içinde saklı olan rahatsız edici gerçeklerle izleyiciyi yüzleştirerek ele alıyor. Pelüş figürler ve sentetik malzemeler, doğal çevrede biriken plastik kalıntıları ve yapay atıkları çağrıştırıyor. Bu bağlamda gündelik nesneler, sanatçının çağdaş üretim ve tüketim sistemlerinin ekolojik sonuçlarını sorguladığı sembolik araçlara dönüşüyor. 1890 Urla Galeri’deki sunum, Nathalie Rey’nin pratiğini Türkiye’deki izleyiciyle buluştururken, sanatsal araştırmanın günümüzün ekolojik sorunlarıyla nasıl ilişki kurabileceğine dair bir diyalog açmayı amaçlıyor.
Synth punk, minimal wave ve lo-fi estetiği kendine özgü bir entelektüel dünyada birleştiren John Maus, %100 Müzik katkılarıyla 12 Mayıs’ta Blind sahnesinde müzikseverlerle buluşacak.
Amerikalı müzisyen, besteci ve akademisyen John Maus; nostaljik synthesizer’lar, ilkel ritimler ve varoluşsal temalar etrafında şekillenen müziğiyle son 20 yılın en etkili kült figürlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ariel Pink ve Animal Collective çevresiyle birlikte anılan Maus, 80’ler synth-pop estetiğini ironiden uzak, samimi ve karanlık bir anlatımla yeniden yorumluyor.
Songs (2006), Love Is Real (2007) ve özellikle We Must Become the Pitiless Censors of Ourselves (2011) albümleriyle geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan John Maus, müziğinde pop formunu akademik bir disiplinle ele alırken, sahnedeki performanslarında ise kontrolsüz, fiziksel ve yoğun bir enerji sunuyor. Bu çelişki, onu çağdaş alternatif müzik sahnesinde benzersiz bir noktaya yerleştiriyor. John Maus’un canlı performansları, minimalist altyapılar üzerine kurulu şarkıların zaman zaman kaotik, zaman zaman hipnotik bir atmosfere büründüğü; izleyiciyle doğrudan temas kuran, sınırları zorlayan deneyimler olarak tanımlanıyor.
John Maus konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Karaköy Fransız Geçidi’nde geçtiğimiz aylarda açılan Black Light Gallery’nin ikinci sergisi “Okunamayan” 23 Mayıs’a kadar sanatseverlerle buluşuyor.
Küratörlüğünü Hale Albayrak’ın üstlendiği “Okunamayan” sergisinde; Zeynep Akman, Yunus Aras, Enis Malik Duran, Mehmet Sinan Yücel ve Merve Zeybek bir araya geliyor.
“Bir yazı okun(a)madığında neye dönüşür? Sayfa, cilt, kapak, satır ve boşluklar yalnızca yazının taşıyıcısı mıdır, yoksa kendi başlarına bir anlam alanı mı kurarlar? Yazıdan sıyrılmış bir sayfa hâlâ bir “okuma nesnesi” olarak varlığını sürdürebilir mi ya da bunu sürdürmesine gerçekten gerek var mıdır?” Bu soruların izini süren sergi, yazıyı yalnızca bir okuma ve bilgi aktarım aracı olmaktan çıkararak; yazının icadıyla birlikte gelişen bilgi, iktidar, hafıza ve aktarım pratikleri arasındaki tarihsel ilişkiyi postyapısalcı bir bakış açısıyla görünür kılmayı amaçlıyor.
Sergideki eserler, okuma eylemini baştan askıya alıyor; izleyici bir yazı ya da kitap formuna bakıyor ancak çözülecek bir metinle karşılaşmıyor. Dilsel göstergeler belirli bir gösterilene bağlanmıyor ve bütünlüklü bir içerik oluşmuyor. Bu deneyim gerek yıllar evvel gerekse az önce okunan bir metni bütünüyle hatırlayamamaya benziyor. Metin hafızadan silinince geriye yalnızca duygu, ruh hâli ve belli belirsiz bir iz kalıyor.
Dolayısıyla anlam artık metnin içinde önceden belirlenmiş ve tamamlanmış şekilde var olmuyor. Yazılar silikleşiyor, yoğunlaşıyor ve anlam her seferinde yeniden şekilleniyor; hiçbir zaman tek ve nihai bir biçime kapanmıyor. Her izleyici anlamı kendi bakışıyla yeniden örüyor. Barthes’ın dediği gibi, “Yazılı metnin örgüsü budur işte. Burada yaptığım, sadece ipleri toparlamak, gözler önüne sermek. Herkes resmi kendine göre tamamlayacak.”
Fotoğraf: Barış Özçetin
Tiyatro NOK’un modern İngiliz edebiyatı yazarlarından Alan Sillitoe’nun öyküsünden sahneye uyarladığı yeni oyunu Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı izleyiciyle buluşuyor.
10 Nisan’da prömiyerini gerçekleştiren oyun Tufan Afşar tarafından uyarlayıp yönetiliyor. Taha Berk Kaya’nın yardımcı yönetmenliğini yaptığı oyunda Erdi Güçlü tek kişilik performans sergiliyor. Oyunun müzikleri Ahmet Sipahi’ye, ışık tasarımı Ersin Yaşar’a, ışık tasarım asistanlığı Bilal Ayvaz’a, afiş tasarımı Burak A. Bal’a, fotoğraflar Burak A. Bal ve Uğur Yartım’a ve görsel tasarım Şehbal Sezen Acarlı’ya ait.
Başrolde 16 yaşındaki Colin Smith yer alır. Smith işlediği suçtan dolayı ıslahevine girmiştir. İyi bir koşucu olduğu için koşu yarışına katılmak zorunda kalır. İşçi mahallesinde doğup büyümüş, biraz serseri biraz muzip Colin koşmaya başladıkça değişmeye başlar. Colin koştukça sınıfsal öfkesi, öğretilmiş çaresizlikleri ve kabullenmişlikleriyle, içinde hapsedildiği durumları fark etmeye ve sorgulamaya başlar.
Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı’nı 16 Nisan’da Kumbaracı50, 29 Nisan’da Öktem Aykut Sanat Galerisi ve 13 Mayıs’ta DasDas’ta izleyebilirsiniz.
Çocuklara yönelik sahne prodüksiyonu ile dikkat çeken Dedektif Köpek Dodo, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel gösterimleriyle İstanbul ve Antalya’da sahnelenecek. Çocuklara eğlenceli bir deneyim sunarken aynı zamanda paylaşmanın ve birlikte hareket etmenin önemini vurgulayan yapım, 19 Nisan’da Bakırköy’de House of Performance sahnesinde, 23 Nisan’da Duru Tiyatro sahnesinde, 25 Nisan’da ise Antalya’da Nazım Hikmet Kültür Merkezi’de izleyicilerle buluşacak.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı coşkusunu sahneye taşıyan oyun, eğlenceli anlatımıyla iyilik, dayanışma ve paylaşım temalarını merkezine alıyor. Akıllı ve bir o kadar da yetenekli köpeğimiz Opia Proteo, Dedektif Köpek Dodo rolünde minik izleyicilere eğlence dolu bir macera sunuyor. Akıllı ve yetenekli bir dedektif köpek olan Dodo’nun hikâyesini odağına alan yapımda, hiç oyuncağı olmayan çocukların hayallerini gerçekleştirmek için geliştirilen “Oyu-Maki” adlı icadın çalınmasıyla başlayan gizemli bir macera sahneye taşınıyor. Dodo, güçlü sezgileri ve hassas burnuyla bu gizemin izini sürerken, arkadaşlarıyla birlikte minik izleyicilerini sürükleyici bir serüvene davet ediyor. Sihirli ormanlar, danslar, şarkılar ve bilmecelerle örülü anlatımıyla dikkat çeken oyun, çocuklara eğlenceli bir deneyim sunarken aynı zamanda paylaşmanın ve birlikte hareket etmenin önemine vurgu yapıyor.
Dedektif Köpek Dodo’nun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
Yazan: Kaan Elbingil
Yöneten: Özgür Kaymak
Müzik: Mertol Şalt
Yapımcı: Yasemin Arslan
Yardımcı Yönetmen & Yapım Koordinatörü: Ebru Karabaş
Köpek Eğitmeni: Ece Dökmeci
Dodo: Opia Proteo
Dodo Seslendirme: Salih Kalyon
Oyuncular: (Alfabetik Sıra ile) Furkan Güleç, Gizemnur Topaloğlu, Öykü Tanışman, Selver Çavuş, Turanalp Şanlı, Yiğit Cesaret
Koreografi: Güney Güvenç
Dekor Görsel Tasarım: Mirsad Baydemir
Dekor Tasarım ve Üretim: Tibet Aycan
Oyu-Maki Tasarım ve Üretim: Niyazi Ölmez
Dijital Tasarım ve Işık Tasarımı: Mesut Sarı – 1011 Works
Teknik Uygulama: Efe Ali Hekimoğlu
Afiş ve Grafik Tasarım: Beyza Neke
Sosyal Medya Yönetimi: Nida Su Sönmez
Yapım: StatiCreative
Art On İstanbul, Kerem Giriş’in “Kaldırım Mühendisi” başlıklı kişisel sergisini 23 Mayıs’a kadar Polat Piyalepaşa’daki mekânında sanatseverlerle buluşturuyor.
“Kaldırım Mühendisi”, kenti bir manzara olarak değil, işleyen bir mekanizma olarak ele alıyor. Sergide yer alan figürler, nesneler ve yapılar; kamusal alanın nasıl söküldüğünü, kapatıldığını, yeniden tahsis edildiğini ve geride nasıl bir tortu bıraktığını görünür kılıyor. Buradaki bedenler hareket hâlinde değil; durdurulmuş, beklemeye alınmış, askıda tutulmuş bedenler.
Sergi, kamusal olanın gündelik işleyişine odaklanıyor: oturma, bekleme, geçiş ve taşıma gibi sıradan kentsel formlar burada işlevlerinden koparak envanter, delil, eşik ve prosedür nesnelerine dönüşüyor. Bank, Tahsis arabası ve Kale gibi işler; şehrin nasıl bölündüğünü, erişimin nasıl düzenlendiğini ve ortak alanın nasıl sürekli yeniden kodlandığını gösteriyor. Sanatçı, “Kaldırım Mühendisi” ile kentin estetiğine değil, düzeneklerine bakıyor; şehri, yüzeyinden çok işleyişi üzerinden okumaya açıyor.
Valentina Toro’nun cesaretin, arkadaşlığın ve büyümenin bazen ne kadar karmaşık olabildiğini, hayal gücünün sınırlarında gezinen bir hikâye ile anlattığı Canavarım ve Ben, Zeynep İsmailoğlu’nun İspanyolcadan çevirisiyle Carpe Diem Kitap’tan çıktı.
Çocuk olmak her zaman kolay değildir. Ama seni koruyan bir canavarın varsa, her şey biraz daha katlanılabilir hâle gelir. Ella’nın onuncu yaş günü kutlaması, kimsenin gelmediği sessiz bir akşamla başlar. Çikolatalı pastası, patlayan mumları ve sonsuz heyecanıyla misafirlerini bekler… Ama evlerinin kapısı asla çalmaz. Tam da kendini yapayalnız hissettiği anda, tuhaf bir şeyle karşılaşır: Bahçede saklanan ve sanki gökyüzünden kopmuş gibi görünen bulutsu bir canavar. Sadece Ella’nın görebildiği bu canavar; onun, sahip olduğu tüm kaygılarından kaçıp sığındığı tek dostu olacaktır.
Türk tiyatrosunun prestijli ödüllerinden Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri’nin bu seneki adayları ve özel ödül sahipleri, 7 Mayıs’ta Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek tören öncesinde duyuruldu.
28. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri jürisi, tiyatro tarihine geçen ustalara takdim edilen Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü’ne Şahika Tekand’ı layık gördü. Oyun yazarlarına adanan Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü ise Lucy isimli oyunuyla Aslı Ceren Bozatlı’nın oldu. Komedi ya da müzikal dalındaki oyunlara verilen Haldun Dormen Özel Ödülü, Konken Partisi isimli oyunla Tiyatrokare’ye verilirken, Yapı Kredi Özel Ödülü’nün sahibi Prof. Dr. Merih Tangün olarak açıklandı. Bu yıl ayrıca özel ödüller kategorisine Afife Onur Ödülü de eklendi. Aynı kategoride en az beş kez Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri kazanmış kişilere takdim edilen bu ödül, Yakup Çartık’a verildi. Böylece 28. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında takdim edilen özel ödül sayısı beşe yükseldi.
Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri, 7 Mayıs’ta Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek törenle sahiplerini bulacak, gecenin sunuculuğunu ise Demet Evgar ve Atılgan Gümüş üstlenecek.
Yılın En Başarılı Oyunu
Lucy – Decollage Art Space
Gaybubet Şehri – Kumbaracı50
İlk Bakışta Prima Facie – Nilüfer Belediyesi Nilüfer Kent Tiyatrosu
Uyku, Ölüm, Dondurma, Ülke – Mono Creative
En Sevdiğinden Başla – Tiyatro Hemhal
Yılın En Başarılı Yönetmeni
Arzu Gamze Kılınç – Filler ve Karıncalar
Barış Ayas – İlk Bakışta Prima Facie
Gamze Güzel & Tanıl Yöntem – Lucy
Serin Öztoprak – Uyku, Ölüm, Dondurma, Ülke
Yelda Baskın – Çirkin
Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu
Başak Daşman – Bobik Nerede?
Nergis Öztürk – Elma Labrador Çimen
Nezaket Erden – En Sevdiğinden Başla
Rabia Zehra Şafak – İlk Bakışta Prima Facie
Sezgin Uzunbekiroğlu – Beyoğlu’nda Gizli Kanto
Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu
Atakan Akarsu – Aslında İyi Çocuk
Barış Yıldız – Gonzago’nun Öldürülüşü
Kürşat Demir – En İyi İkinci
Semih Ertürk – Tac’ın Nöbetçileri
Tolga İskit – Çirkin
Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu
Ayşegül Erkutay – Büyük Romulus
Ece Kazımoğlu – Beyoğlu’nda Gizli Kanto
Ezgi Oltes – Beyoğlu’nda Gizli Kanto
Pınar Yıldırım – Monologlar Müzesi Pavyon
Refiye Genç Çoldur – Gergedanlar
Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu
Atlas Karan Tumluer – İnsandan Kaçan
Hakan Kargidanoğlu – Ganzago’nun Öldürülüşü
Kağan Şenbaş – Gergedanlar
Sefa Tantoğlu – Aşk ve Para
Tanıl Yöntem – Lucy
Yılın En Başarılı Sahne Tasarımı
Barış Dinçel – Güneşin Oğlu
Candan Seda Balaban – Bozmayın Çekiyorum
Fırat Dövencioğlu & Özgür Kavurmacıoğlu & Umut Kambak – Cehhenem Çiçeği
Halil Ege Doğramacı – Jonas’la Evlenmek
Kerem Çetinel – Baba
Yılın En Başarılı Giysi Tasarımı
Ayçin Tar – Eşeğin Gölgesi
Deniz Göl – Lüküs Hayat
Dilek Kaplan – Gergedanlar
Nilsu Baldan – Bobik Nerede?
Tomris Kuzu – Çirkin
Yılın En Başarılı Sahne Müziği
Berkay Özideş – Gergedanlar
Burçak Çöllü – Bozmayın Çekiyorum
Cem Kahraman – Beyoğlu’nda Gizli Kanto
Gökçe “Cheche” Gürçay & Miray Eslek & Özlem Kaya & Volkan İncüvez – Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş? Çerkez Rıdvan’ın Dolabı
Tolga Çebi – Baba
Yılın En Başarılı Işık Tasarımı
Burhan Yücel – Birbirimizi Hiç Görmeyecekmişiz
Can Şahman – Ejder Sever Bizi
Cem Yılmazer – Güneşin Oğlu
Emir Tatlı – Baba
Eren Kaan Atay – Şüphe
Yılın En Başarılı Hareket Tasarımı (Koreografisi)
Adem Mülazım – Gergedanlar
Ferhat Güneş – Birbirimizi Hiç Görmeyecekmişiz
Gülnara Golovina – Kalabalık Sofra
Seda Özgiş – Bobik Nerede?
Tuğçe Tuna – Vanya Dayı
Genç Kuşak Sanatçısı Adayları
Doğa Yiğit – Vanya Dayı
Eren Uğurhan – Aslında İyi Çocuk
Eylem Kaçalin – Şüphe
Gökhan Efe Şenyapar – Ejder Sever Bizi
Yunus Emre Şahin – Görme Tutkusundan Kör Olabilir İnsan
Galeri 77, Mutlu Aksu’nun “Reality Show” başlıklı kişisel sergisini 23 Mayıs’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Mutlu Aksu’nun “Reality Show” sergisi, gündelik hayatın görsel olarak nasıl kurulduğunu ve gerçeklik duygumuzun bu kurgu içinde nasıl biçimlendiğini sorguluyor. Sanatçı, sıradan görünen sahneler, tanıdık nesneler ve toplumsal olarak kodlanmış figürler aracılığıyla, bireyin gündelik yaşam içinde karşılaştığı iktidar ilişkilerini, baskı biçimlerini ve bunların nasıl içselleştirildiğini görünür kılıyor.
“‘Reality show’ gerçek insanların gerçek hayatlarının kamera önünde sergilendiği bir format olarak tanımlanır. Peki, bir reality show izlediğimizde gerçekten hakikatin kendisini mi izleriz? Kameralar kurulduktan, ışıklar ayarlandıktan, kurgu masasından geçtikten sonra ekrana yansıyan sahne hâlâ gerçek midir? Her sabah uyandığımızda telefona uzanan elimiz, görselleri paylaşmadan önce bir kez daha gözden geçirirken, çerçevelerken ve düzenlerken gördüğümüz imgelerin gerçekliğinden ne kadar bahsedebiliriz? Daha da önemlisi, gerçek hayat dediğimiz şey bir reality show’dan nasıl ayrılır?
Mutlu Aksu’nun Galeri 77’de gerçekleşen Reality Show isimli sergisi tam da bu soruların içinden doğar. Sanatçı, gündelik hayatın sıradan anlarına, tanıdık nesnelere, bildik mekânlara ve toplumsal yapının bireylere biçtiği rollere bakar. Bu yüzeyin altında işleyen iktidar ilişkilerini ve güç sembollerini görünür kılarken, bireyin bunları nasıl deneyimlediğini ve çoğu zaman farkında olmadan nasıl içselleştirdiğini odağına alır. Bunu yaparken belgeselci bir temsil kurma iddiasından uzak duran ustaca kurgulanmış bir görsel anlatı düzeni oluşturur.”
Künye:
1. Mutlu Aksu, Let The Good Times Roll, 2025, Acrylic on canvas, 110x155cm
2. Mutlu Aksu, Love Me the Most II, 2026_Acrylic on canvas, 80x94cm
3. Mutlu Aksu, Love Me the Most, 2026, Acrylic on canvas, 110x110cm
4. Mutlu Aksu, However You Like, 2025, Acrylic on canvas, 100x190cm
5. Mutlu Aksu, Actually My Wounds Are Deeper II, 2021, Acrylic on canvas, 70x50cm